zamanla anlayacaksın ki hayatında karşılaşacağın en büyük sınav devam edebilmektir.iyilik yapmaya devam edebilmek,sevmeye devam edebilmek
kalbini temiz tutmaya devam edebilmektir..
kuşların her şeyden habersiz şekilde çıkardıkları o cıvıltıların insana ne kadar iyi hissettirdiğini hiçbir zaman bilemeyecek olması... canlarım benim iyi ki varsınız
16 yıllık avukat olarak bu konu hakkında ne kadar konuşma hakkım var bilmiyorum. Bu konuda araştırma, derin analizler, sosyolojik çıkarımları okumadım, takip etmedim ama özellikle çocuk mahkemelerinde SSÇ müdafiiliği yaparken şunu gözlemledim: “ Suça sürüklenen bir çocuk gerçeği evet var ama “ suçu seçmiş, suçun vücut bulmuş hali olan çocuk” gerçeği de var. Bu iki çocuğu birbirinden ayırmamız ona göre önlem ve farkındalık geliştirmemiz gerek. Suçun vücut bulmuş hali olan çocuk gerçekten çocuk mudur? Ben şahsen bu çocuklardan korkuyorum.
Bazı dava süreçlerine hakim olan temel yargısal ilkeler:
1-) Hakim, savcı ve icra müdürleri yaptıkları her işleme ve verdikleri her karara karşı sorumsuzdurlar. Ülkenin en üstün dokunmazlığına sahiptirler.
2-) Hakim ve savcılara “efendim” şeklinde hitap etmek anayasal bir ilkedir.
3-) Bir hakim veya savcıyı sosyal medyada eleştirmek en büyük suçlardandır. Eleştirenler yargının taktir ettiği gözaltı, tutuklama, ev hapsi ve en çok da süründürme cezasıyla cezalandırılır.
4-) Adalet Bakanlığının birinci vazifesi yargının propagandasını yapmaktır.
5-) Temel hak ve özgürlükler lehine meclisin çıkardığı kanuni düzenlemeler ilgili kanunun uygulanması için değil, gösteriş içindir.
6-) Temel hak ve özgürlüklerle ilgili yasal anayasal ilkelerin tersine içtihat oluşturmak kanun uygulayıcılarının görevlerindendir.
7-) Hakim ve savcıların yerleşik uygulaması kanundan üstündür.
8-) Hakim ve savcıların kanaatleri de yargısal içtihatlardan(AYM, Yargıtay, İstinaf) üstündür.
9-) Kamu kurumlarına karşı açılan davalarda hakim ve savcılar kamu kurumunun vekili gibi yargısal işlemleri yürütür davaları kamu kurumları lehine bitirmeye özen gösterirler.
10-) Kamu personelleri en üstün liyakat ve masumiyete sahiptirler. Anayasanın lekelenmeme hakkı ve güvencesinden de üstündürler.
11-) Mübaşirlerin konumu avukatların konumu ile kıyas edilemez.
12-) Anayasa mahkemesinin yegane görevi yargının propagandasını yapmaktır. Kararları resmi gazetede bu amaçla yayınlanır.
13-) Avukatlar yargının ayak bağı ve süs bitkisidir. Dikkate alınmamalı ama varlıkları da korunmalı.
14-) Polise itiraz etmenin cezası görevliye mukavemet ve gözaltıdır. İtirazı büyük olanın cezası da gözaltında kötü muamele sonrası tutuklanmaktır.
15-) Şüphenin sanık aleyhine yorumlanması ceza yargılamasının temel esaslarındandır.
16-) Kendi suçsuzluğunu ispatlamayan sanık cezalandırılmayı hakkeder. Ceza verip vermemek konusunda hakim tam bir takdir yetkisine sahiptir.
17-) Kamu kurumları aleyhine icra takibi başlatmak hadsizliktir. Hiçbir şey yapılamazsa takibi başlatan en azından icra müdürlerinin karşısına çıktığında icra müdürlerince azarlanmalı onlara vatan haini muamelesi yapılmalı.
18-) Maliye hazinesine karşı tazminat davası açan veya tazminat komisyonuna başvuran, yargısal süreçlerle süründürme cezasıyla cezalandırılır.
19-) Ödeme, tahliye, takipsizlik ve beraat bir lütuftur.
20-) Dilekçeler okunmak için değil itiraz, istinaf, temyiz hakkının varsayılabilmesi içindir.
21-) AYM kararlarına itibar edilip edilmeyeceği, kararı hakkında ihlal kararı verilen hakimin veya savcının tamamen takdirine bağlıdır.
22-) Çok konuşana itiraz, istinaf ve temyiz hakkının hatırlatılması yeterlidir.
23-) Katalog bir suç işlediği konusunda kanaat oluşturan her kişi tutuklanır.
24-) Parayı veren baş köşede ağırlanır.
İzahını yapamadığım şeylerin mizahını yapmaya çalıştım. Varsa katkıları bekleriz…
ABD Yüksek Mahkemesi, Nix v. Hedden (1893) kararında bu sorunun üzerinde durmuştu.
Mahkeme, domatesin botanik açıdan meyve olmasına rağmen gümrük vergileri bakımından sebze sayılacağına karar vermişti.
Tartışma, 1883 tarihli Gümrük Tarifesi Kanunu’nun ithal edilen meyveleri vergiden muaf, sebzeleri ise vergilendirmiş olmasından kaynaklanıyordu.
Domates ithalatçıları botanik tanımı öne sürerek vergi ödememek istedi, fakat Mahkeme, yasanın günlük dildeki (common parlance) anlamı esas aldığını söyledi.
Mahkeme şu gerekçelerle karar verdi:
- Botanikte domates meyvedir çünkü çiçekten gelişir ve tohum taşır.
- Halk dilinde ve ticarette domates sebze olarak kabul edilir, ana yemeklerde kullanılır, tatlı gibi tüketilmez.
- Kanun koyucular, etraflı bir tartışma yapmamışlarsa sözlükteki teknik değil, günlük dildeki anlamını kullanırlar.
Sonuç: Domates, gümrük tarifesi bakımından hukuken sebzedir.
* Bu kararı derslerimde "lafzi yorum" bahsinde kullanırım.
Hukuk fakültesine yeni başlayan öğrencilere de neredeyse her sorununun bir şekilde hukuksallaşabileceğini göstermek için buradan da paylaşmak istedim.
Hâkimler üzerine yapılan bir deneye dayanan aşağıdaki kitap ("İktidarın Hizmetindeki Yargıç") bence çok önemli. Keşke Türkçeye kazandırılsa...
Dorothee Peters, bu çalışmada 100 hâkimle bir deney yapıyor. Yazar, hâkimlere aynı hırsızlık vakasını (bir depodan bir kasa viski çalınması) iki farklı hırsız profili sunarak anlatıyor.
İlk profildeki sanık, “evli, işine bağlı, spor kulübünde aktif” iken, ikinci kategorideki sanık "alkol sorunu olan, eşiyle ayrı yaşayan ve çocuklarına ilgisiz" profilde...
Kanunen ceza takdirinde dikkate alınması gereken; sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri ve ekonomik durumu gibi ölçütler (bizde de TCK md. 50, 62 vd.) hâkimlerce tamamen öznel biçimde kavranıyor.
Deney verilerine göre hâkimler, aynı suç için ikinci kategorideki sanıklara dört kat daha fazla hapis cezası veriyor.
Peters'in eserin sonunda ulaştığı sonuca göre, kanunlarda yazılı olmasa da hâkimlerin dünya görüşü uyarınca ortada bir "yaşam tarzı kusuru" ortaya çıkıyor.
Yani bir kişinin alkolik olması veya eşiyle sorunlar yaşaması kâğıt üzerinde bir suç olmamasına rağmen, tek tip ve aynı profilden hâkimlerden oluşan bir sistemde bu "yaşam tarzı" aslında fiilen bir suça dönüşüyor.
***
Kitap bana Türkiye'deki izlenimlerimi hatırlattı.
Çeşitli projeler ve çalışmalardaki gözlemlerime göre hâkim ve savcılarımız, genellikle aynı dünya görüşünden ve benzer yaşam tarzından insanlardan oluşuyor.
İşin içine mesleğin özelliklerinden gelen "kapalı devre yaşam" da girince aslında bu meslek grubunun "algılama, hissetme, düşünme ve davranma şeması olarak içselleştirdikleri ortak bir toplumsallık biçimi" (bir nevi "yargısal habitus") ortaya çıkıyor.
Mesleğe başlamadan önce "farklı" olan bir kişi bile bir şekilde o tornadan geçerek aynılaşmaya başlıyor.
Bu "habitus"un kabullerine uymayan kişiler makul sayılmıyor.
Bu tektipleşme yargı erkini bir süre sonra bir nevi "yaşam tarzı yargıçlığı"na dönüştürüyor. Yargı erki, toplumdaki çeşitliliğe ve dinamizme nazaran daha tutucu kaldığı gibi bu durum "tarafsızlık" iddiasını da açığa düşürüyor.
***
Türkiye'de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı bağlamında daha az tartışılan bir durumun üzerine düşünmeliyiz kanımca.
Zira gelecekte yargı bağımsızlığı sorunumuzu kurumsal olarak aşsak bile bu gibi yapısal sorunları ele almamız gerekecek...