Muhteşem bir ayet var Kur’anda. Diyor ki: “Size yaptıkları işlerde en çok hüsrana uğrayanları haber vereyim mi? Onlar, dünya hayatında yaptıkları bütün işler boşa gittiği halde kendilerini hala güzel işler yapıyor sanan kimselerdir” Kurtubî amellerin boşa gitmesine sebeb olarak;
İyi geçinmek bir olgunluk ve tercih, katlanmak ise öz saygıdan ödün vermektir. Kimseyi durduk yere kırmayız ama kapımızı açtığımız insanların sınırlarımızı aşmasına da göz yummayız.
Anlayışımız ve hüsnüniyetimiz sınırsız değildir; saygının bittiği yerde mesafemiz başlar. Huzurumuzu korumak adına tercihimiz her zaman yapıcı bir geçimden yanadır, kimsenin getirdiği yükü çekmekten değil.
Aşık olunca insan, olduğu kişiden bambaşka birisine dönüşüyor. Yapmam dediği şeyleri yapıyor, bir noktada tamamen duygularının esiri oluyor. Hatırlayın, eski bir Latince sözdür bu; Amare et sapere vix deo conceditur. “Bir Tanrı bile aynı zamanda, hem aşık hem de bilge olamaz.”
İnsanların kalpleri dalgalı bir deniz gibidir. Bugün sana yaklaşan, yarın senden uzaklaşabilir. Dün el üstünde tutulurken bugün yabancı kalabilirsin. Çünkü kalpler Allah'ın elindedir; dilediğini yaklaştırır, dilediğini uzaklaştırır.
Bu yüzden insanların sevgisine fazla güvenme, senden yüz çevirdiklerinde de kendini kahretme. Bir insanın gözünde değerini kaybetmen, Allah katında değerini kaybettiğin anlamına gelmez.
Gönlünü insanlara bağlayan, onların her değişiminde sarsılır. Kalbini Allah'a bağlayan ise insanlar değişse de ayakta kalır. Sen kalplere değil, kalplerin sahibine bak.
Kendini yetiştirmiş, bu çağın içinde tertemiz kalabilmiş çok güzel insanlar var.
Pencere önünde açan çiçekler gibiler
Dua ederken aklına gelince bile tebessüm ediyorsun. Kim ne almış kim ne satmış zerre umurlarında değil. Dünyada parmak uçlarında yürüyorlarmış gibi sakin, ama kalplere kök salacak kadarda derin insanlar. Rabbim yanımızdan yamacımızdan ayırmasın onları.
“Sınanmış olmanın sessizliği” ve “sınanmamışlığın kibri”
Sınanmış olan, o hâlin ne olduğunu bilir ve sükut eder. Sınanmamış olansa henüz kendine uğramayan o hâli, başkasının başında gördüğünde ona dair konuşmaktan zalim bir haz duyar.
Bir erkekle bir kadının saadeti, ancak mizaçlarının birbirine denk düşmesiyle mümkündür.
Ve bilirim, herkes de bilirki bu uyumu satın alacak dünya malı yoktur.
Çünkü o, kalpten kalbe verilen bir armağandır; gönüller buluşur ve sevgi doğar.
• Vahyül-Kalem - Er-Râfi'i
Geçer abi ya hep geçti. Hiç geçmeyecek gibi olan da geçti, cehennem azabı gibi içini yakan da. İzi kaldı bazen, bazen geçesiye kadar çok can yaktı ama geçti. Sabaha uyanamam dediğin gece de geçti, yarın olmasın diye uyuduğun uykunda geçti. Hepsi geçti dön bir bak arkana, ne geçmedi ki. Biraz buruk çokça hüzünlü, fazlasıyla yaralısın ama geçti. Yine geçecek. Bana inanmazsan, buna inan. Geçti bu da geçecek. Daha öncekiler gibi geçecek. Hiç yaşanmamış kadar geçecek. Muhakkak geçecek.
Geçen bir yerde okumuştum : "Bir sorunu hiçbir şekilde çözemiyosanız, o artık çözülmesi gereken bir sorun değil, kabul edilmesi gereken bir gerçektir." Cümleyi okuduktan sonra uzaklara daldım.
Etsem de hakkımı helal,gönül heybem dolu vebal.
Sorulursa bana sual,hüküm senindir derim.
Ben çeksem de sineye,kalmaz davam seneye.
İlahi mahkemeye,yüküm senindir derim...
Divan edebiyatını sadece eski kelimelerden ibaret sanıyoruz ama aruz, aslında müziğin ve matematiğin şiirle buluştuğu yerdir.
Osman Yavuz Arat - Yıkılsın
Çok iyi!
Çok, çok iyi!