“Eğer bir şeyden eminseniz, başka bir şey düşünmeye zorlayın kendinizi, yanlış ya da aptalca olduğunu bilseniz bile. Bir şey okurken yalnızca yazarın ne düşüğündüğüne kafa yormayın, durup siz ne düşünüyorsunuz ona da kafa yorun.”
Ölü Ozanlar Derneği
@aslycoo Maalesef, mahremiyet her geçen gün distopyalarda bile rastlanamayacak bir biçimde hem metalaşmakta hem de seyirlik bir gösteriye dönüşmektedir. Sanki yeni olanın ortaya çıkabilmesi için her şeyin önce yok olması gerekmektedir.
“Türümüzün kötülüğünü fotoğraflarken,
kaç kez kadrajımı indirdim;
kaç kez ağladım…”
Sebastião Salgado’nun belgesel fotoğrafçılığının perde arkasına ışık tutan,
Wim Wenders ve Juliano Ribeiro Salgado imzalı belgesel film: “Toprağın Tuzu”
“Eneke kuşuna neden hep uçtuğunu sorduklarında şöyle demiş: İnsanlar ıskalamadan vurmayı öğrenince ben de hiçbir dala konmadan uçmayı öğrendim.”
Chinua Achebe, Things Fall Apart, s.49
Bir “umut” varsa o da bu dizelerdedir.
“biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.”
Turgut Uyar, Acının Coğrafyası
Godard’ın şaheserlerinden biri: Erkek Dişi.
68’in politik yönelimlerini akamete uğratan sosyopolitik-sosyoekonomik faktörleri bir filmle bu kadar dolu dolu, rahatsız ederek, düşündürerek, sorgulatarak ve nihayetinde bizi diken üstünde tutarak anlatan başka bir film var mı?
Ten ve Taş” ya da “Beden ve Şehir”, mekânların artık yaşamın içsel akışını yansıtmadığı, şehirlerin nostaljik belleğini yitirdiği, kendimize dair izleri artık mekanda bulamadığımız bir çağda; bu kaybolan bütünlüğün hem varlığını hem de önemini hatırlatan değerli bir yapıt.
Hakikaten çok başka iki kitap. Bir alanda yazılmış iyi kitaplar vardır, bir de o alanda klasikleşen ve o alana dair okumak isteyen herkesin elinden mutlaka geçmesi gereken çok iyi kitaplar vardır. Bu ikisi kesinlikle böylesi kitaplardan.
Ressam Pieter Bruegel tarafından çizilen “Ölümün Zaferi” adlı tablodaki kötülük temalarındaki kaygı verici olanın bir kehanet olarak görünüre çıktığı yerlerden biri Brecht’in şiirleridir. Brecht bir Brueghel hayranıydı. İkisi için dehşet verici kötülüğün nedeni kayıtsızlıktı.
La Battaglia di Algeri, dönem koşullarını gerek senaryosu gerekse sinematografik diliyle öylesine gerçekçi bir biçimde yansıtmış ki, film adeta belgesel estetiğiyle bizi kurgunun ötesine taşıyor. Yani film bir yerde mükemmel bir tarih anlatısı sunuyor.
@mariaa__puder Le Brun, yaşadığı döneme devrimci bir nitelik taşır. Burada kadın, yalnızca “bakılan” bir arzu nesnesi değil, “bakan” yani yaratıcı ve özneleşen bir varlıktır. Böylece O, toplumsal kurgunun sınırlarını aşarak, bedeni ve dokunuşuyla dünyanın tenine yeni bir soluk kazandırmıştır.
Fyodor Dostoyevski, Wiesbaden’deki Hotel Victoria’da kalıyor. Aranızda yalnızca 350 kilometre, on iki saatlik bir yol var. Vakit kaybetmeden yola çık; çünkü o, şu anda Suç ve Ceza’nın ilk taslağını kaleme alıyor.