Herkes her şeyi biliyor…
Herkes her şeyin farkında…
Onlar da biliyor!
Fakat ne bildiğini konuşabiliyorsun ne düşündüğünü söyleyebiliyorsun.
Suç/Suçlu = Suçsuz
Hak/Haklı = Suçlu
Espri yaparken korkuyorsun…
Şarkı söylerken korkuyorsun…
Giyinirken korkuyorsun…
Gezerken korkuyorsun…
Konuşurken korkuyorsun…
Yazarken korkuyorsun…
Düşünürken dahi “umuyorum sesli düşünmemişimdir” diye korkuyorsun…
İstiklal Marşı “Korkma” diye başlayan milletin düşürüldüğü hal.
Korkuluklara diyeceğim;
Bilmediğiniz bir şey var.
Gerçek dublaja gerek duymaz.
Gerçeğin kendi sesi vardır.
Ve o ses mutlaka ama mutlaka bir gün haykırır…
Avrupa’ya gittiğinizde ilk fark ettiğiniz şey tam olarak bu, sessizlik…
Sadece olması gereken sesler dışında ses duyamazsınız. Fakat ülkemizde neredeyse herkes ama herkes gürültü yapmak için uğraşıyor.
Korna her 5 dakikada bir basılma mecburiyeti olan bir şeymiş gibi, eller hep kornada.
Marketinden lokantasına, börekçisinden her türlü esnafına kadar her yerde gümbür gümbür müzik sesi.
Yoldan geçen araçlar zaten gezen disko, taverna.
Stres atayım, kafa dinleyeyim diye tatile gidiyorsunuz oralar da aynı.
İşin tuhafı, bu durumdan kimse memnun değil. Fakat yine de herkes en çok gürültüyü ben yapacağım yarışından kendini alamıyor.
Ülke topyekün bir sabır testi.
Vicdanlı herkesden
Rica Ediyorum
Acımasızca 8 yıl 5 ay önce
Canına kıyılan Rabia Nazımızın Adaleti için
Lütfen destek olabilirmisiniz
Birlikte başaracağız 🙏
#RabiaNazİçinAdalet
Mehmet Şimşek:
“Birçok Avrupa ülkesinde bir litre mazotun TL cinsinden fiyatı 150 TL'den aşağı değil. Aşırı yükselişlere rağmen bizde 100 TL civarında.”
Bakan bey, hazır değinmişken bir de o birçok Avrupa ülkesindeki asgari ücret miktarını da söyleseydiniz. Mesela o birçok Avrupa ülkesindeki vatandaş, 1 aylık maaşı ile kaç litre akaryakıt alıyor, bizim vatandaşımız ucuz olan akaryakıtımızdan kaç litre alabiliyor.
Matematikte basit bir oran, orantı konusu.
Ne tuhaf, oran orantı 6. ve 7. sınıflardan itibaren öğretilmeye başlıyor. Peki son dönem belli bir kesim ne diye çatlak sesler çıkarıyor?
“Zorunlu eğitim 5 yıl olsa kafi!”
Hmm 🤔 şimdi bu olayı düşününce benim de aklıma bir dizi geldi. Tabii pozitif farkındalık anlamında.
Ne güzel diziydi Hayat Bilgisi.
Birçok şifreler barındırırdı. İnsan olabilmek gibi, bilinçli bireyler olarak yetişmek gibi, aydın olabilmek gibi.
Hani ünlü bir replik vardır, “Geçmiş olsuna ilk kim geliyorsa suçlu odur.”
Bugün 12 Eylül darbesinin yıldönümünde yapılan paylaşımlara bakıyorum da, kimler bu darbeden nasiplenmiş kârlı çıkmışsa en başta onların mesajları var. 12 Eylül biçti, ezdi, yok etti, sizler de o hazırlanan zemin üzerindeki hazırlanmış yerlerinize geçtiniz.
Kim ki bir ideolojiyi, bir ismi ya da bir inancı ağzında ciklet varmışcasına çiğneyip durur, yaptığı her işte o cikleti balon yapıp patlatır bilin ki o kişi bahsettiği, vurgulayıp durduğu o şeyi bitirmek, yok etmek için vardır. Tıpkı Kenan Evren’in Atatürk’ü ağzından düşürmeyip aslında Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü bitirmek istemesi gibi.
ABD, Denizlerin asılmasıyla zihnimize kazınan o 1971 cuntası ile sersemlettiği o bilinçli aydın gençliği, 1980 darbesiyle tamamen yere sermiştir.
Tonlarca gazete, dergi ve kitap yakıldı.
Binlerce yayına el konuldu.
Bir buçuk milyondan fazla kişi fişlendi.
14 kişi açlık grevinde can verdi.
171 kişi işkencelerle öldürüldü.
50 kişi idam edildi.
Aydın, bilinçli, kültürlü, tek istedikleri tam bağımsız Türkiye olan gençliğin üzerinden silindir gibi geçip bir daha ayağa kalkamayacak hale getirdiler.
O yüzdendir ki şimdilerde sarı peruklu sapığı bir taraftan, diğer kel sapığı diğer taraftan kafalarına göre rahatça at koşturup bu topraklar adına, bu millet adına rahatça ahkam kesebiliyorlar.
Yaşamını yitiren tüm vatansever büyüklerimin ruhları şad mekanları cennet olsun.
Kahrolsun Emperyalizm!
Kahrolsun ABD ve işbirlikçileri!
#12Eylül
apo picine; "serbestsin seni yarın deniz yolu ile karaya bırakacağız" desinler altına sıçar bu 00rrrrroospu çocuğu.
Asla o adadan dışarıya kafasını uzatamaz.
Şiraze öyle bir kaydı öyle bir kaydı ki…
Namuslular acı çektirilir, namussuzlar mutlu edilir oldu.
Masumlar cezalandırılır, suçlular mükafatlandırılır oldu.
İyiler kaybettirilir, kötüler kazandırılır oldu.
Dünyanın neresinde o ülkenin binlerce askerini öldüren, doktor, öğretmen, hemşire, mühendis, kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk demeden katleden bir terör örgütünün üyelerine anma etkinlikleri düzenlenmesine izin verilir?
Daha acınılası ve kabullenmesi imkansız olanı, dünyanın neresinde böylesi bir örgütün lideri en ağır cezalarla cezalandırılması gerekirken yıllarca şahsına özel bir adada özenle bakılıp sonrasında kendisine özel bahçeli bir ev (kimine göre villa) tahsis edilir?
Sizler neler yaptığınızın farkında mısınız?
Akıl sağlığınızı topyekün mü yitirdiniz?
Bu yapılanın adı hıyanet, ihanet, vb. falan da değil, çok daha ötesi bir şey!
Bunu nasıl yaparsınız!
Hiç mi akıl, fikir ve dahası vicdan kalmadı sizlerde?
Bahçeli ev tahsis ettiğiniz o canlı binlerce masum insanı çoluk çocuk, yaşlı genç demeden acımadan katletmiş katil bir cani!
Binlerce masum ailenin, annenin, babanın, kadının, çocukların hayatını söndüren cani bir bebek katiline yıllardır özel bir ada tahsis edip paşalar gibi baktığınız yetmedi üstüne bir de bahçeli özel ev yaptırdınız öyle mi?
Dün bir paylaşım okudum. Çok kısa ama bir o kadar anlamlıydı.
Diyordu ki; “Bu cani keşke yakalanmasaydı. En azından çok daha ağır şartlarda, mağaraların içinde saklanarak yaşamaya çalışır belki de şimdiye kadar hastalıktan ölürdü.”
Siz bu ülkenin masum insanlarına, ailesinden şehit vermiş o acılı anne ve babalarına bu lafı söylettiniz!
Hiçbirinizde zerre empati kurabilme yeteneği yok o çok açık belli de yine de evlat sahibi olanlarınıza sorayım. Bahçeli ev tahsis ettiğiniz bu cani, sizin evladınızı katletseydi yine böyle davranabilecek miydiniz?
Empati yok o kesin, belki biraz utanma kalmıştır diye yazının sonuna bir görsel koyuyorum.
Bunlar villaları, bahçeleri evleri olmamış, olamamış ama bu vatan için şehit vermiş ailelerin evleri. Sıvasız, boyasız, ağıt ve gözyaşılı.
Şimdi sizden ricam; gidin ve o caniye bahşettiğiniz bahçeli evi bu acılı insanlara anlatın.
Ülkede öyle şeyler yaşanıyor öyle şeyler oluyor ki maalesef bunun farkında olan bilinçli bir azınlık dışında hiç kimse ya farkında değil ya da umurlarında değil. Oysa uyanıp neler olup bittiğinin farkına vardıklarında her şey için çok çok geç olacak.
Maalesef bazı şeylerin değeri kaybedilmeden anlaşılmıyor. Bazı şeylerin ne denli tehlikeli ya da ne denli önemli olduğu gibi gerçekler de zamanla unutuluyor ve bu sebeple tarih tekerrür edip duruyor. Tıpkı 2. Dünya savaşına sebep bir delinin milyonlarca masum insanın ölümüne sebep olması sonrası alınan tek adam, tek parti, aşırı sağ önlemlerinin yıllar geçtikçe unutulup şimdilerde Almanya’nın tekrardan neredeyse konuşma şekli dahi aynı olan bir lidere sahip partiyi birinci parti yapması gibi.
İnsanevladı gerçekten de çok garip ve acınılası bir varlık.
Şöyle bir doğada bulunan canlılara bakın lütfen. Bitkisinden hayvanına kadar hepsi var olma görevleri dışında hiçbir yanlışa girmeden bir ömür o görevlerini yerine getirmek için yaşıyor ve ölüyorlar. Hiçbiri amacının dışına çıkmadan yaratıcının ona yüklediği komutları yerine getirerek ömrünü tamamlıyor. İstisna olanlar ise sadece yine insanevladının onların alanlarına müdahale etmesinden sebep böyle bir istisnaya imza atıyorlar.
Sincap fındığını toplar, arı balını yapar, karınca toprağı havalandırır, organik atıkları temizler, kunduz barajlar yaparak yepyeni ekosistemler yaratır. Hatta evinize yavru olarak aldığınız bir kunduz dahi evdeki eşyaları bir araya toplayıp bir baraj inşa etmeye çalışır. Çünkü koca bir ekosistem onlara yüklenmiş program doğrultusunda hareket eder, üstelik %100 bir itaatle.
Peki ya insanevladı?
Her ne kadar Hollywood Terminatör (Yok Edici) figürünü gelecekten gelen bir makina olarak işaret etse de aslında ana metinde onu yaratan insana atıfta bulunur. Bir bakıma modern bir Frankenstein anlatımıdır. Kendi canavarını, yok oluşunu hazırlayan insanevladı.
Maalesef rahatlık batıyor insanevladına. Dünya üzerinde neredeyse savaşsız olmayan bir zaman dilimi yok. Küresel, emperyalist, tamamen maddeye tapan, maddenin tanrıcılığını oynayan tiplemeler ve onların emirlerindeki müridlerden oluşmuş koca bir dünya. Bu yaratıklar yüzünden yok olup giden masum insanlar ve ekosistemin kusursuz diğer canlıları.
Cumhuriyet…
Öyle güzel ve öyle değerli bir nimet ki…
Tabii değerini görene, değerini bilene.
Görünen o ki ne değeri bilindi ne de bilinecek. Değerini bilenler yazımın başında da bahsettiğim gibi sadece bilinçli bir azınlık. Demek ki bilinçli bir toplum olunmadan böylesi muhteşem bir nimetle ödüllendirilsen dahi nafile.
Tipik bir kaşıkçı elması hikayesi…
Ne diyeyim…
Bu denli ısrarla, inatla bir değeri, bir kıymeti yok etmek isterseniz, böylesi bir değerin değerini bilmezsiniz bir gün bir bakarsınız ki artık o değere sahip değilsiniz.
Her toplum hak ettiği gibi yönetilir.
Cumhuriyeti sevmeyen hatta nefret eden yok edicilere diyeceğim, ki siz bu adamı da sevmezsiniz. Bir gün kaybettiğiniz değerin ne olduğunu anladığınızda bir Mustafa Kemal Atatürk daha çıkagelmeyecek.
Ve emin olun son pişmanlığınız fayda etmeyecek.
O sebeple; Cumhuriyet gibi bir nimete sahipken kıymetini bilin, sahip çıkın. 7 düvelle çarpışıp kurulan bu ülkeye sahip çıkın. O gün kaybeden emperyalistlerin tuzaklarına düşüp cephede kanla, canla vermediğimiz bu cennet vatanı filtreli profil fotoğrafları gibi gözleri boyarcasına hazırlanmış tezgahlarına yem etmeyin.
Unutmayın; Başka bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti yok.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene! 🇹🇷
Antalya’nın Aksu ve Kumluca, Adana’nın Kozan, Mersin’in Bozyazı ilçelerinde meydana gelen orman yangınları sebebiyle başta bölge halkı olmak üzere tüm canlarımıza çok çok geçmiş olsun. Çaresizce feryat eden, gözyaşı döken insanlarımızı görmek gerçekten de kahredici.
Dilerim hepsi bir an önce söndürülür 🙏🏼
Transfer dendiğinde aklıma bonservis fiyatları gelir.
Transfer sezonu gelir, başlama ve bitiş tarihleri gelir.
Fakat hiçbir ülke yoktur ki siyasetindeki transfer hareketliliği spor dallarından fazla olsun, fazla konuşulsun.
Üstelik sezonu da yok.
Her an her saat transferler havada uçuşuyor.
Bari Transfermarkt’a kulüplerin yanı sıra siyasi partileri de ekleyin.
En azından hangi siyasi kaça transfer olmuş, bonservisi kaça gitmiş, sonraki satıştan partinin alacağı bir pay olacak mıymış, yetiştiği partiye yetiştirme ücreti ödenecek miymiş onları öğrenirdik.
#Siyasimarkt
Üsküdar Belediyesi'nde Başkan Vekilliği seçiminin tamamlanmasının ardından gözyaşlarını tutamayan Yeni Parti Meclis Üyesi Hazal Bayhan Koç.
Bunun herhangi bir partili olunmasıyla alakası yok. Bunun insan olup olamamayla alakası var.
Her kim olursa olsun bugün haksızlığa uğramış olanı, olanları görmezden gelirseniz bir gün siz aynı haksızlığa uğradığınızda siz de görmezden gelinirsiniz.
Görmezden gelmiyorsunuz, her biriniz kendi karmalarınızı yaratıyorsunuz.
Herkes TRT'ye verdiği röportajı paylaşıyor ama Eda Erdem'in şampiyonluk sonrası direkt salona seslendiği konuşması çok daha coşkuluydu.
#FileninSultanları
Ülke insanımızı, devamlı sağlı sollu yumruklar yiyen, kroşelerle, aparkatlarla mindere serilen, hakem tam saymaya başladığında yeniden ayağa kalkan bir boksöre benzetirim hep. Hayata karşı hiçbir zaman galip gelemeyen, habire yere serilen ama yenilgiyi asla kabul etmeyip tekrar ayağa kalkan bir boksör.
Ülke insanımız neden çok agresif?
Dışarıya çıktığımızda insanlarımızın suratları niye asık?
Toplum neden mutlu değil?
Alp bey neden eğlenceli (pozitif) paylaşımlar yapmıyorsunuz?
Sıralamış olduğum sorulardan ilk üçü hepimizin, sonuncusu ise benim sıkça duyduğum bir soru.
27 yıl Almanya’da yaşamış biri olarak, orada yaşayan insanların bizlerin yaşamına tamamen zıt yani mutlu olan yaşayışlarının sebebini anlatayım sizlere.
Onca yıl Almanya’da, ülkede gündem olan konular neler oldu biliyor musunuz?
Pandemi, Ukrayna savaşı, Merkel’in göçmenlere karşı ılımlı açıklamalarına tepki ve son dönem İran savaşı yüzünden artan akaryakıt fiyatları. Düşünün bir ATM soygunu günlerce konuşuldu. Bunun haricinde en çok konuşulan konu ise göçmen bir saldırganın parkta çocukları ve bir polisi bıçaklamasıyla, Noel’de kurulan bir pazar yerindeki kalabalığa sürülen araç. Onca yılı özetlersem hepi topu bu kadar olay ancak gündem oldu.
Peki ya bizde?
Almanya’da onca yıldır yaşananların toplamı ülkemizde maalesef bir haftalık konu bile değil maalesef.
Yazının başında bahsettiğim gibi takipçilerim bana soruyorlar, “neden eğlenceli paylaşımlar yapmıyorsunuz?”
Ülke insanı olarak, ülkede yaşananlardan ne derece bağımsız kalabilirsiniz?
-Bir gün mutlu uyanıp güne pozitif başlamak istiyorsunuz. Elinize telefonu alıyorsunuz, kadın cinayeti!
Eşinin kendisinden boşanmasını hazmedemeyen yaratık kadını katletmiş!
-Çocuk kaybolmuş, günlerce aranmış ve maalesef ölü bulunmuş!
-Çocuk yaşta bir yavrumuz kendini iyi hissetmediği için hastaneye başvurmuş, hamile olduğu ortaya çıkmış çünkü tecavüze uğramış!
-Yavru kedi işkenceyle öldürülmüş!
-Köpekler canlı canlı yakılmış!
-Çocuğun pazara gitmiş, laf atılıp sonrasında katledilmiş!
-Trafikte 50 km/s ile gitmesi, kırmızıda ve yaya geçidinde durması gereken araçlar onlarca masum insanımızın canını almış! (Ülkemizde trafik terörüne verilen canlarımızın sayısı bölgedeki tüm savaşlarda yitirilen insan sayısından katbekat fazla)
-Evladını askere yollamışsın haince katletmişler. Evladını katledenler caddelerde, sokaklarda, meydanlarda teröristbaşlarının posterlerini asarak sloganlar atmaya başlamış!
-Birkaç ay önce 4 bin liraya doldurduğun aracının deposu 7 bine doldurulur olmuş!
-Demişsin, “bari bir stand-up izleyip kendime geleyim, moralimi düzelteyim, neşem yerine gelsin”
O da ne! Komedyen tutuklanmış!
-“Hay ben böylesi işin!…” diyerek “ulan bari bir konsere gideyim deşarj olayım” demişsin, bileti aylar öncesinden ayarlamışsın fakat o da ne! Dünyaca ünlü Dj’in konseri yasaklanmış!
-“Ulan yeter be!” Deyip almışsın eline şişeyi oturmuşsun sahile, tam yaşadığın hayatı sorguluyorsun ki o da ne! Tepende bir dron, “içemezsin!” diyor!
-Tüm bu olan bitenler bitsin, artık mutlu olmak istiyorum diye muhalif dediğin adaya oy vermişsin, o da ne!
Muhalif dediğin o aday iktidarla el sıkışmış, transfer olmuş.
-Transfer demişken aklına futbol gelmiş, demişsin ki, “doğru ya! Benim tuttuğum bir takım vardı bari futbola sarıp kafayı dağıtayım.” O da ne!
Şikesi, teşviği, bahisi, reklamı vs.
Miden hepten bulanmış!
-“Tüm bunlar bir ara verir mi acaba?” deyip düşünürken bakmışsın ki ülkende deprem olmuş birçok masum insan ölmüş.
-Deprem felaketini unutalım artık derken ormanların yanmış!
-Yağış çok oldu diye sel vurmuş!
-“Denizim var en azından” derken kıyıların işgal edilmiş üstüne mikroplastik sarmış!
-Feribotun batmış, onlarca insan can vermiş!
-“Köyümde kalayım bari, ne yapayım artık” demişsin köyüne maden firması dozerleri dayamış!
-“Daha kötü ne olabilir artık” diye düşürken en sevdiğin sanatçılar erken yaşta hayata veda etmiş!
Yıllar önce telif saçmalığı yüzünden kapanan sayfamda da aynı örneği vermiştim, eski takipçilerim hatırlarlar. NASA astronotları peşpeşe uzay yürüyüşlerinin çok riskli olduğunu söylemeye başladılar çünkü uzay çöpleri yörüngede saatte 28 bin km hızla hareket ediyorlar. O hızlarda çok küçük bir parça dahi astronota isabet ederse astronotu delip geçer.
Kaldı ki 2007 yılında astronot Richard Mastracchio’nun eldiveni mikro sayılabilecek ölçülerde bir çöp yüzünden delindi ve görev derhal sonlandırıldı.
Şimdilerde bu tip görevler çok kez ertelenip duruyor. Yörüngenin çöplerden tamamen arınmış olan en temiz halini izliyorlar. Ne zaman ki öyle bir ana denk geliyorlar o vakit astronotlar göreve çıkıyorlar.
Sayfada eğlenceli ya da pozitif bir paylaşım yapmak da benim için aynen bu durumu anlatır türden değerli dostlar.
Ülkede neredeyse kötü haber, felaket, acı bir olay olmadan bir gün dahi geçmiyor ki araya öyle bir paylaşım sıkıştırayım. Kendi moralim yerinde mi ki size moralli paylaşımlar sunayım. Maalesef olamıyor…
Serhat Kılıç’ın vefatı sonrası ne bir paylaşım yapasım geldi ne de sosyal medyaya bakasım. Akşam kızlarımızı izledim, keşke daha moralli bir zamana denk gelseydi de coşkuyla sevinebilseydim. Fakat ne mümkün. Yine de Atatürk’ün kızlarına, Kadın Voleybol Milli Takımımıza sonsuz teşekkürler.
Hani diyorum onlar da olmasa bu milletin yüzünü kim güldürecek.
“Yaşam neye benziyor biliyor musun? Adeta ölümle saklambaç oynuyor gibiyiz. Bazen tedirgin, bazen oyunun eğlencesine kapılmış, mutlu, habersiz ilerleyip duruyoruz işte. Bir gün ölümün karşımıza çıkacağını bildiğimiz halde yine de oyunun eğlencesine kapılmış halde ilerliyoruz.
Üstelik sobelendiğimiz an aklımızı kaçıracağımızı bile bile…”
Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.