Daha önce de dediğim gibi.”Bu dünya aç olanları doyuramadığımız için bu durumda değil, tok olanları doyuramıyoruz, sorun orada!” Siyasisi,sporcusu,sanatçısı fark etmiyor, hepsi aynı .ok!
Bu kadronun
Tesadüf kurulmadığını
Kimsenin gözünün yaşına bakılmayacağını
Ucu kime değerse değsin
Sonuna kadar gidileceğini
2 senedir yolsuzluklar dahil
Bütün operasyonların
alt metninin olduğunu ve
"SİYASİ OPERASYON"
olmadığını anlamışınızdır
EMİN OLUN
YENİ BAŞLADILAR
@OkanAytaas Sabır,nasip,şükür ALLAH'IN imtihanı üzeredir.Mideni ne ile doldurduğun değil öteki aleme heybene ne koyduğun önemlidir.İnsan oğlu doymaz 100 yetmez 200 ister rahatlık peşindesin ama imtihan üzerinesin ey insaoğlu ölmemeye çaremi var ya hay ya huuuu
Hani hep dert yanıyorduk;
“Limon tarlada 3₺ , markette 150₺” diye
İşte bugün bu olayın perde arkası aydınlatıldı..
Türlü türlü rezillikler, manipülasyonlar ve sahtekarlıklar çevirmişler!
Milletin sofrasına, çiftçinin emeğine çökmüşler!
Detayları yazacağız…
Hesap ağır!
Yeşil odanın kapıları kapatılıyor.
Ejderha doğu penceresine,
Bozkurt batı penceresine bir şeyler bırakıyor.
İkisi de aynı geceye hazırlanıyorsa…
Mesele pencere değildir.
Takvimde henüz yazmayan bir gün var.
İNDUS...
İsrail’in olası bir Kuzey Kıbrıs saldırısı,
Kıbrıs’ın , Ege adalarının ve Doğu Akdeniz’in komple Türk hakimiyetine girmesine yol açabilir!
Türkiye’nin hava gücünün görece zayıf olduğu hesabını yapan İsrail ve Yunanistan, hesap hatasını anladığında geri dönüşü olmayan yola girmiş olurlar!
Türk Devleti elini her zaman kapalı oynar!
Türk Ordusu hakkında şu kadarını söyleyeyim; İsrail ve Yunanistan’ı sadece 30 dakika içinde yer yüzünden silebilir…
Sadece Kurt Kapanına girmeleri yeterli…
Başlangıç Serisi...
Bu yazı uzun olmayacak. Hatta diğer yazılarıma göre oldukça kısa olacak. Size çok fazla şey anlatmayacağım. Uzun uzun analizler de yapmayacağım. Sadece durduğumuz yeri anlatacağım. Bu mektubu bunun için yazıyorum. Yazma vebali benimdi. Yazdım. Okuyup anlamak ve paylaşmak vebali ise sizindir.
Bu yazı bir selamdır.
Verdim.
Alma sırası sizdedir.
Esselamu Aleyküm kardeşlerim.
Yıl 2026…
Dünya tarihinin en garip zamanlarından birini yaşıyoruz kardeşlerim.
Savaş var ama kimse savaş demiyor. Ordular yürüyor ama kimse savaş ilan etmiyor. Şehirler bombalanıyor ama kimse dünya savaşı demiyor.
Ama biz biliyoruz.
Çünkü bizim kitaplarımız var. Bizim kaynaklarımız var.
Ve Resulullah’ın bize bıraktığı haberler var.
Biz bu savaşı ilk defa görmüyoruz. Bu savaşın adı çoktan konmuş.
Melhame-i Kübra.
Büyük savaş.
Kanların birbirine karışacağı savaş. Orduların birbirini yiyeceği savaş. Ve insanlığın kaderinin yeniden yazılacağı savaş.
Kardeşlerim…
Dünyada olan hiçbir şey tesadüf değildir. Büyük savaşlar başlamadan önce devletler hazırlanır. Ordular yer değiştirir. Diplomatlar yeni yerlere gönderilir. İttifaklar yeniden kurulmaya başlar. Bugün dünya tam olarak bu aşamadadır. Ve dikkat edenler için bazı işaretler çok açıktır.
Bakın kardeşlerim…
Son aylarda Türkiye’nin attığı bazı adımlar sıradan değildir. Katolik dünyasının merkezi olan Vatikan’a yeni bir büyükelçi atanıyor.
Fahrettin Altun. Bu sadece diplomatik bir görev değildir. Çünkü İsrail saldırılarını genişlettikçe dünyada dini ve mezhepsel saflaşma hızlanıyor. Siyonist-Protestan blok ile Katolik dünyası arasındaki dengeler değişiyor.
Ve bu değişim…
Katolikler ile Müslümanlar arasında yeni bir yakınlaşmayı doğuruyor. Dikkat edin. Aynı dönemde başka bir atama daha yapılıyor. Nükleer güvenlik uzmanı Prof. Mustafa Kibaroğlu… Viyana’ya, yani nükleer silahların denetiminin kalbine gönderiliyor. Bu da sıradan bir diplomatik hamle değildir. Çünkü büyük savaşlar sadece cephede değil…
Enerjiyle…
Teknolojiyle…
Ve nükleer dengeyle kazanılır.
Ama mesele sadece dış cephe değildir kardeşlerim.
Asıl mesele…
İç cephedir.
Devlet aklı bunu çok iyi bilir.
Tarihte bütün büyük savaşlar başlamadan önce devletler önce içeriyi tahkim eder. Ve bugün Türkiye’de yapılan bazı hamleler tam olarak bunu gösteriyor.
Milli Dayanışma ve Kardeşlik Süreci…
Birçok kişi bunun sadece iç politika olduğunu zannetti. Ama devlet aklı böyle çalışmaz.
Bu sürecin amacı…
İç cephede sükûnet sağlamaktır. Çünkü dışarıda savaş yaklaşırken içeride kavga edilmez. Devlet önce içeriyi sağlamlaştırır.
Sonra dış cepheye bakar.
Dikkat edin kardeşlerim. İletişim Başkanlığı’na Burhanettin Duran getiriliyor.
İçişleri Bakanlığı’na Ali Yerlikaya atanıyor.
Adalet Bakanlığı’nda Yılmaz Tunç göreve geliyor.
Bu isimler tesadüf değildi.
Bunlar kriz dönemlerinde devlet mekanizmasını sakin tutabilecek kadrolardır.
Sonrasında Bahçeli çıkar ve açıkça şunu söyler:
“Süreç hukuki düzenlemelerle devam edecektir.”
Yani devlet…
İç cepheyi tahkim etmektedir.
Ama hikâye burada bitmez. Daha sonra İçişleri Bakanlığı’na Mustafa Çiftçi gibi “hafız” kimliği olan bir isim getirilir. Adalet Bakanlığı’na ise Akın Gürlek atanır.
Bu da başka bir mesajdır. Çünkü büyük savaşlar sadece sınırda verilmez.
Büyük savaşlar…
Devletin içinde de verilir.
Ve devlet…
İçeride kontrolü kaybetmek istemez.
Şimdi bütün bu hamleleri yan yana koyduğunuzda ortaya ne çıkıyor kardeşlerim?
Basit bir tablo değil.
Büyük bir hazırlık.
Dışarıda diplomatik hamleler.
Nükleer denge hazırlıkları.
İçeride toplumsal sükûnet.
Ve devlet mekanizmasının yeniden tahkimi.
Yani mesele sadece Gazze değildir.
Sadece İsrail değildir.
Sadece Ortadoğu değildir.
Dünya büyük bir kırılmaya doğru gidiyor.
Ve Türkiye devleti…
Bu kırılmanın farkındadır.
Bu yüzden hazırlanıyor.
Sessizce.
Gösteriş yapmadan.
Ama adım adım.
Ve işte tam burada kardeşlerim…
Resulullah’ın SAV haber verdiği o büyük savaş yeniden akla geliyor.
Melhame-i Kübra.
Kardeşlerim…
Resulullah SAV bu savaşı bize asırlar önce haber verdi. O gün ne Amerika vardı. Ne Rusya. Ne nükleer silahlar vardı. Ne de bugünkü dünya düzeni. Ama Allah’ın Resulü SAV bir hakikati söyledi. Ve o hakikat bugün yavaş yavaş karşımıza çıkıyor.
Resulullah SAV şöyle buyurdu:
“Melhame-i Kübra olacaktır. Sonra Konstantiniyye fethedilecektir. Ardından Deccal çıkacaktır.”
Dikkat edin kardeşlerim.
Resulullah SAV sıradan bir savaştan bahsetmiyor. Bir zincirden bahsediyor. Büyük savaş. Sonra büyük fetih. Sonra büyük fitne.
Bu üç olay…
Aynı çağın içinde yaşanacaktır.
Kur’an bize bir hakikati öğretir kardeşlerim.
Allah şöyle buyurur:
“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
(Saff Suresi 8)
Bakın bugün dünyaya.
Gazze yanıyor.
Mescid-i Aksa kuşatma altında.
Müslüman şehirleri bombalanıyor.
Ama Kur’an bize şunu söylüyor:
Allah’ın nuru söndürülmeyecek.
Bu savaşın sonunda…
Nur galip gelecek.
Kardeşlerim…
Melhame-i Kübra’nın büyüklüğünü anlamak için Resulullah’ın başka bir hadisini hatırlamak gerekir.
Efendimiz sav şöyle buyurur:
“Melhame gününde insanlar üçe ayrılır. Bir kısmı kaçar, Allah onların tövbesini kabul etmez. Bir kısmı savaşır ve şehit olur. Bir kısmı ise galip gelir.”
Yani o gün…
İnsanlık üçe ayrılacaktır.
Kaçanlar.
Şehit olanlar.
Ve kazananlar.
O gün tarafsız kalmak mümkün olmayacaktır.
Ama Kur’an bize başka bir şey daha söyler kardeşlerim.
Allah şöyle buyurur:
“Nice az topluluklar vardır ki Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir.”
(Bakara 249)
Bedir’de böyle oldu.
Üç yüz kişi…
Bin kişilik orduyu yendi.
Çünkü savaşın kaderini sayı değil…
Allah belirler.
Kardeşlerim…
Firavun dünyanın en güçlü adamıydı.
Orduları vardı. Hazinesi vardı. Sarayları vardı. Ama Musa’nın yanında ne vardı? Bir asa. Ve iman. Sonunda ne oldu? Firavun denizde boğuldu.
Nemrud dünyanın en güçlü kralıydı. Ama karşısında tek bir adam vardı. İbrahim. Ve ateş…
İbrahim’i yakamadı.
Roma dünyanın en güçlü imparatorluğuydu.
Ama çöktü.
Moğollar dünyanın en korkulan ordusuydu.
Ama dağıldı.
Sovyetler dünyanın yarısını kontrol ediyordu.
Ama bir gece dağıldı.
Çünkü kardeşlerim…
Batıl büyük görünür.
Ama kalıcı değildir.
Kur’an şöyle der:
“Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur.”
(İsra 81)
İşte Melhame-i Kübra… Bu ayetin tarihteki en büyük tecellilerinden biri olacaktır.
Hak ile batıl…
Bir kez daha karşı karşıya gelecektir. Ordular yürüyecek. Devletler çökecek. Sınırlar değişecek.
Ama sonunda…
Hak galip gelecektir.
Kardeşlerim…
Biz bu savaşı merak edenlerden değiliz.
Biz bu savaşı bekleyenlerden değiliz.
Biz bu savaşın neresinde duracağımızı düşünenlerdeniz.
Çünkü asıl soru şudur:
O gün geldiğinde… Sen nerede olacaksın?
Büyük savaşlardan önce bazı milletler kader sahnesine çağrılır. Bazı devletler tarihin merkezine yerleştirilir. Bazı topraklar ise hesaplaşmanın meydanı olur.
Tarih boyunca bu böyle oldu.
Ve bugün…
Bir millet yeniden o sahneye çağrılıyor.
Türk milleti.
Bunu biz söylemiyoruz kardeşlerim. Bunu tarih söylüyor. Bunu coğrafya söylüyor. Ve bazen bunu düşmanlarımız bile söylüyor. Çünkü dünyanın haritasına baktığınızda bir şeyi hemen görürsünüz.
İstanbul…
Anadolu…
Boğazlar…
Ortadoğu’nun kapısı.
Avrupa’nın kapısı.
Asya’nın kapısı.
Üç kıtanın kilidi.
Ve bu kilidin anahtarı…
Türk milletinin elindedir.
Resulullah SAV Konstantiniyye için şöyle buyurmuştur:
“Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”
Bu hadis sadece bir şehir hakkında değildir kardeşlerim.
Bu hadis…
Bir milletin kaderine yazılmış bir işarettir.
Ve o işaret…
Yüzyıllar sonra Fatih Sultan Mehmet’in eliyle gerçekleşmiştir.
Ama mesele sadece bir fetih değildir.
Mesele…
Bir yürüyüştür.
Kardeşlerim…
Türk milleti tarih boyunca sıradan bir millet olmadı. Bir kavim değildi sadece. Bir sancak taşıdı. Bir düzen kurdu. Bir adalet inşa etti. Ve dünyanın en büyük devletlerinden birini kurdu.
Osmanlı.
Üç kıtada hüküm sürdü.
Adaletle.
Kılıçla değil sadece.
Nizamla.
Bugün dünya yeniden karışırken…
Dikkat edin kardeşlerim.
Herkesin gözü yine aynı yere dönüyor.
Anadolu’ya.
Türkiye’ye.
Çünkü dünya şunu biliyor.
Ortadoğu yanarken…
Akdeniz kaynarken…
Kafkasya titrerken…
Bu coğrafyada bir güç dengesi varsa…
O güç Türkiye’dir.
Bu yüzden kardeşlerim…
Türkiye’nin attığı her adım dikkatle izleniyor.
Bir diplomat atanıyor…
Dünya konuşuyor.
Bir askeri hamle yapılıyor…
Dünya konuşuyor.
Bir açıklama yapılıyor…
Dünya konuşuyor.
Çünkü herkes biliyor.
Anadolu hareket ederse…
Dünya dengesi değişir.
Melhame-i Kübra dediğimiz büyük savaşın merkezinde Şam toprakları vardır.
Hadisler bunu söyler.
Ama Şam’a en yakın büyük güç kimdir?
Türkiye.
Anadolu.
Türk devleti.
Bu yüzden kardeşlerim…
Türkiye’nin bugün yaptığı hazırlıklar sıradan değildir.
Savunma sanayi büyüyor.
Ordunun teknolojisi değişiyor.
İnsansız sistemler geliştiriliyor.
Uzay projeleri başlıyor.
Enerji hatları kuruluyor.
Diplomatik dengeler kuruluyor.
Bunların hiçbiri tesadüf değildir.
Çünkü devlet aklı uzun düşünür. Devlet aklı yılları değil, yüzyılları hesap eder. Ve devlet aklı şunu çok iyi bilir. Büyük savaşlar bir günde başlamaz. Yavaş yavaş yaklaşır. Ve hazırlık yapanlar ayakta kalır. Türkiye bugün tam olarak bunu yapıyor.
Hazırlanıyor.
Sessizce.
Gösteriş yapmadan.
Ama kararlı bir şekilde.
Çünkü Anadolu bu çağın sıradan bir ülkesi değildir.
Anadolu…
Tarihin düğüm noktasıdır.
Ve Melhame-i Kübra geldiğinde…
Dünya ikiye bölündüğünde…
Hak ile batıl yeniden karşı karşıya geldiğinde…
Bu toprakların sessiz kalacağını düşünenler…
Tarihi hiç okumamış demektir.
Kardeşlerim…
Şimdi tekrar dönüp bugüne bakalım.
Yıl 2026.
Dünya sessiz bir fırtınanın içinden geçiyor.
Savaş büyüyor.
Ama kimse “dünya savaşı başladı” demiyor.
Cepheler genişliyor.
Ama kimse “büyük hesaplaşma” demiyor.
Devletler silahlanıyor.
Ama kimse “son savaş yaklaşıyor” demiyor.
Ama dikkat edenler görüyor.
Çünkü bazı şeyler gözle değil…
Akılla okunur.
Bugün dünya haritasına bakın kardeşlerim.
Karadeniz kaynıyor.
Akdeniz geriliyor.
Kızıldeniz kapanıyor.
Ortadoğu yeniden çiziliyor.
Enerji hatları yeniden kuruluyor.
Ordular yeniden diziliyor.
Ve dünya…
Yavaş yavaş iki cepheye ayrılıyor.
Bir tarafta küresel sistem.
Bir tarafta direnen milletler.
Bir tarafta zenginlik ve güç üzerine kurulu düzen.
Bir tarafta iman ve direniş.
Bu sadece bir siyasi mücadele değildir.
Bu…
Tarihin en büyük hesaplaşmalarından biridir.
Kardeşlerim…
2026 yılı sadece bir takvim yılı değildir.
Bu yıl…
Dünya dengelerinin değiştiği yıldır.
Yeni ittifakların kurulduğu yıldır.
Eski düzenlerin çözüldüğü yıldır.
Ve devletlerin gerçek yüzlerini gösterdiği yıldır.
Bugün bazı devletler korkuyla hareket ediyor.
Bazıları panikle.
Bazıları ise…
Hazırlıkla.
İşte burada bir fark ortaya çıkıyor kardeşlerim.
Türkiye…
Korkuyla hareket etmiyor.
Panikle hareket etmiyor.
Türkiye…
Hazırlanarak hareket ediyor.
Bugün Türk devleti sadece sınırlarını koruyan bir devlet değildir.
Bir merkezdir.
Bir denge noktasıdır.
Bir güç odağıdır.
Savunma sanayi büyüyor.
Yeni teknolojiler geliştiriliyor.
İnsansız hava araçları gökyüzünü dolduruyor.
Yeni savaş sistemleri kuruluyor.
Uzay projeleri başlıyor.
Enerji yolları kontrol altına alınıyor.
Diplomasi yeni bir dil kazanıyor.
Ama kardeşlerim…
Asıl güç bunların hiçbiri değildir.
Asıl güç…
Bir milletin iradesidir.
Çünkü bir devletin gerçek gücü tankları değildir.
Topları değildir.
Füzeleri değildir.
Bir devletin gerçek gücü…
Milletidir.
Ve Türk milleti…
Tarih boyunca zor zamanların milletidir.
Malazgirt’te vardı.
Çanakkale’de vardı.
Kurtuluş Savaşı’nda vardı.
Ve gerektiğinde yeniden ayağa kalkmayı bilen bir millettir.
Bugün bazıları Türkiye’nin neden bu kadar dikkat çektiğini anlamıyor.
Ama dünya çok iyi biliyor.
Anadolu hareket ederse…
Dengeler değişir.
Anadolu ayağa kalkarsa…
Haritalar değişir.
Anadolu karar verirse…
Tarih değişir.
İşte bu yüzden kardeşlerim…
Türkiye’nin attığı her adım izleniyor.
Her konuşması dinleniyor.
Her hamlesi hesaplanıyor.
Çünkü dünya biliyor.
Bu topraklar sıradan değildir.
Bu millet sıradan değildir.
Ve Melhame-i Kübra gerçekten yaklaşıyorsa…
Bu savaşın kenarında duracak bir millet yoktur.
Tarih…
Bazı milletleri çağırır. Ve Türk milleti…
Tarihin çağırdığı milletlerden biridir.
Kardeşlerim…
Biz bir şeyi unutmayalım.
Bu topraklar sadece bir ülke değildir.
Bu topraklar bir emanettir.
Bir mirastır.
Bir davadır.
Bu topraklar…
Bin yıllık bir yürüyüşün merkezidir.
Ve o gün geldiğinde…
Hak ile batıl yeniden karşı karşıya geldiğinde…
Dünya yeniden ikiye bölündüğünde…
Bazıları saklanacak.
Bazıları kaçacak.
Bazıları susacak.
Ama bazı milletler vardır…
Kaçmaz.
Türk milleti…
O milletlerden biridir.
Çünkü kardeşlerim…
Biz tarih boyunca seyirci olmadık.
Biz tarih boyunca taraf olduk.
Biz tarih boyunca meydanda olduk.
Ve eğer Melhame-i Kübra gerçekten yaklaşmışsa…
Eğer dünya gerçekten büyük bir hesaplaşmaya gidiyorsa, eğer hak ile batıl yeniden karşı karşıya geliyorsa, o gün geldiğinde, biz yerimizi biliyoruz.
Biz korkunun tarafında olmayacağız.
Biz susanların tarafında olmayacağız.
Biz bekleyenlerin tarafında olmayacağız.
Biz…
Hak tarafında olacağız.
Ve unutmayın kardeşlerim.
Bazı milletler vardır…
Tarihi izler.
Bazı milletler vardır…
Tarihi yazar.
Türk milleti…
Tarihi yazan milletlerden biridir.
Ve eğer Melhame-i Kübra gerçekten yaklaşıyorsa…
Bizim cevabımız çoktan bellidir.
Biz buradayız.
Biz burada kalacağız.
Ve gerekirse…
Biz burada savaşacağız.
(devam edecek)