Depremcilre selam. Nedir bu fay tartışması? Bilim platformunda tartışın, yazın, çizin helal olsun. Nedir bu medya? Deprem ülkesinde eninde sonunda deprem olur. Can güvenliğini artırmak mı istiyorsun. Deprem dirençli kentler kur. Sana ne faydan! Kur bir Bakanlık vesselam
Bugün hukuk tarihimizde, adalet için en utanç verici günlerden birini yaşıyoruz.
Göz göre göre, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun savunma hakkı gasp edildi.
Ekrem Başkanımız kendini savunmak istediğinde, salondan çıkarıldı, konuşması tamamen engellendi.
9 Mart 2026 tarihinde kendini savunmak istediğinde izin verilmemişti.
4 aydır kendini savunacağı günü bekleyen İmamoğlu’nun bir buçuk gün gibi kısa bir sürede kendini savunması isteniyor.
Kendini tüm detaylarıyla savunmak isteyen İmamoğlu’na konuşma hakkı verilmiyor. Kendisinin tam tersi beyanına rağmen “susma hakkını kullandı” denilerek savunma hakkı gasp ediliyor.
Altını çiziyoruz: Ekrem Başkanımız susma hakkını değil, en doğal vatandaşlık hakkı olan savunma hakkını kullanmak istiyor.
Okunması bile günler süren 4 bin sayfalık iddianameye, bir buçuk günde cevap verilemez.
Tutuklu geçen 476 günün ardından, kimsenin sesi böyle kısılamaz.
Cumhurbaşkanı adayımız İmamoğlu, tarihimizde düşmana bile uygulanmamış adaletsizliklere maruz bırakılıyor.
Biz tüm bu adaletsizliklere ve zulme boyun eğmedik, eğmeyeceğiz.
Yaşatılan hukuksuzlukları her yerde anlatmaya devam edeceğiz.
Pes etmeyeceğiz, yılmayacağız, mutlaka kazanacağız!
Koskoca yargının uğraştığı şeye bak; komedyen şakası. Aynı yargı daha geçen gün 6 yaşındaki kızını evlendiren tarikatçıyı serbest bıraktı, kahraman gibi karşılandı herif. Milleti dinden soğutan kim acaba? Yine aynı yargı bir gecede 50 bin mahkumu şak diye dışarı saldı. Aynı yargı Kemalistler P..tir diyen ucubeye dokunmadı bile.
Şakadan alınan incinen varsa eleştirirsin kınarsın, gitmezsin, bilet almazsın, gülmezsin. Çocuk zaten her gösteriden sonra geri bildirim kutusu açıyor sosyal medyasında, neyi sevmediniz diyor. Eleştirin beni diyor. Şak diye tatilden dönüp geliyor ifade vermeye. Hemen kodese tıkmak neyin kafası yahu ne yaşıyorsunuz siz? Bu günler için mi saldınız onbinlerce mahkumu bir gecede? Komedyene, gazeteciye, seçilmişlere, muhaliflere yer açmak için mi?
Denizler Susturulamaz!
Bugün, düşüncelerini mizah yoluyla ifade eden komedyen Deniz Göktaş, sanatını icra ettiği, düşündüğü ve konuştuğu için gözaltına alınmıştır.
Demokrasiyle yönetilen ülkelerde sanatçı ve aydından beklenen; toplumun yaşadığı sorunlara dikkat çekmesi, görülmeyeni göstermesi, söylenmeyeni söylemesi, gerektiğinde eleştirmesi, düşündüklerini özgürce ifade ederek kamusal tartışmaya katkı sunmasıdır. Sanatın işlevi; en karanlık anda ışık olması ve karanlığı aydınlatmasıdır. Bu, ifade özgürlüğünü kullanan herkes için bir hak; sanatçı için ise mesleğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Elbette sanatın muhalif yönünü yok ederek aslında sanatı ortadan kaldırmak isteyen, mizah gibi güçlü bir alanı sessizleştirmek isteyenlerin yukarıda belirtilen evrensel değerleri ne kadar idrak edebildiği halen tartışmalıdır.
Uzun yıllardır karanlığa işaret eden, eleştiren, sorgulayan herkes susturulmaya çalışılmaktadır. Bir şakanın dahi yargısal müdahalenin konusu hâline gelebildiği bir ortamda, Deniz Göktaş'ın gösterisi de ilk yayımlandığı andan itibaren toplumun farklı kesimlerinde tartışılmıştır. Bunun nedeni söylenenlerin suç teşkil etmesi değil, ifade özgürlüğünün giderek daha fazla baskı altına alınması olmuştur.
Ve beklenen(!) gerçekleşmiş; Deniz, özgür bir ülkede olması gerektiği gibi düşüncelerini açıkladığı ve sanatını icra ettiği için gözaltına alınmıştır. İfade özgürlüğünün yargı eliyle bastırılmaya çalışıldığı bu uygulama yasal bir zemine oturmadığı gibi meşru da değildir.
Tek adam rejimlerinin en büyük korkusu, gülen ve güldüren toplumdur.
İzmir Barosu olarak toplumu susturmaya ve yıldırmaya yönelik bu politikaları asla kabul etmiyoruz. Mizah başta olmak üzere sanatın her dalı ülkenin, toplumun ilerlemesi için zorunlu alanlardır. Deniz Göktaş derhal serbest bırakılmalı; ifade özgürlüğü üzerindeki yargısal baskıya son verilmelidir. Espriden suç unsuru cımbızlamaya çalışmanın yine en başta mizah konusu olacağı açıktır.
MİZAH SUÇ DEĞİLDİR
DENİZ GÖKTAŞ SERBEST BIRAKILSIN!
Deniz Göktaş’ın “Ölü Deniz” isimli stand-up gösterisinin sosyal medyada yayımlanmasının ardından hakkında soruşturma başlatılması ve yurt dışından dönüşünde gözaltına alınması; Anayasa’nın düşünce, ifade ve sanat özgürlüklerini güvence altına alan 25, 26 ve 27. maddeleri ile kişi özgürlüğünü koruyan 19. Maddesinde belirtilen kişi güvenliği ve özgürlüğünün özünü zedelemektedir.
Demokratik toplumlarda mizah; toplumsal olayları sorgulayan, eleştiren ve kamusal tartışmayı besleyen temel bir ifade biçimidir. İfade özgürlüğü yalnızca kabul gören, rahatsızlık yaratmayan düşünceleri değil; sarsıcı, incitici, rahatsız edici ve iktidarı eleştiren ifadeleri de korur. Nefret söylemi ya da şiddete açık çağrı niteliği taşımayan mizahi anlatımların ceza soruşturmalarının konusu hâline getirilmesi, demokratik toplum düzeniyle bağdaşmaz.
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve ölçülü olmak zorundadır. Hakkında açılan soruşturmayı bilerek ülkesine dönen Deniz Göktaş hakkında gözaltı tedbirine başvurulması; zorunluluk ve ölçülülük koşullarını karşılamamaktadır.
Dahası, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulanması ve emniyet binası içinde ters kelepçeli halde çekilen görüntülerinin servis edilmesi, güç gösterisinden öte;* insan onurunu zedeleyen, kötü muamele ve işkence yasağı bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken ağır bir uygulamadır. Bu uygulama, gözaltı tedbirine ilişkin adli sürecin bir parçası değildir. Bu görüntüler, kamuoyuna verilen bir gözdağıdır. İnsan onurunu zedeleyen bu uygulama; masumiyet karinesini, kişi özgürlüğünü ve kötü muamele yasağını delmektedir. Hukuk devleti, teşhir ve itibarsızlaştırma üzerinden işletilemez.
Ayrıca, bu tür işlemler yalnızca kişi özgürlüğünü değil; sanatsal ve eleştirel ifade alanını da baskılayan, toplumda otosansürü yaygınlaştıran caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Mizah ve politik hiciv, toplumun ve yönetenlerin kendileriyle yüzleşmesini sağlayan bir dev aynasıdır. Demokratik yönetimler, kendilerine tutulan bu aynaya tahammül edebildikleri ölçüde demokratik kalabilirler.
İstanbul Barosu olarak, Deniz Göktaş’a yönelik bu müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Yetkili makamları sanatsal ifade özgürlüğünü ceza tehdidiyle baskı altına alan uygulamalardan vazgeçmeye, Deniz Göktaş’ın derhal serbest bırakılmasını ve hakkında yürütülen soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandırılmasını sağlamaya çağırıyoruz.
Değerli mezunumuz Deniz linç girişimlerine, hakkında açılan soruşturmaya rağmen memlekete dönerek haklılığını yeniden kanıtladı.
Kimse dokunamaz bizim suçsuzluğumuza...
Deniz Göktaş'ın yanındayız.
#DenizGöktaş