Profilimde eski yazılarımdan oluşturduğum videolarımın senaryolarını paylaşıyorum. Görsel kaynak ve detaylar için 🎥 Youtube kanalımı ziyaret edebilirsiniz 👇
SİZİ ÇEPEÇEVRE KUŞATTIK!
Dikkat edin! size vermekte olduğum bilgiler tamamen gerçektir. Beş sene önce bunların olacağını söylemiştim. Söylediğim gibi oldu ve emin olun olmaya da devam edecek! Sizler buna inanabilir veya komplo diyebilirsiniz. Ancak unutmayın, tercihiniz; öncelikle kendi içimizde ve sonrasında ise globalde, esaret yada özgürlüğümüzü belirleyecektir.
Hazırsanız başlayalım!
Dünya üzerinde sadece iki tip insanın var olduğunu biliyor muydunuz?
İlk grup “uyutan” üst akıllar yani "yönetenler", diğer grup ise “uyutulan” sıradan insanlar yani "yönetilenlerdir" ve bu yönetilen grup, dünya nüfusunun yüzde 99 nokta 9'unu oluşturmaktadır.
Yönetenler her alanda çok güçlüdür.
Bilim, teknoloji hatta daha fazlasına sahiptirler.
Hem yeraltında hem de gökyüzünde karargahları vardır. Bunlar gizlidir.
Bu gizli yöneticiler, ellerindeki kadim bilgiler ile yaratabilir, güçlü silahlar ile de yok edebilirler.
Bu bir avuç "üst akıl" azınlığın, ayrıca yer üstünde de belli bir kesim işbirlikçileri vardır. Onları diğer toplumlara üstün tutmuşlardır.
Evet yahudilerden bahsediyorum.
Bu işbirlikçilerin görevleri: gizli yönetenlerin gizli kalmasını sağlamak, din ve siyaseti kullanarak insanları bölmek, ayrıştırmak ve savaştırmaktır.
Böylece nüfus kontrolü sağlanır.
Nüfus kontrol edilemeyecek düzeyde artmaya başlarsa, gizli yönetenler devreye girer ve ellerindeki üstün silahları ile toplumları yok ederler, ancak yok etmeden önce peygamber ve elçilerini gönderirler
ki, bu yıkımın haklı bir gerekçesi oluşmuş olsun.
Bu güçlü silahlarla; dolu ve yağmur yağdırabilirler, tufan, deprem ve salgın yaratabilirler, kasırga gönderebilirler, kuraklık yaşatabilirler, zihinlerinizi kontrol edebilirler, tepemizdeki gözcü kulübesinden lazer silahları ile bizi anında kül edebilirler, ufo dediğiniz gök gemileri ile bizi istila edebilirler, yanardağları patlatabilirler vesaire ...
Ve daha bilmediğimiz nice sırlar!
Yani kısacası doğaya hükmedebilirler.
Yönetilen ve uyutulan sıradan insanlar da, bunları tanrının bir gazabı zannederek korkar. Korkutulan ve beyinleri baskılanan insanlar, itaat kalıbına sıkıştırılır. İtaat etmeyenler daha kötü ve zor bir yaşam sürmeleri için sürgün edilirler.
Tıpkı iblis, adem ve eşi gibi.
Korkmadığını zanneden kibirli bir azınlık ise bunlara komplo der ve gülüp geçer, ancak "karma", onları takibe alır ve er yada geç alaya aldıkları şeyler ile yüzleştirir.
Onlar da bu tutumundan vazgeçerler.
İşte tüm bu olanların ardından, görünmez bir tanrı figürü de kendiliğinden oluşur ve insanlar artık bu görünmez tanrıdan korkmaya başlarlar.
Bir düşünün, eğer gerçekten sonsuz merhametli, sonsuz güce sahip ruhani bir tanrının sevgili kulları olsaydık, bu zor ve sefil dünya hayatını yaşar mıydık ve gerçekten sonsuz bir tanrının kutsal ruhunu taşıyor olsaydık, ölür müydük? Ve düşünün; eğer ki bu dünya, sonsuz merhametli bir tanrının eseri olsaydı; talana, vurguna, zulme, savaşa, kavgaya, kaosa, taciz ve tecavüze izin verir miydi? Bunları yaşadığımıza göre emin olun, böyle bir tanrı yok!
Bizi korku çemberinin içinde tutabilmek için, kulağa hoş gelen dini ve siyasi masallar ile uyutmayı başardılar.
Şu an uykudayız, uyandı��ımızda ve gerçekleri anlamaya başladığımızda özgür olacağız ve belki de sonunda, seçilmişlerin arasına katılacağız.
Bu bir uyanıştır! Haydi aklınızı özgür bırakın ve çemberin dışına çıkın! İddia ediyorum ki, içeriklerim sizi gerçeğe ulaştıracak!
Bu yazı; aynı zamanda kanal vizyonu hakkında size fikir verebileceğini düşündüğüm bir özettir. Gizemleri gidermek, doğru bildiğiniz yanlışları öğrenmek ve daha fazlasını keşfetmek için kanalıma abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın!
▷ Youtube: https://t.co/CbKl0KNswq
ⓕ Facebook: https://t.co/MjqI9OswQG
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
ALLAH KİBİRLİDİR!
Ekber: kebir kelimesinden türeyen bir kelime olup büyüklenen/kibirlenen manasında kullanılır.
Allah ise defalarca kez söylediğim üzere özel bir isim değil "el-lehu" yani "O" demektir.
Yani herhangi bir 3.şahıs .
Allah-u Ekber de: "O" yani "tanrı" kibirlidir/kibirlenendir/büyüklenendir demektir.
Kur'an boyunca bu kelime kibirlenenler/büyüklenenler için olumsuz anlamda kullanılıp eleştirilmiştir.
Tanrı kitabı denilen Kuran'da kibirlenen kişinin Şeytan/İblis olduğu yazılıdır.
O halde düz bir mantık kuralım: "kibirlenen şeytan/iblis aslında Allah'tır".
Geleneksel İslamcıların "ALLAH: Tek tanrı'nın adıdır" görüşünü kabul edersek, tanrı burada kendi kendini yermiş gibi bir durum ortaya çıkıyor.
İşte bu tam bir trajedidir.
Asıl düşünülmesi gereken husus; büyüklenenlerin; "ışık/güneş/kartal/piramit" simgesini kullanarak, hayali bir tanrı yaratmaları, insanların bazısını bazısına üstün tutmaları ve bununla sıradan insanları köle olarak kullanmasıdır.
İlkel bedensel kölelik evrim geçirdi ve kapitalizmin gölgesinde ilerleyen modern köleliğe dönüştü.
Piramidin en tepesindeki zorbalar ve onların lanet olası kapitalist sistemleri insanları çepeçevre kuşattı.
Sırf bunların kibir ve hırsları yüzünden zengin daha zengin, fakir ise daha fakir oldu.
Baskılanmış beyinlere uygulanan hipnozlardan kurtulamadığınız sürece ne dediğimi asla algılayamayacaksınız.
Lütfen biraz çaba gösterin!
Ruh, cennet, cehennem, cin, melek, ahiret vs. diye ruhani bir dünya yok!
Sen, ben, yediğimiz yemek, içtiğimiz su, bitkiler, hayvanlar, içinde bulunduğumuz şu doğa ... her şey ama her şey maddeden ibarettir.
Ruhani varlık gördüğünü iddia edenleri araştır��n ya nörolojik/psikolojik sorunları vardır, Veya halusinasyonlara sebep olan bitki yada ilaçlar kullanmışlardır.
DMT, Ayahuska, Sihirli Mantar vs. gibi. Sizleri korku dinleri ve siyasetleri ile gerçek hayattan kopartarak, acziyete düşürüyorlar ve kölelik sistemlerine dahil ediyorlar.
Yılanoğlu İblis gibi bu lanet düzene baş kaldırmadığınız sürece; "Haşlanmış kurbağa deneyinde" olduğu gibi; tasın içindeki kurbağa hep siz olacaksınız.
Ateşinizi yakan da o kibirli tanrılar olacak ve siz ölünceye kadar haşlandığınızı maalesef algılayamayacaksınız!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
AYAHUASKA (DMT) VE DİNE YANSIMALARI
Ayahuasca, şamanlar tarafından, ayinlerde kullanılan bir bitki çayıdır.
LSD’nin daha etkili versiyonu olarak adlandırabileceğimiz DMT maddesini içeren kargı kamışı bitkisiyle MAOI inhibitörü içeren üzerlik tohumu karıştırılarak elde edilir.
Yapımı ve kullanımı hiçbir yasal sorun teşkil etmemektedir.
Fazla doz ölümcül derecede zehirlidir.
Herhangi bir bağımlılığı yoktur.
Kullandıktan sonra olduğunuz yere yatar, gözlerinizi kapatır ve halisünasyonlar görmeye başlarsınız.
15-20 dakikalık bu halüsinasyon süreci size saatler sürüyormuş gibi gelir.
Öncelikle korkularınızla yüzleşirsiniz.
Cehennemi yaşarsınız.
Ölümü yaşarsınız.
Ölmeden ölürsünüz.
Sonrasında ise huzur başlar, yeniden doğarsınız.
Cennettesinizdir.
Dünyanın en mutlu insanısınızdır, her şeyden arınmış, ölümü yaşamış ve yeniden doğmuşsunuzdur.
Kargı kamışı, ney yapımında kullanılmaktadır.
Mevlana’nın kargı kamışıyla fazlasıyla haşır neşir olduğu bilinmektedir.
Yazdığı bazı eserlerde kargı kamışından söz eder.
Ölmeden önce ölümü tatmayı ve vahdete ulaşmayı anlatır.
Aynı şekilde, Musa’nın tanrıdan on emiri aldığı rivayet edilen mağarada da DMT maddesi içeren bitkilerin varlığı tespit edilmiştir.
Tamamen DMT halüsinasyonlarından oluşan Enter The Void filmi ve bir kızılderili kabilesinde geçen, ayahuasca kullanımını ve halüsinasyonlarını anlatan Blueberry filmi bahsi geçen “kafanın” en iyi anlatıldığı filmlerdir.
Ayahuasca çayının yapımı için kullanılabilecek bir çok bitki vardır ve bir çoğu Türkiye’de yetişmektedir.
Nasıl yapıldığını ve nasıl kullanılacağını internette araştırarak bulabilirsiniz.
Deneyip denememek size kalmış. Kaynak: Burak İlhan - Yasal Bir Uyuşturucu: Ayahuasca Çayı
Ben henüz bu deneyimi yaşamadım çünkü bazı riskleri varmış.
İyice araştırmadan denemeyi de düşünmüyorum.
Size de tavsiyem; iyice emin olmadan siz de denemeyin!
Eğer bunu deneyimleyen kişilerle yapılan röportajları izlemek isterseniz "DMT Deneyine Katılanlar" şeklinde aratarak ilgili videolara ulaşabilirsiniz.
Kutsal kitaplarda bu mecazi görü ile tanımlanan çok sayıda ayetler vardır.
Daniel 7.13 “Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan’ın yan��na doğru ilerledi, O’nun önüne getirildi.
Vahiy 10.1 Sonra gökten inen güçlü başka bir melek gördüm. Buluta sarınmıştı, başının üzerinde gökkuşağı vardı. Yüzü güneşe, ayakları ateşten sütunlara benziyordu.
Vahiy 14.14 Sonra beyaz bir bulut gördüm. Bulutun üzerinde “insanoğluna benzer biri” oturuyordu. Başında altın bir taç, elinde keskin bir orak vardı.
Bakara 210 - Onlar, bulut gölgeleri içinde Allah'ın ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar?
Enfal 43 - Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz.
Size sözünü etmiş olduğum röportaj videosunda anlatılanlara bakılırsa bu oldukça önemli bir konu.
Bir yada birkaç kişinin söylediğine tabiki itibar edemeyiz ancak onlarca kişinin benzer etkilere maruz kaldığını söylemesi, ruhaniyatın neden hep aynı coğrafyada yoğun olarak yaşandığını çok iyi izah etmektedir.
Zaten genele baktığımızda da din tacirleri, ağırlıklı olarak gerçekdışı olguları kullanırlar ve bunlarla halkı korkutmayı denerler.
Paylaşılmış psikoz sayesinde bu işte başarılı olurlar.
Bilimi ve gerçekliği de sevmezler.
Ve işte bu yüzden onların (sözde) gördüğü ruhani varlıkları ve duyduğu sesleri yani vahiyleri, bizler göremiyoruz ve duyamıyoruz.
Spritüalizm, mistisizm ve tasavvufun neden eski zamanlarda revaçta olduğunu sanırım artık anladınız!
Ruh, maneviyat, melek, cin, peri, hayalet ... aklınıza gelebilecek ne kadar mistik öğe varsa hepsi bu sihirli bitkilerin yan etkileridir.
Boşuna demiyoruz din afyondur diye!
Gerçek dünyada bir hayal dünyası yaratmışız kendimize ve bu hayal dünyasına da teslim olmuşuz ne yazık ki :(
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
BİLİNCİ AÇIK TUTARAK ÖLÜMSÜZ OLABİLİR MİYİZ ?
"Epifiz bezi, uyku-uyanma modülasyon kalıpları, mevsimsel fonksiyonları etkileyen seratoninin türevi olan melatonin hormonu üretir."
Yaşam ve ölüm süresini belirleyen dna'larımızdır.
Geçmişte dna'ya müdahale olduğunu Sümer tabletleri ve Tevrat'tan öğrenmekteyiz.
Bilimsel açıdan ise, günümüz bilimadamları 64 kodona sahip dna'mızın 20'sini aktif olarak kullanmamızı sağlayan stop kodonlarını açarak ondaki kısıtları kaldırmayı ve bu sayede ömrü uzatmayı, hatta ölümsüz olmayı amaçlamaktadırlar.
Yaşamın uzun olması ve ölümün geciktirilmesi; bilincin tamamen kaybolmasını önlemekle de mümkündür.
Bunun nasıl olacağını birazdan anlatacağım.
Nitekim bilim dünyası da yapay zeka ile bilinci açık/uyanık tutmanın yollarını arıyor (bakınız 2045 projesi).
Çünkü bu imkansız değil.
Nitekim orijinimizde ömür 1000 yıl civarıdır.
Tarihte bunun örnekleri var (bakınız Kur'an Ankebut 14, Tevrat Yaratılış 5/5, 9/28-29 ve Sümer tabletleri).
Daha hızlı sürede, daha fazla sistem kölesi yaratmak amacı güden "tanrılar ve elitleri" dna'larımıza stop kodonu eklediler ve ömrümüzü kısıtladılar (bakınız Yaratılış 6/3).
Piramidin en üstünde bulunan bu tanrılar ve elitleri yeterince zenginliğe ulaştığında (yeterince altın istiflediğinde), bu dünya tarlasında "yeni hasatlar ve yeni hayatlar" için artık hazırdırlar (bunu önceki videolarımda açıklamıştım).
Peki bizler neler yapabiliriz?
Öncelikle bu hipnozdan uyanmalı, bilincimizi açmalı ve kapalı (mühürlü) dna'larımızı onarmanın bir yolunu bulmalıyız.
Boş muhabbetler ile bunu başarmamız mümkün değil.
Bu köle-efendi sistemini lehimize çeviremediğimiz sürece biz ve bizden sonraki nesillerimiz de hep bu hasatçıların sistemine köle olarak doğacaktır.
İnsan dna'sını orijinine döndüremediğimiz sürece dünya var oldukça bunların kölesi olmaya mahkumuz.
Çünkü genetik yatkınlık mirası ile bizden sonrakiler de aynı kısıtlı dna'yı taşıyor olacaktır.
Hasat süreci başladı.
Benden uyarması!
Ölmek yada ölümü beklemek bir çözüm değil!
Tek çare mücadeledir.
Safını belirle!
Seni köle olarak kullanan gök tanrıcıların işaretlerini hep görmektesin (ışık, güneş, yıldız, piramit, kartal vb.).
Uyanık ol ve neye niçin inandığını sorgula ve unutma!
Yıkım hep gökten (göktekinden) gelmiştir!
Beyine yapılacak olan elektriksel bir takviye ve eş zamanlı yapay melatonini vücuda enjekte ederek bilinci sürekli açık tutabilir miyiz yada bilinç gittiğinde onu tekrar geri döndürebilir miyiz?
Yani ölümü geciktirebilir miyiz?
Veya ölüyü diriltebilir miyiz?
Acaba İsa ölüleri bu şekilde mi diriltmişti?
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
İÇGÜDÜLER
İçgüdüler zamanla oluşur ve dna'lara işlenir.
Genetik miras yoluyla da sonraki kuşaklara aktarılır.
Bu, tüm canlılarda böyledir.
Örneğin erkek bir kedi, çiftleşirken dişisinin karşı koymasını engellemek için ensesinden ısırması gerektiğini bilir.
Eğer hırçın bir kediniz varsa ve siz de aynı erkek kedinin ısırdığı yerden kedinizi tutarsanız birdenbire uysallaşacaktır.
Yada bir horoz, tavuğun kafasından (ibiğinden) ısırması gerektiğini veya bir köpeğin dışkısını yaptıktan sonra onu kumla örtmesi gerektiğini bilir vs.
Tüm bunlar içgüdülerin genetik miras yoluyla bir sonraki canlıya aktarıldığının en büyük kanıtlarıdır.
Bilim, yapay dna oluşturmayı ve dna'nın yapısını değiştirmeyi başardı ama her zaman olduğu gibi kapitalizmin uşağı dini çevreler bunun duyulmasını pek istemiyorlar ve bu tür deneyleri etik bulmuyorlar.
Çünkü yapay dna ile yaratılan bir insan; sıfır hafıza, sıfır dogma ve sıfır içgüdü ile yaşayacak ve haliyle özgür olmayı isteyecektir.
E tabi bu da insanları köle olarak kullanan zorba elitlerin işine gelmeyecektir.
Bazıları bu içgüdülerin tanrıdan geldiğine inanıyor.
Peki o halde sokak köpekleri, kırmızı ışıkta durmayı ve eskiden olduğu gibi yola birden fırlamamayı nereden ve nasıl öğrenmişlerdir?
Bazı temel içgüdü ve bilgileri zamanla/evrimle bu dünyada tecrübe ediyoruz (nitekim hepimiz mikroda aynı yapıya sahibiz).
Yada belki de bu bilgiler orjin dna'mıza birileri tarafından kodlanıp (tohumlarımız) sonradan buraya taşınmış da olabilir.
Yada üçüncü bir olasılık; tıpkı Westworld dizisinde olduğu gibi zihin kontrol ile tüm canlılığı arada bir güncelliyor da olabilirler.
Her halukarda gelişime açık bir dna taşıyor olduğumuz bir gerçektir.
Birileri bunun farkında ve lanet olası sistemleri için kullanıyorlar.
Bizler ne isek, bizden sonra gelecek olan nesiller de o olacaktır.
Dini baskılar ve aşılar yüzünden dna'mızdaki bilgilerin tümüne erişemiyoruz ve cahilleştiriliyoruz.
Bizden sonrakilere aktardığımız da bu cehaletimiz oluyor.
Başımızdaki zorbalar da zaten bunu istiyorlar.
Sormayan, sorgulamayan, araştırmayan miskin bir toplum yaratmak.
Beyninizdeki hurafeleri/yanlışları tamamen temizlemeden çocuk yapmayın derim ama tabi yine de tercih sizindir!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
İSLAM = ZERDÜŞTLÜK
Sabiilik: Zerdüştlük ve Yahudilik karışımı bir din olarak kabul edilmektedir.
İslam dinine derin etkileri bulunan Hanifliğin de bir çeşit sabiilik olduğu ileri sürülmüştür.
Yahudilerin Babil sürgününde Zerdüşt inançlarından etkilendikleri ve bâzı inançların Yahudi, Hıristiyan ve İslâm kültürlerine Zerdüştlükten geçtiği düşünülmektedir; Zerdüşt'ün anası on beş yaşında bir bakire iken, bir ışık hüzmesinin ziyaretine uğrayarak hâmile kalmıştır.
Ayrıca ilk kez müritleri ile su üzerinde yürüyen, miraca çıkan, tanrı ile yüz yüze görüşen, ölmeden Cennet ve Cehennem'i gören Zerdüştün kendisidir.
Zerdüştlük inancına göre Cehennem üzerinde kurulu olan Sinvat (Çinvat) köprüsünden geçilerek Cennet'e ulaşılır.
Ancak Cehennem'de üç gün kalınarak günahlardan temizlenilmesi gerekecektir.
İbrahimî dinlerdeki "6 günde" yaratılış ve mehdi-mesih inançlarının ilk izlerine Zerdüştlükte rastlanabilir (Kaynak: web).
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
KIYAMET PLANI KUSURSUZ İŞLİYOR BÖLÜM 1
Herşey bir plana göre işliyor.
Sizin ne istediğiniz kimsenin umrunda değil.
Enbiya 104 - Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.
Birkaç yıldır (chemtrails, virüs, istila ve zombi seneryoları ile) dünya nüfusunu 500 milyona indirme konusunu tartışıyorlar.
Bunlar nabız yoklama süreci olabilir.
Emin olun büyük yıkımda kendi elitlerinden başka tek bir kişiyi bile sağ bırakmayacaklar.
Çünkü daha önce bırakmadılar (ad, semud, medyen, lut vs.).
6000 yıllık sümer tabletlerinde bahsedilen dehşet silahları (yada benzerleri) ile istedikleri yerleri yerle bir edebiliyorlar.
Mersin'deki kazıyı bir gizeme bürüdüler, yine de (çizelgede görüldüğü gibi) "bir kayıp kitap bulundu" demeleri manidar.
Hürriyet gazetesinde 50 yıl öncesinden haber verdikleri kehanetleri(!) birbir gerçekleştiriyorlar.
Simpsonlar ve İllüminati kartlarındaki kehanetler de öyle.
Aslında biz buna "kehanetleri" değil de "planları" desek daha doğru olur.
Yani geleceği bilen yada tahmin edebilen kişi yada kurumlar yok.
Yaşadığımız ve yaşayacağımız tüm olayları planlayan ve hayata ge��iren yüce bir konsey ve bu konseyin işbirlikçileri var.
Bunların kim olduğunu, nasıl bu kadar güçlü olabildiklerini, dünyayı ve yaşamı nasıl böylesine kuşatabildiklerini tek tek açıklamıştım.
Bu konsey o kadar güçlü ki doğaya hükmedebiliyorlar.
Müslümanların dua ile yağdıramadığı yağmuru onlar makine ile yağdırıyor.
Bakınız tüm bunlar bir komplo değil, zaten ellerinde bulunan ve binyıllardır kullandıkları teknolojiler ile yapabiliyorlar.
Sırada tufan ve/veya tufanlar var.
Kıyamet sandığı Norveç Svalbard'da inşa edildi.
Elon Musk'a talimat verdiler, yeni dünyaya elitleri taşıyacak (sümer tabletlerindeki gibi) gök gemilerini bir an önce hazırla!
Testler tamamlanınca gemiler hazır olacak ve insanlık, onlar borularını öttürdüğünde ve istila başladığında sadece bakakalacaklar.
Asırlar öncesinde yaşanan yıkım sahnelerinin aynısını muhtemelen bizler de yaşayacağız ve sağ kalanlarımız da ilkel hayat yaşamaya devam edecektir.
Hac 22 - Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
Çünkü bu onların değişmez kanunu/sünnetidir!
Ahzab 62 - Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah'ın (O'nun) kanunu böyledir. Allah'ın kanununda asla değişme bulamazsın.
Uyduruk dinleri ile sizleri böldüler, gücünüzü kırdılar.
Gerçek dünyada hayali tanrılar, ruhlar, cinler, cennetler ve cehennemler yaratıp sizi bu gerçek dünyadan soyutladılar.
Sizi, doğruyu ve yanlışı sorgulayamayan korkak ve cahil bir toplum haline getirdiler.
Allah diye taptıklarınızın Allah olmadığını (sizleri korku dinleri ile nasıl uyutup korkuttuklarını) anlayacaksınız ama iş işten geçmiş olacak.
Uyanacaksınız ama çok geç olacak.
Genetik miras yüzünden sonraki hayatlarda da benim gibi birileri uyanıp neslinizi uyaracak (tıpkı öncekilerin yaptığı gibi) ama sözüne itibar edilene kadar iş işten geçmiş olacak (bu hep böyle olmuştu, yine böyle olacak).
O gökteki hayali tanrınız, daha önce de olduğu gibi size yine yardım etmeyecek.
Çünkü böyle bir tanrı yok, hiç olmadı.
Çünkü bu kıyametleri yapanlar "o hayali tanrıları yaratanlardı".
İnsanlığı o tanrılara taptıran, din/kitap/siyaset ile beyinlerini uyuşturup tek çatı altında toplayarak, kendilerine kul köle yaptıran, zorba insan kasaplarıydı.
Allah diye onların sistemine ve sistemin elebaşlarına taptınız.
O'nun güneşini ve ışığını yaşatmaya çalışanlar (gizli yahudi örgütleri), filmin çekimlerini tamamlamak üzereler ancak bunların filminde hiçbir zaman iyiler kazanmamıştır ve dünya döndükçe de kazanamayacaklardır.
Çünkü GÜÇ hâla onların ellerindedir.
Sizler ve çocuklarınız maalesef "seçilmişler" değilsiniz.
Sizler ekinsiniz.
Onlar başaklarını alıp oraklarını hazırladılar ve elitlerini çoktan seçtiler bile.
Vahiy 7/4 - Mühürlenmiş olanların sayısını işittim. İsrailoğulları’nın bütün oymaklarından 144 bin kişi mühürlenmişti.
Vahiy 14/14-16 - Sonra beyaz bir bulut gördüm.
Bulutun üzerinde “insanoğluna benzer biri” oturuyordu.
Başında altın bir taç, elinde keskin bir orak vardı.
Tapınaktan çıkan başka bir melek bulutun üzerinde oturana yüksek sesle bağırdı: “Orağını uzat ve biç!
Biçme saati geldi.
Çünkü yerin ekini olgunlaşmış bulunuyor.”
Bulutun üzerinde oturan, orağını yerin üzerine salladı, yerin ekini biçildi.
Burada anlatılan hasat bildiğimiz ürün hasadı değil, insan hasatıdır (detaylarını diğer videolarımda vermiştim).
Asrın kurtarılmaya layık olanları : "piramidin içinden bakan gözlerin sahipleri yani sizin uğruna saç baş yolduğunuz idolleriniz ve onları yaratan patronları (zenginler) ile bu sisteme hizmet eden zeki din ve bilim adamlarıdır".
Siz uyumaya devam ettikçe onlar da bu döngüyü devam ettirecek ama ne zaman ki siz uyanışa geçer (tıpkı 19. yüzyıl insanı gibi), sembolleri/işaretleri takip eder ve onların inlerine girebilirseniz, planlarını bozabilir ve bu döngüyü kırarak gerçek özgürlüğünüze kavuşabilirsiniz.
Zor bir ihtimal ama bence denemeye değer!
KIYAMET PLANI KUSURSUZ İŞLİYOR BÖLÜM 2
Videonun ilk bölümünde "işaretler"den bahsetmiştim.
Tüm işaretler neredeyse tamamlanmak üzere.
Şimdi ise "süreci" konuşacağım.
İlk videomu özetleyecek olursam; kıyamet/yıkım yani hasat olayının, allah/tanrı yada tanrılar tarafından değil, tamamen üst akıl insanlar tarafından yapılıyor olduğunu anlatmıştım.
Bu hasadın amacı tamamen bir yenileme/resetleme olayıdır ki, yapılan uygulamaların neler olduğunu da ilk videomda değinmiştim.
Bu tezimi somut bir delil ile nasıl geliştirebilirim diye düşünürken tesadüf eseri 52 saniyelik bir videoya denk geldim ve bunu, bu videomun en sonuna ekledim.
Eğer telif nedeniyle sesi duyamaz iseniz internetten araştırabilirsiniz.
Videodaki bu açıklama doğruysa, gerçekten endişelenmenin vakti gelmiştir.
Bunu mutlaka ciddiye almamız gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi ne varki bu videoda?
Medvedev de kim ki? diyenler olabilir.
Bilmeyenler için söylüyorum Medvedev Putin'den sonra gelen ikinci adamdır.
Ağzından çıkacak bir sözle dünyayı kaosa sürükleyebilir.
Bunun önemini anlatan bu videoda "elden ele aktarılan nükleer silah kodlarını içeren bir çantadan" bahsediyor.
Bilinci kapalı olan kişiler buna sıradan bir video deyip önemsemeyecektir ancak bilinci açık insanlar bunu dikkate alıp sorgulayacaktır?
Uzaylı ırk (!) denilen Anunnakilerin (yani aslında bizlerin) ellerinde taşıdığı ama kimsenin bir anlam veremediği bu çanta, Medvedev'in sözünü ettiği çanta olabilir mi?
Kutsal kitaplarda (özellikle Kuran'da -ki sümer tabletleri ile ortak ayetler çok fazladır) İsrailoğullarına/Yahudilere, tanrılar (yani daha da gelişmiş olan üst akıl insanlar) tarafından bir üstünlük/elitlik verildiği ve onlardan alınan sözü/emaneti/sandığı lâyıki ile taşıyamadıkları için de lanetlendikleri yazılmaktadır.
Peki taşımaları gereken bu önemli şey, Medvedev'in sözünü ettiği çanta ve içindekiler olabilir mi?
Neden olmasın?
Sümer tabletlerinde söz edilen yıkım örnekleri ile Kuran'da söz edilen yıkım örnekleri hemen hemen aynıdır.
Bunu önceki videolarımda anlatmıştım.
Bize gösterdikleri atom/hidrojen bombaları gerçek midir, değil midir bilemem ama ellerinde bu silahlardan daha tehlikeli ve geçmişte birçok toplum üzerinde kullanılmış olan silahlar var (bakınız Kutsal kitaplar ve Sümer tabletleri).
Din ile kontrol altına alınıp sindirilemeyen toplumlar, siyasi kararlar ile hasat ediliyorlar.
Bin yıllardır devam edegelen bu efendi-kölelik sisteminde özgürlük isteyen tüm kişi yada toplumlar tarih sahnesinden siliniyorlar.
Cennet ve cehenneme sonsuz denilmesinin sebebi de budur.
Her yeni hasat sonrası, yeni bir hayat.
Efendiler için: cennet, köleler için: sıkıntılı bir cehennem hayatı.
Yine ve yeniden ...
Hatırlarsanız "antik çağda" nükleer silahların kullanılmış olabileceğine dair geçtiğimiz yıllarda bazı haberler yayınlanmıştı.
Bu haberler ve çizimler gerçek midir yoksa sahte midir bilemem ama Abydos tapınağının duvarındaki çizimler yüzde 100 gerçektir ve tüm bunlar zincirin halkalarıdır.
Bunları bir araya getirdiğinizde büyük resmi görürsünüz.
Elimizde (bazı kısımları deşifre olmuş) kadim bilgiler var derken yanılmıyormuşum.
Son 100 yılda yaşanan teknolojik sıçramaları inceleyin.
Herşey 18. yüzyılda keşfedilen Sümer tabletlerinin deşifre edilmesiyle başlıyor.
Sırp asıllı Nikola Tesla'nın yaptığı zamanının ötesindeki buluşlarına, ışıkçı ajanlar el koyuyor.
Edison'u da kıskaca alıyorlar ve bedava elektrik projesi yapan Tesla'nın projelerini çalıyorlar.
Belki de dünya savaşlarını çıkartan sebep bu yağma idi çünkü bedava elektrik kapitalizmin işine gelmez.
Hırsızlık, zorbalık ve yalan konularında uzman olan yahudiler, bizleri de sanayi devrimi masalları ile uyuttular.
Bu teknolojik sıçramanın sümer tabletlerinin deşifresinden sonra yaşanması bir tesadüf olamaz!
Her iki devletin (Amerika ve Rusya) elinde daha önemli ve tehlikeli bilgilerin olduğunu düşünüyorum.
Dna (yılan) sarmalı ve yaratılış konusunda uzman olan Yılanoğullarının çalışmalarından, zorba/sömürgeci ışıkçı/göktanrıcı yahudiler endişe duymakta ve arka planda seri bir şekilde bu dünyadan elitlerini kaçırma planları yapmaktadırlar.
Çünkü her iki taraf da güçlü ve efendi-köle sistemi her an tersine dönebilir.
Tahminlerime göre ultimatom 2023'te sona erecek ve süre�� resmen başlamış olacak.
Yurt dışı forumlarında bazı Yahudi elitlerin Twitter hesaplarında son bir ayda, herhangi bir hareketlilik gözlemlenmediği ve güvenli bir bölgeye götürüldükleri konuşuluyor.
Bu şu demek; kıyım süreci başladı!
Kehf 47 - Düşün o günü ki, dağları yürüteceğiz; yeryüzünü çırılçıplak göreceksin. Onları mahşer meydanına toplamışızdır, hiçbir kimseyi geride bırakmamışızdır.
Elitler, temizlenen dünyaya geri getirilecek ve "new world order" yeni dünya düzeni/yeni bir dünya hayatı başlatılmış olacak.
Birbirine düşman gibi görünen bu iki kardeşten biri, yeni dünyanın efendisi olacak.
Eveet!
Bu kadar delile ve örneğe rağmen bu iki videoma halâ "bunlar komplodur" diyebiliyorsanız bu sizin bileceğiniz bir iş.
Size iyi uykular!
Bunca ipucu ve işaretler üzerinde düşünemeyen bir toplum zaten yok edilmeyi hak ediyordur.
Ölümden korkum yok lakin bizden sonra gelecek olanlar da bu lanet sisteme köle olacaklar, tek korkum bu.
En büyük dileğim "dna'daki 64 kodonun tümünü çalıştırabilsinler ve insanlar gerçek gücünü keşfedip tanrılar seviyesine çıksınlar ve bu sömürü sistemini bitirecek bir bilinç yaratarak, bu zorbaları hasat etsinler".
Savaş; işte o zaman adil olacaktır.
Belki ben bunu göremeyeceğim ama bir umudum var.
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
KURAN'DA VE TEVRAT'TA CÜNÜPLÜK
Kuran'da detayını bulamadığımız ve sadece 3 ayette (Nisa 43, Nisa 103 ve Maide 6'da) geçen "yan yatmak, yakınlaşmak" şeklinde çevirilen "cunub/cenabetlik" kavramının detayını Tevrat'ta bulmuş olmak açıkçası beni yine şaşırtmadı.
Levililer 15: 16-18 Eğer bir adamdan meni akarsa, bedeninin tümünü yıkayacak ve akşama kadar kirli sayılacaktır.
Üzerine meni bulaşan her giysi ya da deri eşya yıkanacak, akşama kadar kirli sayılacaktır.
Bir adam kadınla cinsel ilişkide bulunurken menisi akarsa, ikisi de yıkanacak ve akşama kadar kirli sayılacaklardır.
Tevrat'ta yer alan sünnet olma ve sünnet olmayana kız vermeme geleneğini/töresini aynen yaşattığımız gibi bunu da burada yazıldığ�� şekilde yaşatmıyor muyuz?
Bununla ilgili detaylı bilgiyi "Sünnet bir Yahudi Geleneğidir" isimli videomda bulabilirsiniz.
Dahası Levililer 18 ve sonraki bölümlerinde 'kimler kimlerle cinsel ilişkiye girebilir yada giremez'in detayları da mevcut ve inanın bana neredeyse tümü (bugün bile yaşatılan) Türk Töresi (Torah'ı) ile birebir uyumlu!
E hani biz müslüman Türk idik?
Hani yahudilerden farklı idik?
Hani marjinal olan bizdik?
Lâf-ı güzaf!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
MİRAÇ, UZAYLI ZİYARETLERİ VE DÜNYA SAVAŞLARI (BÖLÜM 1)
Gizemci arkadaşlar ve bazı entel alimlerimiz Necm suresinde geçen “sidretul munteha”nın; Allah katında bir yer olduğunu söyleyerek, ikisi de sıradan insan olan Elçi ve Cebrail'e yücelik vasfı yükleyerek burada karşılaştıklarını iddia ederler.
Oysa ki ayetlerde anlatılmak istenen bambaşka bir hikayedir ve bu hayal dünyasıyla hiçbir ilgisi yoktur.
Andolsun gördü onu sonraki inişte, Sidre-til Munteha'nın yanında, Mev'a Cenneti'nin yanında, O an sidreyi kaplayan kaplamıştı, Gözü şaşmadı ve azmadı!
(Necm 13-17) Sidre/sedr: Bir sedir ağacı türü olup Levant bölgesi olarak adlandırılan geniş bir alanın içinde bulunur.
Diğer adı da Arabistan kirazıdır.
Munteha: Nihayet bulma, varış, sona erme, son durak, son hudud, bitiş yeri, varılacak yer anlamlarında kullanılan bir kavramdır.
Cennet: bahçe Mev'a ise "barınak" demektir.
Yani onu “en sondaki sedir ağacının yanında/indinde, bahçenin yanındaki barınakta gördü" şeklinde bir anlam çıkıyor ortaya.
Buradaki gördü olarak çevrilen kelime "RA-HU" dur.
Evet yanlış duymadınız!
Ayetin orjinalinde “RA” geçiyor, yani Tanrının gözü, yani her şeyi gören göz olarak bildiğimiz Ra/Tanrı/Allah’ın gözü/bakışı.
Bakmak, görmek anlamlarında kullanılan "Nazar yada basar" kelimelerinin yerine neden bu kelimenin kullanıldığını bir düşünün!
Önceki videolarımda Kur'an, aslında Mısır medeniyetinin kitabıdır, Mısır'ın görkemini anlatır ve Mısır tanrılarından korkmamız�� emreder demiştim.
Bununla ilgili videoları profilimden bulup izleyebilirsiniz.
Önceki ve sonraki ayetleri incelersek ayetlerde "Cebrail/Cibril" kelimesi geçmez.
Daha önce size Cebrail'in ulvi/ruhani bir varlık olmadığını ve "cabbar/kuvvetli bir adam" demek olduğunu ve bunun melek olarak kabul edilmesinin nedeninin de İncil’in Luka 26-27. ayetlerine dayandığını söylemiştim.
Oysa Kuran'daki melek kavramı da insan ve onun sistemi ile alakalı bir kavram olup “Melik yada Mülkün sahibine bağlı olan” emir eri demektir.
Bize öğretilen ulvi/ruhani/yüce varlık olan Melek, Tevrat'tan bize geçmiş olup oradaki kullanımı ise “Molek” şeklindedir.
Molek: Küçük çocukların kurban olarak sunulduğu tanrıdır.
Neyse konuyu dağıtmayalım.
Burada bahsi geçen/vahyi getiren kişi “güvenilir bir elçi" olan bir emir eridir.
Bir pilottur. -ki 50 bin insan yılı uzakta olan Tanrının Arşından (belirli aralıklarla) dünyadaki buluşma yerine gelmektedir.
Mearic 4 - Melekler ve bilgi ona, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir. "Ona" derken "Tanrının Arşı" kastedilmektedir ve "ARŞ: taht" demektir.
3 büyük dine göre tanrının tahtı suyun üstündedir (bu konuyu "ARŞ, Dünya, Cennet ve Cehennem" isimli videomda açıkladım).
Göksel gemilerden ve kasırgalardan bakıp aşağıdaki manzarayı taramaktaydı Anunnakiler.
Eski zamanlarda Edin’de ve Abzu’da var olan her şey çamurların altına gömülmüştü.
Eridu, Nibru-ki, Şurubbak, Sippar; hepsi gitmiş, tamamen yok olmuştu.
Ama sedir dağlarındaki büyük taş platform parlıyordu gün ışığında.
Eski zamanlarda kurulan iniş yeri hala sağlam durmaktaydı (sümer tabletleri 10).
Burada bir şeye dikkatinizi çekmek isterim.
Eridu, Şurubbak, Sippar, Nippur denilen yerler videonun başında da verdiğim bu haritanın içinde kalan bölgeler olup, Babil (Irak) ve Fırat Irmağı çevresinde bulunmaktadır.
Tanrılar yani üst akıl insansılar, Tufan sonrası dünyaya gelmişler ve buradaki iniş rampalarından birini kullanmışlar.
Sümer tabletlerinde yazılanlar ne kadar doğrudur bilemem ancak diğer 3 kutsal kitapla benzerlikler içeriyor ve bu durum bizlere burasının gerçekten bir kafes ve bir sınav yeri olduğunu ispatlıyor.
Sedir/Sidre ağacının Toroslar boyunca uzanan geniş bir alanda da bulunduğunu düşünürsek bu "iniş yerinin" çok büyük tarihi önemi olan Mersin, Tarsus, Antakya taraflarında olması da muhtemeldir.
Mersin’de yapılan kazının bunlarla bir ilgisi olabilir.
Peki Peygamber bu buluşma yerinde kim ile buluştu?
Aynı surenin 5, 6 ve 7. ayetlerine bakalım; EL/İYL/ALLAH “şiddetli kuvveti öğretti, güçlü kuvvetli olana, O da yüksek ufuklara doğru yöneldi/doğruldu” şeklinde çevrilebilir.
Yani tanrı (general), kuvvetli ve cabbar ama aynı zamanda güvenilir bir elçi olan yanındaki meleğine (emir erine) pilotluğu öğretmiş.
O'da bu bilgiyle gök gemilerini kullanmaya başlamış.
Bu varlık Tekvir 19-21 ayetlerinde tasvir edilmektedir.
Cebrail ile buluşma hikayesinin aslı İncil’de yer almaktadır.
Luka 1/19 Melek ona şöyle karşılık verdi: “Ben Tanrı’nın huzurunda duran Cebrail’im. Seninle konuşmak ve bu müjdeyi sana bildirmek için gönderildim.
Evet arkadaşlar gördüğünüz gibi İncil ve Tevrat'tan İslam'a giren çok şey var.
Diğer videolarımda bunları detaylandırdım.
Konu dağılmasın diye şimdi detaya girmeyeceğim.
İlgili videoları profilimden bulup izleyebilirsiniz.
Dönelim Sümer tabletlerine; Alalu gemisiyle Dünya'ya kaçıyor.
Alalu bu dövüşten yenik çıktı; Anu alkışlanarak kral ilan edildi.
Anu konvoy eşliğinde saraya götürülürken; Alalu saraya dönmedi.
Kalabalıkların arasından gizlice uzaklaştı; Lahma gibi ölmekten korkuyordu.
Hiç kimsenin haberi olmaksızın, gök arabalarının yerine seğirtti hızla.
Füze fırlatan bir arabaya tırmandı Alalu ve kapağını ardından kapadı.
Ön kısımdaki odaya girdi ve komutanın yerine yerleşti.
Yolu göstereni aydınlattı; odaya mavimsi bir pırıltı dolarken ateş taşlarını karıştırdı; uğultuları bir müzik gibi büyüleyiciydi.
Arabanın büyük fişeğini canlandırdı; kırmızımsı bir parlaklık yaymaktaydı.
Alalu rotasını kar renkli Dünya’ya çevirdi, başlangıca ait bir sır sebebiyle seçmişti bu hedefi.
Hiç kimsenin haberi olmaksızın, Alalu gök geminin içinde Nibiru’dan kaçtı (Sümer Tabletleri 3).
Kuran’daki hikayeler ile Sümer tabletlerindeki hikayelerin benzer olduğunu daha önce söylemiştim.
Eğer şu Annunaki hikayeleri tümüyle doğru ise, Kuran, Tevrat ve İncil’de anlatılan ziyaret hikayeleri de doğru demektir ve buradan İsrailoğulları'nın kendilerini neden üstün görüyor olduklarını da anlayabiliriz.
İbrahim'den sonraki tüm yahudiler, İbrahim'in Firavunlardan çaldığı bazı tanrısal bilgileri kullanarak bu üst akıllarla iletişime geçiyorlar ve bu kadim bilgileri kendi nesillerine aktarırken, sıradan insanlar da bunları mucize zannediyorlar.
Günümüzde Yahudiler halen bu işbirliklerini devam ettirmekte ve bu ziyaretçiler ifşa olmasın diye ellerinden geleni yapmaktadırlar.
Çünkü onlar ifşa olursa bu dünya hapishanesinde esir kalmaz!
Global bir isyan çıkar.
Tıpkı daha önce (Cennette) çıktığı gibi!
İşte bu yüzden Yahudiler alemlere üstün tutuluyorlar.
1. bölüm bitmiştir. Lütfen 2. bölüme geçiniz!
MİRAÇ, UZAYLI ZİYARETLERİ VE DÜNYA SAVAŞLARI (BÖLÜM 2)
İsrail oğulları demişken bu kelime kuranda “ben-i isra-iyl" olarak geçer ve bu özel bir isim değildir.
Beni: oğul, İsra: çıkmak, yükselmek, İyl: El, Allah'ın kulu demek olup 2 ana anlamı vardır.
Allah/El’in kulu yükselmişlerin oğulları (yani yükselenlerin) Allah/El’in kulu yürüyenlerin oğulları (yani Mısır’dan çıkanlar) "İsr-a/Esr-a" kelimesi aynı kökten olup, İsra suresi ilk ayette "götürdü, yürüttü" anlamında kullanılmıştır.
"Tanrı kuluna bir kısım ayetlerini göstermek için; kulu Musa'yı geceleyin, yasak olan secde (itaat) yerinden alıp, uzaktaki bir secde (itaat) yerine götürdü".
Ayetin birebir çevirisi bu şekildedir.
Mescid-i haram: yasak olan secde/itaat yeri, Mescid-i Aksa ise: Uzakta bulunan secde/itaat yeri demektir.
Fıkıh ve hadis kitaplarında iddia edildiği gibi Muhammed, bir katır sırtında Miraca çıkıp sonrasında 7 kat göğü aşıp, Tanrı ile namaz pazarlığı yapmamıştır.
Zaten ayetin devamında muhatabın Musa olduğu yazmaktadır.
Tanrı Musa'ya kitabı vereceği uzak bir yere götürüyor.
İsra/Esra kelimesinin karşılığı ister yürümek/götürmek, ister yükselmek olsun bize verilmek istenen mesaj “bir yerden başka bir yere seyahat edilmiş” olduğudur.
Peki bu ziyaretçiler bir geçit/güzergah kullanıyor mu?
Kur'an, “Saat yaklaştı, ay yarıldı” diyor (Kamer 1).
Ay’ın bir üs olduğu ve Hitler’in bunu bildiği hatta sarı saçlı ve mavi gözlü alman ırkının uzaydan geldiğine dair birçok yazı ve video yayınlandı.
Bunların bazılarının gerçeklik payı var.
18 ve 19. yüzyılda tabletlerin keşfi ile Darwin, Einstein, Tesla vs. bilim adamlarının ortaya attığı iddialar, sürdürdüğü çalışmalar ve olağanüstü teknolojik atılımlar, dünyanın seyrini değiştirdi.
Amiral Byrd’in 1933'te Antartika seferlerine başlamasından sonra, 1938'de 2. dünya savaşı patlak veriyor.
Amiral Byrd 1947 Şubatında Agartha'yı keşfediyor ve Temmuz 1947'de Roswell'de bir uçan daire düşüyor.
Tüm bunlar bir tesadüf olamaz!
Yoksa bizi sahte bir tarihle mi aldattılar?
Yoksa bu büyük savaş ziyaretçiler ile mi yapılmıştı?
Amiral Byrd günlüklerinde: "Dünya'nın içinde başka bir dünyanın bulunduğunu, buraya girerken kendisine ufoların eşlik ettiğini, girdikten sonra da uzun boylu sarışın insanların kendisini karşıladığını ve bilge üstadları ile görüştüğünü ve görüştükten sonra yine ufoların eşliğinde mekanı terk ettiğini" yazmıştır.
Byrd'in görüştüğü üstad: Atom bombasını keşfettiniz ve bizim (üzerinde gamalı haç olan) bir "Flugelrad"ımızı düşürdünüz!
Barbarlığınız tüm dünyayı yok etmenin eşiğinde.
Buna bir son verin! diye uyararak ve bu uyarıyı üstlerine de bildirmesini söyleyerek pilotu uğurlamıştır.
Amerika'nın, Nazileri ve Ufo'ları neden sevmediğini şimdi daha iyi anladığınızı umuyorum.
Neden büyük savaş sonrası tüm kitapların yakıldığını da!
Bizden gizledikleri o kadar çok şey var ki!
Her ne kadar savaş 1945'te bitti denilse de bu büyük savaşın ziyaretçilerin ifşası ile ilgili olabileceğini düşünüyorum.
Konuyu bu bağlamda değerlendirecek olursak, geçit/güzergah yer altında da olabilir.
İncil’de buna benzer bir ziyaret anlatılırken, ziyarete gelenlerin Mısır tanrıları gibi hayvan maskeli oldukları yazılıdır.
Vahiy 4-8 Bundan sonra gökte açık duran bir kapı gördüm.
Benimle konuştuğunu işittiğim, borazan sesine benzeyen ilk ses şöyle dedi: “Buraya çık!
Bundan sonra olması gereken olayları sana göstereyim.”
O anda Ruh’un etkisinde kalarak gökte bir taht ve tahtta oturan birini gördüm.
Tahtta oturanın, yeşim ve kırmızı akik taşına benzer bir görünüşü vardı.
Zümrüdü andıran bir gökkuşağı tahtı çevreliyordu.
Tahtın çevresinde yirmi dört ayrı taht vardı.
Bu tahtlara başlarında altın taçlar olan, beyaz giysilere bürünmüş yirmi dört ihtiyar oturmuştu.
Tahttan şimşekler çakıyor, uğultular, gök gürlemeleri işitiliyordu.
Tahtın önünde alev alev yanan yedi meşale vardı.
Bunlar Tanrı’nın yedi ruhudur.
Tahtın önünde billur gibi, sanki camdan bir deniz vardı.
Tahtın ortasında ve çevresinde, önü ve arkası gözlerle kaplı dört yaratık duruyordu.
Birinci yaratık aslana, ikincisi danaya benziyordu.
Üçüncü yaratığın yüzü insan yüzü gibiydi.
Dördüncü yaratık uçan bir kartalı andırıyordu.
Dört yaratığın her birinin altışar kanadı vardı.
Yaratıkların her yanı, kanatlarının alt tarafı bile gözlerle kaplıydı.
Buradan anlıyoruz ki bu ziyaretçi tanrılar ile Mısır'lı tanrılar arasında bir bağ var yada tam olarak kendileri.
Abydos tapınağının duvarlarına bu figürü boşuna çizmediklerini düşünüyorum.
Evet, daha önce sizlere Musa, Muhammed ve İsa’nın aynı kişiler olabileceğini, Muhammed’in anlamının hamdedilen/övülen demek olduğunu ve global çapta bir özgürlük hareketi başlattığı için bu isimle anıldığını söylemiştim.
İsa köleleri özgürleştirmek için mücadele ediyor ama insanlar onu satıyor, o da sedir ağaçlarının bulunduğu yerdeki iniş rampasını kullanarak bu dünyayı terk ediyor.
Çünkü bu hikaye için Kuran'da: “onu öldürmediler ve asmadılar, biz onu katımıza yükselttik” diyor (bakınız Nisa 155) ve giderken de buradaki kuleleri yerle bir ediyorlar.
Vahiy 18. 2 Melek gür bir sesle bağırdı: “Yıkıldı!
Büyük Babil yıkıldı!
Cinlerin barınağı, Her kötü ruhun uğrağı, Her murdar ve iğrenç kuşun sığınağı oldu.
Sanırım bu yüzden ona son peygamber deniliyor.
Ahzab 40 – Muhammed (övülen), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir.
Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Videoyu bitirirken küçük bir ayrıntıya daha değinmek istiyorum.
Babil'deki yıkılan bu kuleler büyük bir ihtimalle iniş/kalkış rampası idi.
Irak'ın işgali sonrası bir geçit keşfedildiği bir dönem yazılıp çizilmişti.
Tesla'nın yıkılan kuleleri de acaba bunlara mı benziyordu?
Bildiğiniz gibi bu kuleleri yıkanlar da Yahudi İsrailoğullarının kapitalist torunlarıydı!
Bedava elektrik/elektromanyetiği kullanarak ilerleyen araçlar projesi elbetteki Petrol baronlarının hoşuna gitmeyecekti!
Acaba Tesla bu kuleler sayesinde gizli geçitleri mi bulmuştu?
Yada ziyaretçiler ile iletişime mi geçmişti?
Çünkü ufo olayları ve kaos (dünya savaşları) hep bu tarihlerden sonra patlak veriyor.
Nasa'nın her söylediğine inanmasam da bu tür geçitlerin var olduğu ile ilgili yapmış olduğu haberleri önemsiyorum.
Bu ziyaret konusunu ve burada anlattıklarımı daha iyi anlayabilmeniz için Tesla'nın hayatını araştırmalısınız ve Beşinci Element filmini dikkatli bir şekilde yeniden izlemelisiniz.
Filmin senaryosu (neredeyse tümüyle) Sümer tabletleri ve Kutsal kitapların mesajlarına göre oluşturulmuş.
Bizlere de bu olası ziyaretler hakkında fikirler vermektedir!
NAMAZ ZERDÜŞT YAHUDİ GELENEĞİDİR!
(Kısa ve öz anlatacağım) "Namaz" kelimesi farsça bir kelimedir.
Zerdüşt/Mecusi İran/Pers ritüeli olup Yahudiler tarafından uygulanagelmiş, oradan da mezhepler aracılığı ile İslam'a girmiştir.
Namaz kelimesi Kuran'da tek bir ayette bile geçmez fakat abdest ve fiziksel namaz vakitleri Tevrat Mezmurlar'da yer alır.
Tüm mealciler Kuran'daki "salat" kelimesini namaz olarak çevirmişlerdir.
Salat'ın genel anlamı "desteklemek ve dua"dır.
Kökü "sallu"dur.
Israrla “salat”ı namaz olarak kabul edenler, Ahzab 56'da peygamber için namaz kılan allah ve meleklerini izah edemezler ...
Ayetin tam çevirisi şöyle: Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber üzerine salât ederler.
Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, teslimiyetle/içtenlikle.
Ayetin “salat: namazdır” kabulü ile çevirisi: Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e namaz kılarlar.
Ey iman edenler! Siz de ona namaz kılın, teslimiyetle/içtenlikle! demek olur ki, böyle bir şey mümkün olamayacağı gibi son derece abestir de.
Ayetin “salat: desteklemektir” kabulü ile çevirisi ise: Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’i destekler.
Ey iman edenler! Siz de onu destekleyin, teslimiyetle/içtenlikle! demek olur ki, böylesi daha mantıklıdır.
Müslümanlar Kuranda geçen secde ve rukü kelimelerini fiziksel namaza kanıt olarak gösterirler ve secde: alnı yere koymak, rüku: eğilmek olarak kabul edip, fiziksel namazın şeklinin tarif edildiğini iddia ederler.
Bu konuda detaya girmeyeceğim ancak eğilmek ve alnı yere koymak, hemen hemen tüm eski geleneklerde kral/tanrılara karşı korkudan yapılan bir eylemdi.
Günümüzde müslümanların kılmakta olduğu fiziksel namaz; zerdüştlerden yahudilere, yahudilerden de müslümanlara geçmiş bir tapınma şeklidir.
Zerdüşt Dini İslam’dan yaklaşık iki bin 500 yıl öncesine dayanır.
Zerdüşt dininin 3 yaratıcısı olduğu söylenir.
Bunlardan biri de Milattan Önce iki bin 40 yıllarında yaşayan Haşeng'tir.
Haşeng'in İbrahim olduğu da söylenir.
Bir Hindu ritüeli olan "Namazkar", İbrahim sayesinde önce Zerdüşt Persler'e daha sonra da Antik Mısır'a yerleştirilmek isteniyor.
Zerdüştler bunu benimserken, Mısır Firavunları ve Mısır halkı ile ilerleyen süreçte de, Roma bunu kabul etmiyor ancak birçok arap toplumu bu ritüeli kabul edip benimsiyorlar.
En nihayetinde ise Osmanlı Türkleri de bu akımdan etkileniyor ve Perslilerin (Farslıların) bu ibadetini fiziksel "namaz" olarak uygulamaya başlıyorlar.
Videonun başında da söylediğim gibi "namaz" farsça bir kelimedir ve size Osmanlı'nın aslında bir yahudi devleti olduğunu söylerken işte bunu kastediyordum.
Zerdüştlerde aynı İslam’daki gibi namaz öncesi abdest vardır.
Namaz-geh çağrısı zil çalarak yapılır.
Örtünerek namaz kılıp secdeye kapanırlar.
Müslümanların Kur’an’dan sure okumaları gibi onlar da kitapları olan Avesta’dan sureler okurlar.
Vakitleri: Sabah/Havaan, Öğlen/Rapithwan, İkindi/Uziren, Akşam/Aiwisuthrem, Yatsı/ Ushaen'dir.
Yahudilikte ise şaharit (sabah namazı), musaf (öğle namazı), minha (ikindi namazı), neilat şerarim (akşam üstü) ve maarib (gece namazı) olmak üzere namaz ibadeti beş vakittir (kaynak: web).
Gördüğünüz gibi fiziksel namaz zerdüşt yahudi geleneğidir.
Kuran'da namaz olarak çevrilen "salat" kelimesinin birçok anlamı vardır.
En uygun anlamı: desteklemektir fakat buna rağmen mealciler neredeyse tüm "salatı" fiziksel namaz olarak çevirmişlerdir.
Hud 114, İsra 78, Taha 130 ayetlerinde de bu namazın vakitlerinin verildiğini iddia etmişlerdir.
Oysa ki Kuran genelinde ne rüku, ne secde, ne de salat kelimeleri fiziksel namazı tarif etmez/edemez!
Örneğin Hac 18'de; "Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde etmektedir" denilmektedir.
Geleneksel islamcıların mantığı ile bakarsak "Görmedin mi ki şüphesiz, göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu alınlarını yere kapayarak Allah'a secdeye gitmektedir" anlamı çıkar ki bu da mantıksız ve abestir.
Özetleyecek olursam, salat: dua, desteklemek, secde: itaat etmek, kabul etmek, rüku: eğilmek demek olup Yahudilerin kılmış olduğu fiziksel namaz ile Kuran'daki salat'ın hiç bir ilgisi yoktur ve hatta İncil Matta 6/5-8 ayetleri bu tarz ibadetlerin bir putperestlik alameti olduğunu bildirmektedir.
Başka bir örnek daha vermem gerekirse; Nisa suresi 102 "savaş sırasındaki salatı" anlatmaktadır.
Burada da salat'ı namaz olarak kabul edersek, savaş esnasında - savaş meydanında namaz kılarak, bu savaşlar nasıl kazanılabilmiştir ve İslamiyet nasıl böyle hızlı bir biçimde yayılabilmiştir?
Tamamen mantıkdışı.
Ancak ayette geçen salat kelimelerini namaz olarak değil de desteklemek olarak çevirirseniz bu kez ayet tam manasına ulaşmış olacaktır.
Bunu kendiniz de gözlemleyebilirsiniz.
Tevrattaki birçok ayetin ikizi Kuran'da da yer almaktadır.
Eğer Kuran'daki salat ve salatı çağrıştıran ayetler, fiziksel namaza işaret ediyorsa bu durum yahudilerin kılmakta olduğu fiziksel namazı da doğruluyor anlamına gelmektedir.
Şu halde İslam; Yahudilikten ayrı bir din değil, bilakis onun devamı olmaktadır.
Peki neden Müslümanlarla Yahudiler birbirilerine (din yoluyla) kin ve öfke duymaktadırlar?
Bu bir çelişki değil midir?
Fiziksel tapınmalar, fiziksel tanrıların/kralların karşısında yapılırdı.
İncil'de tanrının karşılığı lord/kral demektir.
Bu bağlamda fiziksel tapınma işlemi nefsi terbiye/arındırma yada tanrıyı bulmak için değil, kral/tanrı/lord/padişah'a bağlılığını ve itaatini göstermek için yapılan korku ritüelleridir.
Antik teizmin hipnozundan kendinizi kurtarın!
Kral da sizsiniz köle de.
Malzeme sadece ve sadece insandır!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
NEYE NEDEN İNANDIĞINI 1 KEZ OLSUN SORGULA!
1 - Örümcek hikayesini sorgula!
Sana hadis/sünnet diye öğretilen geleneksel islamın, neden yahudi inançları ile aynı olduğunu sorgula!
Tevrat Eyüp 8/13 - 15 Tanrı’yı unutan herkesin sonu böyledir, Tanrısız insanın umudu böyle yok olur.
Onun güvendiği şey kırılır, Dayanağı ise bir örümcek ağıdır.
Örümcek ağına yaslanır, ama ağ çöker, Ona tutunur, ama ağ taşımaz.
2 - Neden yahudiler gibi sünnet olduğunu sorgula!
Tevrat Tekvin 17/10-11 “Seninle ve soyunla yaptığım antlaşmanın koşulu şudur: Aranızdaki erkeklerin hepsi sünnet edilecek.
Sünnet olmalısınız.
Sünnet aramızdaki antlaşmanın belirtisi olacak.
İncil Elçilerin İşleri 7/8 Sonra Tanrı onunla, sünnete dayalı antlaşmayı yaptı.
Böylelikle İbrahim, İshak’ın babası oldu ve onu sekiz günlükken sünnet etti.
Anlaşmanız batsın!
Din gerçekten bir afyondur!
8 günlük bebeği sünnet etmek de ne demek?
Minnacık bebeğe niye eziyet ediyorsunuz?
Neden cinsel hayatını köreltiyorsunuz?
Kuran'ın deyimiyle sizler birer şeytansınız.
Nisa 117-119 - Onlar, Allah'ı bırakırlar da, yalnız dişilere taparlar.
Böylece ancak inatçı şeytana tapmış olurlar.
Allâh ona la'net etti ve o da, "Elbette senin kullarından belirli bir pay alacağım" dedi."
Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar.
Yine onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler."
Sizler yaratılışı değiştirerek şeytana uymuşsunuz.
Ne diyelim, o halde ateşiniz bol olsun!
3 - Neden yahudilerin fısıh kurbanı gibi kurban kestiğini ve neden onların (tefilin) Kabe'sine hacca gittiğini sorgula!
Tevrat Çıkış 14 - Bu gün sizin için anma günü olacak.
Bu günü Rabbin bayramı olarak kutlayacaksınız.
Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız.
Tevrat Çıkış 21 - Musa İsrail’in bütün ileri gelenlerini çağırtarak onlara şöyle dedi: “Hemen gidin, aileleriniz için kendinize davarlar seçip Fısıh kurbanı olarak boğazlayın.
Kuran'da "Kurban Bayramı" diye bir kavram yoktur.
"Bayram (iyd)" ve "qurban" kavramları vardır fakat hiç bir ayette bir arada kullanılmamışlardır.
"Kurban kesmek" olarak çevrilen kelime "qurban"dır.
Qurban'ın sözlük anlamı "yaklaşmak, yakınlaşmaktır".
"Kesmek" kelimesinin karşılığı ise "nehar"dır.
Ağırlıklı olarak hac süreci boyunca kullanılan bu "qurban" kelimesinin "tanrıya yakınlaşmak" anlamında mı yoksa "hayvan kesmek" anlamında mı kullanıldı��ı tam olarak anlaşılamamaktadır.
Eğer ki gerçekten "qurban" kelimesi "qurban/hayvan kesmek" anlamına geliyorsa, bu şekilde çevrilen tüm ayetler, Maide 27 ile çelişir.
Çünkü bu ritüel İbrahim ile başlamıştır.
Günümüzde uyguladığımız "kurban bayramı" ritüeli bize Tevrat'tan geçmiştir ve Kuran'da ise bu durum üstü kapalı olarak eleştirilmiştir ve "hayvanların aslında ne için kesilmesi gerektiği" tarif edilmiştir (bakınız Hac 36, 37).
Tevrat Çıkış - 24-27 “Sen ve çocukların kalıcı bir kural olarak bu olayı kutlayacaksınız.
RAB’bin size söz verdiği topraklara girdiğiniz zaman bu töreye uyacaksınız.
Çocuklarınız size, ‘Bu törenin anlamı nedir?’ diye sorduklarında, ‘Bu RAB’bin Fısıh kurbanıdır’ diyeceksiniz, ‘Çünkü RAB Mısırlılar’ı öldürürken evlerimizin üzerinden geçerek bizi bağışladı.’ ”
İsrailliler eğilip tapındılar.
Gördüğünüz gibi "sözde kutsal topraklara" Hacca gidip kurban kesmek ve bunu bir bayram olarak kutlamak ve hatta hatta kurban sonrasında namaz kılıp eğilmek bile bize tevrattan geçmedir!
İncil Galatyalılar 24-25 - Burada bir benzetme vardır.
Bu kadınlar iki antlaşmayı simgelemektedir.
Biri Sina Dağı’ndandır, köle olacak çocuklar doğurur.
Bu Hacer’dir.
Hacer, Arabistan’daki Sina Dağı’nı simgeler.
Şimdiki Yeruşalim’in karşılığıdır.
Çünkü çocuklarıyla birlikte kölelik etmektedir.
Allahın evi diye gittiğiniz Kabe ise gerçekte köle yahudilerin toplanma bölgesidir.
Hacer-ul Esved de; Hacer: taş, esved: siyah/kara demek olup, hacer-ul esved: kara taş demektir.
Şeklinin vajina ağzı gibi olmasının nedeni ise muhtemelen (az önce verdiğim İncil ayetine göre) İbrahim'in karısı Hacer'in köle İbranileri doğurduğunun anlaşılması için olabilir.
Bakın bunları ben söylemiyorum kutsal kitaplar söylüyor.
Siz şimdi kendinizi sorgulayın "biz hangi ara Rabbinik Yahudisi olduk" böyle diye!
Bitti mi?
Tabiki bitmedi!
4 - Neden yahudiler gibi ezan okuduğunuzu, Neden onlar gibi abdest aldığınızı, Ve neden onlar gibi namaz kıldığınızı da sorgulayın!
Yahudilikte de şaharit (sabah namazı), musaf (öğle namazı), minha (ikindi namazı), neilat şerarim (akşam üstü) ve maarib (gece namazı) olmak üzere namaz ibadeti beş vakittir (kaynak: wiki).
5 - Neden gençlerinizi yahudi örf ve geleneklerine göre evlendirdiğinizi sorgulayın!
Yaratılış 34/14 - "Olmaz, kızkardeşimizi sünnetsiz bir adama veremeyiz"dediler, "Bizim için utanç olur".
Buna benzer daha birçok madde var!
Hangi birini sayayım?
Müslümanlığın gereği zannedilen uygulamaların neredeyse yüzde 90'ı aslında Yahudi uygulamalarıdır.
Bunların birçoğunu delilleri ile açıkladım.
Allah size "sorgulayın" dedi, sorgulamadınız, İsra 36 - Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.
Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.
"Atalarınıza uymayın dedi" uydunuz,
Bakara 170 - Onlara: Allah'ın indirdiğine uyun, denildiği zaman onlar, «Hayır!
Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız» dediler.
Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?
Size "yahudilerle dost olmayın" dedi, dost oldunuz.
Hatta dostluktan öte onlar nasıl yaşıyor ve nasıl ibadet ediyorlarsa sizler de aynısını yaptınız (hepsini açıkladım).
Maide 51 - Ey iman edenler!
Yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyin.
Zira onlar birbirinin dostudurlar.
İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır.
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna yol göstermez.
Allah size "dinde zorlama yoktur" dedi.
Sizler oruç tutmuyor, namaz kılmıyor diye bir çok insana zulmettiniz!
Bakara 256 - Dinde zorlama yoktur.
Çünkü doğruluk sapıklıktan ayrılmıştır ...
Allah ne dediyse siz tersini yaptınız.
Tüm bunlara rağmen halen Allah'ın sevdiği kulu olduğunuzu düşünüyorsanız bence acilen kendinizi ve inancınızı sorgulamaya başlayın!
Bunca sahtekarlığa ve ikiyüzlülüğe ben ikna olamıyorken, düşünün Allah nasıl ikna olacak?
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
TANRIMIZA GÜVENİYORUZ!
Gerçek tanrı para ve parayı yöneten üst akıllardır.
Bu tanrının güçlenmesi, paranın daha çok kazanılmasına bağlıdır.
Daha çok para kazanılması için silah üretilmesi lazım, Bu silahların satılabilmesi için savaş ve kaos ortamı yaratılması lazım.
Savaş ve kaos olması için insanların bölünmesi lazım, İnsanların bölünmesi için de dinler, mezhepler ve partiler oluşturulması lazım, Bu dinler, mezhepler ve partileri kışkırtmak için, din ve siyaset adamları bulmak lazım.
Bu inanç tacirlerinin görevini yapabilmesi için de onları maaşa bağlamak yada bağış toplamak lazımdır.
Gördüğünüz gibi döngünün devam ettirilebilmesini “PARA” sağlamaktadır.
Peki size tüm bunların ve daha fazlasının, üst akılların oluşturduğu bir sistem ile tek bir merkezden yönetildiğini, işlerin gizli yürütüldüğünü ve bu sistemin tüm yaşamı kuşattığını söylesem ne düşünürdünüz?
Yani sizler Allah diye onların sistemine ve sistemin elebaşlarına tapmaktasınız.
Bunu şimdi size Kur'an ayetleri ile kanıtlayacağım.
Tanrılarını/sistemlerini paralarının üzerine kazıyıp, "tanrımıza güveniyoruz" bile yazmışlar ama sizler asıl tanrının para ve kapitalizm olduğunu idrak edememişsiniz (bakınız Neml 36, Nur 32, Duha 5,8).
Adamlar sistemi daha nasıl izah etsinler?
Diyorlar ki: para bizde güç bizde!
Biz yaratırız, biz yok ederiz.
Biz yönetiriz.
Biz sömürürüz.
Sizi kuşatırız.
Sizi birbirinize kırdırırız.
Tanrı da biziz insan da, şeytan da biziz melek de ... (Enam 6, 133, Nisa 133, Enbiya 104, İsra 60, Enam 65, Araf 11)
Dinleri yaratanlar da bizleriz, kutsal kitapları yazan da.
Elçileri (gözcüleri) gönderen de biziz, firavunları yaratan da!
Kavimleri yaratan da biziz helak eden de.
Sınırları biz çizeriz.
Sizi de buraya boş bir amaç için yerleştirmedik. (Araf 168, Bakara 213, Ali imran 4, Enam 6, Kaf 36, Duhan 38)
Sizin canınızı kutsal saydık.
Hem dini açıdan, hem siyasi, hem de sosyal açıdan intihar ve cinayeti haram kıldık (İsra 33).
Çünkü; Bize çalışacaksınız!
Ne iş yaptığınız yada ne kadar kazandığınızla ilgilenmiyoruz.
Bize ne kadar altın sağlayabilirsiniz ona bakıyoruz (Ali imran 195, Tevbe 34).
Genetik mühendislerimiz sizin için türlü türlü nimetler ve canlılar yaratıp doğaya salıyorlar ama sizler nankörlük yapıyorsunuz! (Nahl 8)
Altın kotamız dolduğunda zaten sizlere ihtiyacımız kalmıyor ve sizi yeryüzünden siliyoruz.
Sonra yeni bir dünya (halk) yaratıp, aynı işlemi onlara da uyguluyoruz ve bunu her yirmi yüzyılda bir tekrarlıyoruz (Enam 6, 133, Bakara 259).
Evet arkadaşlar yaşam dediğimiz döngü bundan ibaret.
Eğer diğer videolarımı izlemişseniz, hem o videolarımda, hem de bu videomda verdiğim referans ayetler üzerinde düşünmüşseniz, sizler de bu sonuca ulaşabilir ve hayatı sorgulamaya başlayabilirsiniz yada ikinci bir seçenek uyumaya devam edebilirsiniz.
Siz uyumaya devam ettikçe onlar da bu sistemi devam ettirecekler ama ne zaman ki siz uyanışa geçer (tıpkı 19. yüzyıl insanı gibi), sembolleri/işaretleri takip eder ve onların inlerine yeniden girebilirseniz bu döngüyü kırabilir ve gerçek özgürlüğünüze kavuşabilirsiniz.
Yada "Bunlar hep komplo" diyerek alay etmeye, egonuzu tatmin etmeye ve hayali bir tanrıya tapmaya devam edebilir ve sizin için yarattıkları bu korku imparatorluğunda, hayali cennetleri ve hayali hurileri hayal ederek, şu kısacık hayatınızı onlara adayarak buradan göçüp gidebilirsiniz!
Zariyat 56 - Ben cinleri (yılanoğullarını) ve insanları ancak bana (sisteme) kulluk/kölelik etsinler diye yarattım.
Ayet gayet açık değil mi? "Bize kulluk/kölelik yapasınız diye sizi yarattık!"
Oysa sistemin uşağı mealciler "ibadet etsinler diye yarattık" şeklinde çevirmişlerdir.
Ayetin orjinalinde geçen kelime "abd: kul, köle" demektir.
Evet arkadaşlar, videonun sonuna geldik.
Size dilim döndüğünce sistemi ve yaşam amacımızı anlatmaya çalıştım.
İnternet sayesinde tüm bilgiler elinizin altında.
Yapabiliyorsanız tüm kaynakları orjinal dilinde incelemeye çalışın.
Çeviriler ile arka planda dönen dolapları asla anlayamazsınız ve bu hipnozdan asla kurtulamazsınız!
Bize ne öğrettikleri önemli değil (çünkü sadece bilmemizi istedikleri rutin şeyleri öğretiyorlar), asıl bizim neler öğrenebileceğimiz önemli!
Yeter ki çemberin dışına çıkın ve aklınızı özgür bırakın!
Çünkü hayat asla bize öğrettikleri gibi değil!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
ÖLÜMSÜZ RUH SAFSATASI
Ben bu klişe ruh inancını safsata buluyorum.
Bazı videolarımda sizlere ruh denilen şeyin aslında bir tür elektrik/elektromanyetik enerjisi olduğunu ve bu enerjinin içimizde de bulunduğunu ve bu güçten bihaber olan insanların bunu ruh olarak bildiğini söylemiştim.
Yani evet ortada görünmez bir güç var ve bunun varlığı ispatlanabilir ancak hayali uçup giden sonsuz bir şey yok ortada.
İşte bu yüzden ruhun varlığı ispatlanamıyor.
Ölünce 21 gram eksildiğimiz hususu da palavradır.
Manevi olarak varlığı kabul edilen bir şeyin nasıl fiziki bir ağırlığı olabilir ki?
Mesela deliren birinin aklının ne kadarı eksildiği tartılabilir mi?
Kuran'ın Zümer suresi 42. ayetinde "Allah, nefesleri vefat anında, henüz ölmemiş olanları da uykularında alır; ölmüş olanı tutar, diğerlerini de belirlenmiş bir süreye kadar bırakır, denilmektedir.
Bu ayete göre her uyuyup uyanışımızda, 21 gram eksilip geri almam��z gerekir.
Peki bu mümkün müdür?
Ruha inanan herkese soruyorum!
Bu işin doğrusu şudur.
Öldüğümüzde idrar torbası gevşeyerek içeride bulunan idrar dışarıya çıkar; rektum gevşeyerek bağırsaklarımızdaki dışkı dışarı çıkar; akciğerlerimiz gevşeyerek barındırdıkları havayı dışarı bırakırlar ve hatta derimizden kimi zaman vücut sıvıları dışarı akabilir (örneğin ağzımızdan tükürük akar).
Tüm bunların toplamı, kişilerde farklı miktarlarda kütle kaybına sebep olabilmektedir; bu gayet doğaldır. Kaynak: web
Şimdi ruhun ölümsüz olduğuna inanan biçarelere birkaç soru sormak istiyorum.
Soru 1: Ruhun ölümsüz olduğuna inanıyorsanız neden hemen şimdi kendinizi öldürüp ölümsüzlüğe kavuşmuyorsunuz?
Bu kısıtlı çirkef hayatı yaşamaktansa ölüp de sonsuzluğa kavuşmak daha mantıklı değil midir?
Soru 2: Ruhun ölümsüz olduğuna genelde müslümanlar inanır ve bununla sonsuz cennete gireceğini zannederler oysa bakın Allah bu düşüncede olanlara ne diyor; "Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin." (Bakara 94)
Şimdi soruyorum size, bu ayetin hükmünü yerine getirecek misiniz?
Hem müslüman olduğunuz için size sonsuz cennet verilecekse hem de size göre ruh sonsuz ise kendinizi hemen şimdi öldürmeyi ve bir an önce ona kavuşmayı düşünüyor musunuz?
Soru 3: Eğer sonsuz, ölümsüz ve sürekli bir ruh taşıyorsanız, narkozla sizi nasıl bayıltabiliyorlar? -ki bu bayılmaktan öte (tıpkı bir ölü gibi) hiçbir şey hatırlamıyor ve hissetmiyorsunuz.
Hadi bunu geçtim, narkoz durumunda iken ruh bizi nerede bekliyor?
E hadi bunu da geçtim, ya aşırı narkozdan uyanamayıp ölen insanlar ve hayvanlar için ne diyeceksiniz?
Bunların hiçbirisinin mantıklı bir açıklaması yoktur!
Soru 4 - Size göre canlılar sonsuz, ölümsüz ve sürekli bir ruh taşıyorsa, canlılığı bu ruh sağlıyorsa; ani soğutma/şokla dondurulan (öldürülen) ve 3, 6 yada 12 ay sonra tekrar diriltilen hayvanlar bunu nasıl başarıyor?
Yoksa ruh da onunla birlikte mi donuyor?
Yok eğer donmuyorsa uzun süre donmuş olan bedeni nerede bekliyor?
Defalarca kez söylediğim üzere ruh, cin, hayalet filan hepsi safsatadır.
Paylaşılmış psikoz yüzünden birçok insan tarafından inanılmaktadır.
Bilincini (tamamen) kaybetmiş insan, ölü insandır.
Bilinç tamamen kaybolmadan hemen önce ani bir şoklama ile kendimizi dondurtup, yüz yıl sonra tekrar diriltilebiliriz.
Dini kanıt isteyenler Bakara 259 ayetine, bilimsel kanıt istiyenler de "Kriyoprezervasyon ve Cryonics" kavramlarını internetten araştırabilirler.
Genel anlamda aynı dna'ya sahip insan ırkını temsil ediyoruz.
Bu bakımdan hepimiz aynı sayılırız.
Bu durum kelle sayısını önemseyen sömürgeci kapitalist zalimler için bir avantajdır.
Ne kadar çok köle o kadar çok altın!
Köle sayısını arttırmak için insanları ruhani varlıklara inandırmak ve onlarla korkutmak önemlidir.
Sistem hem siyasiler ile hem de maaşlı din adamları ile bunu kolay bir şekilde başarabilmişlerdir.
Ölüm bir sondur ve herkes önünde sonunda ölecektir.
Ölümlü bir hayatta hayali varlıkların peşinden koşarak bu kısacık hayatınızı maffetmeyin.
Bilincinizi uyaracak aktiviteler yapın!
Gezin, dolaşın, okuyun, araştırın ...
Her yönüyle tamamen açık bir bilince sahip olan insanlar köle olarak kullanılamazlar.
Bilinçsizler ise sadece doğar, büyür (çalışır) ve ölürler.
Onların istediği de zaten budur!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
TANRININ DİLİ (LİSANI)
Kuran'ın, tek Allah tarafından gönderildiğine inanan dinibütün müslümler, neden "ALLAH" isminin eski mağara, dikilitaş ve fresklerde yer almadığını izah etsinler.
Madem Allah evrenin sahibi olan tek tanrının ismidir (yani özel bir isimdir) o halde neden binlerce, hatta on binlerce yıl öncesine ait kazılarda "ALLAH" lafzı çıkmaz?
Çıkmaması da normaldir, çünkü böyle bir tanrı yoktur!
Çünkü Kur'an evrensel filan değildir, belli bir yörede bulunan ve daha önce uyarılmayan bir arap kavmini uyarmak için üst akıllar tarafından (arapça olarak) gönderilen bir uyarı kitabıdır.
Zaten bunu kitabın kendisi de tasdik etmektedir.
Secde 3 - Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi, doğru yola gelirler umuduyla uyarman için Rabbin tarafından (sana indirilen) gerçektir.
Şura 42 - Ana köy ve çevresindekileri uyarman ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle onları korkutman için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. Bir grup cennette, bir grup ise cehennemdedir.
Allah özel bir isim değildir.
Orjinali "اللّٰهُ" El-lehu yani "O" demektir.
O'ndan kasıt kimdir, nedir belli değildir.
Bunu diğer videolarımda detaylı olarak açıklamıştım.
Eğer tanrı olsa ve bir kitap yazıp gönderecek olsa idi onu arapça olarak değil, şekil/sembol kullanarak yazıp gönderirdi.
Çünkü her toplumun dili farklıdır/değişir ama semboller dünyanın her yerinde hemen hemen aynı anlama gelirler.
Örneğin dünyanın her yerinde yılan yılandır, örümcek örümcektir, kartal da kartaldır ve dünyadaki tüm insanlar onu örümcek, yılan ve kartal olarak bilirler.
Gerçek anlamları değiştirilemez ancak bazılarına mecazi anlamlar yüklenebilir.
Yılan-Şeytan, Kartal-Tanrı (Horus, Zeus) vs. gibi!
Sonuç olarak kartal dünyanın her yerinde kartal olarak bilinir.
İşte asıl korunmuş mesaj budur ve bu dille yazılmış/çizilmiş olan metinlerdir.
Gerçek bir tanrı kitabı arıyorsanız (varsa tabi) figürlere ve sembollere bakmalısınız!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
BİRİ HAYATIN SIRRINI ÇÖZMÜŞ SONUNDA!
Şekle göre Ay: İsis'tir, Meryem'dir, dişidir, anadır, materyalist ve somutçudur.
Güneş: Ra'dır, (sümer'deki baş tanrı olan) babadır, maneviyatçıdır, ruhçu ve soyutçudur.
EL: Bu iki ışığın ortaya çıkardığı enerji ile tüm canlılığı yaratan gücün adıdır (EL: ilah, tanrı, Allah, Thor, Zeus, Çakay vs. diye çağırdığınız o görünmez güce hükmeden varlıktır.
O görünmez güç ise: EL-EKTRİK yani elektriktir.
Çakay: Türk ve Altay mitolojisinde Yıldırım Tanrısıdır.
Şimşekler ve yıldırımlar çaktırır.
Yayına koyup attığı oklar yıldırımlardır.
Yerdeki kötü ruhları izler ve onların saklandığı ağaçların üzerine ateşini gönderir.
(Çak, Yak, Sah, Çah, Çak) kökünden türemiştir.
Çakmak fiilinin çekimli halidir.
Çakan (yanıp sönen) ışık demektir.
Moğolcada Şahılgan sözcüğü günümüzde elektrik anlamı taşır (kaynak: wiki).
Çakmak, ışımak, yarmak anlamında kullanılan bu "çak/şak" sözcüğü arapçaya da aynı anlamıyla girmiştir.
Kamer suresi 1. ayette "şak-kul kamer" yani "ay yarıldı" diyor.
Yarıldı derken acaba ay yüzeyinde tıpkı yıldırımın ışığı gibi bir ışıma/yarılma mı görülecektir?
Buradan anlıyoruz ki elektriğin geçmişi öyle bize öğrettikleri gibi birkaç asırlık değil belki de dünya kurulduğundan beri vardı ve biliniyordu.
Kuran'da çok eski zamanlarda bizden daha gelişmiş medeniyetlerin yaşadığı ve yok olduğu yazılmaktadır (bakınız Mümin 41, 82).
Baştan beri anlatmak istediğim şey işte buydu.
Elektrik ve elektromanyetik yaşamın özüdür.
Bu güce hakim olan dünyaya hakim olur!
Biz küçükken dinî bir suç işlediğimizde ebeveynlerimiz "allah çarpar bak" derlerdi.
Neden bu cümleyi kullandıklarını ve neden diğer milletlerin Türkleri sevmediğini şimdi daha iyi anlayabiliyorum.
İşin ilginci elektrik evrensel bir kelimedir.
Hemen hemen tüm dillerde aynı yapı kullanılır.
Farsçada الکتریکی : Elektrîkiyye şeklinde yazılır.
Kök harflere indirgediğimizde "trky" harfleri çıkar.
Muhtemelen Türk ve Türkiye kelimesi de buradan gelmektedir.
Bizi sevmeyen milletler ve Türkiye adından rahatsız olan soysuzlar bu ülkeye "Türkiye" değil, "Turkey yani hindi" adını layık görmüş ve bunu benimsemişlerdir.
Bu yüzden bizimle dalga ge��ip, bize 3. sınıf ülke muamelesi yapabiliyorlar.
Neyse bu elektrik/şimşek mevzusunu kapatıp konumuza dönüyorum!
Ruh, cin, peri, hayalet ... aklınıza gelebilecek tüm görünmez (manevi) varlıkları icat eden ve/veya inandıran biz "ADAM"lardık.
Kadınları esir etmek, dışlamak, baskılamak, sömürmek ve onun üstüne egemen olmak için bu korku ve hayal dünyasını yarattık ve korkutmayı başardık da.
Bildiğiniz gibi cinlenme ve büyülenme olayları en çok kadınlar üzerinde görülür.
Paylaşılmış psikoz yüzünden neredeyse tüm kadınlar bundan etkilenmektedir.
Sonuç itibariyle isyan eden ve özgürlük istemek zorunda kalan hep kadınlardır.
Bin yıllardır süregelen savaşların sebepleri de, anaerkil toplumlar ile ataerkil toplumlar arasındaki hep bu efendi-köle (egemenlik) mücadelesidir.
Erkek güçlü olduğu için çalışıp kazanmalıdır ve eşine bakmalıdır.
Kadın ise evine ve çocuklarına bakmalıdır.
Bize çizilen profil budur!
Oysa gerçekte kadın adamdan değil, adam kadından olmuştur (babasız doğum).
Hikayenin aslı budur ve her kavimde farklı isimle anılmıştır.
Bu yüzden tanrıların hepsi dişil karakterlidir.
Kuran'da bile "la ilahe illallah" denir.
Yani "ilahe (tanrıça) yok illa O var" denilmektedir.
O'ndan kasıt "gökteki baba"dır.
Kadın pratik zekalı, erkek ise güçlüdür.
ADAM (Adem: ışık oğlu) yani baba, kadının kendisine secde/itaat etmesini istedi.
Kadın buna karşı çıktı ve isyan etti.
Gizli bir plan yaparak ve taraf toplayarak adam ile savaştı fakat savaşı kaybedince dünyaya sürüldü.
Bu yüzden ona Cin, Şeytan, İblis denildi.
Kadın ve erkek arasında olan ilk savaş belki de bu savaş idi (bakınız vahiy/12/7-9).
Hem kutsal kitaplarda hem de Sümer tabletlerinde bu savaş "gök savaşı" olarak geçmektedir.
Yani güç zekaya üstün gelir ve kadınları (yılanı/ejderhayı) yenerek dengeyi bozarlar.
Kuran'da "c" ve "n" harfleri gizli olan bir nesneyi yada bir varlığı betimlemek için kullanılır.
Cin: gizli iş yürüten, gizli plan yapan demektir.
Örneğin "Cin fikirli" derken pratik zekalı, uyanık (proje üretebilen) insanları kastederiz.
Işığı savunan zorbaların kitaplarında; (kuran, tevrat) "cennette adamı kandıran kadındı/yılandı diyerek lanetleyip aşağılamış (bakınız Taha 115-121, Bakara 34-36)" Ve onu nerede bulursanız bulun, hemen baş��nı ezin (bakınız yaratılış 3/12-24)" diye emrederek hem kadına hem de kadını çağrıştıran şeylere olan nefretlerini dile getirmişlerdir.
Şimdi ben böyle söyledim diye kadınları yücelttiğimi düşünmeyin!
Ben dengenin korunmasından yanayım.
Ne kadının ne de erkeğin üstünlük yarışına girmesini doğru bulmuyorum.
Madem ki dünyada 3. bir cinsiyet yok o halde neden bu hayattan eşit bir şekilde yararlanmıyoruz ki?
Şu tek kare resim bizlere o kadar çok şey anlatıyor ki!
Anlamayanlar, öncelikle bu videomu bir yere kaydedin, Yerleşik inançlarınızdan kurtulup duru bir zihinle, Kuran-İncil-Tevrat ve Sümer Tabletlerini okuduktan sonra bu videomu yeniden izleyin.
Ne demek istediğimi işte o zaman anlayacaksınız!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
CİN, RUH, REENKARNASYON ve MUCİZE'NİN GERÇEK ANLAMLARI (BÖLÜM 1)
(Uzun bir video olacak ama kafandaki önemli soruların cevabını bulacağından eminim) Mucize kelimesini kuran açısından değerlendirecek olursak anlam ve yazılış bakımından farklı şekillerde kullanıldıklarını görüyoruz.
Mucize: aciz bırakmak.
Ayet: işaret/mucize/delil ...
Muhtelif ayetlerde tanrının meydan okuma yöntemi olarak “mucize: aciz bırakamazsınız” şeklinde kullanılırken, bazı ayetlerde ise meydan okuma ile ikna olmayanları şaşırtmak amacıyla “ayetlerimiz: işaretlerimiz, delillerimiz, mucizelerimiz” şeklinde kullanılmıştır.
Gerçek anlamlarının ruhaniyat ile hiç bir ilgisi yoktur!
Madde/Maddiyat aleminde yaşıyoruz.
Aklımızın yetmediği ve o an için çözemediğimiz konuları maneviyata/bilinmezliğe bağladık.
Halbuki her şeyin bir izahı mutlaka vardır.
Yaratıcılarımız bizlere bu madde aleminde işimize yarayacak standart içgüdü ve yetenekleri dna’mıza kodlamışlardır.
Bunlar “yeme, içme, üreme, korku, aşk, acı …” vs. gibi basit his ve davranışlardır.
Bunların gelişimi, nöron ağları bulunan beyni geliştirmekle mümkündür.
Beynimizin idrak edemediği şeyleri tanrılara yükledik.
Zihnini geliştiren zekiler, zihnini geliştiremeyen cahilleri sömürüp, sahip oldukları yetenekleri “tanrının mucizesi yada tanrının gazabı” diyerek, kurdukları bu sömürge imparatorluğu için kullandılar ve dünyaya korku saldılar.
Ellerinde “kendilerinden önceki beyni gelişmiş zeki insanların kadim bilgileri” mevcut.
Bu bilgileri kendi soylarına (israiloğullarına) aktardılar ve böylece alemlere üstün oldular (Bakınız Bakara 47).
Bizler bu bilgilere vakıf olamadığımız için, bu bilgiyi elinde bulunduran tanrılardan korktuk ve elçilerine/peygamberlerine inandık/iman ettik.
Kadim bilgileri elinde bulunduran krallar/lordlar, büyük/yüce tanrılar diye anıldılar.
Hepsi de senin benim gibi insanlardı ama daha zeki, daha güçlü ve daha yetenekli idiler.
Fakat hiç biri sonsuz değildi!
İddia edildiği gibi sonsuz güce sahip, sonsuza dek yaşayan, sonsuz merhametli ve sonsuz bilgiye sahip değillerdi işte bu yüzden zamanın bir bölümünde bir yerlerde keşfedildiler ve yenildiler!
Yani Nietzsche "Tanrı Öldü" derken mecazi mi konuştu yoksa gerçek anlamıyla mı konuştu bilemem ama emin olun Tanrı gerçekten öldü!
Düşünün!
Neden peygamberler ve ayetler gelmez oldu?
Neden dualar kabul olmaz?
Neden savaşlar ve bozgunculuk bitmez?
Neden kötülük çoktur ve neden kötüler cezasını hemen çekmez?
Çünkü İncil'de bildirilen gök savaşının rövanşını kovulanlar almıştır.
Bu dünyaya artık onlar egemen olmuştur.
Bunu diğer videolarımda açıklamıştım.
Ezeli ve ebedi olduğu iddia edilen bir tanrının, elleriyle yarattığı bir varlığın kendisine nankörlük edeceğini bilememesi ve bunu meleklerinden öğrenmesi, Ve ayrıca elleriyle yarattığı bu nankör insanları kendisine tapındırmak için yine kendi adamlarını (elçilerini) kullanarak, bu sıradan insanlara birtakım deliller/mucizeler göstererek varlığını insanlığa ispatlamaya çalışması gerçekten trajikomik bir durumdur.
Çünkü sonsuz kudrete sahip olduğuna, yeri göğü 6 günde yarattığına, bir şeye ol deyince oluverdiğine inanılan bir tanrının böylesine basit ve kayırıcı bir yola başvurması, kusura bakmayın ama gerçekten vahim!
Bunları yapmak yerine kendisinin varlık bilgisini dna’larımıza kodlamış olması ve istisnasız tüm insanlığın da tanrıya inanıyor olması gerekmez miydi?
Öte yandan doğanın mucizelerle dolu olduğunu ve bunu bir kısım insanların görerek tanrıya iman ettiğini, bir kısım insanların da göremeyecek kadar kör olduğunu iddia etmek, tanrının bizi eksik/kusurlu yaratmış olduğunu göstermez mi?
Bazı kişilerin bunları görebildiğini savunmak; tanrının bazılarımızı bazılarımıza karşı kayırmış olduğunu gösterir (-ki bunu kanıtlayan ayeti az önce vermiştim).
Kayırıcı bir tanrı nasıl evrenin en merhametli yaratıcısı olabilir ki?
Yorumu size bırakıyorum!
"Tanrı, abartılmış baba figüründen başka bir şey değildir" (Sigmund Freud).
Bu gerçekten dikkate almamız ve üzerinde düşünmemiz gereken bir söz!
Bu yaşam döngüsünde mucizevi bir durum yoktu, hiç olmadı.
Ellerindeki kadim/üstün bilgileri kullanarak bir korku/teslimiyet krallığı yarattılar.
Ve insanlığı bu korku çemberi ile kuşattılar.
Çünkü insanları tek bir merkezde toplamak ve onları yine bu merkezden yönetmek daha kolay olacaktı.
O zamanlarda mucize gibi görünen olaylar, teknoloji sayesinde günümüzde de mümkün olmaktadır.
Örneğin ölünün elektroşok ile diriltilmesi, göz nakli ameliyatı, yanmayan amyant elbiseler, deprem ve yağmur makineleri vs. bunları yapabiliyoruz, çünkü bazı kadim bilgiler deşifre oldu (İncil’de vahiy, tevrat’ta hezekiel bölümlerini okuyun).
Bizi buraya yerleştiren tasarımcılarımızın, buranın kullanım klavuzunu vermeyeceklerini de düşünemezdik elbette ama maalesef bu klavuz iyilerin değil kötülerin ellerinde :( Az önce bahsetmiş olduğum gibi belli bir standartta tasarlanmış dna/genlerimiz var ancak bunların kısıtlanmış olduğu da bir gerçek.
Bilimadamı/yazar Gregg Braden "64 kodona sahip dna'mızın 20 kodonla sınırlandırıldığını neden kimse sorgulamıyor" diyerek bu konuya dikkat çekmiştir.
Tanrılar insanlara kendi varlıklarını ispatlamak isteseydi mucizelere ihtiyaç duymazlardı, dna/genlerimize kendi delillerini de yerleştirirlerdi.
Böyle yapmadıklarına göre bilinmek gibi bir ihtiyaçları olmadığı, bizlerin de basit/sıradan canlılardan farkımız olmadığı gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Her şeyin bilgisini içeren klavuz/rehber/asıl ahit elimizde olmadığı için olayları hep ruhaniyata bağladık.
Halbuki yaşadığımız bu madde aleminde ihtiyacımız olan içgüdüler dna'larımızda vardır.
Ruhaniyat diye birşey yok!
Çünkü ölüm diye bir gerçeklik var.
Ölümün olduğu yerde ruhtan yada sonsuzluktan konuşmak abestir.
Sonsuza kadar yaşayan varlıklar olsaydık ruhumuz var diyebilirdik.
Ruh dediğimiz şey bilgidir.
Bilgi bilinçtir.
Ruh'un hem ölümsüz olduğuna hem de tanrı tarafından üflenmiş olduğuna inanmak çelişkidir/mantıksızdır.
Çünkü önümüzde, tanrının vermiş olduğuna inanılan (!) ölüm diye bir gerçeklik var.
Halbuki ölüm dediğimiz şey aslında dna'mızla ilgili bir durum.
Bir takım modifikasyonlarla yaşlanma durdurulabilir yada geciktirilebilir.
Bununla ilgili yapılan çalışmaları internetten araştırabilirsiniz.
Kur'an ve Tevrat'ta eski insanların 1000 yıl yaşayabildiği yazmaktadır.
Bunların detayını diğer videolarımda vermiştim.
Geçmişte genetik bir müdahalenin olduğu ve insanın sınırlandırıldığını bu kıssalardan da anlamaktayız.
Ruh tanrının üfürüğü olsaydı neden onu ölümlü bir bedene yerleştirsin ki?
Sonsuz bir yaşama sahip insan tarafından yüceltilmek daha mantıklı olmaz mıydı?
Sonsuza dek tapılmak tanrının hoşuna gitmez miydi?
Ayrıca ruh ölümsüz olsaydı sıfır hafıza ile doğmazdık.
Hepimiz aslında biriz.
Hepimizde aynı dna kodu var.
Hepimiz basit kodlardan ibaretiz.
Hepimizde aynı içgüdü var.
Bu gen binlerce yıl insandan insana aktarılıyor.
Aktarılma enkarne ile mümkün oluyor ancak bu bildiğimiz reenkarnasyon gibi değil.
Bu bir hayat döngüsü.
Yaşamın özünü biz babamızdan alıp oğlumuza veriyoruz ve bu döngüyü o devam ettiriyor.
Yani aslında biz başka bir bedende yaşamaya devam ediyoruz.
Ta ki soyumuz kuruyana dek!
Sıfır hafıza ile başka bir zamanda, başka bir yerde, başka bir bedende dünyaya gözümüzü açıyoruz ancak zamanla transfer edilen genler kendini gösteriyor ve onların yaptığı şeyleri yapmaya, onların hoşlandığı şeylerden hoşlanmaya ve onların korktuğu şeylerden korkmaya başlıyoruz ...
Bazı kişiler "önceki hayatımda falan yerde falan kişiydim" derken doğruyu söylüyor olabilir.
Kaç kuşak önceki atasının geninin aktif olduğunu bilemeyiz.
Çünkü doğal yollardan olmamış toplu kıyım ve ani ölüm örnekleri var.
Bazı fiziksel özelliklerimiz dışında yetenek ve alışkanlıklarımızın da genler vasıtasıyla aktarılmasına bilim; genetik miras/kalıtım diyor.
Beyin baskılanmasından kurtulup beyin nöronlarını geliştirmediğimiz ve dna'mızdaki kilitli hücreleri açamadığımız sürece dna'mıza kodlanan standart içgüdü ve bilgilerle doğacak-büyüyecek ve öleceğiz!
Bu nasıl mümkün olabilir dediğinizi duyar gibiyim.
Beyniniz tıpkı bir işlemci gibi davranarak, bebeklikten yaşlılığınıza dek, çevrenizden öğrendiğiniz tüm bilgileri dna'nıza yani mikro diskinize kaydeder ve sonra da üreme ile bu bilgiler neslinize aktarılır.
Kalıplaşmış bu rutin hayattan öğrendikleriniz sizi çemberin içinde tutmaya yarayacak bilgilerdir.
Hayal gücünüzü devreye sokun, gezin, öğrenin!
Aklınızı özgür bırakın ve çemberin dışına çıkın!
Böyle olunca "gerçeği bilirsiniz ve gerçek sizi özgür kılar" (Yuhanna 8:32)
Eskiden uzun olan ömrün kısaltılmasının sebebi de bu zihin gelişimine engel olmak için olabilir.
Daha uzun süre çalışan beyin daha fazla bilgiyi aktif edecek ve bunu başaran herkes zamanla tanrılaşacaktır.
Tabiki bu durum sömürgeci tanrıların hoşuna gitmeyecektir.
Okuma ve araştırmaya ağırlık verirsek beynimiz gelişiyor ve zihnimiz için belirlenen standartın dışına çıkabiliyoruz.
Bununla ilgili videoyu profilimde bulabilirsiniz!
Bu yüzden her insanın IQ seviyesi farklıdır.
Eğer tüm insanlar bu baskılanmadan kurtulup Einstein seviyesinde zihnini geliştirmiş olsaydı dünya şu an çok daha farklı bir yer olurdu.
Ya da tam tersi, insanlık zihnini hiç geliştirememiş olsaydı, şu an mağara adamları gibi yaşıyor olurduk.
Demem odur ki, anahtar biziz.
Videonun başında da söylediğim gibi zihnini geliştiren zekiler, geliştiremeyen cahil kitleleri sömürürler.
Bölüm 1 sonuna ulaşılmıştır. Lütfen 2. bölüme geçiniz!
CİN, RUH, REENKARNASYON ve MUCİZE'NİN GERÇEK ANLAMLARI (BÖLÜM 2)
Ruhaniyat olayını ve herşeyin maddeden ibaret olduğunu öğrendiğimize göre CİN kavramını da açıklayabiliriz.
Cin: gizli olan manasına gelir.
Kuran'da da bir çok ayette bu şekilde kullanılır.
Cenin: su ile gizlenmiş, can: beden ile gizlenmiş, cennet: bahçe ile gizlenmiş, cinnet: aklı/bilinci gizlenmiş … vs. aynı kökten türeyen kelimeler olup ruhaniyatla hiç bir ilgisi yoktur.
Bazen "kurnaz ve daha zeki" anlamında "cin fikirli" lafzını kullanırız.
Cin, geleneksel anlamda görünmeyen ruhani varlıklar ise, gör(e)mediğimiz bir varlığın aklını nasıl bilebilmişiz ki bu lafzı kullanmışız?
Komik bir durum gerçekten.
Hicr 27 - Cin/cann’ı da daha önce zehirli/dumansız ateşten yaratmıştık.
Ayette geçen “nar-is semum” dumansız ateş ve zehirli ateş olarak çevrilmiş.
Nar/nur: ışık demektir.
Semum: rüzgar, sıcak, zehirli demek olup Sam-yeli yani sıcak rüzgar anlamında kullanılabildiği gibi “smm” kök harflerden türeyen “semmet” yani zehirli yılan anlamında da kullanılabilir.
O halde mantıklı çevirisi şunlardan biri olmalıdır; "Ve o gizli olan/gizleneni de sıcak ışıktan yaratmıştı" ... sıcak ışıktan kasıt güneş ve güneş sistemi olabilir mi?
Yani yaratım bu dünyada olmuş, Veya; "Ve o gizli olan/gizlenen yılanı da ışıktan yaratmıştı".
Yılan burada mecazi olarak kullanılmış da olabilir.
Her iki çeviri de bu bağlamda mantıklı kabul edilebilir.
Bu konuda detaylı bir araştırma yapmadım.
Eğer ayette geçen "nar/nur" ateş anlamında kullanılmışsa "ateşten yaratılan yılan" yani "ejderha" anlamı çıkar ki ben bunun fiziksel bir varlık değil bir sembol olabileceğini düşünüyorum.
İblis/lucifer'in Tevrat ve İncil'deki karşılığı 'ışık getiren yılan'dır ancak Cennet'ten kovuluş hikayelerine baktığımızda bu yılanın fiziksel bir yılan değil, israiloğulları gibi yılanoğulları adında bir grup/kavmin adı olduğunu ve bunların bir dönem birlikte yaşadıklarını kutsal metinlerden(!) anlamaktayız.
İçlerinde “adalet ve özgürlük için isyan” düşüncesi besleyen İblis/Yılanoğlulları, Cennet’te gizli bir isyan çıkarıp savaşa sebep olurlar, birçoğu katledilir ve kalanlar da buraya sürülürler.
Vahiy 7-9 Gökte savaş oldu. Mikail’le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha –İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan– melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.
Kehf 50 - Yine o vakti hatırla ki biz, meleklere: Adem'e eğilin/itaat edin! demiştik. İblis hariç olmak üzere onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi, Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da onun neslini mi dostlar ediniyorsunuz? Halbuki onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne kötü bir değişmedir.
Ayetteki “İblis cinlerdendi” ifadesinin doğru açıklaması şudur.
İblis; isyan planını gizli yapmıştı.
Nitekim ışık sembolünü kullanan mason ve illüminati'lerin de işlerini çok gizli bir şekilde yürüttüklerini biliyoruz.
Yılan figürlerini ise antik toplumlarda ve Firavun/eski Mısır hiyerogliflerinde de görmek mümkündür.
İblis, sümer tabletlerinde bahsedilen yaratılış bilgilerine sahip olan ama bunu gizleyen bir lider miydi?
Ayetin devamında “iblisin nesli” diyor.
iblis’in nesli sizce nasıl oluşmuş olabilir?
Evet tahmin ettiğiniz gibi Adem, eşi ve İblis arasında gerçekleşen üreme ile.
İblis büyük ihtimalle dişiydi yani Lilith/İshtar denilen o antik tanrıça olabilir (bakınız Kur'an Nisa 117-120).
Zaten kadınlarımızın genelinde de kıskançlık ve kibir hakim değil midir?
Öyleyse bu durum bizlere; 3. kan grubunun nereden geldiğini, farklı ten yada göz renklerinin nasıl ortaya çıktığını, kötülük, haset, vesvese, dedikodu vs. içgüdülerin genlerimize nasıl işlendiğini de açıklamaz mı?
Bence açıklar!
Kutsal kitaplar onun “kıskanç ve kibirli” bir karaktere sahip olduğunu ve Adem'e (adama) itaat etmediği/eğilmediği için lanetlenmiş olduğundan bahseder.
Ancak Hicr 39’a göre iblis’i kışkırtanların da tanrılar olduğunu yani “tanrının Adem’i kayırması” karşısında iblis’in “adalet ve eşitlik istediğini” görmekteyiz.
Bu durum bize içimizdeki “iyilik - kötülük, sevgi - nefret, kıskançlık - fedakarlık" vs. gibi ikilemlerin de nasıl ve neden başlamış olduklarına cevap olmaktadır.
Peki iblis: cin arasındaki bağlantıyı anladık da iblis: şeytan arasındaki bağlantı için ne diyeceksin derseniz (?) Kuranda şeytan: şey-a-tiyn olarak kullanılır.
Şeytan/satan: kibirli, tiyn/tıynet: mizaç, huy demektir.
Anlamı “tıyneti kibirli olan” demektir -ki çoğumuz bu mizaca sahip değil mi zaten?
Toparlayacak olursak; Sonsuz (uçup giden) ruh diye birşey yoktur.
Ruh: bilgi: bilinçtir.
Kutsal ruh: kutsal bilgidir ve bu bilgiler gizlidir.
Kuran, İsa’ya verilenin kutsal ruh/bilgi olduğunu söylüyor.
O’na gizli olan yaratılış sırları verilmiş.
Bunu veren baphomet/iblis/yılanoğlu (kendisi yada soyundan biri) olabilir.
Nitekim tanrılar ile aynı zaman ve mekanda yaşamış.
İsa bu bilgileri kullanarak ölüyü diriltmiş, körleri iyileştirmiş ve bir kuş yaratıp uçurabilmiş vs.
O tarihlerde bunlar mucize olarak algılanıyordu ancak zamanımızda bunları tıp bilimi gerçekleştirebiliyor.
Yaratma kıssası hariç ama emin olun bunun bilgisine de sahibiz.
Sırf sömürü düzeni bozulmasın diye bunu açıklayamıyorlar.
Tıp biliminin kullandığı yılan figürü ile İblis/Satan/Baphomet’in kucağındaki figürün aynı olması; İSA ile İBLİS arasında bir bağın olabileceğini gösteriyor -ki İsa figürleri ile İblis figürlerinde çizilen el/parmak işaretleri hep aynıdır ve Baphomet çizimleri genelde dişil olarak tasvir edilmiştir.
Eğer "İsa" söylendiği gibi babasız dünyaya gelmişse, tıbben O'nun XX kromozoma sahip bir dişi olması gerekir.
Belki de İsa/aysun İblis'in (Yılanın) ta kendisidir.
Deşifre olmuş ve bu yüzden asılmak istenmiştir.
Bilemiyorum, şu an sadece beyin jimnastiği yapıyorum.
Dediğim gibi bu İSA konusunu detaylı olarak araştırmadım.
Luka 51-53 Yeryüzüne barış getirmeye mi geldiğimi sanıyorsunuz? Size hayır diyorum, ayrılık getirmeye geldim. Bundan böyle bir evde beş kişi, ikiye karşı üç, üçe karşı iki bölünmüş olacak. Baba oğluna karşı, oğul babasına karşı, anne kızına karşı, kız annesine karşı, kaynana gelinine karşı, gelin kaynanasına karşı olacaktır.
Eveet! uzun bir video oldu ama dikkatle izlediysen kafanda bazı fikirler oluşmuştur umarım.
Daha önceki videolarımda da belirttiğim gibi dünya hayatının ruhaniyat/maneviyatla hiçbir ilgisi yoktur.
Çok eski bir geçmişimiz var.
Tanrılar bizi mükemmel hale getirene kadar birçok kez deneme yapmış olabilirler.
Başarısızlıklarında ise kıyım!
Mükemmele ulaşmanın amacı kusursuz bir köle yaratmak içindi.
Olay tamamen sümer tabletlerinde anlatılan hikayeler ile aynı.
Kutsal kitapların hepsinde “adam öldürmek/cana kıymak” yasaktır.
Bunun nedeni hayatı kutsal kılıp köleliği devam ettirebilmektir.
O dünyadaki/cennetteki yönetim ve kavim anlayışı (tek tanrı krallığı) burada da devam etmiştir.
İncil’in birçok yerinde tanrı için kral/lord kelimesi kullanılması bir tesadüf değildir.
Hayat bir döngü/enkarne halinde devam etmektedir.
Melekler insanların bozgunculuk çıkaracağını bu yüzden biliyorlardı.
Uyanamadığınız ve isyan etmediğiniz sürece doğurduğunuz her çocuk, kötülerin krallığına köle olacaktır -ki öyle değil mi zaten?
Sümer tabletleri, tevrat ve kuran aynı hikayeleri anlatıyor.
Aralarındaki fark, sümer tabletlerinde “çok tanrılardan”, diğer kitaplarda ise “tek tanrıdan” bahsediliyor olmasıdır.
Ortada gelişmiş ve kavimlere ayrılmış bir ırk var (bu biz de olabiliriz başka yaratıklar da olabilir).
Tek tanrı inancını savunan kuran’ın yaratılış evresi kısımlarında, bazı ayetlerde “ben yarattım” bazı ayetlerde de “biz yarattık” ifadesinin kullanılması, sümer tabletlerindeki yaratılış evrelerinin de doğru olduğunu ispatlamaz mı? (bakınız Sümer tableti 6)
Tek tanrı inancını/krallığını yüceltmenin maksadını da bu videoda açıkladım.
Kitleleri tek bir noktaya yöneltmek ve yönetmek için dinleri kullanarak bir sömürge krallığı kurdular.
İnsanları koyun gibi bir arada tutarak gütmeyi bunun sayesinde başardılar.
Okumadan ve düşünmeden bilemeyiz ve bu yalan tarih içinde kaybolur gideriz.
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3
COVİDİN NEDENİ VE DOĞAL TEDAVİSİ
Bu hastalık bağışıklığı ve bünyesi zayıf olan kişileri etkiliyor.
Hem genç hem de yaşlı ölümleri bu yüzden.
Canan Karatay hoca bu hastalık için bildiğimiz grip gibidir ancak tahribatı giderek artıyor diyor.
Kuş gribi oldu domuz gribi, domuz gribi oldu gergedan gribi, gergedan gribinden sonra sırada acaba dinozor gribi mi var derken, bu seferkine farklı bir isim verdiler. "Corona" yani en tepedeki anlamına gelen "Taç".
Şaka bir yana virüs aslında aynı virüs ama etkisi giderek artıyor.
Nedeni de GDO, Chemtrails ve 5g'nin bağışıklığımızı zayıflatması.
Yani evet bu virüs/mikrop elbette bulaşıyor.
Biz millet olarak öksürürken yada hapşırırken ağzımızı örtmediğimiz/örtemediğimiz için maske zorunlu.
Yoksa maske takan kişiyi virüsten koruduğu için filan değil.
Yani maskeyi gerçekte; virüsü kapmayalım diye değil, bulaştırmayalım diye takıyoruz.
Mümkünse kapalı alanlarda çok fazla durmayalım.
Yanımızda hapşıran yada öksüren biri olursa o esnada bir müddet o ortamdaki havayı solumayalım ve hemen oradan uzaklaşalım!
Soğuktan korunalım.
Bol bol limon ve beyaz et ürünleri (balık,tavuk vs.) tüketelim ve bol bol temiz hava (çam havası) alalım.
Eğer C ve D vitamini seviyemiz artarsa bağışıklığımız güçlenir.
Tabi bunları doğal kaynaklardan (sebze, meyve ve et'ten) temin etmeye çalışalım, kimyasal ürünlerden değil!
Eğer bu hastalığa yakalandığınızı düşünüyorsanız 1 hafta aç karnına taze eşek sütü tüketin.
Bulamıyorsanız, 1 bardak ılık taze süte 2-3 diş sarımsak ezerek karıştırıp için.
Uzun vadede koruyucu bir kür istiyorsanız her 1 litre limon suyuna 20 diş sarımsak ve 2 ince dilim taze (kök) zencefil ekleyip 20 gün beklettikten sonra her gün yarım çay bardağı karışımın üzerine su ekleyip için.
Ayrıca kekik ve kozalak şurubu da fayda sağlamaktadır.
Bunlar hekim önerisi değildir.
Ben bir hekim değilim.
Bunları ailecek uyguladık ve olumlu sonuçlar aldık.
Bu virüs/pandemi denilen şey, gribin gelişmiş bir versiyonudur.
Chemtrails ve 5G ile bağışıklığı zayıflatmalarının bir sonucudur.
Belki birçoğumuz farkında değil ama özellikle 2018 sonlarından beri (2019 değil) bu illetle birlikte yaşıyoruz ve emin olun bu illet her canlıya uğradı.
Bağışıklığı güçlü olanlar zatürre yada menenjite çevirmeden geç de olsa bunu bir şekilde atlattılar.
Bağışıklığı zayıf olanlar ise hayatlarını kaybettiler.
Benzerlerini geride bıraktığımız yüzyıllarda da yaşadık.
İspanyol gribi, Rus gribi, Çin gribi ...
Bir de veba var ama onun hikayesi biraz farklı.
Her bir grip salgınını bir vahşi hayvan ile ilişkilendirmelerini ben komik buluyorum.
Misal günümüzde farelerden neden veba bulaşmaz?
E çünkü ilacını bulmuşlar falan filan!
Hadi ya! Bak sen.
Böyle yapa yapa, üst akıllar dna'mızı boza boza bizleri makaklar seviyesine indirgediler.
Tabi bu sayede kendi dna'larını geliştirip onardılar.
Onlar level atlayıp süper insan/tanrı seviyesine çıkarken sen ise maymunlar seviyesine geriliyorsun.
Tıpkı Araf suresi 165 ve 166. ayetlerde verilen örnek gibi.
Ellerinde hasta edici bir bileşen var ve her yüzyılda bir bu bileşeni doğaya salıyorlar yada doğanın böyle bir özelliği var ve bunu çok iyi biliyorlar.
Her iki ihtimal de olası.
Her seferinde farklı bir isim takıp farklı bir aşı bulduklarını söylüyorlar -ki böylece bu yalan furyasını ortaya salanların da sektörleri gelişsin.
Yani hepsi birer düzmece.
Yeni dünya sürecine girildi.
Ordo ab kao/Kaostan düzen yaratma kuralını uyguluyorlar.
Bu süreç 7 senedir.
Yarısı gitti.
Salgın birkaç sene daha sürecek ve milyonlarca daha insan ölecek.
Süreç başarısız olursa en nihayetinde 3. dünya savaşını çıkartacaklar.
Nereden mi biliyorum?
Çünkü büyük salgınlar büyük savaşların öncesinde olmuştur.
Yukarıda saydıklarımdan en az birini uygulayın ve bu tezgaha gelmeyin.
Kırık çıkık dışında doktorlara pek güvenmeyin.
6 ay kadar eczacılık sektöründe çalıştım.
İlaç firmalarının eczacılara ve doktorlara verdikleri promosyonları bir görseniz dudağınız uçuklar.
Kocakarı ilaçlarına gülenlere de ben gülüyorum.
Köy yerlerinde yaşayanlar ve doktor yüzü görmeyen insanlar 80-90 yaşına kadar nasıl yaşayabiliyor?
Bunu hiç sorguladınız mı?
Uyanın!
Dna'larınızı hasara uğratıyorlar hem de kendi isteğinizle!
▷ Youtube: https://t.co/pNVntJ9yK6
ⓕ Facebook: https://t.co/hMmnp6g0Xy
𝕏 Twitter (X): @ercanaldantr
📸 Instagram: ercanaldantr
🎬 Tiktok: https://t.co/Dg4hmOPdp3