Öncelikle bu yolda Cumhuriyetin hiç sönmeyen meşalesini bizlere emanet eden, benim okul sıralarından öğretmen masalarına gelmemi sağlayan öğretmenlerimin ellerinden sonsuz saygı ve hürmetle öper, sevgilerimi sunarım.
Öncelikle bu yolda Cumhuriyetin hiç sönmeyen meşalesini bizlere emanet eden, benim okul sıralarından öğretmen masalarına gelmemi sağlayan öğretmenlerimin ellerinden sonsuz saygı ve hürmetle öper, sevgilerimi sunarım.
Deniz gibi yayılan nefesindeki gülgün kokun, yine hep aynı acıyı versin.
O tanışık boynun da hep daha dik ve mağrur…
Hep aynı acı ile…
Hep daha derin hep daha uzak!
Esra ÖZÜBAL
Güneş matemini giymiş,
Sensizliğe hazırlanan gök, ateşe yanan hasretini kuşanıyor.
Uzaktan bakan gözlerinle sevişiyor hasretimiz.
Yağmur al yeşil, mavi gök giymiş allı pullu gurbetini,
Hayalin gölgesinde umuda bakıyoruz.
Umut…
Kışa tutulan ağır aksak matemi dağların.
Sen ki yaşa sevgilim; mavi umudun varlığındaki hattın en derinine kadar.
Yaşa…
Yürü zaferlerinin içindeki esir ettiğin ağır yenilgilerine!
Yokluğundaki suskun tanışıklığımız susuyor ama sen yine de yaşa…
At oltanı kayalık dağların baharına,
Sonsuzluğun ortaklığında kaybolan gözlerin,
Bedenimin mecnunu olan yangın sürgünü dudaklarıma,
Baharı müjdeleyen pınar başı bağlarında,
acı karanlığın umudunu şavkıyor.
Adı yok gençliğin artık uzaklarda kıvrılan gözlerinde.
Sevgilim mevsimler geçerken yine tanyeri kızıllığı gözlerinden,
Bahar tazelenir, dünya can verir dallarından.
Sen ki damla damla akarsın bütün cömertliğinle,
Ağaç yemişe durur, yeşillenir Sahra.
Esra ÖZÜBAL
Sevgilim mavnalar geçerken denize çalan gözlerinden,
Yeryüzünde ıssız bir sonbahar uyanır.
Sen ki kurumuş toprağa düşersin bütün bahtiyarlığınla,
Toprak çiçeğe durur, menevişlenir Afrika.
Gözlerin; hakir görülen ay ışığı çingenesi yurdumun,
Elesti bezminde yargılanan insan nefesi teninin,
Oymak oymak fitiklenen su köpüğü yağmurun,
Kan gülleri dağların.
Esra ÖZÜBAL
Gözlerin; güneşten kor bir alev gibi yanan tenimde,
Başakların kızılında alaca bir yangın yeşili,
Baharı tomurcuklandıran doğum sancısı şavkıyan güneşte,
Ormanların yeşilinde harelenen bahar yemişi, iğde çiçeği güneşin.
Giderken sevincini bırakıyorsun çocuk kahkahalarının.
Seni ararken bir saklambaç karanlığında, kendimde buluyorum kalbini.
Sonra sobelenen kalbimin idamına hüküm veriyorsun.
Sende yok oluyorum bütünüyle, yekpare.
Esra ÖZÜBAL
Bakacağız, sonra gözlerin beni yaratacak.
Sen benim tanrım olacaksın.
Sonra ben doğacağım.
Eylül eylül, ılık ılık akacağım teninin kayganlığında.
Sonra mevsim olacağız, belki de aylardan eylül.
Her bakışın her kirpiğin haziran kadar cüretkâr duracak bana.