Bugüne kadar hakkında soruşturma açılmış uyuşturucu kaçakçısı, bahis baronu veya kripto para vurguncusu ile geçmişte fotoğraf çektirmiş herhangi bir AKP'li siyasetçi ifadeye çağrıldı mı?
AHBAP'ta bırakın yardımı, bir kez selam veren bile çağrılıyor: Fatih Altaylı, Hazal Kaya, Şahan Gökbakar, Ruşen Çakır, Özlem Gürses.
Aynı duyarlılığı tüm suç örgütü soruşturmalarında da bekliyoruz...
https://t.co/SfOJzAzwle
Gazeteci Alican Uludağ yeniden gözaltına alındı. Biliyoruz ki; yine bir haberi ya da paylaşımı nedeniyle. Yine biliyoruz; hiçbir suç yok. Düşünmeyelim, konuşmayalım, yazmayalım diye. Yeter artık. Çekin ellerinizi gazetecilerin üzerinden.
Zavallı Şark Kurnazı!
10 Kasım yazısında tamamen yalan ve çarpık tarih üzerinden Atatürk'e saldırırken, "kacak" Vahdettin'i aklamaya çalışıyor.
Atatürk düşmanlığı, korkunç bir cehalet ve tarihi gerçekliğin çarpıtılmasından beslenir. Örneğin Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal adlı birinin, bugünkü 10 Kasım yazısı buna çok iyi bir örnek. Yazı baştan sona yalan ve çarpıtmaya dayanan bir Atatürk anlatısını temel almış ve yalan ve çarpıtma üzerinden var olmayan bir Atatürk kurgulamış.👇
https://t.co/0mR3InYxlh
Neredeyse tek bir tarih bilimsel gerçekliğe bile yer verilmeyen yazının bir bölümü şöyle:
"Sultan Vahdettin tarafından Anadolu direnişini örgütlemek için gönderildiğinde ordudaki en müsait yüksek rütbeli subaydı; vazife doğal olarak ilk ona teklif edilecekti. İstiklal Savaşı’nın altyapısı zaten hazırdı; zafer, tek adamın değil, kolektif bir çabanın neticesiydi."
Aydın Ünal,gözümüzün içine bakarak bayat bir yalanı ısıtıp 10 Kasım yazısında millete yedirmeye kalkıyor.
Neymiş? Atatürk'ü, Anadolu direnişini örgütlemek için Sultan Vahdettin Anadolu'ya göndermiş miş?
Koca bir yalan!
Defalarca belgeleriyle ortaya koyduğumuz gibi M.Kemal'i,Sultan Vahdetttin,Anadolu direnişini başlatması için Anadolu'ya göndermedi.
Vahdettin bile 1923 Mekke Beyannamesinde"Mustafa Kemal'i Anadolu'ya gönderen hükümetin kararına uydum"diyor."Mustafa Kemal'i, Anadolu direnişini başlatsın diye seçip Anadolu'ya gönderdim" demiyor.
İkincisi, Mustafa Kemal'i 9.Ordu Müfettişi olarak Samsun'a gönderen Damat Ferit Hükümetinin Mustafa Kemal'e verdiği görevin ayrıntısı (Ordu Mufettisligi yönergesi) elimizde.O yönergeye göre Mustafa Kemal'den beklenen Anadolu'ya gidip ulusal direnişi örgütlemesi değildi. Tam tersine Saray Hükümetinin İngilizlere yaranma politikası kapsamında, Anadolu'da başlamakta olan ulusal direnişin daha başlamadan bitirilmesiydi. Mustafa Kemal'den, Karadeniz'deki karışıklıkları önlemesi, Doğu Anadolu'daki şuralara son vermesi, Mondros'a uygun olarak dağıtılmamış orduları dağıtması, silahları toplaması istenmişti.
Ancak Mustafa Kemal, Anadolu'ya çıkıp da kendisine verilen görevin tam tersine ulusal direnişi örgütlemeye başlayınca Saray Hükümeti tarafından önce İstanbul'a geri çağrıldı. (19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, 8 Haziran 1919'da İstanbul'a geri çağrıldı)
Mustafa Kemal çeşitli bahaneler ileri sürüp İstanbul'a geri dönmeyince 8 Temmuz 1919'da bizzat Padişah Vahdettin tarafından 9.Ordu Müfettişliği görevinden alındı. Bunun üzerine Mustafa Kemal askerlikten istifa etti. Üniformalarını çıkardı.
Nisan 1920'de Saray Hükümeti (Damat Ferit ve Padişah Vahdettin) Kuvayı Milliye'ye karşı daha önce başlattığı İÇ SAVAŞIN dozunu art��rdı.
Bunun için 11 Nisan 1920'de;
Saray Hükümetinin Şeyhulislamı Dürrizade Abdullah, Vahdettin'in onayı ile "Kuvayı Milliyecilerin katlı vaciptir" fetvasını yayınladı.
Damat Ferit Kuvayı Milliye karşıtı bir beyanname yayınladı.
Vahdettin de Kuvayı Milliyenin ülkeye zarar verdiğine yönelik bir padişah hattı humayunu yayınladı.
18 Nisan 1920'de Saray Hükümeti, doğrudan doğruya Vahdettin'e bağlı Hilafet Ordusunu kurdu. Bu paralı ordunun girevi Kuvayı Milliyeyi etkisiz hale getirmekti. Hilafet Ordusu, İzmit'te Kuvayı Milliye'ye saldırdı.
11 Mayıs 1920'de Saray Hükümetinin mahkemesi Nemrut Mustafa Paşa Divanı, Mustafa Kemal ve bazı arkadaşlarını idama mahkum etti. Padişah Vahdettin 24 Mayıs 1920'de bu idam kararlarını onayladı.
Damat Ferit ve Padişah Vahdettin, Ahmet Anzavur'u paşa yapıp Kuvayı Milliyecilerin üstüne saldırttı.
Saray Hükümetinin ve Padişah Vahdettin'in bu Milli Mucadele düşmanlığı yüzünden Anadolu'da İÇ SAVAŞ çıktı. Hilafetçi isyancılar Kuvayı Milliyecilere saldırdı. Kardeş kardeşi kırdı.
İşte bu nedenle Padişah Vahdettin, Milli Mücadele sırasındaki İHANETİNİN hesabını veremeyeceği için Büyük Zafer kazanılıp saltanat kaldırıldıktan sonra İngilizlere sığınıp ülkeden KAÇTI.
Vahdettin'in İHANET DOSYASI için bkz.👇
https://t.co/J7ZMPhOUtH
https://t.co/akZylHkiob
Canım dostum, arkadaşım, yoldaşım…
Timur, bu ülkede kimsenin kefilliğine ihtiyaç duymayacak kadar haysiyetli bir yaşam inşa etti.
İyi gazetecidir ama hepsinin ötesinde iyi bir insandır.
Onun aklı ve vicdanı pusuladır.
Timur hepimizin onuru, ona da dokundurmayız. Elinizi çekin bu ülkeyi seven insanların üzerinden.
❓Çağlayan Adliyesi'nde neler oluyor
Altı meslektaşımızın adli kontrol kararı ile serbest bırakıldığı bilgisini avukatlarımızdan aldık ve bunu kamuoyu ile paylaştık.
Ancak sonrasında ne olduysa oldu, sayın savcı kararını değiştirdi ve gazeteciler, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Meslektaşlarımız gazetecidir. İşleri, halka haber vermektir. Bırakın tutuklamaya sevki, gözaltına dahi alınmamaları gerekirdi.
Tüm meslektaşlarımızı, destek ve dayanışma için #ÇağlayanAdliyesi'ne davet ediyoruz.
#BirlikteGüçlüyüz
#GazetecilikSuçDeğildir
O MUSTAFA KEMAL (ATATÜRK) ÖLMEZ!
"İki Mustafa Kemal var: Biri ben, fert olan, fani olan Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal'den ise 'ben diye bahsedemem. O Mustafa Kemal, yani sizler, bu akşam etrafımda olanlar, memleketin her köşesinde çalışan köylüler, uyanık, münevver, vatanperver, milliyetperver vatandaşlar... İşte ben onların hayalini temsil ediyorum. Onların hayalini gerçekleştirmeye çalıştım. O Mustafa Kemal ölmez. O, Türk milletinin ihtiyaçları ile beraber, gitgide de uyanan şuuru ile beraber, tekamül ede ede edebi olarak yaşayacaktır. Bizde Cumhuriyeti yapan, inkılabı yaratan, o 'biz' diye ifade edebileceğim Mustafa Kemal'dir "
Mustafa Kemal Atatürk, (Milliyet, 11 Mayıs 1933)
İsmail Saymaz'ı mesleğe başladığı ilk günlerden beri tanırım. Tanıdığım en çalışkan, en üretken gazetecidir. Tuzla'daki tersanelerde ölümüne çalıştırılan işçilerin yanında o vardı. İş cinayetinde katledilen madencilerin ailelerinin yanında o vardı. İstismara uğrayan çocukların adalet arayışında o vardı. İşkencede katledilen insanlar için adalet mücadelesinde o vardı. Fetullahçılar ve AKP kumpaslarla gazetecileri hapsederken buna karşı direnişte o vardı. 12 Eylül darbesinde katledilenlerin ailelerinin adalet mücadelesinde o vardı. Tarikat şeyhlerinin karanlığına karşı onun haberleri vardı. Onlarca yolsuzluğu, skandalı ortaya çıkardı. Bunların hepsini haberleriyle, kalemiyle yaptı. Defalarca tehdit edildi, trollerin lincine uğradı, yargılandı. Gazetecilikten vazgeçmedi. Şimdi kalemini satmış, halkın yerine güç odaklarının hizmetine girmiş, kumpasların tetikçiliģini yapmış, bir gün emekçinin, mağdurun yanında olmamış, bu memlekete gram faydası dokunmamış asalaklar İsmail Saymaz gözaltında diye göbek atıyor. Tarih hepsini yazacak. İsmail Saymaz'ın haber arşivi anlatmaya yetecek. #ismailsaymazgazetecidir
Bir çocuğun hayatına kastetmek, insanlığın yüzleşebileceği en ağır suçlardan biridir. Bu suçun işlendiği her dava, sadece bir çocuğun kaybı değil; toplumun vicdanında açılan derin bir yaradır. Ancak bu davalarda sık sık karşılaşılan bir gerçek, suçluların itiraf etmemesi ya da inkâr stratejileriyle zaman kazanmalarıdır.
İtiraf yoksa suç yok gibi yaklaşımlar, adaletin ruhuna aykırıdır. Çünkü adalet, sadece kelimelere değil, delillere ve gerçeğin izlerine dayanır. Çocuk davalarında deliller çoğu zaman haykırır: bir çığlık, bir yara izi, kaybolan bir gülüş…
Bir suçlunun itiraf etmedim diyerek adaletten kaçabilmesi, bir çocuğun sessiz çığlığını görmezden gelmekle eşdeğerdir. Oysa adaletin görevi, masumların sessizliğini duyabilmek, delillerin fısıldadığı gerçeği cesaretle hayata geçirmektir. İtiraf, elbette önemlidir. Ancak suçun ağırlığını ölçmek için tek başına bir kıstas olamaz. Eğer deliller, gerçeği apaçık ortaya koyuyorsa, itirafın eksikliği adaletin durmasını gerektirmez.
Hukuk, yalnızca suçluların kelimelerine bağlı kalırsa, suçluların oyun alanına dönüşür. Çocukları korumak için inşa edilen adalet, onların en büyük savunucusu olmalıdır. Katillerin, tecavüzcülerin ya da istismarcıların sessizliği, bizim sessizliğimizle birleştiğinde, aslında suç yeniden ve yeniden işleniyor demektir.
Her dava, yalnızca bir çocuğun değil, toplumun geleceğine yönelik bir mesajdır. "Bariz deliller var ama itiraf yok" dediğimiz her an, geleceğimizi karartan bir karanlığa yol açarız. Çocuklarımızın adaletle büyüdüğü, suçluların ise hak ettikleri cezayı aldığı bir toplum için, delillerin ışığında hareket etmek zorundayız. Çünkü adalet, yalnızca konuşan kelimelerde değil, sessiz delillerin, sesinin duyulmasını sağlamaktır.
Unutmayalım, adalet sustuğunda yalnızca suçlular kazanır. Ama çocuklar ve onların hayalleri için mücadele ettiğimizde, yalnızca biz değil, tüm insanlık kazanır.
#NarinÇocukKararGünü
28.12.2024
Diyarbakır Adliyesi
Narin Çocuk Davası
@ucimorgtr@yucelceylancom
"Atatürk'ü anlamak, yıldönümü Atatürkçülerinin yaptığı gibi yalnız yaptıklarını listelemekle bitmez. En başa gitmek gerek. O'nun yaşamı bir yüzyılın yürüyüşünün öyküsüdür. O, tarihin içinde öğrenerek yetişmiş bize Atatürkçülük yolunu bu öğrenişlerle açmıştır."
N. Berkes
#10Kasim
Almanya'da 52 yıldır çıkan bir tarih dergisi Atatürk için özel sayı yapmış. Kasım 2020 Sayısı. Yaklaşık 26 sayfada sadece Atatürk'ün hayatı, fikirleri, siyaseti, arkadaşları ve bugüne bıraktıkları dile getirilmiş. İşte, görülüyor ki Atatürk unutulmuyor; saygınlığı dünya çapında.
🕯️ Bugün basınımızın yüz akı, Sendikamızın övünç kaynağı #NailGüreli'nin ölüm yıldönümü.
Gazetecilerin insanca yaşaması için TGS'nin çeşitli kademelerinde 20 yılı aşkın süre görev yapan, hepimize örnek olan eski başkanımızı özlemle anıyoruz.