📝 TALEPLERİMİZİN NEDENLERİ
ÖĞRETMENLERİN HİKAYELERİNDE!
❗️Öğretmenler, taleplerimizin aciliyetini kendi hikayeleriyle anlatıyor. Yaz döneminde geçinebilmek, bir sonraki sene işsiz kalıp kalmayacağını düşünmemek, kıdem tazminatı hakkını alabilmek, mesleğin baskıya dönüşmediği stressiz bir çalışma hayatı sürdürebilmek istiyoruz.
Taleplerimiz net, sabrımız kalmadı!
Özel öğretim kurumlarında, belirli süreli iş sözleşmesi uygulaması kaldırılsın!
İnsanca Yaşayacağız, #ÖğretmenliğiYaşatacağız
@Yusuf__Tekin@prof_mahmutozer@Suat_Ozcagdas@KezbanKonukcu@ilyastopsakal@mehmetkaramansp@senolsunat@latifselvi42@NazimMavis@necmettincalisk@rukiye_toy
Derneğimizin resmi hesabı Twitter X tarafından hiçbir mahkeme kararına dayanılmaksızın keyfi bir biçimde kapatılmıştı. Yeni hesabımızın üyelerimiz ve tüm dostlarımız tarafından takip edilmesini ve bu tweetin yaygınlaştırılmasını rica ederiz.
ÇHD SUSMADI SUSMAYACAK!
Dayanışmayla!
Edirne'de üç üniversiteli 25 Mart'tan bu yana tutuklu
Edirne Cezaevi'nde tutulan üniversitelilerden mesaj var
🔸"Biz burada, milyonlar da dışarda tüm güçleriyle mücadele etmeye devam ettikçe bu bize büyük bir güç veriyor"
1/21
İSLAM GELENEĞİNDE "DİRENME HAKKI" VAR MI?
Arapçada "itaat" ve "din" sözcükleri aynı anlama gelir: “Kendini gönüllü olarak bir güce tabi kılmak, gönüllü olarak boyun eğmek, birinin emrine amade olmak, onun hâkimiyet ve otoritesi altında boyun eğmeği kabul etmek.”
📢 Üniversite sınavlarına hazırlanan Eren Ögetürk, İmamoğlu'nun tutuklanmasına karşı yapılan eylemde taşıdığı, "Kayyıma hayır" pankartı gerekçe gösterilerek tutuklandı.
Anne Filiz Serim, "Eren, şu an haksız yere yattığını ve çıkacağını biliyor. Ona destek olunmasını istiyor" dedi.
🗞️ Ümmü Gülsüm Sülün'ün haberi
https://t.co/2TG2bdHstW
LÜTFEN HERKES SESİMİZİ DUYURSUN.
Resimde gördüğünüz hırçın bakışlı, yakışıklı, yağız delikanlı 22 yaşındaki ana kuzusu kuzenim Umut Başkaya. Umut ve üç arkadaşı (Mustafa Fatih Avcı, Emine Kuş, Evrim Çelik) 23 Mart akşamı -hani şu polis müdahalesinin en sert olduğu akşam- Kayseri Chp İl Başkanlığı binası önünde gözaltına alındılar, iki gün süren gözaltı sürecinin sonunda, kampüslerde, caddelerde ve meydanlarda Anayasal haklarını kullanmaktan başka hiçbir suçu bulunmayan akranları gibi tutuklanıp cezaevine yollandılar. Alttaki tivitte paylaşacağım hakim kararında da okuyacağınız üzere gereği düşünülmüş, hukuk fakültesi sıralarında dirsek çürütmemiş sade vatandaşlar için bol bol hukuki terimlerle süslenip karmaşıklaştırılarak intikam soslu bir karar alınmış. Cmk-lar Tck-lar havada uçuşuyor. Gereği düşünülen karar kalın ve büyük harflerle "AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA" yazılarak ilan edilmiş.
Ahmet Şık sordu; "KİM" uygulaması mı kullanılıyor?
Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Ahmet Şık:
"Bu gençler bir ülkenin onurunun ve kendi haysiyetlerinin çiğnenmesine itiraz ettikleri için tutuklandılar.
Kuşkumu dile getirmek istiyorum; hatırlarsanız dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bir programda "KİM" isimli bir uygulamadan bahsetmişti. Fotoğraflar üzerinden yüz tanıma sisteminin çok kısa sürede kimlik tespiti yaptığını açıklamıştı.
Bu uygulama kanuni düzenleme gerektirdiği için ortadan kalktı.
Dosyada, bir yürüyüşte çekilmiş fotoğraf üzerinden herhangi bir örgütlülüğü olmamış, daha önce herhangi bir sabıkası olmayan kişiler, talimatlara uyan hakim ve savcılar tarafından tutuklandı.
Kişisel verilerin ihlali söz konusu.
Buradan İçişleri Bakanına soruyorum: bu uygulamayı kullanıyor musunuz?
Kanuni düzenleme olmadan bu uygulamayı nasıl kullandığınızı açıklamalısınız.
Burada yaşadığımız gencecik çocukların üstleneceğinden çok daha ağır.
Gururumuz olan gençlerin, onurumuz olan gençlerin sırtına attığınız yükü paylaşmanın zamanı geldi geçiyor. Sese ses vermek bir yurttaşlık borcudur."
İBB Başkanı #Ekremİmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından başlayan protestolara ve üniversitelerde geleceksizliğe karşı yapılan yürüyüşlere katıldıkları için gözaltına alınan gençlerin Çağlayan Adliyesi'ne sevki devam ediyor. Bugün de onlarca genç tutuklandı.
@tipgenelmerkez
Çağlayan Adliyesinde genç kıyımı gaz kesmeden devam ediyor.
Pazar alınan da var yargılananlar arasında, pazartesi evden alınan da, salı çarşamba alınıp dün yetişmeyen de. Dün Cevahir’den alınan gençler ise henüz adliyeye bile getirilmedi.
Savcılar ifade alma zahmetine girmeden dosya üzerinden mahkemeye yolluyor herkesi.
Bir sulh ceza hakimi mesela içeri doldurdu karar bekleyen 10 genci. İsimlerini okuma zahmetine bile girmeden “hepsinin tutuklanmasına” diyip çıktı gitti salondan.
İstanbul’a daha 5 ay önce gelmiş dosyasında HİÇBİR ŞEY olmayan 18 yaşında bir genci tutukladılar az önce. Ağlıyordu.
Yaşlar zaten böyle.
18-20-21 yaşında insanlar. Çalışan da var aralarında, okuyan da. Ne işte ne okulda olacak kadar şanslı olmayan milyonlarca gençten bazıları da burada. Tanıştığım en “yaşlı” sanık 32 yaşında. Dosyalar dosya falan değil. %90’ı çer çöp. Dosyasındaki tek fotoğrafı gözaltına alındıktan sonra(!) olan bir genci de tutuklamışlar mesela.
Dün tutuklananların tutukluğa itirazı da bugün görülemesin diye özel bir gayret sarf edildi. Avukatlar sabah 8.30’dan akşam 17’ye kadar savcılığın dosyaları mahkemeye sevkini (BİR ALT KAT) tam 8 SAAT beklediler.
Olağanüstü bir rejimin olağanüstü zulmünü iliklerimize kadar hissettiğimiz bugünlerde artık KORKMAMA VE SUSMAMA borcumuz sadece bu memlekete değil bu memleket için korku duvarını aşan bu gençleredir!
Hakkında tutuklama kararı verilen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Sema Uğuz
🗣"Tutuklandım arkadaşlar. Çok ağlarım, çok üzülürüm diye bekliyordum fakat mücadelenin ruhundan dolayı muhtemelen, çok güçlü hissediyorum. Sizleri çok seviyorum"
Silivri’den herkese merhaba,
Öncelikle paylaştığım videoyu yeniden izlemenizi ricaediyorum.
Videoda, 13 Haziran 2013 tarihinde Ankara’da, dönemin Başbakanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın davetiyle katıldığım heyetin, hükümet yetkilileriyle yaptığı 3.5 saatlik toplantı sonrasında, Başbakanlık konutunun merdivenlerinde yaptığım konuşmam yer alıyor.
O halimi düşünüyorum. TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı gencecik bir Tayfun. Hükümet davetiyle görev bilmiş kendine orada olmayı ve bu açıklamayı yapmayı.
Bu açıklamanın üzerinden kocaman bir 9 yıl geçti ve bir andasuçlu ilan edildik. Aklımızın hala almadığı bir karar.
Bugün, haksız yere tutukluluğumuzun 1000. gününü geride bıraktık.
1000 günlük anormallik yaşıyoruz.
1000 gündür demir parmaklıklar arkasındayız.
1000 gündür sevdiklerimize hasretiz.
1000 gün hayatımızdan geçti, gitti.
1000 gün dile kolay…
1’den 1000’e kadar saymaya başlasa insan usanır, bir yerde saymayı bırakır.
Oysa ben hiç bırakmadım, eşim Meriç bırakmadı, kızım Vera bırakmadı. Annem ve babam bırakmadı. Meslektaşlarım bırakmadı. Öğrencilerim bırakmadı.
Hayatı bir yerde durdurma isteği geliyor, yalan değil. Çünkü anılar hep dışarıda. O anların fototğrafıyla avunuluyor burada ancak.
1000 gündür bir bu anılara yenileri eklenir mi diye düşünüyorum.
Videodaki gencecik Tayfun bir daha düşüyor hatrıma.
Defalarca şiddetsiz ve demokratik tepki gösterilmesini, yasalara saygıyı hatırlatan ben değil miydim? Bütün TV kanalları bunlarıyayınlamadı mı?
Şimdi neden hiç parçası olmadığım ve karşı çıktığım şiddet eylemlerinin faili sayılıyorum?
Bu soruyu 1000 gündür soruyoruz.
Mahkemede de sorduk. Tanıkları dinleyin dedik. Bütün ulusal kanallara çıkan görüntüleri verdik. Bakın bu masumiyetin kanıtıdedik. Kabul etmediler. Peşin hükümle, siyasi inatla verilen 18 yıllık bir ceza ile tüm hayatımız altüst edildi. Yine de sormaya devam ettik. 1000 günde en az 1000 kere sorduk.
Sorsak, belki Silivri’nin soğuk duvarı bile dile gelir konuşurdu, bir cevap verirdi. Olayın birebir tanıkları ise susuyor. Hapishane duvarından bile daha soğuk olmak mümkün mü? Mümkünmüş.
Çok basit, çok temel bir sorular soruyoruz: Benim suçum ne? Bu suçun kanıtı ne? Bu cezanın gerekçesi ne? Haykırıyoruz. Ailem haykırıyor, ufacık kızım Vera haykırıyor, aynı soruları, çevirip çevirip soruyoruz. Cevap yok.
Adalet hepimiz için ne önemli bir kelime. Değil 1000 gün bir ömür geçse de bugün olduğu gibi gür haykıracağız: Adalet, hemen şimdi.
Biliyorum sıkılıyor canınız. Biliyorum adaletin geciktiği her gün bir kâğıt kesiği gibi acıtıyor canımızı.
Ama vazgeçmiyoruz umut etmekten. Ne olur hiç vazgeçmeyelim umuda tutunmaktan.
Dostlarım, haksız tutsaklığımızın 1000. gününde özgür ve güzel günlerimizin yakın olduğu umudu ile hepinizi Silivri’den hasretle selamlıyorum.
Sevgilerimle;
Tayfun Kahraman / Silivri K. C. İ. K. A/42
Yahudilerin sürgün edildiği
Piyanist filmi değil bu.
Hepimizin yahudiler için gözyaşı döktüğü Hitler dönemini anlatan filmlerden alınmadı bu görüntüler.
Bizzat sürgün yaşayan Yahudi toplumun torunları tarafından sürgün edilen Gazze halkı bu fotoğraftakiler.
Bu küçücük çocukların bu devirde bu şekilde sürgün edilmesi kimin vicdanını harekete geçirmez ki?
Maalesef bu konuda bile ayrıştık.
Ayrıştırıldık.
Kendini çağdaş , Atatürkçü , Türkçü, milliyetçi, ya da başka bir düşünce içerisinde gören tüm dostlarıma söylüyorum.
Bu bir Arap sorunu değil.
FKÖ’nün , Hizbullah’ın , Hamas’ın politik durumları da beni ilgilendirmez!
Ben insanların bu duruma düşmeleri ile ilgileniyorum.
Bu bir insanlık sorunu.
“Bize ne “ diyemeyiz.
Dünyanın en önemli müzisyenleri , oyuncuları, sanatçıları Gazze için her gün bir şeyler söylüyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Herpi ayakta!
Hepsi Kahrol Netenyahu!!! Kahrolsun siyonizm! diye haykırıyor.
Haydi biz de kenetlenelim artık!
Twitle de olmuyor.
Birleşelim. Bütünleşelim.
Bir şey yapmalı.
Bir şey yapmalı! 🙏🙏
🎙️Başta Final Okulları Yönetimi olmak üzere tüm özel okul yönetimlerine ve Öğretmenlere Çağrımız,
Yıllarını eğitime vermiş bir meslektaşımızı bir saldırı sonucu kaybettik. Toplumun geniş kesimleri ve tüm eğitim emekçileri bu saldırı sonucu büyük bir üzüntü içinde.
Sendikamız da içinde olmak üzere kamuda faaliyet yürüten sendikalar demokratik yöntemlerle tepki gösteriyor.
Kamuda faaliyet yürüten sendikalar Cuma günü için iş bırakma kararı aldı. Bakanlık, konu ile ilgili çalışmaları başlatacağını ifade ediyor.
Üzücü ve kabul edilemez gördüğümüz cinayetin yaşandığı yer bir özel okul ve demokratik/insani tepkinin sadece kamu okullarında verilmesi büyük bir yabancılaşma örneği olur.
Final Okulları Yönetim Kurulu başta olmak üzere tüm özel öğretim kurumlarının yönetim kurullarına bu çağrıyı sorumluluk duyarak yapıyoruz.
Final Okullarında çalışan öğretmenler, kamuda çalışan öğretmenler insani bir tepki örgütlüyorken kendi çalıştıkları kurumun bu şekilde bir kararın önüne geçmesinden hem endişe ediyorlar hem de bu kararı aslında Yönetim Kurulunun almasını bekliyorlar.
Sendikamız, bir eğitim iş kolunun olmadığı, öğretmenlerin üç kanuna birden hukuki karışıklıklar içinde ve bu üç kanun arasında iş kanuna da bağlı çalıştığı koşullarda yasaların insancıl değerlerden büyük olmadığını ifade ederek özel öğretim öğretmenlerinin Cuma günü iş bırakma isteğini insancıl ve demokratik buluyor.
Öğretmenlerin bu isteğinin önünde durmayın. Öğretmenlerin daha sonra işsiz kalma, sözleşme yenilenmeme gibi durumlarla karşılaşmaması için bu sorumluluğu almanızı, iş yerlerinden size gelen Cuma günü iş bırakma talebinin karşısında yer almamanızı bekliyoruz.
@finalokullari@IbrahimTaselFDD@TOZOK1951@Toder2002@tcmeb@Yusuf__Tekin@egitimis@egitimsen@KemalIrmak_@kademozbay_@EgitimBirSen@_aliyalcin_
Millî Eğitim Bakanlığı, 26 Nisan 2024 tarihinde "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" başlıklı müfredat taslağını kamuoyunun görüşüne sundu. Uzun zamandır tartışıldığı ve paydaşların geribildirim vermeye hazırlıklı olduğu gerekçesiyle görüş bildirimi için kamuoyuna bir haftalık süre tanındı.
İstişare sürecine yeterli zaman tanınmaması süreci tepeden inmeci hâle getiriyor ve sürecin meşruiyetine gölge düşürüyor. 10 yılda geliştirildiği paylaşılan yeni müfredatın, 3 bini aşkın sayfadan oluşan 26 farklı yeni öğretim programı ve bir ortak metin içerdiği düşünüldüğünde, paydaşların, bir haftalık sürede müfredata ilişkin derinlikli değerlendirme yapabilmesi gerçekçi bir beklenti değildir. Geribildirim süresinin uzatılması, sürecin işbirliğine ve şeffaflığa dayalı olabilmesi için zaruridir.
Müfredatın hazırlanmasında öğretmenlerin ve akademisyenlerin çalıştığı belirtilse de bu kapsam Türkiye’nin eğitim ekosisteminin büyüklüğünü ve çeşitliliğini temsil etmekte yetersizdir. Öğrenciler, öğretmenler, veliler, üniversiteler, özel sekt��r ile sivil toplumun görüşlerinin ve deneyimlerinin göz ardı edilmesi, yeni müfredatın ihtiyaç ve beklentileri karşılamamasına yol açacaktır. Eğitime dair karar alma süreçlerine, eğitimin tüm paydaşlarının katılım hakkı sağlanmalıdır.
Kapsayıcı, katılımcı ve nitelikli geribildirim süreçleri, dayatmacılıktan uzak öğretim programları için elzemdir. Ayrıca öğretim programı taslağı hazırlanırken yapılan ihtiyaç analizi ve uygulama bütçe planı kamuoyuyla şeffaf bir biçimde paylaşılmalıdır. Düzenlemelerin kimler tarafından yapıldığı, bu kişilerin yetkinlikleri, her bir dersin öğretim programı için uzmanlık alanları ve kaynakça da kamuoyuna açıklanmalıdır.
Verilen kısa sürenin, müfredatın tüm boyutlarıyla kapsamının değerlendirilememesine, sadece ders içeriklerine dar ve yüzeysel bir biçimde odaklanılmasına neden olacağı açıktır.
Millî Eğitim Bakanlığı’ndan geribildirimler için yeterli süre tanımasını; bilimsel, şeffaf, kapsayıcı bir program geliştirme ve değerlendirme süreci uygulamasını talep ediyoruz. Kamuoyunu da bu sürece katılmaya davet ediyoruz.
#NitelikliEğitimİçin #KatılımcıMüfredat #EğitimAskıda
@tcmeb @Yusuf__Tekin @meb_ttkb