- Neden bol bol kitap okumuyorsun? diye sorduğumda “Kitap okuyup yattığımda güzel rüyalar görüyorum, ertesi gün uyanmak istemiyorum.” demişti cezaevindeki bir müvekkil.
- Uzun süre kapalıda kaldıktan sonra tahliye olan birinin, düz zeminde yürümeye alıştığı için yolda bir tümsek ya da çukurla karşılaştığında afalladığını, arabalardan korktuğunu, karşıdan karşıya geçmekte bile zorlandığını öğrenince şaşırmıştım.
- Her kaşık sesi duyduğunda irkildiğini, çayını çok karıştırdığı için dayak yediğini hatırladığını söylemişti bir başkası.
- Cezaevi ruhsal ve fiziksel olarak çok şey götürüyor insanlardan. Yaşamayanın asla anlayamayacağı şeyler. Kimse aynı insan olarak çıkmıyor oradan. Kaybettiği de sadece özgürlüğü olmuyor.
- Özetle; kimse hak etmiyorsa 1 gün bile fazla kalmamalı cezaevinde. Ölçülü değilse, şart değilse tutuklanmamalı, hiç girmemeli oraya, havasını teneffüs etmemeli.
Başaran Aksu'nun eli evrenseldir.
Balıkçı Nicolas'ın elidir bu, dökümcü Dimitri'nin, Sepetçioğlu'nun, Nazif'in kazma tutan elidir.
Bizim sarılmamız gereken el budur işte.
Başaran Aksu:
"Halkı aşağılıyorlar, tepeden bakıyorlar. Kibirliler çünkü kimseye hesap vermek zorunda değiller. Kim verdi bu adam 3000 tane ruhsatı? Ey bakanlar, belediye başkanları, milletvekilleri nasıl zengin oldunuz? Kimden çaldınız? Allah madenciye vermedi size mi verdi?"