Let me explain what Boris means by "creating loops instead of prompts" because I think it confuses a lot of people!
A loop is a task or an objective given to an agentic workflow or agent. But instead of having multiple back and forth interactions with an agent, you define a goal and let the agent iterates through a series of steps, decisions and prompts until the task is complete!
To make it clear your agent still works with text, code, files and other inputs and sorry but your loop/goal still needs a prompt.
The difference is that instead of sending a prompt and getting a single answer back, the agent uses that prompt as an objective and executes multiple steps until the task is complete.
However what is also possible is to trigger a loop based on an action rather than a chat interaction.
For example, you drop a file into a folder and your agents automatically start the workflow you defined for that file: analyze it, extract information, enrich the findings, generate a report, and so on.
Hope this makes it a bit clearer 🤓
7/7
Here's the full instruction file template 👇
```markdown
# Exam Evaluation Instructions
## File Structure
- Answer key with criteria marked as (5p), (10p) etc.
- exam_papers/ directory with student PDFs
## Scoring
- Award points per criteria in answer key
- Ignore typos — focus on concepts
- Give partial credit for partial answers
## Output
- evaluation_results.csv (Student,Q1,Q2,Q3,Q4,Total)
- evaluation/<name>.md — scoring explanation per student
```
Save this, load it in Claude Code, point it at your files. 🎓
1/7
🧵 Professors and teachers : tired of spending hours grading exams?
I just graded 36 student exams in minutes using Claude Code with a simple markdown instruction file.
Here's exactly how I set it up 👇
6/7
The `.md` instruction file is reusable.
Change the answer key, drop new student PDFs in the folder, run Claude Code again.
Works for any subject: networks, algorithms, math— whatever has a rubric.
4/7
The scoring rules I use:
✅ Award partial credit for partially correct answers
✅ Ignore spelling/language errors — focus on understanding
✅ If method is correct but arithmetic is wrong → still award most points
✅ Be lenient with handwriting interpretation
İngiltere, Galler ve İskoçya'nın bulunduğu Büyük Britanya adasının toplam yüzölçümü yaklaşık 209.331 km²'dir.
Türkiye'nin toplam yüzölçümü 783.562 km²'dir.
Türkiye'nin yüzölçümü Büyük Britanya adasını yüzölçümünden 3,74 kat büyüktür.
Britanya Adası'nda konutların %80'i müstakil veya bitişik nizam müstakildir.
Türkiye'de bu oran %24 ve bunların yaklaşık %80'i de derme çatma köy evi.
Koca ülkemiz boş.
Tamam eskiden yol yok iz yoktu.
Ama artık bu konuyu öne çekme zamanı geldi.
Bu pejmürde şehirlerimizi düzeltmek gerek. Uzun yıllar süreceği belli. Bir yerden başlamak lazım.
Belirli ölçülerdeki Müstakil evini yapmak isteyenlere büyük kolaylıklar sağlanmalı.
Neden?
Çünkü işin aslını hepimiz biliyoruz.
İlk itiraz hep şudur;
"Yatay yerleşim altyapıyı pahalılaştırır. İnsanları geniş alana yayarsan yolu, suyu, elektriği, kanalizasyonu daha uzun mesafelere döşemek gerekir; dikey yapı ise altyapıyı tek noktada toplar, ucuza getirir." İlk bakışta mühendislik gibi duran bu argüman, kazındığında altından mühendislik değil rant çıkıyor.
Önce teknik yanılgıyı görelim. Dikey yapının altyapıyı ucuzlattığı doğru değildir, sadece görünmez kılar. Bir parsele sekiz kat dikildiğinde o noktanın su, kanalizasyon, elektrik talebi tek bir eve göre kat kat artar; mevcut şebeke bu yığılmayı çoğu zaman taşıyamaz, basınç düşer, kanalizasyon yetmez, trafo kapasitesi aşılır. Görünürdeki "kısa boru" tasarrufu, sonradan yapılan pahalı takviyeler, tıkanma, sel baskını ve kesintilerle fazlasıyla geri alınır. Maliyet ortadan kalkmaz, ileriye ve topluma ötelenir. Üstüne, yatay yerleşim "dağınık" olmak zorunda değildir: İngiltere örneği, sıkı örülmüş sıra evlerde altyapının tek bir hattan onlarca haneye dağıldığını, bunun bir bloktan daha pahalı olmadığını gösteriyor. Demek ki altyapı maliyeti dikeyleşmenin sebebi değil, sonradan bulunmuş bir kılıftır.
Kılıfı kaldırınca gerçek sebep ortaya çıkıyor: biz dikey yaşamı altyapı ucuzlasın diye değil, arsa rantı öyle dayattığı için seçtik.
Bir arsanın değeri, üzerine kaç metrekare satılabilir alan kurulabileceğiyle ölçülür. İmar hakkı ne kadar yüksekse, yani parsele ne kadar çok kat çıkılabiliyorsa, getiri de o kadar büyür. Müteahhit için tek katlı bir ev ile sekiz katlı bir blok arasında uçurum vardır; aynı zemine sekiz kat dikmek, sekiz kat satış demektir. Arsa sahibinin hesabı da aynıdır, kat karşılığı verdiği arsadan alacağı daire sayısı doğrudan kat sayısına bağlıdır. Böyle bir denklemde yataya yayılmak kimsenin işine gelmez. Dikeyleşme, coğrafyanın dayattığı bir zorunluluk değil, imar rejiminin kârlı kıldığı bir tercihtir.
İşin asıl çarpıcı yanı, bu tercihin bedelini topluma ödetmesidir. Parselde yükselen kuleye su, kanalizasyon, elektrik, yol, okul, hastane bağlanırken oluşan yük; trafiği kilitler, altyapıyı taşınamaz hale getirir, yeşil alanı yok eder. Kazanç birkaç parsel sahibinde ve müteahhitte toplanırken, sıkışmanın faturası şehirde yaşayan herkese yayılır. Az önceki "altyapı pahalılaşır" itirazının ironisi de burada: dikeyleşmenin asıl pahalıya patlattığı altyapı maliyetini zaten toplum ödüyor, kârı ise birkaç kişi cebine indiriyor. Kâr özelleşir, maliyet kamulaşır. Mesele bu yüzden "müstakil ev mi, apartman mı" ikilemi değildir; düşük yoğunluklu ama planlı doku ile yüksek yoğunluklu plansız blok arasındaki tercihtir ve bu tercihi belirleyen mühendislik hesabı değil, parselden çıkarılacak ranttır.
Coğrafya bahanesi tam da burada işe yarıyor, çünkü ekonomik bir tercihi doğal bir kadere benzetmek sorumluluğu ortadan kaldırıyor. "Ülke dağlık, başka çaremiz yok" cümlesi, aslında "parselden azami rantı çıkarmak istiyoruz" cümlesinin kibar kılığıdır.
Yani aslında "ülke boş ve kullanmıyoruz".
Onun yerine hep birlikte rant peşinde koşmaya devam.
Hem de en kirlisinden.
İsrail işgal güçlerinin Mescid-i Aksa'yı kapatmasını, okulları hedef almasını ve sivilleri öldürmesini şiddetle kınıyoruz. Zulüm karşısında sessiz kalmak tarafsızlık değil, suç ortaklığıdır.