📍Balıkesir Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümü 3. sınıf öğrencisi, dersin hocasının 'kasıtlı olarak' kendisine düşük not verdiği iddiasını yargıya taşıdı
📍Öğrencinin ve diğer öğrencilerin sınav kağıtları bilirkişi incelemesine gönderildi
📍Gelen raporda, öğrencinin 40 değil 62 alması gerektiği ortaya çıktı
"İnsanoğlu mutsuz, çünkü mutlu olduğunun farkında değil, tek sebep bu. Hepsi bu, bu! Kim bunu fark eder, hemen şu an, şu dakika mutlu olur." F. M. Dostoyevski (Ecinniler, 1870)
Dünyanın en korkunç, en acımasız gerçeği şu... Birini o karanlıktan kurtarmak için kendi ruhunuzu paramparça edersiniz ama günün sonunda sevginizin hiçbir gücü, hiçbir hükmü yoktur. Sizin varlığınız, birini hayatta tutmaya yetmez. Siz sadece kendinizi tükettiğinizle kalırsınız.
@haberebibak Rusçada da belirtme yerine manasızca farklı halle kullanılan o kadar fiil var ki... bu tamamen alıntı sözcüklerin dilde oturduğu sırada yaşadığı kullanım değişimiyle alakalıdır. Her dilde vardır. Türkçeyi "matematiksiz" yapmaz.
Üniversitelerin 3 yıla düşürülmesi tartışmasında, akademisyenlik tarzlarıyla ilgili gözden kaçan bir şeyi paylaşmak istiyorum:
Bence bir akademisyen researcher (araştırmacı) veya lecturer (sadece okutman, öğretim görevlisi değil genel anlamıyla "anlatıcı") olmayı seçebilmeli.
Akademisyenlerden aynı anda ikisini de, en azından kâğıt üstünde, çok çok çok iyi yapması beklenince sonuç bu beklentinin tam tersi oluyor. Bir akademisyenin hem haftada 4-5-6 derse girip hem de çok çok iyi bir araştırmacı olması nadir bir durumdur.
Ben mesela daha iyi "lecturer" olmak isterim, 2-3 yılda bir makale yazsam, bana yeter; gerçekten paylaşacak bir problemim, verilerim vs. olduğunda, katıldığım gerçekten sempozyumlarda bunları paylaşsam bana yeter.
Neden ben lecturer olmak istiyorum da bir başkası daha çok researcher olmak ister peki? Bu hem akademisyenin yapısıyla hem de gelişimiyle alakalı bir durum. Ben farklı ve hatta biraz disiplinden kopuk dağınık okumayı ve öğrenmeyi sevdiğimi için "researcher"lığın gerektirdiği sonuna kadar dikey öğrenme yapabilmek bana çok uygun değil. Ayrıca zamane akademisinin dayattığı ve bizim YÖK ve üniversitelerin de tuzlukla koştuğu atama, yükseltme ve doçentlik kriterlerini gayrıinsani ve ilmin doğasına aykırı buluyorum. Kendi alanım için söylersem, alana gerçekten bir şeyler katabilecek bir makalenin yazılması 1-3 yıl arası sürecektir ama bu kriterler yüzünden 3 ayda bir makale yazmak zorunda kalıyoruz. 1-3 yıl arası makale yazmak isteyen bir dr. öğr. üyesi günün sonunda işsiz kalacak, şişen ve şişirilen inorganik CV'lerle rekabet edemeyecektir; zihninde, dilinin ve kaleminin ucunda daha kaliteli bilgiler olsa da.
Daha da önemlisi öğrencilerimle iş yapmak, onların gelişimini gözlemlemek, lisans derslerine hazırlanmak vs. çok hoşuma gidiyor. Lisans derslerinin bir bölüm ve üniversitenin, kütüphaneyle birlikte, asıl kuvvetli olması gereken yer olduğunu düşünüyorum. Mesleğimizi, mesleğin inceliklerini, problem ve sıkıntılarını, geleceğini, nasıl icra edildiğini ve edilebileceğini göstereceğimiz ve bu mesleği sevdirebileceğimiz yer lisans dersleri aslında. O yüzden ben buralara odaklanmak istiyorum.
Bunun dezavantajları da var, yok değil. Bugün uluslararası akademik camiada ve literatürde tanınmanın yolu neredeyse tamamen researcherlıktan geçiyor.
Nihayetinde üniversitelerde iki tarz da gerekli, iki tarzı da iyi şekilde icra edecek akademisyenler gerekli. Bunlar göz önüne alınarak düzenlemeler yapılmalı ama bunun için sanırım önce paydaş görüşlerine daha fazla müracaat edilmeli. Ne var ki böylesi ciddi değişiklik ve düzenlemelerin yapılıp randıman alınması, üniversite eğitiminin 3 yıla düşeceğini akademisyenlerin bir çoğunun dahi sosyal medyadan öğrendiği bir sistemde çok da mümkün gözükmüyor.
"Bir soru sorulduğu zaman, ne sorulduğunu değil bu sorunun neden sorulduğunu düşün. Neden sorulduğunu tahmin edebilirsen nasıl cevap vermen gerektiğini de anlarsın."
💡 Maksim Gorki