Son yılların en iyi siyasal sosyal medya ekiplerinden biri Saadet Partisi.
#AKParti'nin, 30 saniyelik klibi paylaşan ekibi, "Bunu biri alıp kurgulayıp geri yollar mı?" diye hiç düşünmedi mi?
#SaadetPartisi'nin en dikkat çeken paylaşımlarını derledim;
https://t.co/RWb3zUGrMb
@gazetecialev Bir kameraya, bir tripota yenik düşen mesleğin temsilcileriyiz…
Geçtiğimiz günlerde kaleme almıştım…
İşte sana günümüz gazeteciliği;
https://t.co/5t0wonqAMR
Sabahın ayazından gecenin kör karanlığına, emeğini ekmeğe dönüştüren, alın terinin hakkıyla var olma mücadelesi veren bütün emekçilerin #1Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlu olsun.
Sesimiz bir, yükümüz ortak.
Tüm Bursalıların ve yolu Bursa’dan geçenlerin dikkatine❗️
AKP şimdi de gözünü Bursa’daki ücretsiz otoyollara dikti!
14.Karayolları Bölgesindeki, kamunun ücretsiz olarak işlettiği Bursa Çevre Otoyolu ile ilgili;
2026 yılında yapılan ihalelere⬇️
‘Özelleştirme maddesi’ eklendiğini belgesiyle tespit ettik.
Yap-İşlet-Devret modeli otoyolların fiyat tarifeleri baz alındığında;
Özelleştirildikten sonra Bursa Çevre Yolundaki araç geçiş ücreti⬇️
Gemlik Ayrımı ve İnegöl Ayrımı arası:
113 TL olacak❗️
Bu özelleştirme planı, soygun planıdır!
Sözkonusu yolun uzunluğu bağlantı yolları dahil toplam 34 km
2025 yılında Bursa Çevre Yolundaki araç geçiş sayısı: 11 Milyon 417 Bin adet
Bursa Çevre Yolunun 2026 itibariyle özelleştirilmesi gerçekleşirse⬇️
Şirket, bu otoyolları, Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan otoyolların ortalama kilometre başına araç geçiş fiyatlarıyla işlettiğinde;
🔴Şirketin bir yılda vatandaştan tahsil edeceği geçiş ücreti en az 958 Milyon 754 Bin Lira olacak❗️
🔴25 yıllık özelleştirme sürecinde şirketlerin kasasına girecek tutar: 24 Milyar Lira❗️
Bunun adı soygundur!
Yolların maliyetini önce vatandaşa vergi yoluyla ödetip sonra bu yolları özelleştirip vatandaşa ücretli hale getirmek dolandırıcılıktır!
Kaynak: 14.KGM Bölge Müdürlüğü Bursa Çevre Otoyolu 2026 Yılı Yapım İşleri İhale İdari Şartnamesi İhale Sözleşme Tasarısı,
mIRC’ten Discord’a uzanan yolculukta neyi kaybettik, neyi ıskalıyoruz? Devletin "sanal devriyesi" bir yere kadar yetişebilir.
Peki ya sonrası?
🔗https://t.co/jQCmAtXM7R
“Suça sürüklenen çocuk” kavramını hayatımıza kim, nasıl soktu?
Biz bu vahşete, bu her gün eksilen yanımıza ne ara alışır hale geldik?
Hayatını kaybeden çocuklarımıza ve öğretmenimize Allah’tan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.
Nasıl bir acıdır bu? Ya da nasıl bir vahşet?
İki gündür içimiz parçalanıyor.
Okullarımız ne ara bu hale geldi?
Eskiden ekranlarda birer “yabancı vahşet hikayesi” gibi izlediğimiz o şiddet, nasıl oldu da bizim kapımıza, sınıflarımıza, sıralarımıza kadar sızdı?
Bugün Bursa’daki baraj doluluk oranımız %0.58
Uludağ ve Kuzey Ormanları’nda sürmekte olan yıkım, bölgeye dayatılan endüstriyel ve kentsel yığılma, on milyonlarca insan ile sayısız canlının su, gıda ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını yok ediyor.
Susuz kalmak istemiyorsak su şirketlerinin Uludağ’ın suyuna el koymasına, Bursa’nın betona gömülmesine doğasının da sanayi bölgesine çevrilmesine son vermeliyiz.
Orman, su yoksa yaşam da yok!
Yıllar önce bu kentin dört bir yanında ormanlar yok olmasın, barajları besleyen akarsular kurumasın diye kepçelerin, dozerlerin önüne geçen insanlar vardı. Biz o insanları görmezden geldiğimiz gün, suyumuzu da geleceğimizi de kaybetmeye başladık.
Bugün cep telefonunuzdan bir harita açıp yeşil alanların üzerinde elinizi gezdirin. İşte orada, o detaylarda saklı aslında aradığımız “günah keçisi.”
Öyle bir dönemdeyiz ki, nereden başlasam bilemiyorum. Belki de en doğrusu, bugünün kuşaklarının çok uzak olduğu yere, çocukluk yıllarımıza dönmek…
Bolluk içinde büyümüşüz. Hani bir şarkı var ya; “Büyüdük ve kirlendi dünya.” Gerçekten de öyle oldu. Öyle hoyratça tükettik ki bütün kaynakları; bugün çocuklarımız, torunlarımız bir damla suya, ormandaki ağaca, gökyüzündeki kuşlara hasret kaldı.
Düşünebiliyor musunuz? Vaktiyle çeşmeleriyle ünlü Bursa’mız, bugün susuzlukla anılıyor.
Peki ama neden? Bir günde mi kaybettik suyumuzu?
Elbette hayır…
Biraz geçmişe gidelim… Metin Erksan’ın efsane üçlemesinden “Susuz Yaz” filmini izleyin. Ya da altı yıl önce Athena Gökhan’ın anlatımıyla çekilen “25 Litre” belgeselini hatırlayın.
O zaman belki, bugün neden bir Pazar akşamı annelerin çocuklarını yıkayamadan okula göndermek zorunda kaldığını daha iyi anlarsınız.
Bu şehirde suyun sesi, neredeyse bir ağıda dönüştü. Artık "İtibardan tasarruf edilmez" sözünü bir kenara bırakıp sudan tasarruf etme zamanı…
Kısacası, eğer bugün Cahit Sıtkı Tarancı, Muradiye’de bir çay ocağında oturup o meşhur şiirini Uludağ’a yazsaydı, yine şöyle derdi:
“Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin.
Desem ki…”
Yangınlarda yitirdiğimiz ormanlarımızı yeniden yeşertmek, geleceğimize nefes, umuda kök salmak için 1 Kitap 1 Fidan kampanyasını başlatıyoruz.
1 Ağustos Cuma günü başlayacak kampanyamız kapsamında, İsmail Hakkı Tonguç Bağış Kütüphanemiz ve Hasan Âli Yücel Dünya Klasikleri Kütüphanemiz aracılığıyla yapılacak her kitap bağışı, toprakla buluşan bir fidana dönüşecek.
Siz de bir kitapla hem toprağa, hem yarınlara can verin. 🍃