Beyaz Saray, Mekke Anlaşmasını memnuniyetle karşılıyor. Bu anlaşmadan ABD'nin memnun olması İsrail'in de memnun olması demektir. Şu dakikalarda TV ekranlarında bir sürü şarlatan yorumcu bu anlaşmadan dolayı İsrail'in nasıl korku ve paniğe kapıldığını anlatmakla meşgul.
Akp imamları bugün hutbede Allah'ın ayetini değiştirdi. Kur'an'da hiç bir ayette "devlet" kelimesi geçmezken, bugün hutbede "devletiniz zayıflar" şeklinde meal okudu. Allah belalarını verdi haberleri yok.
Mekke Anlaşması'nı anlamaya çalışmak.
Türkiye'nin şu andaki en büyük düşmanı ABD, İngiltere ve İsrail.
Mekke Anlaşması ile İttifak yaptığımız Suudi Arabistan, doğrudan ABD ve İsrail anlamına geliyor. Doğu Akdeniz'de ve bütün Ortadoğu'da bizim çıkarlarımıza karşı vekil kuvvetler üzerinden silahla mücadele ediyorlar.
Pakistan ise doğrudan İngiltere anlamına geliyor ki, O da ABD ve İsrail ile aynı cephede yer alıyor.
Bunlarla ortak düşmanımız yok.
Ortak bir fikrimiz yok.
2017 yılında Türkiye İran ve Rusya'nın ortak adımlarıyla, ABD bir gecede bölgeden kovalanmıştı.
PKK'nın soluk borusu tıkanmış Barzani hukuk dışı bir şekilde işgal ettiği Türklerle meskun tartışmalı bölgelerden kaçmış, ABD 2003 sınırlarının bile gerisine çekilmişti. Uçaklarımızın vurduğu PKK mevzilerinde Amerikan özel kuvvetlerinin askerleri yaralanıp ölüyordu. Nasıl da unutuldu her şey.
Bunu Nasıl başardıklarını bilmiyoruz(!) ama devam eden birkaç yıl içinde ABD Türkiye'yi kendi tarafına çekti, elde ettiği bütün kazanımları yok etti, İran ve Rusya'ya düşman etti.
Bu anlaşma, Türkiye'de yürütülen ikinci açılım süreciyle doğrudan ilişkilidir.
İsrail, ABD ve ingiltere'nin vekil güçlerinden başka bir şey olmayan bu iki ülke ile yapılan anlaşmaya Mekke Anlaşması adını vermek, belki sokaktaki sıradan vatandaşın algısında birkaç müphem hayal yaratabilir, ama beri yanda Türkiye için çok büyük riskleri de yanında taşır.
Tarihin öğrettiği odur ki, o riskler zuhur ettiğinde, genellikle o riskleri yaratan anlaşmaları imzalayanlar, ya da alkış tutanlar ortada olmazlar, kabak o müptem hayalleri kuran sıradan insanın başına patlar.
Hayırlı hayaller, yalnız, güzel ve uykulu ülkem.
Tayyip Erdoğan günübirlik Suudi Arabistan'a gidiyor. Prens Selman ve Pakistan Başbakanı Şerif'le bir araya gelecek. Konu: Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan savunma paktının imzalanması. ABD, İran savaşını bu 3 ülkenin üstüne yıkıp kaçıyor. PKK affının altında işte bu var. Bilin.
Vay ki vay…
Vah ki vah…
Erdoğan’ın Pakistan ve Suudi Arabistan ile bugün imzaladığı anlaşmaya kim yetki verdi de bu metne imza atıldı…
Erdoğan ve Şerif kendilerinden daha kıdemsiz olan Veliaht Prens Salman tarafından nasıl kabul edildiler...
Hangi tehdide karşı caydırıcı olunmaya çalışılıyor…
Hangi İslami dayanışmadan söz ediliyor…
Suudi Arabistan ordusu benim neyimi koruyacak…
Yoksa bu Gazze’ye Barış Kurulu’nun BOP coğrafyasına yönelik yeni bir tezahürü mü…
Ya da ABD ile yapılmış bir hizmet sözleşmesi mi…
Bizimkini bir tarafa koyuyorum… Suudi Arabistan’ın ve Pakistan’ın ABD’nin icazeti olmadan böyle bir metne imza koyabileceğini düşünenler varsa bir adım öne çıksınlar…
Bence yine emir- komuta zincirinde ve teslimiyet gereği akdedilmiş bir metin…
Bu anlaşma bölgeye istikrar değil olsa olsa yapanlardan ziyade yaptıranlardan ötürü ancak istikrarsızlık getirecektir...
Belki de amaç budur...
ÇERÇEVE YASA HUTBESİ!
Diyanet bugünkü cuma hutbesinde “çerçeve yasa hutbesi” hazırlamış; yasaya karşı çıkanları da fitnecilikle suçlamış.
Hatırlayın pandemi döneminde de COVID aşılarına ilgi ve alaka artırmak için aşı hutbesi hazırlanmıştı.
Memlekette tutan tek hedef Trafik Cezası 🚨
Her gördüklerine cezayı yapıştırıyorlar!
2026 trafik cezası hedefi 👉73 Milyar
Sadece 6 ayda kesilen ceza 👉107 Milyar
Yani SANİYEDE 7 BİN LİRA CEZA kesiliyor!
Peki ceza artışı işe yaradı mı?
Kaza sayısı arttı! 338 binden 353 bine⁉️
💥Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı, ‘Terörsüz Türkiye’ süreci doğrultusunda çıkarılacak çerçeve yasa hakkında uyardı:
“Bütün vatandaşlarımıza ve siyasilere yalvarıyorum, ne olur şu dediklerimi okuyun… Öyle bir noktadayız ki..
•DEM Parti heyetinin İmralı görüşmesi sonrasında kamuoyuna aktardığı mesaj, bugüne kadar dile getirilen endişelerin boşuna olmadığını bir kez daha göstermektedir.
Dikkat ediniz…
•‘Cumhuriyet’ denmiyor; ‘Demokratik Cumhuriyet’ deniyor.
•‘Vatandaşlarımız’ denmiyor; “Kürtler” diye ayrı bir kesim özellikle zikrediliyor.
Ve en önemlisi şu ifade kullanılıyor:
‘Siyasetin çıkaracağı yasa, bu sürecin önünü açacak anahtar niteliğindedir. Demokratik Cumhuriyet’e sonuna kadar kapı aralanmaktadır.’
O hâlde sormak gerekir:
•Çıkarılması istenen yasa tam olarak neye hizmet edecektir?
•Amaç yalnızca silahların bırakılması mıdır?
•Yoksa bu yasa, ‘Demokratik Cumhuriyet’ adı altında Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal ve siyasal yapısını dönüştürmenin hukuki zemini olarak mı görülmektedir?
•Açıklamadaki ifadeler, bu konuda ciddi endişe duymayı gerektirmektedir.
•Daha önce de ifade ettiğim gibi mesele yalnızca silah bırakılması değildir.
•Mesele, silah bırakılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl yeniden tanımlanacağıdır.
•Kullanılan kavramlar dikkatle seçilmektedir:
‘Demokratik Cumhuriyet’, ‘Kurucu unsur”, ‘Eşit yurttaşlık’, ‘Ortak vatan’…
Bunların hiçbiri tesadüfi ifadeler değildir.
Eğer çıkarılacak yasa gerçekten ‘Demokratik Cumhuriyet’e kapı aralayacak anahtar’ olarak görülüyorsa, bu yasanın her maddesi Türk Milleti tarafından bilinmeli, açıkça tartışılmalı ve amacı hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde izah edilmelidir.
•Türkiye Cumhuriyeti; tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek vatan ve tek resmî dil esasları üzerine kurulmuş üniter millî devlettir.
•Bu kurucu esaslar hiçbir siyasi pazarlığın konusu yapılamaz.
•Böylesine tarihî sonuçlar doğurabilecek bir yasa, kapalı kapılar ardında değil; milletin gözü önünde tartışılmalıdır. Hatta gerekiyorsa son sözü doğrudan Türk Milleti söylemelidir. Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
•Siyasi partilere, başkanlarına ve vekillerine sesleniyorum.
Bu kanunu referanduma götürün.
•Referandum millet iradesinin en doğrudan tezahürüdür. Böylesine tarihî bir konuda son sözü doğrudan millet söylemelidir.”
Araklı'da evim var. Hes'e atılan imzalar ile 150 yıllık tarihi evimin önündeki dereleri işgal kuvvetleri adına kuruttunuz. Su kaynaklarını yok ettiniz. Fındık ve Çay'ın İtalya tarafından ele geçirildiğini sakladınız. Kalkmış haçlı yalanı olan İklim sorunu var gibi yapıyorsunuz!
"Çerçeve Yasa" metnini okudum. Lafı hiç uzatmaya gerek yok. Bu yasayla, silah bırakmaları karşılığında başta Öcalan olmak üzere bütün PKK'lı teröristlere ceza ertelemesi adı altında af getirilmek istenmektedir.
Çok açık biçimde evrensel ceza hukuku ilkelerine ve Anayasa'ya aykırıdır.
Gazilerimizin ısrarı sonucu komisyona alınan Er Şehit ve Gaziler Platformu Başkanı Erdem Çerçioğlu:
“Millî Savunma Bakanlığı bizi ölüme gönderirken hiçbir problem yok. İş sosyal haklarımızı vermeye gelince çöp gibi kenara atıyorsunuz.
Aynı üniformanın içinde, aynı terörist kurşunuyla yaralanmamıza rağmen bizi yok sayıyorsunuz.
Siz milletvekilleri bu masalarda, bu koltuklarda rahat ve huzurlu oturuyorsanız; dışarıdaki arkadaşlarım ve benim sayemde oturuyorsunuz.
Devleti devlet yapan ana unsur şehit aileleri ve gazilerdir.
Buraya oturmuş koca koca adamlar, bize vereceğiniz üç kuruşu konuşuyorsunuz.
Hakkımızı alana kadar Güvenpark’tan ayrılmayacağız.”