Otuzlu yaşlarda hayata bakış açında ciddi değişimler olur; Seni yoranı değil de ruhunu dinlendireni istiyorsun. Sessizlik en çok ihtiyaç duyduğun şey oluyor. Fark etmeden hayatından birçok insanı uğurluyorsun. Heyecan yerini sukünete bırakıyor. Fazlalıklarını bırakıp dengeye geliyorsun. Başkalarının düşünceleri artık yavaş yavaş önemini kaybediyor…
yaş aldıkça en tahammül edemediğim insan tipi, her şeyi yarışa çeviren insan oldu. yorgunum dersin o üç gündür uyumamıştır, başım ağrıyor dersin onun yıllardır migreni vardır, güzel bir şey anlatırsın daha iyisini mutlaka yaşamıştır. eskiden ayıp olmasın diye dinler++
kredisinin hiç tükenmeyeceğini zannedip hoyratça davranan birisini "çat" diye silip attığınızda içinizde beliren tek duygu; "rahatlamaktır." çünkü vazgeçilmez kimse yoktur. herkesle bir gün yol ayrımına gelinebilir. devam edemiyorsanız, çokça incitilip örseleniyorsanız kimseyi yanınızda yük etmeye gerek yok. bazı bağlar, bir makasın ucunun açılıp kapanması kadar kolaylıkla kopabilmeli. bunu yapabilmeliyiz.
Sevgi, sadece hissetmek değil; bir insanın ruhuna incitmeden dokunabilmek, onun dünyasındaki pencereleri güneşe doğru açabilmektir. Kalbi kıymet gören, nezaketle sarılan her insan kendi muhitine baharı taşır. Dağları aşmaya gerek kalmaz, o samimiyet zaten yolları düz eder …
Yaş aldıkça tamamen kişilik değişiminden kimse bahsetmiyor. Artık hiçbir şekilde etkileyici olmak istemiyorsunuz, dinlenmek istiyorsunuz. Düzenli olmak ve sizi tüketen her şeye karşıda tamamen uzak olmak istiyorsunuz.
İnsan haddini bilmeli. Başkasına sunulan nimet, sana da sunulacak diye bir hak doğurmaz. Allah’a teslim olmak, sadece hükmüne değil, taksimine de razı olmayı gerektirir..
Memnuniyetsiz insan sevmiyorum ya ben.. her havada bir bahanesi var.. bugün rüzgarlı dün yağmurlu yarın güneşli.. her şehirle ilgili bir sıkıntısı var.. burası kalabalık orası sakin diğerinde deniz yok bilmem ne.. yazarken bile sıkıldım..