Yargıç ve savcı kararlarını paylaşmak sanki anormal bir şey veya suçmuş gibi bu paylaşımıma yargıç ve savcılardan bolca tepki geldi. Tepkiler genelde "kararı neden böyle açık paylaşıyorsunuz", "savcının adını ve sicilini neden gizlemediniz" şeklindeydi. Cevap vereyim :
Başsavcılık ve mahkeme kararları aleni yani kamuya açık belgelerdir. Kararı veren yargıç o kararı Türk milletini adına, savcı ise kamuyu temsilen yani kamu adına vermektedir. Kamuyu temsil eden bir kamu görevlisinin kamusal bir evrakta yer alan adının kamudan gizlenmesini istemesi yani otosansür yapılmasını talep etmesi son derece komik ve aptalca bir taleptir. Eğer isminizin kamuya açık paylaşılmasını istemiyorsanız yargıç veya savcı olup da kamuyu temsil etme görevine soyunmayın o zaman. Hukuken gizli olmayan kamusal evrakları sizin keyfiniz öyle istiyor diye sansürleyecek halimiz yok. Biz avukatların isim adres telefon ve fotoğrafları baro levhası internet sayfalarında kamuya açık paylaşılıyor ama biz rahatsız olmuyoruz çünkü kamu görevi ifa ettiğimizin farkındayız. HSK da kendi sitesinde sürekli yargıç ve savcıların isim ve sicil numaralarını paylaşıyor. Durum buyken verdiğiniz kararda yazan adınızın paylaşılması neden rahatsız ediyor sizi? Verdiğiniz karardan utandığınız için mi? O halde yüzünüzü kızartmayacak doğru kararlar verin siz de.
Alenilik ve şeffaflık en güzel denetim mekanizmasıdır. Bakın Amerikan-İngiliz hukuk sistemlerinde alt derece mahkeme yargıçlarına üst derece mahkeme yargıçları tarafından not verilmez çünkü buna gerek yoktur. Yargıçların verdikleri tüm kararlar sadece taraflara değil herkese açıktır. Dolayısıyla yargıcı doğru karar vermeye iten motivasyon bir başka yargıcın vereceği puan veya not değil rezil olma korkusudur. Eğer bu aleniyet bizde de yaygınlaşırsa yani gazeteciler ve avukatlar korkmadan her yanlış kararı, kararı verenin adıyla birlikte paylaşırsa artık karar verecek olan yargıçlar ve savcılar "yanlış karar verirsem beni de tefe koyup çalarlar şu dosyayı iyi okuyayım mevzuata tekrar bakayım doğru karar vereyim" diye düşünecektir.
Uğurcan Çakır sayesinde şampiyon olmadık. 2018'de gelen VAR Sistemi ve değişen yönetim biçimi ile şampiyon olduk. VAR olmasa yine olamazdık çünkü sistem diğer tarafa kanalize olmuştu. İmkansız gibi bir şeydi. Kusursuz olman lazımdı o sistemi yenmek için.
Gelelim Uğurcan'a...
Uğurcan Çakır'a sahip olabileceği bizce en güzel şeye sahip olup onu yarı yolda bıraktığı için öfkeliyiz. Alelade bir adam olsa Eren gibi Novak gibi kimse umursamaz. Ama kaptanlık bandı takan adam asla takımını cemiyete girerim belki diye satmamalı. Satarsa da bunun bedeli var. Her daim sevgisizlik. Kendi köyünde hür gezememek ve galiz küfürler yemek. Bu işin bedeli bu. Katlanırsın katlanmazsın. Ben Fenerbahçe kaptanı olsam satmazdım veya Galatasaray veya Beşiktaş. Bu camia beni taşıdı ayıp olur derdim.
Ama kendisi tuttuğu takım Trabzonspor olmasına ve kaptan olmasına rağmen nefsinin kurbanı oldu. Bundan sonrası da boran. Artık gittiği yerde de küfürler yiyecek. Artık onun için futbol sahası keyiften çok para kazandığı bir eziyete dönecek.
Biz kendisini değerlerini nefsine satan adam olarak hatırlayacağız ve asla bir daha bu camianın parçası olmasına izin vermeyeceğiz.
Dün yargıç ve savcılara rüşvet verdiği iddia edilen bazı avukatlara operasyon yapıldı ve gözaltına alındılar ardından isimleri ve fotoğrafları çarşaf çarşaf yayınlandı ama rüşvet verdikleri iddia edilen savcılar ve yargıçlar gözaltına alınmadığı gibi isimleri de yayınlanmadı. Yani rüşvet verene operasyon yapıldığı ama alana operasyon yapılmadığı garip bir soruşturma mevcut.
İsim vermeden yargıç ve savcılara küfrettiği ortaya çıkan bir savcı ise apar topar gözaltına alındı. Peki rüşvetle taraflı karar vermek gibi çok daha ağır suç işlediği iddia edilen savcılara ve yargıçlara dokunulamazken hakaret gibi en hafif suçlardan birini işlediği söylenen bir savcı nasıl gözaltına alındı?
Kanun yargıç ve savcılara inanılmaz bir dokunulmazlık sağlıyor ve bir savcı veya yargıç ağır cezalık bir suçu suç üstü işlemediği sürece savcılık ve polis onlara dokunamıyor. Yani savcı veya yargıç görev sırasında suç üstü olmaksızın birini silahla öldürse bile yine dokunulmazlıktan yararlanıyor. Çünkü dokunulmazlığın kriteri suçun türü veya ağırlığı değil görev sırasında işlenmesi ve suç üstü halinde işlenmemesi.
Virgin Y kuşağı: Gerçek hayatta hiçbir karşılığı olmayan Chief Manager'lık gibi unvanlara sahip olmak için gece gündüz çabalar, hırs yapar, arkadaşlarının kuyusunu kazar, bir suv, bir italya tatili, bir ikea showroom'u gibi döşenmiş ev için bir ömür kölelik yapar.
Chad Z kuşağı: Nihilisttir, bunların hepsinin boş beleş işler olduğunu bilir, havuç peşinde koşmaz, çalışmak zorunda olduğu için çalıştığının farkındadır ve bu sebeple isteksizdir, İŞİNİ SEVEREK YAPMAK gibi goy-tier pop psikoloji söylemlerine kanmaz.
5-10 bin liraya mal edilecek basit bir makinayla tamamen otomasyonla yapılabilecek basit bir işe harcanan boşa gitmiş koca bir ömür. Şöyle işlere "el emeği" deyip bu kavramın değerini düşürmeyin.
Avni Aker'in tadilata girmesi planlanmıştı Atay Aktuğ zamanında. Hatta maçlar Akçaabat Fatih Stadyumunda oynanacaktı. O yüzden Fatih Stadyumuna kale arkası tribün eklenmişti. Ne olduysa 2006 senesinde Nuri Albayrak damdan düşer gibi geldi ve başkan oldu.
Ucube Akyazı Projesi ortaya çıktı. Pazarlanan proje ile yapılanın alakası dahi olmadığı gibi en güzel denize girilecek yerlerden biri de katledildi. Üstüne herkes kardeşim burada hastane olmaz başka yere yapın dediler inadına yine oraya yaptılar. İnadına.
Sonra Akçaabat Fatih Stadyumunu alıp yerine bahçe yaptılar. Söğütlü'de 4 tane futbol sahasını alıp yerine atletizm pisti yaptılar sanki başka yer yokmuş gibi, sonra 19 Mayıs'ı alıp Hayri Gür'ü şehrin iki dolmuşla ulaşım sağladığı yere yaptılar. Avni Aker'i de gafulluk yaptılar. Şimdi de sıra tesislere geldi. Onu da vergi borcumuza karşılık alıp zaten kullanımı bizde olan ve bizim gibi bir takıma oldukça yetersiz ve güvenliksiz kalacak bir yeri bize bahşediyorlar.
25 senedir her şeyimizi alıp bize bir döner ısmarlıyorlar çayı da dışarıda içersiniz diyorlar.
Şehrin muhalifi, STK'sı bilmem nesi herkes nasıl daşak kaparım derdinde. Aman aramız bozulmasın siktir et çorba kaynasın.
Benim çocuklarım benim sahip olduğum sportif ortama sahip olamadan büyüyor. Artması gereken tesis azalıyor. Spora ulaşım zorlaşıyor. Bunu dert edinen kimse yok.
Bu her konuda aynı.
Trabzonspor şu an şehri ayakta tutuyor yarın Rize veya Giresun olacaksın. 4000 yıllık maziye saygı duyduğum için dertleniyorum yoksa bu şehrin şu ortamında hala daha mücadele etmek delilik.
Bunlar da benim gibi bir kaç delinin kendi adıyla ettiği mücadeleyle olmaz.
Kurtuluş Savaşı kadroları için verilen idam kararında tasdiki var mı, var. Kuvayı İnzibatiye’yle iç savaş çıkarmaya çalıştığının belgesi var mı, var. Harrington’a, “Hayatım tehlikededir, beni İstanbul’dan çıkarın efendim” diye mektup yazıp, HMS Malaya’yla kaçırıldığının evrakı var mı, var. Siz müfredattan çıkardınız diye, biz bu tür kurgularla mevcut düzenden nemalanmaktan başka gayesi olmayan revizyonist propagandistlerinizi terbiye etmeye devam etmeyecek miyiz, edeceğiz. Eh, nafile çabalar.
@avmervedemir@abelxavier_gs HMK 243/1 hükmü açık. Taraf tanık deliline dayanmışsa süresi içerisinde tanık listesi sunulmasa dahi duruşmada hazır edilen tanık dinlenir. Hakim yargılamanın her aşamasında gerek gördüğü noktada tanık dinleyebilir. Bu konuda takdir yetkisi vardır. Bu iş böyle ama siz bilirsiniz.
Günlük hatırlatıcı: Bir oturuşta 300.000 dolar batırma lüksü olanların, ayda 300 dolar kenara koyma lüksü olmayanlara başarı hikâyesi pazarladığı düzenden yeterince nefret etmiyoruz.
Avukatları silah ruhsat harcından muaf tutun, savcı ve hakimlere yaptığınız silah indirim kampanyasını avukatlara da yapın, başka da bir şey yapmanıza gerek yok bakan bey. Böyle samimiyetsiz açıklamalar yapmak zorunda da kalmazsınız. Bizim insanımız her avukatın belinde silah olduğunu bilirse her şey çözülür zaten.
o sırada mavi vergi;
-bedelli askerlik ücreti
-ömür boyu nafaka yükümlülüğü
-sosyal güvenlik kaybı (yetim aylığı kesintisi)
-askerlik kaynaklı kariyer ve kıdem kaybı
-erken emeklilik hakkından mahrumiyet
-kadın girişimci hibelerinden mahrumiyet
-işverenlere sağlanan kadın istihdam teşviklerinden yoksunluk
-kız çocuklarına ödenen yüksek eğitim yardımlarından dışlanma
-çeyiz yardımı gibi devlet desteklerinden dışlanma
-eğitim ve iş hayatında kota/pozitif ayrımcılık engelleri
-kamu ihalelerinde kadın girişimci önceliklerinden dışlanma
-devletin sosyal destek paketlerindeki ikincil konum