Cumhuriyet Halk Partisi Küçükçekmece Belediye Meclis Grubu olarak;
Genel Başkanımız @eczozgurozel in yanında olduğumuzu kamuoyuna saygı ile bildiriyoruz. #CHP#ÖzgürÖzel
Yarın YKS’ye girecek sevgili genç arkadaşlarım;
Bir yıl boyunca döktüğünüz alın terinin karşılığını almanızı temenni ediyorum.
Gençlerin geleceğinin birkaç saatlik bir sınavla şekillendirilmesini doğru bulmasam da yarının, hayallerinize uzanan yolda güzel bir başlangıç olmasını diliyorum.
Yarın, emeklerinizin hayallerinizle buluşması için dua ediyor olacağım.
Hepinize yürekten başarılar.
İçiniz ferah, zihniniz açık olsun.
“Bize bina değil, yürek lazım.
Biz binalardan çıktık, milletin açtığı yolda yürüyoruz.
Yanımızda memleketimin güzel insanları oldukça, gerisi teferruat.”
Bize bina değil, yürek lazım.
Biz binalardan çıktık, milletin açtığı yolda yürüyoruz.
Yanımızda memleketimin güzel insanları oldukça, gerisi teferruat.
Gençlerin hayallerini tüketen düzenin parçası olanların, bugün gençlere başarı dilemesi samimi değildir.
Yıllardır liyakatsizliğin, umutsuzluğun ve adaletsizliğin gölgesinde gelecek kurmaya çalışan gençlere “yolunuz açık olsun” demek yetmez. Önce o yolları tıkayan anlayışla hesaplaşmak gerekir.
Koltuk sevdası uğruna örgüt iradesini yok sayan, haksız ve hukuksuz süreçlerin arkasına sığınan bu zihniyet; gençlerin emeğini, umudunu ve geleceğini savunamaz.
Gençler kimin gerçekten yanlarında olduğunu, kimin sadece sözde başarı dilediğini çok iyi görüyor.
Mutlak butlanla batıl olan şahıs, AKP Butlan Kolları Başkanı olarak atanmasındaki sözde haklılığı ispat etmeye çalışıyor. Ancak gerçeklikten kopmuş bu zihniyet kaybetmeye mahkumdur. Değişimin önünde duramayacaksınız. Örgüt iradesini yok sayanlar, haksız ve hukuksuz kararların arkasına saklananlar, AKP ile iş birliği içinde olanlar; AKP ile birlikte kaybedecek. Sokak çoktan kararını verdi. Sokağın sesini, örgütün iradesini ve halkın değişim talebini duyun; bu kötülüğe bir an önce son verin.
Parti üyelerinin yargılandığı davaların iddianamesini okumamış, savunmaları da bilmiyor.
Buna rağmen (kesin hüküm olmayan) iddiaları doğru kabul etmekten bahsediyor.
Salt bu durum, derhal bir istifa nedenidir.
Sevgili gençler,
Önünüzde uzun yıllar var, gençliğiniz var. Ve birlikte yapacak çok işimiz var, düştüğü yerden kaldırılacak, dünya ile her alanda rekabet edecek bir ülke sizleri bekliyor.
Hepinize sonsuz başarılar ve çok güzel bir gelecek diliyorum.
Bir yandan “yargı bağımsız değildir” diyor, diğer yandan aynı yargının CHP’li belediye başkanları, parti yöneticileri ve seçilmiş temsilcileri hakkında yürüttüğü soruşturmaları peşinen doğru kabul ediyor.
Bir yandan “bu iddianamelerin tamamını okumadım” diyor, diğer yandan okumadığını söylediği dosyalardan kesin hükümler çıkarıyor.
Bir yandan “ben hukukçu değilim” diyor, diğer yandan yargı süreci devam eden dosyalarda mahkeme kararı varmış gibi konuşuyor.
Bir yandan “karşı dava açılsın” diyor, diğer yandan iftirayı, etkin pişmanlık baskısını, çıplak aramayı, ailelerle tehdidi ve siyasi operasyon düzenini görmezden geliyor.
Büyük bir çelişki olmasını geçtim, masumiyet karinesini de açıkça yok sayıyor.
Masumiyet karinesi, soyut bir hukuk ilkesi değildir. Hukuk devletinin, adil yargılanma hakkının ve tüm yurttaşların hukuk güvenliğinin temelidir. Bir kişi hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı yoksa, hele ki o kişi siyasallaşmış bir yargı düzeninin hedefindeyse, “rüşvetçi”, “kirli”, “arınması gereken unsur” gibi ifadeler kullanmak hukukla da vicdanla da bağdaşmaz.
Bugün Sözcü TV yayınında CHP’li belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkında iktidar yargısının iddiaları esas alınarak konuşulmuştur. Oysa aynı yargının Can Atalay, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala kararlarında siyasi saikle hareket edildiği kabul edilmektedir. Aynı yargı, diploma iptalinde siyasaldır; aynı yargı, Gezi’de siyasaldır; ama sıra CHP’li belediye başkanlarına gelince birden “itirafçı beyanı”, “banka hareketi”, “dava açılmadıysa kabuldür” denilerek dosyalar meşrulaştırılmaktadır.
En vahim cümlelerinden biri, “Bunlar siyasi dava değil” sözüdür. Türkiye’de yargı bağımsız değilse, iktidar yargı eliyle muhalefeti dizayn etmeye çalışıyorsa, yalnızca CHP’li belediyelere operasyon yapılıyorsa, belediye başkanları tutuklu yargılanıyorsa, insanlar etkin pişmanlığa zorlanıyorsa, aileleriyle tehdit ediliyorsa, bu davalara “siyasi değil” demek iktidarın kurduğu hukuksuz zemini kabullenmektir.
“Dava açmıyorsa kabuldür” sözü de hukuken kabul edilemez. Ceza hukukunda ispat yükü suçlanan kişide değildir. Hiç kimse masumiyetini kanıtlamak zorunda bırakılamaz. Suç isnadında bulunan iddiasını kanıtlamak zorundadır. Hele ki itirafçı beyanlarının, baskı altında alınan ifadelerin, duyuma dayalı anlatımların ve siyasi operasyon dosyalarının tartışıldığı bir zeminde, “dava açmadıysa kabul etmiştir” demek hukuk devleti mantığını tersine çevirmektir.
Bu anlayışa göre, iktidar bir kişiye iftira atacak, yargı dosyası açacak, medya eliyle itibarsızlaştıracak, sonra da o kişiye “kendini akla” denilecek. Bu, masumiyet karinesi değil, siyasi linç düzenidir.
Kurultay sürecine ilişkin açıklamalar da aynı çelişkiyi taşımaktadır. “Ben bu davanın tarafı değilim” denilirken mahkeme kararının siyasi sonucu kabullenilmektedir. “Davayı ben açmadım” deniliyor, ama davanın yarattığı sonuç meşru görülüyor.
Hem bilmiyorum diyeceksiniz, hem dosyanın tarafı değilim diyeceksiniz, hem de CHP’nin seçilmiş yönetimini şaibe, kirlilik ve arınma kavramlarıyla hedef alacaksınız. Bunun adı tutarlılık değildir.
“Ben dokunulmazlığımın kaldırılmasını isterdim” sözü de Türkiye’nin yakın siyasi hafızası açısından son derece ağırdır. Bu yaklaşımın ne sonuçlar doğurduğunu Türkiye geçmişte yaşamıştır. Siyasallaşmış yargı düzeninde dokunulmazlıkların kaldırılması, hukuk önünde aklanma zemini yaratmaz, muhalefetin yargı eliyle tasfiye edilmesinin kapısını açar. Bugün aynı hatayı yeniden savunmak, siyasal basiretsizlikten öte bir meseledir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ahlaki üstünlüğü, iktidarın iddianamelerine yaslanarak kendi yol arkadaşlarını suçlamakla korunmaz. Ahlaki üstünlük, masumiyet karinesini savunarak korunur. Ahlaki üstünlük, seçilmiş belediye başkanlarına, yöneticilere ve örgüte sahip çıkarak korunur.
Bugün bize düşen görev, iktidarın yargı operasyonlarına meşruiyet kazandırmak değildir. Görev, millet iradesine sahip çıkmak, seçilmişleri savunmak, hukuku ve demokrasiyi ayakta tutmaktır.
AKP Butlan Kolları Başkanı Kılıçdaroğlu; iş birliği içinde olduğu AKP tarafından kendisine verilen rolü oynayan, gerçeklikten kopmuş, koltuk sevdasının esiri olmuş büyük bir hayal kırıklığıdır. CHP örgütlerinin iradesini yok sayan, kurultay hukukunu hiçe sayan ve haksız-hukuksuz süreçlerden medet uman bu anlayış; yalnızca partimize değil, demokrasiye ve toplumun ortak vicdanına da zarar vermektedir. Bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşları, CHP’ye karşı yürütülen kötülüğün siyasal aktörleri arasında yer almaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisi kurultay delegeleri Sayın Özgür Özel’e oy vermiştir, AKP Butlan Kolları Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na değil! Delegeden almadığı yetkiyi kullananlara tepkisini göstermiştir. Sokağın sesine kulak vermiştir. Sokağın sesine kulak verin; sokak değişim diyor, sokak Ekrem İmamoğlu diyor, sokak Özgür Özel diyor. Kurultaydan korkmayın!
AKP Butlan Kolları Başkanı’nın çıkacağı yayının hiçbir siyasi ve toplumsal meşruiyeti yoktur. Örgüt ve kurultay iradesini yok sayarak kendisine meşruiyet alanı açmaya çalışan bir kişiye bu zeminin sağlanması kabul edilemez. CHP’de meşruiyetin kaynağı mahkeme koridorları değil, delegelerin özgür iradesidir.