Siyasi partiler toplumla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.
İktidar,muhalefet fark etmiyor; her biri gücü, imkânınca topluma oyun kuruyor. Kurgu yapıp rol biçiyor. Vatandaşı havuzdaki balık, tarladaki maraba görüyor.
Bu girdaptan çıkmak için makul,dürüst insanlara iş düşüyor.
Saadet Partisi genel başkanlığı için yarışan Sayın Birol Aydın ve Sayın Mahmut Arıkan, listelerinin ilk sırasına rakiplerini koymuşlar: Birol Aydın, Mahmut Arıkan’ı; Mahmut Arıkan da Birol Aydın’ı. Oy kullanan her delege hem Mahmut Arıkan’a hem de Birol Aydın’a oy vermiş oldu. Çok değerli, ihtiyaç duyulan bir tablo. Farklılıklar olsa da ittihad içinde hareket edilebileceğini gösteren her iki ismi de tebrik ederim.
Saadet Partisi Genel Başkanlığı'na seçilen Sayın Mahmut Arıkan'ı tebrik ediyor, başarılı bir Genel Başkanlık süreci diliyorum. @mahmutarikansp
Samimiyet ve dürüstlükle Genel Başkanlık yapan, Millet İttifakı'nın hedefine, amacına ve namusuna her daim sahip çıkan kıymetli dostum Temel Karamollaoğlu Beyefendi'ye de verdiği mücadele için teşekkür ediyorum. @T_Karamollaoglu
Vaclav Havel, 4.5 yıl hapiste yattıktan sonra Çekya'nın devlet başkanı seçilir.
İstihbarat örgütü onun çile çekmesine neden olan insanların listesini sunar.
Havel, doyayı çöp tenekesine atar ve "artık yeni bir sayfa açmanın zamanıdır" deyip herkesi affeder.
101. yılda af zamanı.
“Ben Kemal Kılıçdaroğlu!
75 yaşındayım.
Hayatım boyunca alnımın teriyle kazandım,
Çocuklarımı helal lokma ile büyüttüm,
Maaşımdan biriktirdiklerimle satın aldığım ve hali hazırda içinde yaşadığım evimin dışında,
kooparetife girerek edindiğim Ankara’nın Büğdüz köyündeki evimden başka bir mal varlığım yoktur.
Çok büyük bütçeler yönettim,
Her zaman ve her adımımda fakir-fukaranın parasını ve çıkarını gözettim.
Milletimi ve devletimi her zaman sevdim, onlara sadakatten hiç ayrılmadım.
Bütün yaşamım boyunca parayla hiç işim olmadı, dönüp yüzüne bile bakmadım.
Terör örgütü PKK tarafından kurşunlandım, kucağımda şehit verdim.
Defalarca suikastlara, linçlere ve saldırılara uğradım.
Canımla sınandım geri adım atmadım.
Ailemle ve çocuklarımla tehdit edildim oralı bile olmadım.
Para ve zengin bir hayat vaat ettiler, satılmadım-satın alınamadım.
Hiç bir zaman teslim alınmadım Sayın Yargıç.
Bunu Aziz Milletimiz bilsin,
Devletimi ve milletimi sevmekten hiçbir zaman vazgeçmedim ve vazgeçmeyeceğim.”
Kayyım atanan belediyelerin etrafı polis ablukasına alınmış. Barikatlarla çevrilmiş. Atadıkları kayyım belediyeye zırhlı araçla geliyor. Ülkeyi sadece bizler için değil kendileri için de cehenneme çeviriyorlar.
Her ihaleyi alan, doğanın ve kamu kaynaklarının emirlerine tahsis edildiği müteahhitler bu nedenle kazandıkları paraları İngiltere’ye, ABD’ye taşıyorlar. Burayı sömürerek kazanıyorlar ama çoluk çocuklarının burada yaşamasını istemiyorlar. Çünkü bir cehennem yarattıklarını onlar da biliyor.
Bu İktidar Faiz Lobisi'ne teslim oldu!
2025'de rekor faiz yükü bizi bekliyor.
2025 yılında ödeyeceğimiz faiz.
Borcun faizi = 1,950,000,000,000 TL
Bir trilyon dokuzyüzelli milyar TL.
= 57,4 Milyar Amerikan Doları.
1,950,000,000,000 TL ne anlama gelir.
2025 yılında kişi başına 23,000 TL borç faizi ödeyeceğiz.
Ayda ikibin TL civarında.
1,950,000,000,000 TL emeklilerimize aktarılsaydı her emekli yıllık 150,000 TL
aylık 12,500 TL daha fazla gelir elde edebilecekti.
1,950,000,000,000 TL çalışanlarımıza aktarılsaydı her çalışan yıllık 78,000 TL
aylık 6,500 TL daha fazla gelir elde edebilecekti.
Borcun faizi olarak ödeyeceğimiz
1,950,000,000,000 TL
Çalışanlara ve emeklilere aktarılsaydı
her biri yılda ortalama
51,315 TL daha fazla gelir elde edecekti.
Yapılacak düzenlemelerle dar gelirli kesimlerin alacağı bay daha da fazla olabilirdi.
Bu iktidar sayesinde bu faizi çalışanlar ve emekliler ödüyor.
Yolsuzluk ve israf kalemleri bu hesaba dahil değildir.
Onları da kattığımızda tablo daha da vahimdir.
https://t.co/fvLst6kmrB
gönlü güzel, üslubu zarif, kıymetli ve değerli bir büyüğümüzdü. onu zor zamanlardaki sabrı ve sadakati ile hatırlayacağız.
mekanı cennet makamı âli olsun.
BAŞIMIZ SAĞOLSUN
Saadet Partisi Kurucu Genel Başkanımız, Yüksek İstişare Kurulu Üyemiz, ESAM Genel Başkanı Muhterem Büyüğümüz Recai Kutan hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Milletimizin ve camiamızın başı sağolsun.
Ak Parti de temel kurgunun dışına çıkamayacak galiba!
Kurgular çok önemlidir. Kurgulara göre sistem inşa edilir. Sistem bölümlere, fonksiyonlara ve operasyonlara göre detaylandırılır.
Sistemin idaresine gelen ekibin idealleri ile sistemin kurgusu örtüşüyor ise sorun yok. Bu durumda idarenin görevi detayları ikmal etmektir. Bu görev, sürekli iyileştirme yapmak demektir. Her çalışma, sistemin bütününü güçlendirir ve kurguya hizmet eder.
Lakin idare eden ekibin idealleri ile kurgu çatışıyor ise idarenin önce kurguyu değiştirmesi ve ona göre de sistemi yeniden yapılandırması gerekir. Bütünü görüp anlayamaz ise detaylarda boğulur kalır. İşin içinden çıkamaz. Sonunda kurgu galebe çalar. Bütün çalışmaları kendi hizasına getirir.
Bu temel teorik girişten sonra bana bu yazıyı yazdıran pratik gelişmeleri takdim edeyim.
Geçenlerde bir dost meclisinde idik. İsimler önemli değil ama makamlar büyük.
Orada birisi bana, hocam Mehmet Şimşek bakanımızın uygulamaları ile yurt dışına transfer edilmiş olan servetin ne kadar olduğunu hiç hesap ettiniz mi, diye bir soru sordu.
Sohbetin akışından neticede şöyle bir şey söylemeye hazırlandığı anlaşılıyordu. İşte o kadar para transfer ettik ama şu şu kazanımlarımız oldu, diyecekti. Sonra da kazanımların üzerinden bir haklılık ve bir değer çıkarımında bulunacaktı.
Ben de bunun bir öneminin olmadığını ve yanlış yere baktıklarını söyledim.
Akabinde de burada ana hatları ile özetleyeceğim uzunca bir değerlendirme yaptım. Çok ilgili idiler ve karşılıklı güzel bir tefekkür meclisi oldu.
*
Türkiye Cumhuriyeti Atatürk ve silah arkadaşları tarafından gerçekleştirilen bir milli mücadele sonrası kuruldu.
Ordu, kurucu unsur oldu. Her zaman ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Onların idealleri tam bağımsız bir devlet oluşturmaktı.
Lakin bu gerçekleşemedi. Siyaseten bağımsız olsalar da iktisaden bağımsızlığı elde edemediler. Dışarıdan gelen akıl, ülke ekonomisini bir perifer devlet ekonomisi olarak kurguladı. Bu kurguya uygun olarak da sosyo ekonomik sistem oluşturuldu.
Bu sisteme göre ultra zenginler var. Bunlar, periferi oldukları merkezlere bağlıdırlar. O merkezlerin istediklerini üretirler veya satarlar. Refahın kaymağını bunlar alırlar.
Sonra, eğitimliler var. Bunlar genelde sistem operatörleridir. İyi çalışırlarsa, refah seviyeleri yüksek olur. Sistemi, kurguya göre sürekli güncellerler.
Sonra, memurlar var. Bunlar kayıt tutucudurlar.
Neticede, tabi ki geniş bir halk tabakası var. Bunlar da genel olarak ücretlilerdir. Esnaf ve zanaatkarlardır. Yerli milli üreticilerdir.
Ülkemizde üretilen refah, ana hatları ile bu kesimlere göre bölüştürülür.
Klasik ifadesiyle sol gelenek, bu sistemi tabandan tavana doğru çalıştırmayı önceller. Yapabilirler mi yapamazlar mı, ne yaparlar, onları ayrı değerlendiririz.
Sağ gelenek ise halkın büyük desteğini alabilme kabiliyetine sahiptir. Bu kabiliyet ile ezici çoğunlukla üç kez iktidar olmuştur.
Menderes Dönemi, Özal Dönemi ve Erdoğan Dönemi.
Bu iktidarlarında hep refahın yeniden bölüşümünü hedeflemişlerdir.
Nedense bu bölüşüm, halka yönelik değil de kendi yerli ve milli zenginlerini oluşturmaya yönelik olmuştur. Lakin temel kurguyu ve sistemi değiştiremedikleri için hikaye hep aynı şekilde son bulmuştur.
O da ana hatları ile şöyle olmuştur.
Önce kadrolar değiştirilmiştir. “Bizim” adamlar, rüyalarında bile göremeyecekleri kadrolara yerleşmişlerdir.
Sonra yine “bizim” iş adamları üretilmiş ve güçlendirilmiştir. “Bizim zenginlerimiz” oluşturulmuştur.
Fakat kurgu ve sistem değişmediği için hikayenin sonu hep yüksek enflasyon ve servet transferi ile bitmiştir.
Çünkü ekonomide perifer devlet kurgusu sonunda parayı periferi olduğunuz merkeze aktarır. O merkez de kısa zamanda temel kurgu ve sistemindeki zenginler ile sistem operatörlerini daha da güçlenmiş olarak sahaya sürerler ve desteklemeye devam ederler.
Menderes Dönemi zenginleri nerede?
O dönemin makam mevki sahipleri nerede?
Develüasyon ile zenginlerin hepsi battı. Kalanlar da temel kurgudaki zenginlere yem oldular veya ram oldular.
Makam mevki sahipleri ise bir rüyada yaşıyorlardı. Dönemin sonunda uyandılar!
Peki, Özal Döneminin zenginleri nerede?
Nerede o makam mevki sahipleri?
Aynı akıbeti yaşadılar. Büyük devalüasyonlar ve krizler ile toz oldular. Makam sahipleri ise şahsi hikayelerini anlatıyor. O kadar.
Şimdi de aynı akıbet yaşanıyor.
Mehmet Şimşek, haydi diyelim ki iyi niyetle, bu akıbetin yöneticisi.
Bu dönemde zenginleşmiş, üretici, sanayici, iş adamı vs. olmuş olanların hepsi batacak.
Kaçan (!) kurtuldum zannediyor ama kurtulamayacak. Kaçmayıp ayakta kalabilecekler de temel kurgudaki zenginlere ya yem olacaklar ya da ram.
Makam mevki sahiplerinin çoğunluğu zaten “sen benim kim olduğumu biliyor musun” cümlesini aşabilmiş değil.
Benim ısrarla servet transferi derken kastim işte bu minvaldeki değerlendirmelere işaret eder.
Temel kurguyu ve ona hizmet eden sistemi yeniden yapılandıramazsanız, sistem sizi kendi kurgusuna göre hizaya sokar.
Bu şekilde devam ederek sağ gelenek, aynı delikten üçüncü kez sokulmuş olacak!
Yani, servet transferinin niteliği, niceliğinden daha önemlidir.
Kaç para transfer edildi sorusundan ziyade, bu transferler ile refahın yeniden bölüşümü sosyo ekonomik yapıyı nereye götürüyor, sorusu daha önemlidir.
Evet, çok kasvetli bir yazı olduğunun farkındayım.
Ama bunu siz istediniz!
Peki, ben bu olaya nasıl bakıyorum?
Bunu bir tek cümle ile cevaplandırabilirim.
Çıkmayan candan ümit kesilmez.
Bu ümitle, yazıp çiziyoruz işte!
Bununla birlikte, kleptokratlar genellikle elde ettikleri kârlarının büyük kısmını, iktidarını kaybetme ihtimâline karşın, yurtdışı bankalarda muhafaza ederler.
Kleptokrasi nedir?
Kleptokrasi ya da yağma düzeni, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir ailenin ya da siyasal veya dini grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli olarak soyması demektir ve kısaca hırsızlar rejimi anlamına gelir.
Kleptokrasi ile yönetilen bir ülkede yozlaşmış politikacılar, kendilerini hukukun üstünlüğünün dışında tutup; yandaş komisyonlar, rüşvetler ve özel ayrıcalıklar yoluyla, devlet fonlarını kendilerine ve ortaklarına yönlendirerek gizlice zenginleşirler.