Türkiye’nin Şam Büyükelçisi 6 Haziran 2026’da çok açık bir şekilde Türkiye’nin Türkiye’deki Suriyeli sığınmacıları ülkelerine geri yollamayacağını açıklamış. Ve aşağıda izleyeceğiniz konuşmasında Suriyelilerin neden Türkiye’de kalması gerektiğini anlatıyor.
Büyük bir dikkatle izleyin. 700 bin Suriyeli dönmüş, milyonlarca Suriyeli Türkiye’de kalarak Türkiye-Suriye ilişkilerinin gelişmesine katkıda bulunacakmış. Hani savaş bitince döneceklerdi? Yıllarca Türk Milletini savaş bitince dönecekler diye oyalayanlar şimdi kalacak diyorlar.
Türk Milleti artık uyanmaz ise tarihinin en karanlık kabuslarından birisini yaşayacak. @zaferpartisi
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan asil Türk kadınları, törende Türk bayrağı açtığı için bölücüler tarafından yuhalandı.
Türk bayrağına tahammül edemeyen bu bölücülerin derhal kimlik tespiti yapılıp haklarında işlem başlatılmalıdır.
2007–2026 arasında, yani 19 yıldır milletvekilliği yapan Faik Öztrak’ın basın açıklamasında ‘makamlarından bir türlü vazgeçmeyenler’ ifadesini kullanması ironinin sözlük tanımına aday.
Daha çok yakın bir zamana kadar kendisini CB adayı yapan,seçilmesi için eksiğiyle/noksanıyla büyük çaba harcayan,son Olağan Kurultayda seçilerek YSK'dan mazbatalarını alıp görevlerini sürdüren "eski yol arkada��larını", istinaf aşamasında yetki/görev gasbı ile özürlü olarak alınan blr adlî yargı kararını kolluk güçlerine icra ettirerek Genel Merkez binasından yaka-paça çıkartmaya yeltenen bir şahıs...
Yüz üç yıllık bir siyasal partinin tarihinde ilelebet anılacak!
ODTÜ’deki tarihi bayrak yürüyüşünden çarpıcı pankartlar:
- Türk bayrağının onuru Türk gencine emanettir.
- (Atatürk posteriyle) Unutturmaya çalışsalar da bu topraklardaki en büyük ‘DEVRİM’ci
- ODTÜ’de teröristin ne işi var?
Üç yıldır milletvekiliyim, üç yıldır bu Parlamentoda; suç işleyene infaz indirimi, teröriste af, hep bunları konuşuyoruz. Vergisini ödeyen, kanunlara uyan vatandaşa ilişkin üç yıldır benim şahit olduğum bir yasama faaliyeti maalesef yok!
Bu “yalan tarih” takıntısı hem ilginç hem önemli. İslamcıların her şeye rağmen İslamcı kalmalarının yegane sebebi. Karşılarına çıkan her delile “yalan” diyorlar bu mesnetle.
Bu yalan tarih takıntıları sebebiyle efsaneler yayıyorlar, şimdilerde gözden düşen Lozan mevzusu gibi. Tam olarak bu yüzden Ortaylı gibi popüler figürler önemliydi, bu kara-propagandaya bir bariyer teşkil ediyorlardı. Alıntıladığım zatın köpükler saçmasının sebebi bu - yeni Ortaylılara ihtiyaç duyduğumuz da çok açık.
Türk’ün İstiklal Marşı Arapça okunmuş!
Neden?
Arabistan milli marşı Türkçe okunur mu?
600 yıl Türkler yönetti Arap coğrafyasını!
Sanırsın tam tersi olmuş!
Ben öğretmen çocuğuyum. Bu cinayetle ilgili birkaç tespit aktaracağım. Çeşitli vesilelerle hep anlatıyorum, anlatmaya devam edeceğim. Bin kere tekrar etsem yeridir. Çünkü bize özel değil, Türkiye’nin ciddi bir devlet olduğu zamanın genel hikayesiydi.
Öğretmen ailesi öyle varlıklı olmazdı, hala değil. Ama çok saygın olurdu. Babamın ilk görev yerlerinde anneme de “hocahanım” derlermiş, öğretmen eşidir o da bilgilidir diye. Şeyh vs unvanlı insanlar babama hürmet gösterir akıl danışırlarmış. Bütün bunlar olduğunda 23 yaşında. 23 yaşında bugün çocuk dediğimiz bir adam, epey kilometrekarelik bir alanda devletin yegane temsilcisi gibi.
Ama ona duydukları hürmet devletten duydukları korkudan değil. Onu, çocuklarının daha iyi bir hayata bileti olarak görüyorlardı. Nitekim babamın görev yaptığı Mardin köyü ile Aziz Sancar’ın köyünün arası çok uzak değil. Onu da daha evvel öyle bir öğretmen daha iyi bir hayata taşımıştı. Köylü bunu biliyordu, bu yüzden hürmet ediyorlardı.
Çokça duyuyoruz, öğretmen azarlayan vali, kaymakam, müdür haberleri var. Ben gözlerimle, kulaklarımla şahit oldum mülki amirlerin babama “hocam biz sizin emrinizdeyiz, okulunuz için ne lazımsa randevusuz gelip isteyeceksiniz” dediklerine. Bunu diyen amir küçülmüyor, büyüyordu. Çünkü öğretmen önemliydi. Artık değil.
Türkiye’de eğitim artık daha iyi bir hayatın kapısını aralamıyor. Çok çalışıp çok kazanmıyorsun. Üstelik eğitim zaruri. Okula gidenlerin çoğu için eğitim, bir an önce kurtulması gereken bir angarya, sevimsiz bir zaruret. Bu yüzden ne aileler saygı duyuyor öğretmene ne öğrenciler.
Bu değer yitimi öğretmene iki şekilde yansıyor: Hem artık itibarsız hem de hayatı tehlikede. Romanların yaşadığı bir mahallede öğretmenlik yapan babam bırak tehdit almayı, yalnız vefa ve saygı görürdü. Halbuki suç oranı epey yüksek bir mahalleydi. O zaman öğrencilerin dövüldüğü yıllardı, öğrenci de dövmüştür. Hiçbir veli gelip tehdit etmemiştir. Çünkü o tokatın çocuğun geleceği için atıldığını düşünüyorlardı - artık düşünmüyorlar.
Çete üyesi olmak, herhangi bir üniversitenin mezunu olmaktan daha itibarlı. Zorunlu eğitimle okula doldurduğun yığınlar öğretmenden bu yüzden ya nefret ediyorlar yahut onu umursamıyorlar. İstediğin kadar ceza ver, okullara polis koy. Bu yaşanan yine yaşanır. Zira şimdi bırak öğrenciyi, öğretmen öz evladının bile gözünde yeterince saygın değil.
Hep denir ya eğitim şart diye. Eğitim şart değil - herkesi eğitmek anlamında. Eğitimi bir yere gelmenin şartı yapmak lazım. O zaman yığınlar “beni eğit” derler. Yoksa, suçu ödüllendiren sistemin yarattığı “keko”lar gözüne kestirdiği öğretmeni katlederek başlar kariyerine.
Rahmet olsun hocam. Seni dağdan gelenler değil, şehirlerde kendi elimizle yarattığımız yeni teröristler öldürdü.