Çin'e gelince, yaşanan hayatı, değişen şehirleri, teknolojide gelinen seviyeyi görüp, Çinli arkadaşların 30 sene önceki yoksulluk hikâyelerini dinleyince, ülkemizdeki tartışmaların, uğruna mücadele ettiğimiz demokrasi denen olgunun anlamını ve hayattaki karşılığını sorgulamamak elde değil.!!!
Afganlar, Suriyeliler ülkemizi işgal ediyor diye dertlenmistik. Mujdemi isterim:) Hazır olun robotlar geliyor... Kontrolü kimde olacak belli değil!
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz Allah'ım. Aklımıza mukayyet ol...
Ardahan valisi, Ardahan'in güzelliklerini göstermek, belki de sporu teşvik etmek amacıyla bisiklet ile doğa da dolaşmış...
Bunu gören, aklı, fikri nerede olduğunu bilmediğimiz, CHP Kars milletvekili, mecliste konuşma yaparak valinin taytini eleştirmiş, görevden alınmasını istemiş. Beyefendi, bisiklet elbisesinden rahatsız olmuş.
Sivas'ı Unutmadık...
Dün, bir komedyen, Ekrem İmamoğlu ve Tayyip Erdoğan ile ilgili espiri yaptığı için tutuklanmadi. İmamoğlu için söyledikleri, esasen çok ağır... Dini değerlere hakaretten tutuklandı.
Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bu tarz kovuşturmalari, tutuklamaları doğru bulmuyorum. İçeriğinden bağımsız ifade ediyorum. Atatürk ile ilgili de bu ülkede espiri yapamazsınız, yaptirmazlar!!! Binlerce dava var Atatürk ile ilgili sözlerden, hapiste insanlar var.
Bundan birkaç sene önce, bir hanımefendi Aleviler ile ilgili espiri yaptığında tutuklanmıştı. Bence ne hakaret, ne de aşağılama vardı. Bir Alevi olarak rahatsız olmamıştım. Bu ülkenin sözde aydın, demokrat ve insan hakları savunucuları komedyeni linç etme yarısına girmişti. Bugün aynı tutarsizlar, Deniz Göktaş'a özgürlük diyor.
Ülkemizin temel sorunu, tutarsız, sorumsuz ve akılsız siyaset ve kültürel atmosferi. Linç toplumuna dönüştük. Bireysel menfaatlerimiz için başkalarını linç etmekten geri durmuyoruz. Ağzında salyalar ile konuşanların en fazla alkış aldığı bir ülkede yaşıyoruz.
Evet Sivas'ı unutmadık, Başbağlar hafizamizda. Basit bir olayın nerelere varacağını kestirmek mümkün değil. Ülkemizin etrafı ateş çemberi.
Gencecik çocuklara gaz vererek, onları kahramanlastirmayi bırakın. Bu çocukların başına bir yerlerde bir şey gelirse, siz ancak like almak için Tweet atarsınız. Anası, babası ömür boyu acısını yaşar.
İsviçre'de yaşamıyoruz... Siz, oradakiler gibi yaşıyor olabilirsiniz ama onlar gibi siyaset yapmadığınız çok açık!!!
Güle güle, Kadir İnanır...
Benim için, Kadir İnanır, Türk sinemasının zirve noktasıydı. Filmin yönetmeni ya da senaryosunun bir önemi yoktu, oynayan Kadir İnanır ise. Duruşu, bakışları, ekrandan size ulaşan duygunun frekans düzeyi, sizi teslim alıyordu. Türk sineması, bugün çok önemli bir değerini kaybetti. Yerinin dolması, en azından bizim kuşağımiz icin mümkün değil.
Mekanı cennet olsun.
Rahmetli Teoman Duralı, ne güzel anlatıyor, aklımızın önüne çekilen görünmeyen duvarı. 100 yıl önce, 10.000 km ötede, Türkiye'nin zaferi ile göbek atan insanlar ile buluşmanın zamanı geldi bence.
Kılıçdaroğlu yönetiminin en doğru yaptığı iş, 2016 senesinde dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yetecek kadar oy vermesidir.
Dokunulmazlıklar ne zaman kaldırıldı? 2016 senesinde. 15 temmuz darbesinin olduğu, meşhur MHP kongresinin yapılamadığı sene...
Dokunulmazlıklarının kalkması için, aranan şart nedir? Oylamaya katılanların yarısının oyu yeterli.Ak Parti'nin, vekil sayısı kaç, 317.
Ak Parti, neden meclisten basit çoğunlukla, istediği kişilerin dokunulmazlığını kaldırmak yerine, içinde Ak Parti'li, CHP'li vekillerin de olduğu, 400 civarında vekilin dokunulmazlığı icin, anayasal düzenleme yapmak istedi?
Bugün herkes karnından konuşuyor. Demirtaş icerdeymis sorumlusu, Kılıçdaroğlu lidergindeki CHP imiş.
İYİ Parti kurulmamış, MHP içinde tartışmalar devam ediyor ve MHP o dönemde, Ak Partiye uzak , CHP'ye yakındı.
Böylesi bir ortamda, iktidar partisi PKK 'li katillere destek oluyor bunlar diye, anayasa değişikliği kampanyası yapacaktı. Bu ülkenin vatandaşları, gereksiz bir kutuplaşmanın içine girecekti. Sonuç muhtemelen, %75 ile evet çıkacaktı. CHP, kendi seçmenine bile sahip cikamayacakti.
Kılıçdaroğlu, o dönemde devlet adamligina yakışır bir stratejik akılla Ak Parti'nin hamlesini bertaraf etti.
Partisinin gücünü zayiflatmadi. Ak Parti'nin güçlenmesini engelledi.
Kılıçdaroğlu, sayesinde koltuk kapanlar, ağzından çıkan her lafı gözleri yaşlı dinleyenler, karambole belediyelere çöküp, servetlerinin hesabını veremeyenler koro hâlinde kendi geçmişlerine küfür ediyorlar.
Tanimasak bunları, bir adam zannedecegiz.
Kılıçdaroğlu gücünün tepesindeyken, partideki kirlenmeye itiraz ederek önce koltuğunu, sonra gece gündüz emek verdiği partisini bırakmış biri olarak yazıyorum bunları. Kılıçdaroğlu kendi yarattığı, canavarın kurbanı oldu.
Kılıçdaroğlu, arindiracağim diyor, ama mümkün değil. Herkes aynı sofradaydi. Yemeği birlikte yediler, şimdi hesabı Kılıçdaroğlu' na yüklüyorlar.
Hukuken butlan kararını doğru bulmuyorum. Ama, Cumhuriyet'in kurucu partisinin, para ile satın alınmasının bir milli güvenlik meselesi olduğu fikrine de katılıyorum.
Türkiye Ukrayna olmadı. Umarım olmayacak ta...
Kılıçdaroğlu Genel Başkan değilmiş, ama atadığı yardımcı, Genel Başkan Yardımcısı...
100 yıllık Cumhuriyet gazetesinin düştüğü hâle üzülüyor insan. Sayın Kılıçdaroğlu'na Genel Başkan diyemeyen Cumhuriyet, İstanbul Milletvekili Sayın Gamze İlgezdi'yi, CHP Genel Başkan Yardımcısı sıfatı ile haber yapmış:)
2017 yılında hizmete açılan, Beykoz- Çubuklu ile , boğazın diğer tarafı, İstinye arasında 8 sene boyunca hizmet veren, arabalı vapur hattı, İBB yönetimi tarafından zarar ettiği gerekçesiyle kapatıldı.
İETT, zarar ediyor, Şehir hatları zarar ediyor, 3/5 kişiye hizmet eden deniz taksi zarar ediyor, metronun para kazandığını zannetmiyorum ama hepsi devam ediyor. Açıkçası, arabalı vapurun hizmetten çekilmesini dogru bulmuyorum.
Buraya kadar olayı farklı yönleri ile tartışabiliriz. Ancak Beykoz da , toplanmış kitleye seslenen, İBB'yi yöneten Parti'nin ilçe başkanı, deniz taşımacılığında sorumluluk, bakanlıkta diyor ve bunu duyan kitle basıyor alkışı.
Kimse sormuyor, burayı 10 yıldır kim isletiyordu diye? Allah her siyasi harekete, böylesi inançlı taraftar nasip etsin...
Paşinyan, kazandı. Ermenistan kazanacak, Türkiye kazanacak...
Uzun zamandır takip ediyorum, Paşinyan'i , ezber bozuyor, "tarihle" değil, gelecek ile ilgileniyor. Ermenistan'ın kalkınmasının, huzur ve barışının, Türkiye ile yakın ilişkiler kurmaktan geçtiğinin farkında.
Ermenistan'da dün yapılan genel seçimleri , kendisi ve partisi büyük farkla kazandı.
Umarım bu başarı, binlerce yıldır bir arada yaşamış, aynı coğrafyayı paylaşmış halkların barışına ve refahına hizmet eder.
Bayramın son günü İstanbul çok önemli konserlere imza attı. İstanbul Atatürk Olimpiyat stadı'nda 120.000 kişi Rap sanatçısı Kanye West'i, Beşiktaş Vodafone Arena'da ise 40000 kişi, belki de dünyanın en popüler, en güzel seslerinden biri olan Andrea Bocelli'yi dinledi, eğlendi.
Bocelli'yi ilk defa canlı dinleme fırsatı buldum. Gerçekten müthişti.
Kanye West konserinde ise, 120000. katılım ile dünya rekoru kırılmış. Biletler birkaç gün icinde tükenmiş.
Türkiye'nin her anlamda gerçek gündemi ile siyaset kurumunun gündemi çok farklı. Klişelerin, şablonların, ezberlerin ötesine geçebilecek bir yapıyı kurabilecegimizi düşünüyorum.
Nice bayramlara...
CiNS Dergisi'nin giriş yazısı.
YAŞADIĞIMIZ GİBİ ÖLMÜYORSAK..
Etrafımıza baktığımızda gördüğümüz şey bir aynılık panayırı hâlini aldı. Herkes aynı dertlerin içine gömülmüş sanki. Sanki değil, öyle. Aynı yapay öfkeleri kuşanmış durumdayız. Eskiden bir insanda “başka” olanı bulma, o farklılığa hayretle bakma lüksümüz, daha doğru deyişle böyle bir gerçeğimiz vardı. Şimdilerde o günler gösteriden kalktı. Birbirinin kopyası hâline gelen, aynı sloganlarla sevip aynı standartlarda nefret eden kitlelerin tam ortasındayız. Sınırsız bir görüntü ve hikâye yığını içinde gerçek olanla taklit olan arasındaki bağ koptu. Herkesin birbirine benzediği oranda hayata tutunabildiği bu meydanda ruhun o asil sınırları birer birer siliniyor. Oysa umut, kalabalıktan ayrılanın, o sahte ışıklardan yüzünü çevirenin nasibidir.
İşte en can alıcı nokta burası. Yaşadığımız gibi ölmüyorsak, yaşadığımız hayat aslında bize ait olmadığındandır. Başkasının arzularını giyiniyor, başkasının kelimelerini ödünç alıyor ve başkasının çizdiği sınırlarda dolanıyoruz. Kendi hikâyesini yazma cesareti gösteremeyenlerin ölümü de kendilerine ait olamaz. Ölüm, yaşanmış bir ömrün son mührü, o hayatın en hakiki imzasıdır. Eğer hayatımız bize ait bir mülk hâlini almazsa, son nefesimiz de üzerimizde eğreti duran yabancı bir emanet olarak kalır. Başkalarının yazdığı senaryolarda figüranlık yaparken bize ait olan tek şeyi, yani kendi sonumuzu da kaybediyoruz. Sahici bir ölüm, ancak sahici bir hayatın meyvesi olarak dalından düşer.
Umut aslında bir güvenlik biçimidir lakin bu güvenliği ancak kendi sınırlarını koruyanlar hissedebilir. Herkesin o tekinsiz çizgiyi aştığı, herkesin öteki tarafa geçtiği bir çağda beklemek en asil eylemdir. Birileri geride kalmalı ki sınırın bir anlamı, bir ağırlığı olsun. Şimdi ihtiyacımız olan şey, bu tıkanmış damarları açacak yeni bir iletişim dili kurmaktır. Umudu görenlerin, görmeyenlere o güzelliği ve o asil sükûneti tarif edebileceği sahici bir lisan... Kelimelerin yeniden canlandığı, görüntülerin sustuğu ve insanın kendi hakikatine döndüğü bir dil...
Cins bu sayısında, umudu görenlerin yanında durmaya devam ediyor. Onu arıyor.
Ve elbette neden olmasın?
Cumhuriyet Halk Partisi ileri gelenleri, sevenleri, destekleyenleri konuşurken, CHP devleti kuran partidir diyorlar oysa ki, gerçek(bence), CHP, devletin kurduğu partidir.
29 Ekim 1923 tarihinde devlet yeniden kurulmamıştir. O tarihte devletin rejimi ve yönetim şekli değişmiştir.
Hep beraber, TSK, Yargıtay, Danıştay, zabıta teşkilatı, Kızılay, Tapu işleri gibi kurumların tarihlerine baktığımız zaman, Türk Devleti'nin tarihinin bu topraklarda ne kadar eskiye gittiğini görürüz.
CHP, işgal günlerinde, o günün koşullarında, kelle koltukta bağımsızlık mücadelesi veren, devletin subayları, bürokratları ve bu ülke insanının el birliği ile ortaya çıkan bir yeniden inşaa ve mücadele örgütüdür.
Atatürk yaşarken, maalesef çok partili sistemi inşaa etme fırsatı bulamayan Türkiye, ikinci dünya savaşı sonrasında savaş tehlikesinin kalkması, dünya konjonktürünün değişmesi ile çok partili siyasi hayata geçmiştir. Demokrat Parti'nin kurucularının tamamı, CHP içinde vekillik, başbakanlık yapmış kişiler. Parti kurucularının neredeyse tamamı, Atatürk sevdalısı ve Cumhuriyet devrimlerinin bekçiliğini yapmış kişilerdir.
Cumhuriyetimizin 100 yılı aşan tarihinde, yüzlerce siyasal parti kurulmuştur. Demirel, Ecevit'ten, Erbakan, Erdal İnönü'den, Türkeş, Deniz Baykal'dan, Celal Bayar, İsmet İnönü'den daha az ya da fazla vatan ve Cumhuriyet sevdalısı değildir. Atatürk'ün resmini paralara tekrar basan Demokrat Parti iktidardır....
Sözün özü; Atatürk'ün mirası tüm Türkiye'ye ve vatandaşlarına emanettir. Atatürk bize bir parti değil, üniversiteleri, mahkemeleri, okulları, ibadethaneleri, fabrikaları, tarlaları ile bir yurt bırakmıştır.
Atatürk üzerinden, içinde her türde insanın olduğu bir Parti'ye kutsiyet ve değer atfetmek, Atatürk'ün manevi mirasına ve Atatürk sevdalısı olup başka partilere oy veren milyonlarca insana haksızlık olur.
Bugün Türkiye'nin derdi, kimin Atatürk'ü, Türkiye'yi daha çok sevdiği ya da kimin daha çok dindar olduğu meselesi değildir. Bugün meselemizin, bulunduğumuz coğrafyada huzur ve mutluluğumuzu arttıracak, kardeşliğimizi güçlendirecek, bu ülkenin kaynaklarını en doğru şekilde kullanabilecek projelerin hayata geçirilmesinin rekabeti olmalıdır.
Not: CHP genel merkezinde sormuştum. CHP 'nin ilk genel merkezi neresi diye. Tatmin edici bir cevap alamamistim. Rahmetli Atatürk, muhtemelen genel başkanlık koltuğunda hiç oturmadı. O, Cumhuriyet'in kurucu lideri olarak, Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturdu.
Akıncı/Eren... Büyük İş...
Türkiye yapımı insansız hava aracından atılan, Türkiye yapımı füze Sudan'da savaş uçağını düşürdü.
Bu olayı Yazması kolay, anlatması kolay ama anlamını idrak etmek ve kavramak kolay değil. Savaş tarihinde ilk defa, insansız bir hava aracından atılan füze ile değeri yüz milyon dolarlık uçak düşürülüyor.
Bu işin arkasındaki teknoloji ve ülkemiz mühendisliğinin geldiği seviyeyi görmek beni gururlandırdı.
Emeği geçen herkesi kutluyorum.