geçen hafta kadıköy'de bir kafede otururken yan masadaki iki çocuğun muhabbetine denk geldim. 20 yaşlarındalar. biri app store'a basit bir kelime oyunu yüklemiş, oradan gelen reklam gelirini anlatıyor.
çocuk heyecanlı, "kanka her ay bankaya temiz 40 bin lira düşüyor" diyor. diğeri sordu: "ee vergi işini ne yaptın, şirket mi kurdun?"
çocuk sustu. "yok" dedi, "şirket kurarsam muhasebecisi, bağkur'u, vergisi derken para pul olur diye ellemedim."
büyük hata. ama çözümü çok basit.
çoğu genç içerik üreticisi veya app developer sırf "şirket kurma stresi" yüzünden ya kazandığı parayı çekmeye korkuyor ya da işi tamamen bırakıyor.
HERKES şirket açıp fatura kesmek zorunda olduğunu sanırken, asıl kolaylık BAŞKA YERDE: istisna belgesinde.
devletin yıllar önce çıkardığı mükerreer 20/b maddesi tam olarak bu durumlar için. mantık şu: şirket kurmuyorsun, fatura kesmiyorsun, muhasebeci tutmuyorsun.
nasıl yapılıyor, adım adım çıkardım 👇
1. istisna belgesi - interaktif vergi dairesine girip "sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliği istisna belgesi" talebi açıyorsun. bir iki güne belgen dijital olarak geliyor.
2. özel banka hesabı - o belgeyi alıp herhangi bir bankaya gidiyorsun. "bana bu kanun kapsamında bir istisna hesabı açın" diyorsun. sana özel bir iban hesabı tanımlıyorlar. app store, play store, youtube veya adsense gelirini sadece bu hesaba bağlıyorsun.
3. otomatik stopaj - üzel kısmı burası. hesaba 10.000 lira mı yattı? banka daha para sana görünmeden içinden %15 stopajı (1.500 tl) tık diye kesip devlete ödüyor. kalan 8.500 tl temiz para olarak senin oluyor. başka hiçbir beyanname vermiyorsun.
yıllık 5.3 milyon liraya kadar bu sistem geçerli.
tek bir detay var: eğer bir yerde sigortalı çalışmıyorsan, bu hesabı açtığın an bağkur'un otomatik başlıyor. aylık sabit ödemesini unutmamak lazım. ama bir şirketin stopajı, geçici vergisi, kdv'si ve muhasebe ücreti yanında devede kulak kalıyor.
klasik bilgi eksikliği yüzünden her ay binlerce genç potansiyel işini çöpe atıyor. adam haklı aslında, kimse durduk yere bürokrasiyle boğuşmak istemez.
çözüm yukarıda. ilgilenen arkadaşına gönder, işi resmiye döksün.
Herkes Bitcoin'in düşüşüne bakarken, ABD onu sessizce dolar sisteminin içine alıyor.
Bitcoin son günlerde sert bir düşüş yaşadı.
Ekranlar kırmızı, ortalık "balon patladı" sesleriyle dolu.
Tam bu sırada, kimsenin pek dikkat etmediği bir şey oldu.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, stratejik bir Bitcoin rezervi için Kongre ile çalışacaklarını söyledi.
Hem de aceleye getirmeden, ölçülü bir hızla.
Bir an durup düşünün. Fiyat düşerken, dünyanın en büyük ekonomisi onu biriktirmeyi konuşuyor.
Demek ki mesele fiyat değil.
İnsan ister istemez soruyor. Herkesin görmediği neyi görüyor bu ülke?
Çünkü bu, göründüğü gibi bir Bitcoin tartışması değil.
Çok daha eski ve büyük bir şeyin, doların tartışması.
Üstelik cebindeki paranın yarın ne edeceğiyle de doğrudan ilgili.
Anlatıyorum.
Önce şu basit gerçeği görelim.
Bir para, aslında bir söz senedidir. Üstünde yazan rakam değil, arkasında durduğu şey değerlidir. Bir söz senedi, ancak onu verenin gücü kadar kıymetlidir.
ABD'nin yüz yıllık sırrı da burada saklı.
Dolar her zaman aynı şeye yaslanmadı. Çağ değiştikçe, doların arkasında duran o gücü de değiştirdi. Ayakta kalmasının asıl sebebi buydu.
Geriye bakınca bu açıkça görülüyor.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki düzende doların arkasında altın vardı.
Elindeki doları getirene karşılığında altın veriliyordu. Doların gücü o altından geliyordu.
1971'de Başkan Nixon bu sözü tek gecede bozdu, doların altınla bağını kopardı.
Yerine yeni bir dayanak koydu: Petrol artık yalnızca dolarla alınıp satılır oldu, yani petrol isteyen her ülke dolar tutmak zorunda kaldı.
Her seferinde düzen değişti, ama gemi yüzmeye devam etti.
Şimdi o gemi yeniden çalkantılı sularda.
ABD'nin borcu tarihinin en yüksek seviyesinde. Çin ile rekabeti derinleşiyor. Dünyanın dört bir yanında ülkeler dolardan uzaklaşmanın yollarını arıyor. Ama ABD için asıl tehlike borcun büyüklüğü değil.
O borcu bugüne kadar ayakta tutan güvenin yavaş yavaş kaybolması.
İşte bu yüzden son dönemde ABD'den gelen kararlara tek tek değil, hepsine birden bakmak gerekiyor.
- Altın rezervlerinin yeniden değerlenmesi tartışması.
- Stratejik Bitcoin rezervi.
- Yapay zeka ve yarı iletken sanayisine yapılan dev yatırımlar.
- Üretimin yeniden ülkeye çekilmesi.
- Dijital paralara getirilen yeni düzenlemeler.
- Enerji güvenliği.
Tek tek bakınca birbiriyle alakasız kararlar gibi duruyorlar.
Üst üste koyunca hepsinin aynı soruya cevap aradığı görülüyor.
"Doları gelecekte ne ayakta tutacak?"
Çünkü ABD, doların arkasındaki o gücü tek bir şeye bağlamak yerine genişletiyor.
Altının yüzyıllardır yaptığı iş değer saklamaktı. Petrol sanayi çağının enerjisiydi. Yapay zeka ve yarı iletken ise geleceğin üretim gücü. ABD bütün bu farklı güçleri aynı çatı altında toplamaya çalışıyor.
İşte Bitcoin meselesi de tam buraya oturuyor.
Çoğu kişi Bitcoin'i doların düşmanı, onu yıkacak bir rakip olarak görüyor.
Oysa ABD'nin yaptığı bunun tam tersi. Onu dışarıda bırakıp savaşmak yerine, içine alıyor. Altının çağlar boyu üstlendiği o değer saklama rolüne, dijital çağın yeni adayı gözüyle bakıyor.
Bu bakış açısı her şeyi değiştiriyor.
Sahadaki veriler de bu durumu destekliyor.
Bugün Bitcoin'i elinde tutanların büyük bölümü, onu son altı ay ile iki yıl içinde almış kişiler.
Bu kesimin payı iki yıl önce yüzde 15'ken, bugün yüzde 53'e çıktı. Bu insanlar yalnızca fiyat çıksın diye beklemiyor. Bitcoin'in gelecekteki para düzeninde tutacağı yere pozisyon açıyor.
Şimdi geri çekilip resmin tamamına bakın.
Sahnede düşen bir fiyat, bir de ona gülen bir kalabalık var.
Perdenin arkasında ise dünyanın en büyük gücü, doları gelecekte neyin ayakta tutacağını sessizce hesaplıyor.
Belki de Bitcoin'in asıl anlamı, bugünkü fiyatında değil. ABD'nin yarının dolarını neye yaslamaya çalıştığı sorusunun içinde.
Çünkü paranın arkasındaki güç çağdan çağa değişir.
Değişmeyen tek şey, onu elinde tutanın hükmetme isteğidir.
Gelişmeleri takip ediyorum. Sizi bilgilendireceğim.
Dizayn edilen Türk siyaseti🔥
Devletin kurumlarında Siyasi erk ve diğer aparatları Cia,Mossad ve Mi6 ile neden yemekte buluştular?
Ülkemizin bölünmesine yönelik bütün raporlar ve planlar gündeme sokulurken Sarayın ve Muhalefetin
Türk Milleti umurunda mı?
SON DAKİKA: Biyolojinin 4 milyar yıl boyunca geçerli olan en kırılmaz kuralı bir ayda iki kez kırıldı
Bilim insanları, DNA’yı sıfırdan yazan bir protein buldular. Şablon yok. Talimat yok. Sadece kendi şekli.
Nisan 2026’da tam 1 ay içinde iki ayrı bakteriyel savunma sistemi keşfedildi:
DRT3 ve DRT7.
Her ikisi de “DNA her zaman başka bir nükleik asit şablonu kullanılarak yapılır” kuralını deliyor.
İlk Keşif: DRT3 Sistemi
Bakteriler örneğin E. coli, virüslerden korunmak için DRT3 adlı bir savunma kompleksi kullanıyor. Bu kompleks iki enzim içeriyor:
Drt3a: Normal şekilde, bir RNA parçasını (ACACAC motifi) şablon olarak kullanarak poly(GT) DNA zinciri yapıyor.
Drt3b (asıl bomba): Hiçbir nükleik asit şablonu olmadan poly(AC) DNA zincirini sentezliyor!
Bunun yerine proteinin kendi aktif bölgesindeki amino asitler RNA gibi davranıyor ve DNA’nın tam olarak hangi sırayla (A ve C) ekleneceğini belirliyor. Yani protein kendisi şablon oluyor.
Alex Gao’nun ünlü sözü: “Protein kendisi DNA dizisinin planı oluyor. Bu, hayatın DNA üretmesinin temelden yeni bir yolu.”
Bu keşif, merkezi dogma (DNA → RNA → protein) ve “nükleik asitler her zaman nükleik asit şablonuyla kopyalanır” kuralına ciddi bir meydan okuma. Fakat sadece bakterilerde, çok özel bir savunma mekanizması olarak çalışıyor; genel bir “protein-DNA kodlaması” değil.
İkinci Keşif: DRT7 Sistemi
Sadece 2 gün sonra yayınlanan ikinci çalışma da benzer şekilde protein-templated DNA sentezi yapıyor.
DRT7 enzimi, protein-primed ve protein-templated mekanizmayla uzun, palindromik poly(A)/poly(T) DNA üretiyor.
Yine bakteriyel anti-fag (virüs savunma) sistemi. RT (reverse transcriptase) ve PP (primase–polymerase) domainleri birlikte çalışarak şablonsuz DNA yapıyor.
Bu iki keşif, bir ay içinde iki farklı mekanizmayla aynı kuralı kırdığı için “iki kez kırıldı” deniyor.
Eski kural: DNA sentezi her zaman DNA veya RNA şablonu ister (Watson-Crick baz eşleşmesi).
Yeni gerçek: Bakteriler, proteinin 3D yapısını “kalıp” olarak kullanarak şablonsuz, diziye özgü DNA üretebiliyor.
Neden önemli?
Bakteri savunma sistemlerini daha iyi anlıyoruz (CRISPR gibi devrim yaratabilir).
Gelecekte özel DNA hidrojel veya sentetik biyomalzeme üretmek için kullanılabilir.
Biyoloji ders kitaplarını güncellemek gerekecek.
Kaynak: https://t.co/dM7KofqDIj
https://t.co/qlk6v0oOUF
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Yılmaz Özdil'in bir videosunu izledim. Video da,
CIA ve MOSSAD ile çalışan Stratfor adlı Özel İstihbarat Kuruluşunun iki üyesini açıkladı!
1) Sezgin Tanrıkulu CHP Gen. Bşk Yard. (TR-705 Kod.)
2)İbrahim Kalın MİT Başkanı. (TR-306 Kod)
Soru şu?
Bunlar defalarca söylendiği halde, neden reddedilmedi?
Doğruysa, nasıl bir ülke olduk Allah'ım!
Dışişleri Bakanı, Öcalan ile aynı aşiretten HISIM!
Hazine Bakanı, İngiltere Vatandaşı!
Aile Bakanı, Belçika Vatandaşı!
MİT Başkanı, TR-306 numaralı Stratfor Üyesi ve çocuklarının okul ücretini AKP'li işadamları ödüyor!
Bahçeli Dayı, Bebek Katilini "KURUCU ÖNDER" yapmış!
Cumhurbaşkanı, Gürcü olduğunu, eşini ise Arap olduğunu söylüyor!
Bu ekip Türk Milleti lehine bir iş yapar mı?
Sana sesleniyorum Aziz Türk Milleti? Duyuyor musun?
İSTİNAF MAHKEMESİ BAŞKANI SEYYANEN ZAM DAVASINDA MEMUR EMEKİSİNE AYRIMCILIK YAPILDIĞINA DAİR TARİHE NOT DÜŞDÜ;
"Dava konusu Yasa kuralı ile fiilen görev yapan memurlar ile emekli memurların maaşları arasında bir ayrımcılık yapılmıştır. Kuralın gerekçesinin memur maaşlarının enflasyona karşı iyileştirilmesi olduğu gözetildiğinde, aynı iyileştirmeden memur emeklilerinin yararlandırılmaması Anayasa'nın eşitlik ilkesine ve Anayasanın 90. Maddesi ile kanun hükmünde bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine 12 nolu Protokol ile eklenen Ülkemizin de imzaladığı "ayrımcılık yasağı"na dair 14. maddesine aykırı bulunmaktadır. Zira enflasyondan gelir seviyesi daha düşük olan ve yaşları ve sağlık durumları nedeniyle çalışarak ek gelir elde etme imkanı bulunmayan emekli memurların daha fazla etkilendiği tartışmasızdır. Üstelik Anayasamızın 10. Maddesinde doğrudan olmasa bile dolaylı olarak "yaşlı" tanımının içinde yer almaları nedeniyle emekli memurlar için pozitif ayrımcılık öngörüldüğü açıktır..."
Bu sözler İstinaf Mahkemesi Başkanına aittir. İstinaf mahkemesi başkanı seyyanen zammın memura verilip memur emeklisine verilmemesini, Anayasaya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine açıkça aykırı olduğuna dair çoğunluk kararına şerh düştü. Emeklinin sesini hakimler duydu ama iktidar duymadı bir an önce bu yanlıştan dönülmesi gerekmektedir.
Saygılarımla
Av. Ali Erdem GÜNDOĞAN
@scilesiz52 Tilki bitlerinden kurtulmak için suya yavaş yavaş girermiş bütün bitleri burnun ucuna toplarmış en sonunda burnunuda suya batırınca asalaklardan kurtulurmuş inşallah bunlardan devletde kurtulur.