Özgür Özel sanıyor ki kafasını kuma gömüp saldırıyı, fırtınayı, kasırgayı bir şekilde atlatıp seçime çıkabilirse belki kurtulacak. Ama öyle bir dünya yok. Sana belediye bile vermeyen adam ilim gereğidir diye seçim mi verecek?
OY VURGUNU. Ataşehir’de 6 CHP’li üyeyi AKP’ye transfer ettiler. Özgür Özel Ataşehir Belediye Başkanvekilinin istifa için tehdit edildiğini açıkladı. İstifa etmedi, gözaltına alındı. Ataşehir’i ele geçirecekler. Bu kadar aleni bir gasp. Sadece fon vurgunu değil oy vurgunu da yapıyorlar.
Altın Koza’da Hazar Ergüçlü’den madenci cinayetlerine tepki:
"Dün, 37 yaşında Soma'da hayatını kaybeden madenci Kerim Ören'in oğlu Yaşar'ı görünce bittim. Benim ninem, dedem kömür işçisiydi. Çocukluğum kömür kokularıyla geçti. Dedem bakır madenlerinde çalıştı. Her madenci öldüğünde gözümün önüne kendi dedem, kendi ninem geliyor. İnsanca yaşayabilmek için, çocuklarını okutabilmek için verdikleri emek geliyor. Madenci çocuklarını ağlarken gördüğümde ben yaşamaktan, aldığım nefesten utanıyorum.
Biz adaletsizlikle mi yaşayacağız? Biz böyle nasıl devam edeceğiz? Hep beraber, beraberce insanca yaşayamayacaksak nasıl bir toplum olacağız? Yaşar'ın çektiği acı biraz da bizim sorumluluğumuz değil mi?"
Avukatım Mehmet Pehlivan’a yapılan bu zalimliği tariflemek imkânsız.
Bir insanı duruşmaları devam ederken, hiçbir sebep olmaksızın, kötü muamele ve işkence yasağını ihlal edecek bir uygulamayla gece yarısı bir vakitte sürgün etmek nasıl bir devlet anlayışına sığabilir!
Avukat olmak, adaleti savunmak nasıl bir suç?
Cezaevinde tutuklu olması dahi hukuksuz!
Üstüne “düşman ceza hukuku” işletilmesi!
Tüm hukukçuları, kurum ve kuruluşları, meslektaşlarını göreve davet ediyorum.
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Genel Kurul'u terk eden Özgür Özel:
💬 "Ana muhalefet partisi olarak Meclis'in açılışına katıldık. Meclis Başkanı'nın konuşmasını dinledik, İstiklal Marşımızı okuduk"
💬 "Bu vakitten sonra partimize yargı darbesi yapıp partinin genel başkanını, yönetimini değiştirip yerine işine gelen bir adamı atayan birisinin, cumhurbaşkanı adayımızı hapse atan birisini, fon kriziyle yoksulları soydurtan, buna sessiz kalan birisini dinlemeye harcayacak vaktimiz yok"
Ekrem İmamoğlu, duruşmada “Seni bekliyoruz başkanım” diyen bir izleyiciye:
“Beni beklemeden harekete geçin, biz sonra katılırız aranıza.”
(Fatoş Erdoğan)
Ey Erdoğan;
Hiç lafı eveleyip geveleme…
YAKALANDINIZ!
Benim savunduğum arkadaşlarımı didik didik ettiniz üzerlerinden 2 lira çıkmadı.
Ama senin yanındaki bakanın, genel başkan yardımcın milleti 2 milyar lira dolandırdı.
Bu dönen dolaplardan haberin var mıydı?
Haberin varsa sen bu tezgahın başındasın demektir.
Haberin yoksa devlet yönetme kabiliyetini kaybetmişsin demektir.
Haberin varsa istifa edeceksin, haberin yoksa sandığı getirip emaneti ehline teslim edeceksin.
Deniz Göktaş’ın savunmasından: 3 defa sert şekilde Kılıçdaroğlu ile görüşmek istemediğimi söyledim. Bir polis beni zorla görüştürdü. Kendisiyle de sert konuştum. Benim üzerimden reklam yapmasını istemedim. Ben neden Kılıçdaroğlu ile zorla görüştürüldüğümü hâlâ bilmiyorum.
Hakim birkaç sefer Deniz Göktaş'a "toparlayın" dedi. En sonunda Deniz Göktaş, "88 gündür hücredeyim, bırakın konuşayım" diyerek savunmasına devam etti. Sözlerine son verirken, "Hiçbir cümlemde suç unsuru olduğunu düşünmüyorum. Sözlerimin arkasındayım, tahliyemi talep ediyorum" dedi.
Beşiktaş ve Dusan’ın 7 finali,çok büyük iştir. Çünkü geldiğinde teslim aldığı takım ile bu sürede bu başarı her yiğidin harcı değil. Adam Fenerbahçe gibi basketbolda üst seviye yatırıma ve yakın geçmişe sahip bir takıma gelmedi.
O finaller elbet kupaya dönecek
Var ol Dusan
Çok şükür, rahat bir nefes aldık; neydi o öyle her seçim gecesi vay efendim sonuç ne olacak, vay efendim kim seçilecek gerginliği, telaşı...
Vatandaşa hizmet böyle olur.
Beşiktaş’ta oynamış, kaptanlık pazubandını takmış tüm eski oyuncularından mikrofon uzatıldığında beklediğim tavır tam da bu ya! Bir mücadele verilecekse oyuncular sahada, bizler sosyal medyada, sizlerse ekranlarda tam da bu dozda vereceğiz.
6 Şubat depremlerinde yıkılan Ezgi Apartmanı davasında karar açıklandı
Depremde oğlunu, gelinini ve torununu kaybeden Nurgül Göksu, gözyaşları eşliğinde karara şöyle tepki gösterdi:
“Benim çocuklarımı kurtaramadınız, bari adaletini sağlayın. Bir bidon benzin alır, kendimi yakarım. O zaman görürsünüz adalet nasıl sağlanırmış. Kolon kesenleri nasıl serbest bırakırsınız? İnsan hayatının bir kıymeti olmalı bu ülkede.”
Bu, sahnede “şaka” yapmanın cezası değil. Bu, sahnede Burak Erdoğan’ın trafik kazasında Sevim Tanürek'i öldürmesini ve tek bir gün hapis yatmadan hayatına devam etmesini söylemenin cezası. Bu örtbas edilen suçu dillendirmenin cezası.