Gizli Tarih yolda. Bu edisyonuna fazlasıyla heyecanlandığımız için paylaşmak istedim. 1992 yılındaki ilk Knopf baskısının tasarımını kullandık. Harika bir iş. @ithakiyayinlari
David Szalay bu romanıyla 2025 Booker Ödülü almış. Anladığım kadarıyla çok da konuşuldu, epey satıyor. Son dönem dünya genelinde karşılaştığımız bir eğilimin iyi bir örneği "Beden". Düz bir anlatım, edebi dilden kaçınan bir üslup, bir durumu, bir hali nesnel şekilde ortaya koyan, yorumu okura bırakan bir tutum.
"Beden", sürüklenen, tabi olan, olaylara yön vermekten kaçınan insanı anlatıyor. Adı da bu yüzden Beden bence. Ana karakter Istvan neredeyse ruhsuz. Karşısına çıkan fırsatları değerlendiriyor. Çağrıldığı yere gidiyor. Talepleri karşılıyor. Ama sanki iradesi alınmış gibi. Bir özne değil de, akıntıya kapılıp giden bir beden adeta. Metin bu insanı bize gösteriyor, onun neredeyse hayatının tümüne tanıklık ediyoruz, ama buna dair ne söylüyor? Böyle insanlar var demenin ötesine geçiyor mu?
Romanı sevmeyenler dilinin aşırı düz olmasından rahatsız olmuş. Gerçekten de rapor verir gibi olup bitenleri sıralayan bir dil hakim. Aralarda küçük parlak pasajlar var. Istvan'ın duygu dünyasına nadiren girilen ama bunun dışında tıpkı karakter gibi dil de sürüklenen, yüzeyde gezinin bir üsluba sahip. Ben bunu karakterle ve hikayeyle uyumlu buldum. Hatta bu mesafe hoşuma bile gitti. Fakat dilde bu uyumu yakalamışken beklentim, olay örgüsünün de ilmeklerinin daha sağlam kurulmasıydı. Romanda epey bir olay oluyor, bu anlamda heyecanla ve merakla okuyorsunuz,. Ama benim kast ettiğim o değil. Olaylar arasındaki neden sonuç ilişkilerinin kurguda bir şeye hizmet etmesi. Bir dolu çarpıcı olayı ardı ardına sıralayınca bu sürükleyici bir roman yazmanızı sağlar ama bir anlam doğurmayabilir. Yazar, bu sürüklenen insanın hikayesini bize gösterirken, ne demeye çalıştığını, sözcüklere de dökmeyi tercih etmediğine göre, belli olaylar arasında bağlar kurarak yapabilirdi ama onu da yapmamış. Sürüklenen insan sonunda sürüklene sürüklene bir yere tosluyor evet. Ama onu oraya toslatan şeyin bu sürükleniş olduğunu işleyecek bir olay kurgusu yok. Herkesin başına gelebilecek kazalarla bitiyor roman. Istvan'ın basiretsizliğinden, özne olmamasından ya da olaylara etki etmeyen tutumundan doğan olaylar değil. O zaman olay ile karakter kurgusu ya da romanın konusu arasında bağlar kurulmamış oluyor. Bir macera okuyup kapatıyoruz kitabı. Sürükledi mi, sürükledi.
Günümüzde yaygın olan bu kurmaca tarzı üzerinde konuşmaya değer aslında. Nesnel olarak olan biteni anlatayım ama bir perspektif katmayayımcılık bakalım bizi nasıl bir edebiyata götürecek?
— Mahmut Tanal: “Sayın Kılıçdaroğlu çok konuşmak istiyorsa AKP Grubu'na gitsin, istediği kadar konuşsun.
Kendisine 15 gündür CHP Genel Başkanıyım diyor, 1 defa bile AKP'yi eleştirmedi.”
Ömer Kavur’un Gece Yolculuğu (1987) filminde yönetmen Ali, 12 Eylül darbesinin yarattığı toplumsal yıkımın gölgesinde sinema piyasasına ve kentin yozlaşmasına karşı varoluşsal bir kriz yaşarken, bu ruhsal çöküşün en net tezahürü Tarlabaşı’nda yürüdüğü ve kentin yıkımıyla yüzleştiği sahnedir. 1980’lerin ortasındaki kentsel dönüşümle kimliğini yitiren Tarlabaşı'nın tekinsiz sokakları, Ali’nin genç yaşta kaybettiği kardeşinin travmasıyla yüzleştiği hapsedici bir hafıza mekanına dönüşür. Tarlabaşı’nın somutlaştırdığı bu boğucu ve kasvetli İstanbul atmosferi, Ali için bu şehri artık içinde yaşanmaz ve kaçılması gereken bir yer haline getirir.
Arkadaş, hukuk diplomamın kağıdı sarardı, avukatlık ruhsatımı imzalayan baro başkanı üstad rahmetli oldu.30 yıldır uygulamanın içindeyim. Kim şu 10 gün evli kalıp ömür boyu nafaka alan hala görmedim, bilmiyorum adı ney.Çağdaş Türk mitolojisinin kurgusal karakteri. Kanatlı at gib
Ekrem İmamoğlu: “Saat 07.20’de koğuştan alındım ve 07.30’da cezaevinden çıkarıldım;
• 60 kilometre yol gittikten sonra araç durdu. Kaput açılıp kontrol edildi, daha sonra araç geri dönmeye başladı.
• Aracın arıza yaptığı ve bu nedenle geri dönüldüğü söylendi.
• Ben de ‘Bir dakika, ne yapıyorsunuz? Arıza yaptıysa neden geri dönüyoruz? Arızalı bir araçla geri dönmek nasıl bir çözüm olabilir?’ dedim.
• Aracın gerçekten arızalı olduğuna inanmadığımı söyledim. ‘Bu yapılan yanlışa ne Türk askerini ne de şoförü alet etmeyin’ dedim.
• Bunun ayıp, yazık ve günah olduğunu söyledim. İtiraz ettim, sesimi yükselttim. Daha sonra kapıyı kapattılar ve beni tekrar araca bindirerek cezaevine geri götürdüler.
• Bir başsavcının egosu zedelenecek diye, bir başsavcının adil yargılanmamı engellemeye yönelik tutumu nedeniyle gece yarısı ya da sabah saatlerinde bir talimat verilmiş ve benim duruşma salonuna gelmemem için bir tezgâh kurulmuştur.
• Bu tezgâh işletilmiş ve ben ciddi anlamda psikolojik işkenceye maruz bırakılmış durumdayım.
• Bu ilk değildir, son da olmayacaktır. Bugün yaşanan tarihi bir zulümdür, işkencedir. Bu işkenceye sebep olanlar hakkında işlem yapılmasını mahkemenizden talep ediyorum.
• Canlı canlı işkenceye tabi tutuluyorum. Ayrıca bana yalan söylendi. Araç arızası denilerek bu ülkenin askeri ve komutanları bir başsavcının talimatına alet edildi.
Halka ihanet eden CHP’liler sanıyor ki muktedirler tarafından korunacaklar. Hayır öyle olmayacak, bu iş sarpa sarmaya başladığı anda ellerini üzerinizden çekecekler. Siz de ihanet ettiğiniz insanlarla başbaşa kalacaksınız. Sonra sokakta yüzünüze tükürüldüğünde bozulmayın.
Bir insanın genel başkanlığı kurultayda kaybetmesine ve partisinin %95'i kendisini istememesine rağmen siyasi iktidarın güdümündeki yargı kararıyla şu koltuğa oturup poz verebilmesi için sahiden utanma duygusu olmayan bir kukla olması lazım.
Müthiş. Yüz milyonlarca kez izledim filmini. Romanını da hemen okuyacağım. İzlemeyen varsa yarın tam zamanı 🙂
Beden Kemiricilerin İstilası: Jack Finney Eseri Türkçede https://t.co/LBfeArnFdD
İlker Çatak’ın yeni film projesi olmaya aday, Booker ödüllü Beden kitabına dair yazdım. 15 yaşından 50’lerine uzanan bir hikayesi var karakterin. Bazı özel durumlarına rağmen çağın sıradan erkeği aslında.
Macaristan’dan Londra’ya uzanan bu bol sınıflı ve trajedili hikaye, David Szalay tarafından alışılmadık bir dille anlatılmış. Seveni de çok beğenmeyeni de…
Kitabın Booker Ödülünü hangi sebeplerden aldığına ve karakterin psikanalitik durumuna dair bazı ahkamlar kestim. Meraklısı aşağıdan buyursun
Otobüs kaldıracak imkanımız yok.
Sosyal medya hesapları kapatıldı.
SMS atmak için dahi daha sistem kuramadık.
Tek güvencemiz halk…
Cumartesi
14.00
Güvenpark
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
Tedbir kararıyla herkesi disipline verebiliyor.
İhraç edebiliyor.
İşten atabiliyor.
Paraya el koyabiliyor.
Avukatları ve YSK temsilcisini görevden alabiliyor.
Özgür Özel in grup Başkanlığına itiraz edebiliyor.
Ama kurultaya gidemiyor.
Yüzsüz..!