hafif yağmurlu bir gün, sokaklar, fikret kızılok’tan gönül şarkısı ve insanın içine usulca çöken o tuhaf his. her şeyin bir zamanlar başka türlü olabileceğini, ama zamanın hiçbir ihtimale ikinci bir ömür vermediğini bilmek.
Başıma (ya da başımıza) gelen her musibet; algımı ve sezgimi daha da keskinleştiriyor. Hem lanet, hem de armağan gibi bir oluş şekli. Ağrı, kaygı, keder, yas yaratan her şey; maddi manevi acı eşiğimi de biraz daha düşürüyor. Benim gibi Duyusal İşlemleme Hassasiyeti (SPS) olanlarda daha sık gözlemlediğimiz bir durum bu. Zekâ, açıklık, öz disiplin faktörlerine bağlı olarak, adaptif ve işlevsel olabiliyorsun ama istesen de kanıksayabilen, duyarsızlaşabilen biri olamıyorsun. Dengeni, bütünlüğünü, sükûnetini ve itidâlini koruyarak acı çekmeyi öğrenebiliyorsun ancak. Bulutlara, kedilere, ağaçlara, sanata tutunarak.
İnsanları tanımak istiyorsanız kalabalıkların içine karışın. Askere gidin, yurtta kalın, kahvehaneye uğrayın, yetimhanelere gidin, hayatın sert yüzünü görün. O zaman şu gerçeği fark edeceksiniz:
Bizim toplumda bilen adama değil, korkutan adama saygı duyulduğunu göreceksiniz. +(1)
Olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.
Çavdar Tarlasındaki Çocuklar, D.J. Salinger
insan ilişkilerinde ölçü nettir. karanlık çöktüğünde yol gösteremeyen, yükü hafifletmek yerine yalnızlığı büyüten bir varlığa ihtiyaç yoktur. zor zamanda omuz olmayan bağ, aydınlık günlerde kalabalık olmaktan öteye de geçmez.
Kendini yetersiz hisseden birine fazlaca değer verdiğinizde, size daha çok bağlanacağını sanırsınız.Oysa bazı insanlar sevilince iyileşmez; kaçacak yer arar.Çünkü insan, kendini layık görmediği sevgiyi sahiplenemez.Sonunda da ya aldatır ya terk eder.Yazılı olmayan bir kuraldır bu
İnsanların en büyük hatalarından biri, güler yüzlü, sevecen ve açık kalpli insanları cepte ve garanti görmeleridir. Oysa bu kişiler size besledikleri samimi duyguların karşılığını görmezlerse, onları geri çekmeyi bilirler. Sizi çıkardıkları tahttan indirmek, onlar için sanattır.
Doğrudan İsrail Devleti ile ticaret yapmadığımız kalmıştı. Meğer onu da yapıyormuşuz. Gazze'de katliam devam ederken. Şirket, Pamukkale Kablo. Sahibi, Mustafa Semerci. BBP kurucusu ve MKYK üyesi.
Denizli'deki bu şirketin İsrail'in bir numaralı kargo tedarikçisi olduğunu daha önce açıklamıştım. Dün gece Aliağa Gümrük kayıtlarına bakarken şirketin adı dikkatimi çekti. Liste çok uzun, sadece 7 Ekim'den sonra olanları paylaşıyorum.
Karşı taraftaki şirket The Israel Electric Cooperation Ltd'i de merak ettim ve açıkçası bu kadarını beklemiyordum. İsrail devletinin elektrik şirketi çıktı.
Hatırlayalım, Nihat Zeybekci birkaç gün önce bu patronlarla buluştuktan sonra ne demişti: "Denizli biliyorsunuz Türkiye'nin en büyük bakır kablo ihracatçısı olan bir şehir. İsrail'de çok önemli bağlantıları olan arkadaşlarımız da var."
Bu sözler şimdi daha iyi anlaşılıyor.
Bu arada, hatırlarsınız, BBP'li gençler Starbucks basıp insanlara sataşıp Gazze'ye kurşun saydıkları kahvelerini döküyordu. Kendi yöneticilerinin aynı esnada İsrail Devleti ile milyon dolarlık ticaret halinde olduğunu biliyorlar mıydı? Sanmıyorum.
Not: İlk açıkladığım günden itibaren BBP bu ticareti kabul etti ve aynen devam etti. BBP yöneticileri bunu sorun olarak görmüyorlar. Üyeleri rahatsız olabilir ama umursamıyorlar. Tıpkı Nihat Zeybekci'nin dediği gibi, onların Filistin Davası sadece istismar etmek için var. Ezan ve bayrak sevgisi de öyle. Hiçbir şey kodamanların kâr hesabı kadar değerli değil.