Günlük hayatta, dost meclislerinde ya da iş ortamında o kadar kolay cümle kuruyoruz ki... Çoğu zaman "Bir yerde duydum", "Şöyle söylüyorlar" diyerek lafa başlıyoruz.
İşte tam bu noktada Efendimiz’in (s.a.v.) şu sarsıcı uyarısı karşımıza çıkıyor:
"Her duyduğunu söylemesi, kişiye yalan olarak yeter." (Müslim)
Bu nebevi ölçü, sadece bir ahlak kuralı değil; insan onurunu ve toplum huzurunu koruyan muazzam bir kalkandır. Kulaktan dolma bilgilerle insanları yargılamak, doğruluğundan emin olmadığımız meselelerde hemen hüküm vermek, bizi farkında olmadan yalanın tam ortasına bırakıyor.
Güncel hayattaki bu zaafımız, cebimizdeki akıllı telefonlarla birleştiğinde ise bir felakete dönüşüyor. Günlük hayatta üç-beş kişiye aktararak girdiğimiz o vebal, sosyal medyada tek bir tıkla (RT/Paylaşım) anında binlerce, on binlerce kişiye ulaşıyor.
Nefis ve şeytan, bizi "beğenilme", "gündemde kalma" veya "ilk duyuran olma" hırsıyla yakalıyor. "Ben sadece gördüğümü paylaştım" diyerek sıyrılamayız. Günlük hayatta dilimize yön veremediğimizde, dijital dünyada klavyemiz kontrolden çıkıyor.
Müslüman, bilginin hammallığını değil, hakikatin muhafızlığını yapandır. Günlük hayatımızda da, sosyal medya hesaplarımızda da ölçümüz nettir:
UNUTMAYALIM, beğendiklerimiz de paylaştıklarımız da amel defterine kaydediliyor.
Rabbim bizleri sözün ve amelin vebalinden korusun.
AHİR ZAMANIN ANATOMİSİ: GÜNAHLAR NASIL NORMALLEŞİYOR?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) asırlar önce bugün yaşadığımız manzarayı şöyle haber vermişti:
“Kıyamet alametlerinden biri de ilmin kaldırılması, cehaletin yerleşmesi, zinanın ve içkinin yayılmasıdır.” (Buhârî)
Bu hadis sadece bazı alametleri sıralamıyor; aynı zamanda bir toplumun nasıl çöktüğünü de anlatıyor.
Önce ilim zayıflıyor…
Buradaki ilim sadece diploma veya teknik bilgi değildir. İnsana Rabbini, haddini, sorumluluğunu ve hayatın anlamını öğreten hikmet ve irfandır. Bu hayatın merkezinden çekildiğinde ortaya büyük bir boşluk çıkar.
Sonra cehalet yerleşiyor…
Fakat bu eski zamanların cehaleti değildir. Bugünün cehaleti; her konuda konuşan ama nefsini tanımayan, bilgiye ulaşabilen fakat hikmete ulaşamayan, helal ile haram arasındaki çizgiyi kaybeden modern cehalettir.
Ardından haya zayıflıyor…
İnsanlık tarihinde birçok günah vardı. Fakat insanlar günahı günah olarak bilir, utanır ve gizlerdi. Bugün ise günahın kendisi değil, görünür olmaması ayıp sayılıyor.
Sosyal medya kültürü bunun en açık örneklerinden biridir.
Artık insanlar mutlu olmak için değil, mutlu görünmek için yaşıyor. Takdir edilmek için değil, beğeni almak için çabalıyor. Mahremiyet; takipçi uğruna, samimiyet ise görünürlük uğruna feda ediliyor.
Sorun teknoloji değil.
Sorun, insanın nefsini besleyen teşhir kültürünün hayatın merkezine yerleşmesidir.
Sonra sınırlar bulanıklaşıyor…
Helal ile haram arasındaki çizgiler silikleşiyor. “Herkes yapıyor”, “zamana ayak uydurmak lazım”, “çağ bunu gerektiriyor” gibi cümleler, vicdanı susturmanın bahanesi hâline geliyor.
Ve sonunda…
Normalleşen her günah, bir sonraki günahın kapısını açıyor.
Efendimiz’in (s.a.v.) başka bir hadiste verdiği benzetme ise daha da çarpıcıdır:
“O gün sayınız çok olacak; fakat selin önündeki çer çöp gibi olacaksınız.”
Selin önündeki saman çöpünün kendi iradesi yoktur. Akıntı onu nereye sürüklerse oraya gider.
Bugün de birçok insan modanın, algoritmaların, popüler kültürün ve beğenilme arzusunun sürüklediği yöne doğru gidiyor.
Asıl mesele kalabalık olmak değil; istikamet sahibi olmaktır.
Asıl mesele çağın akıntısına kapılmak değil; değerlerini koruyarak ayakta kalabilmektir.
Rabbim bizleri, ailelerimizi ve nesillerimizi ahir zamanın fitnelerinden muhafaza eylesin. Haya duygusunu kaybetmeyen, akıntıya kapılmayan ve hakikatten ayrılmayan kullarından eylesin.
Sessiz Çığlık: Evlatlarımız Gözlerimizin Önünde Nereye Gidiyor?"
1-Sokaklardaki o pırıl pırıl gençleri izlerken iç sızlatıcı bir gerçekle karşı karşıyayız. Kimseyi suçlamak ya da yargılamak için değil; bu coğrafyanın ortak sızısı, hepimizin ortak derdi üzerine düşünme vaktidir...
Evlatların zihinleri, o tertemiz kalpler sessizce uzaklaşıyor.
2/ Önümüze gelen rakamlar, her bir yüzdenin aslında bir can, bir anne babanın göz bebeği, göz yaşı olduğunu hatırlatıyor. 15 yıl önce inançsızlık bu topraklarda %2 gibi çok küçük bir azınlıktı.
Bugün ise yapılan araştırmalar genel toplumda bu oranın %10’lara fırlatıldığını gösteriyor.
Rakamlar sadece istatistik değil; yavaş yavaş eksilen bağlar demek.
3/ En büyük kırılma ise can parçalarımızda, gençlikte yaşanıyor. 15-25 yaş arası her 4 gençten biri (%25'i) ateizm, deizm ya da agnostisizm kıyısına vuruyor.
Bu çocuklar kötü olduklarından değil; sığınacak, dertleşecek samimi bir liman ararken kayboluyorlar.
4/ Çünkü bugünün dünyası çok acımasız. Gençlerin karşısına felsefeyle, popüler bilimle, psikolojiyle ve sosyal medyanın o rengarenk dünyasıyla çıkıyorlar. Sorgulayan, arayan tertemiz zihinleri modern dünyanın yalnızlığıyla, şüpheleriyle bulandırıyorlar.
Onlar her koldan ruhlara dokunurken, geleneksel yaklaşımlar bazen çok uzakta kalıyor.
Mesafeler büyüdükçe, dijital dünyanın o dipsiz kuyularında teselli aranıyor.
5/ Halbuki bu medeniyet sevgiyi de aklı da bilimi de en derinden kucaklayan bir okyanus. Asıl mesele; bu güzelliği, bu hakikati günümüzün gençliğine onların anladığı dille, incitmeden, sevgiyle ve rasyonel bağlarla aktarmakta geç kalınıyor olması.
6/ Artık oturup seyretme vakti değil. Bu gençliğe büyük bir borç var. Onların şüphelerini nefretle değil; bilimle, felsefeyle, akılla ve en önemlisi kocaman bir şefkatle çözecek, hem dünyayı hem ukbayı bilen "çift kanatlı" bir anlayışı bu topraklarda yeniden yeşertmek şart.
7- Konuyla alakalı çalışmalara başladık. Sizden tek isteğimiz 5 vakit namazların peşinde, teheccüde kalktığınızda,
Rabbimizin muvaffak etmesi için, elleriniz arşa yükselirken bizi de dualarınıza katmanızdır. Gayret bizden, muvaffakiyet yüce Rabbimizdendir.
Gavsı Sani (k.s.) hazretleri durumu bir türlü düzelmeyen, her ne iş yapsa bir türlü sonuca ulaşamayan bir sofi abi dua istediğinde buyurdular ki:
“Size toprak üstünde rahat yok, sonra toprağı göstererek buyurdular ki,
Siz, burda rahat edeceksiniz.
Siz, Sadatın kıymetini toprağın altına girince anlayacaksınız!”
Rabbim Sadata sofi olanlardan, dünya ahiret onlarla beraber olanlardan eylesin!”
Alemlere rahmet, gönüllere derman, kendisine uyulmakla ancak yüce Allah’ın sevgisinin kazanılacağı, sevgililer sevgilisi Muhammed sav dünyaya teşrif ettiği bu gün, muhabbetimize, tövbemize, yüce Allah a dönüşe vesile olsun.
Bugün sohbette Kırıkleri ndeyiz. Tüm kardeşleri bekleriz. Rabbim muhabbete vesile kılsın!
Bir Teslimiyet Sınavı:
Evlatla İmtihan Neden Bu Kadar Ağır Gelir?
İnsan psikolojisi, emek verdiği ve büyüttüğü her şeyi kendi "eseri" olarak görme eğilimindedir. Evlat yetiştirirken de farkında olmadan bu zihinsel tuzağa düşeriz. Onu eğitip şekillendirdikçe zihnimiz bize tehlikeli bir oyun oynar: "Süreç benim kontrolümdeyse, sonuç da benim olmalı." Bu psikolojik yanılgı, insanı adeta sonuçların mutlak hakimi olmaya zorlar.
Ruhsal yorgunluğun başladığı yer tam olarak burasıdır.
Psikolojide, anne-babanın çocuğu bağımsız bir birey değil de kendi benliğinin bir uzantısı olarak görmesine "narsisistik uzantı" denir. Çocuk bizim doğrularımızla yaşasın, bizim vizyonumuzu gerçekleştirsin isteriz. Oysa karşımızda şekil verilecek cansız bir hamur değil; kendi iradesi ve kendi kader programı olan bağımsız bir kul vardır.
İmtihanın canı en çok yakan kısmı, kulun sınırlarını unutarak kendini mutlak söz sahibi sanmasıdır. Çocuk yetiştirmek matematiksel bir formül değildir.
Rabbimiz Enfal Suresi 28. ayette kalbimizi şu evrensel gerçekle sarsar: "Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükafat Allah katındadır."
Ayette geçen imtihan (fitne) kavramı, altını posasından ayırmak için yüksek ateşte eritmek anlamına gelir.
Yani evlat; içimizdeki kibri, sabrı ve en önemlisi o gizli sahiplik duygusunu eritip saflaştıran ilahi bir aynadır. O bir mülk değil, muazzam bir emanettir.
Bu gerçeğin en somut laboratuvarı kendi evlerimizdir. Aynı anne-babanın elinde, aynı eğitimle büyüyen kardeşlerin bile nasıl taban tabana zıt karakterlere büründüğünü hepimiz görürüz. Bu bize apaçık bir sünnetullah gerçeğini gösterir: İnsan esbaba (sebeplere) sarılmakla mükelleftir ama hüküm yalnızca Allah’ındır.
Tarih, Hz. Nuh’un oğlu Kenan’dan Hz. Yakup’un evlatlarına kadar bu hakikatin büyük nişaneleriyle doludur.
İnsanın nefis olarak en çok hırpalandığı yer, çabaladığı halde sonucun kendi istediği şablona uymamasıdır. Tam o ruhsal sıkışma anında kalbe şu şifayı üflemek gerekir: Sen sonuçtan değil, sadece gayretten sorumlusun.
Bazen Allah uslu bir evlat verir, şükrünü sınar; bazen de zor bir evlat verir, sabrını ve rızanı sınar. Çünkü insan, her zaman en yoğun sevgi beslediği yerden sınanır.
Kul olarak vazifemiz, bir bahçıvan gibi tohumu ekmek, suyunu vermek ve gerisini sahibine bırakmaktır. Çaba kuldan, netice yüce Allah'tandır.
Bu psikolojik ve dini eşiği aşıp "Ben sadece bir emanetçiyim" diyebildiğinde insanın kalbi genişler. Teslimiyet başladığında, o omuzları çökerten ağır yük de yerini derin bir hafifliğe bırakır.
Dijital çağda insan ahlakının en çetin imtihanı ekrandaki parmak uçlarında, fısıltıyla yayılan dedikodularda veriliyor. Çünkü kurgu üreten her nefis, kendi manevi iflasını ilan eder.
Gizli hesapların arkasına saklanıp hile düşünenler, Fussilet Suresi 21-22. ayetlerin sarsıcı hakikatiyle irkilmeli.
O gün ağızlar mühürlenir, eller ayaklar, gözler, kulaklar ve dahi deriler şahitlik eder.
Yüce Mevla Fussilet Suresi 21. Ayette,
"Derilerine, ‘Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?’ diye sorarlar. ‘Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu’ derler. İlk önce sizi O yarattı, şimdi de yine O’na döndürülüyorsunuz."
22. Ayette de,
"Oysa siz, vaktiyle günahlara dalarken kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin bir gün aleyhinizde şahitlik yapacağından çekinmiyordunuz. " buyurmaktadır.
Mümin, ekrandaki her kelimenin ve İslam'a uygun olmayan bir gönderiyi paylaşmanın, beğenmenin (like) dahi o kötülüğe ortaklık ve vebal olacağını bilen basiret sahibidir.
Kalabalıkların uğultusuna kapılmadan vakar korunmalı, sadece hayır konuşulup selamet tercih edilmeli.
Parmaklar ekranları kaydırırken neye dokunduğuna dikkat etmeli. Yarın tenler mutlak hakikati haykıracaktır.
"İnşirah Suresi’nde Rabbimiz, zorluk anlamına gelen 'usr' kelimesinin başına 'ال' (Elif-Lam) koyarak onu 'el-usr' şeklinde belirli ve sınırlı kılmıştır.
Kolaylık anlamına gelen 'yusr' ise nekre (belirsiz) bırakılmıştır.
Dil bilgisindeki bu muazzam tefsir sırrı der ki: Başımıza gelen zorluk tek, sınırlıdır, geçicidir ve bilinir ; fakat arkasından gelecek kolaylıklar, ferahlıklar ise sınırsız ve sayısızdır, ne şekilde nerden gelecek bilemezsin.”
Hiç bir zorluk sürekli devam etmez, imtihanda olan herkese Rabbim bu şuuru ve imanı versin. Ve bilin ki imtihanınız kesinlikle bitecektir. İmtihanları sonlandıran Rabbime sonsuz hamdu Senalar olsun!
@jemalizm@akselmelkonyan Ben de 2 dönüm için 20.000 anlaştım. Çokça zeyin ve bilumum meyve ağacı güller var. Budama çıkan parçaları kesme yakma gübreleme dahil. Yer İzmir Kemalpaşa Ören🙂