Serhat Ulueren: “Fenerbahçe, bu sezonki fikstür çekiminde Galatasaray ile oynayacağı ikinci maçı Chobani Stadı’nda oynama sözü almış.”
Soruyorum: UEFA’nın ceza vermesine rağmen Fenerbahçe’ye ceza vermeyen TFF, acaba daha nelerin sözünü verdi?
İnsan düşünmeden edemiyor: Yoksa TFF, verdiği sözleri tutabilmek için mi bunca başarısızlığa rağmen hâlâ istifa etmedi?”
İLK GÜN 265 DOLAR. KANAL DAHA 2 AYLIK. Adam tek bir video bile düzenlemiyor👇
3 yıldır Shorts'tan 6 haneli kazanan bir adamın bütün sistemini Türkçe'ye çevirdim. Hiçbir şey saklamıyor, baştan sona anlatıyor.
>Önce banger nişi nasıl bulduğunu gösteriyor. Outlier avı, doygunluk kontrolü. Çoğu insanın yanlış yaptığı yer tam da burası.
>Sonra viral Short'u nasıl ürettiğini. Klipleri topla, kazanan script yapısını al, üstüne kendi spin'ini ekle, 11labs'tan ses, DaVinci'de kurgu.
>En sonda da ölçekleme. "0 görüntülenme" tuzağından nasıl çıkılır, 90 günde 10 milyon eşiği, sonra işi ekibe devretme.
Sermaye yok. Tek maliyetin zamanın.
Hepsi videoda. Şimdi kaydet, oturup uygulayınca tek tek lazım olacak.
Ama açık konuşalım. Bunu kaydedenlerin onda dokuzu tek bir video bile yüklemeyecek.
Bu işi araçlar bitirmiyor zaten. Çoğu insan o yüzden başaramıyor.
Bu mükemmel vücut ağırlığı seti her şeyi çalıştırır:
• 20 şınav
• 30 squat
• 25 bacak kaldırma
• 40 dağ tırmanıcı
• 1 dakika plank. 3 tam tur. Dinlenmeden.
Diego Armando Maradona, 2018 yılında katıldığı bir programda:
"2026 Dünya Kupası'nın ABD, Kanada ve Meksika’da düzenlenecek olması iyi değil. Amerikalılar 25'er dakikadan 4 periyot olsun ister, 100 dakika oynatır, aralara da reklam koyar. Görürsünüz." 👀
Yazının en can alıcı bölümü Cem Yılmaz ile Yılmaz Erdoğan’a ayrılmış 😀
“Bak, Deniz kardeş; koltuğuma göz dikmeni takdirle karşıladım hatta tatlı bir telaş, fazlaca umut da var. On yıldır bu günü bekliyorum; Yılmaz, Cem falan benim yerime gelirler diye düşünmüştüm de denyolar beni hayal kırıklığına uğrattılar. Fakat sen öyle değilsin canım kardeşim, sende o ışık var, başaracaksın illaki.”
"BU ÇOCUĞU DİĞERLERİNDEN AYIRAN CÜRETİ"
🗣️ İsmail Saymaz (@ismailsaymaz): Yaptığı elbette cesur bir iş ama gösterinin tamamını izlediğinde herkesle alay ettiğini görebiliyoruz. İktidar cenahından bu kadar çok eleştiri almasının arka planında 'Hiç kimse yapamıyordu, bu niye yapıyor?' düşüncesi var. Böyle bir iklimde herkesin kendini susmak zorunda hissettiği bir dönemde bir çocuk kalktı, aslında herkesin evinde kendi arasında yaptığı bir şakayı herksin ortasında söyleyiverdi. Bu çocuğu diğerlerinden ayıran cüreti.
Festnahme des Täters von Stade!
Der Täter von Stade wurde auf der Flucht von der Polizei durch Schüsse in die Reifen gestoppt - hier die Festnahme.
Beim Fluchtfahrzeug handelt es sich um ein Mercedes-AMG GLE 43 Coupé (Baureihe C292).
Almanya’nın Stade kentindeki silahlı saldırıda ölü sayısı 6’ya yükseldi. Yetkililer, failin 45 yaşında Türkiye kökenli olduğunu açıkladı. Şüpheli, kaçmaya çalışırken polis tarafından yakalanırken, olayla bağlantılı iki kişi daha gözaltına alındı.
Herkes Almanların ne yaptığını anlamaya çalışıyor. Yıllarca Alman tarihi ve düşüncesi çalışmış, Almanya'da yaşamış, Alman toplumun içine girmiş biri olarak, size anladığım kadarıyla Alman toplumunu kısaca anlatayım - ki atıp tutmadan önce meseleyi kavrayın.
Öncelikle, bizim bugün tereddütsüz Batı olarak tanımladığımız Almanların tarihleri boyunca Batı ile verdikleri derin bir mücadele var. Bu mücadeleyi biraz deşerseniz, tüm kabullerinizin yıkıldığı, "bizle" ve başka birçok ulus ile temel benzerlikleri olan, Global Tarih denilen alana girersiniz. Girelim. Şaşırın.
Bu mücadelenin kökeni, on sekizinci yüzyıl ortalarına, henüz birleşmemiş, küçük prensliklere bölünmüş, siyasi gücü olmayan ama kültürel olarak son derece ciddi bir Almanya'ya uzanıyor.
O dönem ilginç bir durum var. Alman entelektüel orta sınıfı, yani Bildungsbürgertum, üniversite görmüş, felsefeyle ve sanatla derinlemesine ilgilenen, AMA iktidardan tamamen dışlanmış bir kesim. Gücü elinde tutan saraylar ve aristokrasi Fransızca konuşuyor, Fransız adabını benimsiyor, kendi Almanca konuşan halklarına bir tür şefkatli küçümsemeyle bakıyordu. Prusya kralı Büyük Friedrich felsefi eserlerini Fransızca yazıyor, Alman edebiyatını ciddiye alınmaya değmez buluyordu. Küçük prenslikler bütçeleri elverdiğince Versay'ı taklit ediyordu. Nietzsche'nin Almanları aşağıladığı ünlü metinleri hatırlayın.
İşte tam burada muazzam bir tersine çevirme yaşanıyor. Lessing, Herder, genç Goethe, Sturm und Drang yazarları; bu dışlanmış Alman aydınları hiyerarşiyi alaşağı ediyorlar. Fransızca konuşan sarayların "Zivilisation" dediği şeyi, yani adabın inceliğini, nezaketin cilasını, saray hayatının pürüzsüz yüzeyini, yüzeysellik olarak tanımladılar. İçi boş bir gösteriş, görünüşlerin parlatılması. Buna karşı "Kultur"u koydular: ruhun sahici başarıları, düşüncenin iç hayatı, sanat, felsefe, müzik, ahlaki ciddiyet. BİLHASSA DA CİDDİYET. Yani derinliğin kültürünü, yüzeyin kültürüne karşı koydular. Çok benzer meseleler biz dahil dünyanın çok yerinde yaşandı ve yaşanıyor.
Bu ayrımın özünde bir sınıf kavgası var, dersek herhalde abartmış olmayız. Dışlanmış Alman burjuva aydınının, kendi Fransızca konuşan aristokrasisinden intikamı. Ve en üstün ilan ettiği değerler, tam da kendisinin sahip olabileceği, saray mensubunun ise sahip olamayacağı şeyler: öğrenme, içsellik, felsefi derinlik, yaratıcı deha. Zivilisiert olmak bir Fransız yemeğinde nasıl davranılacağını bilmekti; Kultur'a sahip olmak ise Kant okumuş, Bach dinlemiş, varoluşun en derin sorularıyla boğuşmuş olmaktı. Ve bu da CİDDİ bir uğraştı.
Asıl çarpıcı olan şu gibime geliyor: bu ayrım sadece bir kültürel kavga olarak kalmadı, Alman düşüncesinin bütün mimarisine sızdı. Yüzeyin altında daha gerçek bir derinliğin gizlendiği fikri; Kant'ın görüngü ile kendinde-şey ayrımından Hegel'in tarihin ardında işleyen Tin'ine, Marx'ın altyapısından Nietzsche'nin Dionysos'una, Freud'un bilinçdışına kadar uzanan o devasa gelenek, aslında Prusyalı aydınların prenslerinin Fransız sarayına duyduğu o ilk öfkenin felsefi olarak işlenmiş hali. İçsellik, metafizik, tüm bunların bir rastgelelik eseri olamayacağo fikri ve bunun uğraşı, Almanya'nın alametifarikası oldu. Detayına girmeyelim ama yaşamış en büyük batı kritiklerinde Heidegger'in bir Alman olması da tesadüf değil, bilakis bu tarihin bir parçasıdır.
Şimdi buradan meseleye dönersek. Bu tarihsel alaşağı-ediş Almanların kimliklerinin bir parçası haline gelmiş bir "kuralcılık" yarattı - zira ancak etikle harman olmuş bir kuralcılıkla (yani Kultur, yani metafizik) ile aidiyetliklerini stabilize edebildiler. Başka bir deyişle, geçmişte aristokrasi karşısında yaşadıkları yetersizlik ile mücadele edebilmek için bir iddialarının olması gerekiyordu; onlardan daha iyi, daha dürüst, daha ciddi. Hep bir "daha"lık, hep bir ciddiyet...
Bu tarihi anlayamazsan, yani hayatı boyunca hiçbir iddian olmadan, gelişigüzel yaşamışsan, CV'den başka bir derdin kalmamışsa, Almanlara bakınca görebildiğin ancak ucuz bir "show"dur, çünkü o adamların verdiğin o mücadeleyi hissedemezsin. O meselenin alt yapısını kavrayamazsın -- ki bunu kavrayamayacak olmanın trajedisinin de, emin olun, Almanca da binbir türlü analizi var.
#SONDAKİKA Almanya'nın Aşağı Saksonya eyaletindeki Stade kentinde silahlı saldırı düzenlendi.
İlk bilgilere göre saldırıda 5 kişinin hayatını kaybettiği ve yaralıların olduğu açıklandı.