İtalya gibi zengin ülkelerin ortasında gelişmiş ülke olmak kolay,
Suudi Arabistan gibi yeraltı kaynaklarıyla yüksek GDP elde etmek kolay.
Zor olan Türkiye gibi,
Savaşla, fakirlikle, gelişmemiş ülkelerle çevrili olduğun bir coğrafyada bu seviyeye yükselmek.
Tarihe çok meraklı olduğumu ve tarih okuma becerimi az çok biliyorsunuzdur. Bakın asla bunu Erdoğan’ı seviyorum diye hissi yazmayacağım. Bütün Osmanlı dönemi dahil, yönettiği devleti nerdeyse bölünme aşamasına gelen 30 yıllık dış ve iç destekli terör örgütünü, yine devletin statükocu kendi üst ordu ve bürokratik kadroları ve kendisine tamamen muhalif burjuvayı alt edip otoritesini kabul ettiren, dönüştüren ve bunu yaparken bırakın dış politikada aktif rol almayı kendi sınırlarını bile korumaktan aciz korkak bir devleti 25 yılda bölgesinde en güçlü ve sözü dinlenir hale getiren başka bir lider yok. Fatih, Yavuz, Kanuni gibi padişahlar tabi ki çok büyük isimler ama onlar bile zaten belli bir güce erişmiş kadroları oturmuş bir devleti yönettiler. Ve politikalarını uygularken ayrıca halkın çoğunluk desteğini almak gibi bir saçmalıkla uğraşmıyorlardı. Erdoğan bu büyük kazanım ve gelişmeyi hiç kan dökmeden yaptı. Cidden büyük iş
"İkimizde bir kafesin içindeyiz farkında mısın? Seninki telden benimki gönülden bir kafes. Seni bıraksalar kafesinden sen özgürsün. Beni bıraksalar kafesimden ben ölürüm..."
Her gün ekmek aldığım fırında ekmeği veren amca vefat etti, ben ekmek ve hayat ise devam ettik. Sonra bir gün ben çıkıp gideceğim bu döngüden, hayat ve ekmek gene devam edecek.