Türkiye’de televizyonlarda Mazlum Abdi reklamları başladı. Öte yandan Suriye’de Kürtçe ikinci resmi dil olurken, Türkmen bölgelerinde Türkçe seçmeli dil dersi kaldırılarak yerine seçmeli dil olarak Fransızca getirilmiş. Suriye iç savaşında en büyük bedelleri ödeyenlerin başında gelen Türkmenler görmemezlikten geliniyor. Sonra Suriye’yi biz fethettik masalı anlatılıyor. @zaferpartisi@zpgencresmi
CİHAT YAYCI’DAN BODRUM BELEDİYE BAŞKANI TAMER MANDALİNCİ’YE ÇAĞRI: BU İŞİ DURDURUN!
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Fener Rum Kilisesi Başpapazı Bartholomeos Efendi bu projeye büyük önem veriyor. Gördüğümüz kadarıyla Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci de aynı önemi veriyor. Maketler hazırlanıyor, alan inceleniyor, çalışmalar yakından takip ediliyor.
Bu gelişmelere tek başına bakamayız. Sümela’daki ayinlerden, Ayvalık’taki faaliyetlerden ve Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasına yönelik girişimlerden söz ediyoruz. Fener Rum Kilisesi her yerde faaliyette bulunuyor.
Nitekim Amerika Başpapazı Elpidophoros, ABD Dışişleri Bakanlığında Din ve İnanç Özgürlüğü, Demokrasi ve İnsan Haklarından Sorumlu Bakan Yardımcısı Riley Barnes ile görüştü. Görüşmede Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ele alındı ve gelişmelerin ‘özellikle umut verici’ olduğu açıklandı. Kathimerini
Elpidophoros, Heybeliada Ruhban Okulu mezunu değildir. Okul kapalı olduğu için eğitimini Yunanistan’da almıştır. Ancak eski Bursa Metropoliti ve Heybeliada’daki Aya Triada Manastırı’nın eski başrahibidir. Bugün Amerika’daki en önemli Rum Ortodoks din adamlarından biridir.
Umarım Heybeliada Ruhban Okulu açılmaz!
Bunlar her yerde örgütlü ve planlı biçimde faaliyet gösteriyor. Biz ise ne yazık ki bu faaliyetlerin birbirleriyle bağlantısını yeterince görmüyoruz.
Buradan Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’ye özellikle sesleniyorum:
Bu işi durdurun!
Bu mesele sizin bildiğiniz gibi sıradan bir kültür veya dini özgürlük meselesi değildir.
Bodrum’da müze yapılacak başka yer mi kalmadı?
Neden 57 yıldır mevcut olmayan bir kiliseyi ‘Aya Nikola Müzesi’ adı altında yeniden inşa etmekte ısrar ediyorsunuz?
Oraya Alparslan Müzesi açın.
Atatürk Müzesi açın.
Atatürk ve Denizcilik Müzesi açın.
Bodrum’un süngercilik tarihini anlatan daha büyük bir müze açın.
Türk denizciliğinin kahramanlarını anlatan bir denizcilik müzesi kurun.
Yörük Müzesi açın. Çünkü Bodrum aynı zamanda bir Yörük şehridir.
Bodrum’un Türk kimliğini, Yörük kültürünü ve denizcilik mirasını güçlendirin.
Sizin 57 yıl önce yıkılmış, yerine Halk Eğitim Merkezi yapılmış ve bugün ortada bulunmayan bir Rum Ortodoks kilisesini yeniden inşa etmekle ne işiniz var?
Bir taraftan İstanköy ile ‘kardeşlik’ söylemleri geliştiriliyor. Diğer taraftan İstanköy’de Atatürk resmi önünde fotoğraf çekilmesine bile tahammül edilemiyor ve buna karşı çirkin suçlamalar yöneltiliyor.
O halde soruyorum:
Bu tek taraflı Yunan sevgisi nedir?
Yunanistan’da Türk kimliği, Türk okulları, seçilmiş Türk müftüleri ve Osmanlı-Türk eserleri baskı altındayken Bodrum’un merkezinde niçin yeniden bir Rum Ortodoks kilisesi inşa ediliyor?
Bodrum Belediye Başkanı Tamer Mandalinci’ye çağrımdır:
Bu işi durdurun!
Bodrum’un boş arazisine yeniden kilise yapmak yerine Bodrum’un Türk, Yörük ve denizci kimliğini yaşatacak bir eser kazandırın.”
YAYININ TAMAMI👇
🔗 https://t.co/T2vj4tUSJS
➖2 Boğaz köprüsü, 8 otoyol ve 2 de çevre yolu, 30 yıllığına özelleştiriliyor.
☀️Aylar önce haberi yabancı gazetelerden öğrenmiş ve Meclis gündemine taşımıştık.
➖Nihayet dün gece, Resmi Gazete'de ilan ettiler.
➖Sürekli eleştirdikleri, o eski Türkiye dedikleri dönemde, milletimizin vergileri ile yapılan ve kâr eden bütün işletmeleri, eserleri, değerleri haraç mezat sattılar, son olarak sıra bunlara geldi.
➖Batan geminin malları sanki!
👉 Göreceksiniz, buralara 30 yıllığına sahip olacak çoğu yabancı veya yabancı ortaklı şirketler:
➖Boğaz köprülerine, otoyollara, çevre yollarına zam üstüne zam yapacaklar.
➖Yandaşların, çetelerin, işgal kuvvetleri gibi ülkeye çöken yabancı şirketlerin kasaları dolarken, olan yine Aziz Türk Milleti'ne olacak.
➖Çeyrek asırlık devri iktidarlarında, Cumhuriyet döneminin bütün kazanımlarını sattılar.
➖Yer altında yer üstünde, ne var ne yoksa talan ettiler. Cumhuriyet döneminde verilen tüm maden ruhsatlarının 10 katından fazlasını: yandaşlara, yabancılara peşkeş çektiler.
➖Milletimizden tam 3,5 trilyon dolar vergi topladılar.
➖Gelecek garantili projelerle torunlarımızın bile
istikbalini ipotek altına aldılar.
➖Ülkeyi borç ve faiz batağına batırdılar.
💡Giderayak elde avuçta ne var ne yoksa satıyorlar.
➖Ve yapacakları bu büyük satışla, devri iktidarlarında yaptıkları borcun bir aylık faizini dahi karşılayamıyorlar.
💡Batırdılar ülkeyi!
NADİR TOPRAK ELEMENTLERİNDE (NTE) BU ACELE NEDEN?
Eskişehir Beylikova’da 694 milyon ton cevher potansiyeli olduğu iddiasıyla üç buçuk yıl önce açılan NTE pilot tesisinde çalışmalar sürerken 31 Ağustos’ta yayımlanan Cumhurbaşkanı Erdoğan imzalı kararla 265 hektar alan için acele kamulaştırma adımı atıldı.
Esasen burada kullanılan “acele kamulaştırma” yetkisi son derece istisnaen savaş hali, seferberlik veya yurt savunması söz konusu olduğunda, olağan yollarla karşılanamayacak askeri ihtiyaçların anında giderilmesi amacıyla tanınmıştır.
Hatırlanacağı üzere Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD başkanının oğlu Donald Trump Jr.’ı 13 Eylül 2025 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’ndaki çalışma ofisinde gizlice kabul ederek baş başa görüşmüştü.
Sözkonusu görüşmenin ardından Trump ailesinin şirketlerine NTE’yi de içeren bazı ayrıcalıklar tanınan bir paket sunulduğu iddia edilmişti.
Her hal ve kârda bu görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan mevkidaşı Trump’ı 25 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da resmen ziyaret edebilmişti.
Ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde düzenlenen NATO Zirvesi marjında yine görüşmüştü.
Bu son görüşmenin ardından Trump ikili ilişkileri ilgilendiren yaptırımlar ve F-35 gibi konularda önce umut dağıtmış, sonra Ankara’dan giderayak başka telden çalmıştı. O günlerden bu yana geçen zamanda olumlu bir gelişme gözlemlenmedi.
Bu defa Millî Savunma Bakanlığı (MSB) ABD Başkanı Donald Trump’a yakınlığıyla bilinen Vaşington merkezli lobi şirketi Ballard Partners ile yıllık 2.4 milyon dolar tutarında bir lobicilik sözleşmesi imzaladı.
Biz de bu gelişmeyi geçtiğimiz ay ABD Adalet Bakanlığı Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) belgelerinde ortaya çıkmasıyla öğrenebildik.
Şimdi yukarıdaki bileşenleri yan yana getirip Türkiye-ABD ilişkilerinde gelinen yere bir baktığımızda:
Ne Rusya ne İran’a yönelik ABD yaptırımlarında bu defa Türkiye’ye bir ayrıcalık tanınıyor.
MMU KAAN seri üretimi için gerekli 80 adet GE F-110 motorundan haber yok.
Ücreti ödenmiş 6 adet F-35’ten ses gelmedi.
Rusya’dan S-400 alarak kendimizi attırdığımız F-35 üretim zincirine dönmek bir yana F-35 programına bu kez sıradan müşteri olarak geri dönebilme olasılığı bile ufukta gözükmedi.
CAATSA yaptırımları ne durumda bilmiyoruz.
ABD’de Kasım ayında Temsilciler Meclisi’nin tamamının ve Senato’nun üçte birinin yenileneceği Kongre ara seçimi var.
Acaba Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın NTE konusundaki kamulaştırma acelesi bundan ötürü mü bilemiyoruz.
Bu aşamada asıl soru şudur: Bu kamulaştırma, Türkiye’nin NTE değer zincirini ülke içinde kurma hedefinin hangi somut aşamasını mümkün kılıyor?
Beylikova’dan çıkarılan kaynak, başkalarının belirlediği koşullarda ham madde olarak mı satılacak, yoksa Türkiye’nin kendi teknolojisi ve sanayi politikasıyla yüksek katma değerli ürünlere mi dönüştürülecek? Acele kamulaştırmanın hukuki meşruiyeti ve kamu yararı iddiası, ancak somut bir proje ve uygulanabilir bir stratejiyle desteklendiğinde ikna edici olacaktır.
#SONDAKİKA | Müsavat Dervişoğlu:
Suriye’deki Kürtler, vatandaş değildi. Irak’taki Kürtler, seçmen olamıyordu. İran’daki Kürtler, memur olamıyordu.
"Eşit yurttaşlık, eşit yurttaşlık" diye söylediklerinin ne anlama geldiğini bilmeden kelam sarf edenlere söylüyorum.
Bütün bunları Cumhuriyet, yurttaş eşitliğiyle temin etti.
Türkiye’deki Kürtlerin yüzde 60’ından fazlası Ankara’nın batısında yaşıyor.
Servetlerinin de yüzde 60’ından fazlası Ankara’nın batısında.
Kaynak: Koza TV
Özgür Özel'i Sözcü TV de dinledim.
Demirtaş'la olan anılarını.
Sırrı ile olan anılarını.
YPG nin silah bıraktığını, orada ne de güzel kardeşçe yaşanmaya başlandığını,
Tribünlerde sarı torba gösterenler gibi sürece zarar vermek isteyenler olduğunu anlattı.
Yine barış, demokrasi soslu süreç fedailiği yaptı.B
Yazık buna umut bağlayanlara.
DİSK 30 Ağustos Zaferi’ni kutlamamış.
Cevabı, Sosyalizmin kalesi Küba’nın lideri Fidel Castro verir:
“Ben de devrim gerçekleştirdim. Ama Atatürk'ün yaptıklarını yapamazdım… Ona ve devrimlerine hayranım. Kendinize başka bir önder aramayın…”
UNUTANLAR İÇİN;
BİNALİ YILDIRIM'IN AİLESİNİN ŞİRKETLERİ
(ŞİRKETLERİN TAMAMI 2002 YILINDAN SONRA KURULMUŞTUR)
1-)Derin Denizcilik (2002)
2-)Sefine Denizcilik Yalova,
3-)ZealandShipping Hollanda,
4-)Q Shipping Hollanda,
5-)Castillo Real Estate Hollanda,
6-)Baychart İstanbul,
7-)Chart-it Hollanda,
8-)Ceren Denizcilik İstanbul,
9-)North Bulkers Panama,
10-)Brother Navigation Marshal Adaları,
11-)Zeytin Denizcilik İstanbul,
12-)OGEM Marina,
13-)Metro Gemi Acentalığı,
14-)Eydo Denizcilik,
15-)Çağrı Gıda İnşaat,
16-)Su Bilgi Teknolojileri,
17-)Sekmen Otomotiv.
BİNALİ YILDIRIM'IN AİLE ŞİRKETLERİNİN SAHİBİ OLDUĞU GEMİLER
1-)MV Zealand Alexia (Dalo Z),
2-)MV Zealand Almere,
3-)MV Zealand Amalia,
4-)MV Zealand Amsterdam,
5-)MV Zealand Ariane (Sylyani Z),
6-)MV Zealand Beatrix,
7-)MV Zealand Delilah,
8-)MV Zealand Juliana,
9-)MV Zealand Maxima,
10-)MV Zealand Rotterdam,
11-)MV Breadbox Falcon,
12-)MV Celtic Explorer,
13-)MV Francisca,
14-)MV Leah,
15-)MV Meridiaan,
16-)MV Nekton,
17-)MV Samskip Akrafell,
18-)MV Samskip Endeavour,
19-)MV Samskip Innovator,
20-)My Lady Dee, (47,5 m. Süper yat)
21-)My Latitude, (45 m. Süper yat)
22-)AK Abba,
23-)AK Ceren,
24-)AK Brother,
25-)AK Phoenicia,
26-)Pacific Ocean,
27-)John F,
28-)Golden Bay,
29-)Sis,
30-)Son 1.
?????
Binali Yıldırım 1994 Yılında İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden beri Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ile beraber.
İstanbul Belediyesinde Deniz Hatları işletmesi Müdürlüğü yapıyordu.
2002 Yılında kurulan İlk AKP Hükümeti ile birlikte Uzun bir Ulaştırma Bakanlığı dönemi başladı.
Yaklaşık 26 milyar Dolar değerindeki Servetin tamamı AKP'nin işbaşına geldiği ve Binali Yıldırım'ın Ulaştırma Bakanı olduğu 2002 yılından sonra edinildi.
2002-2013 ve 2015-2016 yılları arasında Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı yaptı. Onun Bakanlığı döneminde Türk Telekom ölü fiyatına satıldı.
Bütün Limanlar satıldı. Gelir garantili köprü, otoyol, Tüneller Yap-İşlet yöntemiyle milletin a**na koyan müteahhitlere ihale edildi.
Bakanlığının ilk yıllarında 2004 yılının 22 Temmuz günü kendi icadı "Hızlandırılmış Tren" Pamukova'da aşırı hız yüzünden kaza yaptı Ve 41 yolcu öldü, 80 yolcu yaralandı.
Zavallı bir makinist suçlu bulundu.
Bakanlığı döneminde TAV adlı bir şirket (Tepe/Akfen) inanılmaz kayırma sonucu Türkiye'nin bütün büyük havalimanları işletmesi bu şirkete verildi.
Ayrıca 3 milyar doların üzerinde değer biçilen İDO (İstanbul Deniz Otobüsleri işletmesi) de bu TAV şirketine 10 yıl vade ile 800 milyon Dolara satıldı.
Binali Yıldırım'ın aile Şirketlerinin yıllık cirosu 2,3 milyar Doların üzerinde ve yüklü ciro yapan şirketler Hollanda, Panama Ve Marshall Adalarında kurulu Ve Türkiye'de hiçbir vergi ödemiyorlar.
Özgür bey,
Kurucumuz Atatürk, kendi el yazısıyla vatandaşlık tanımını yaptı; “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına, Türk Milleti denir”
Siz de ulus devleti yıpratmak için görev almışsınız; her konuşmada Kürt, Türk, Laz… diyorsunuz.
Cumhurbaşkanı da Kürt, Türk, Arap diyor.
Siz muhalefet değil, cumhuriyet yıkıcılığında iktidara ortaksınız @eczozgurozel
Güneydoğu'da Seçmen Sayısı: 5.430.703
-dem parti oyu: 1.282.855
Doğu Anadolu'da Seçmen Sayısı: 3.184.194
-dem parti oyu: 688.576
Yüzdelik oran %25
Bölge halkının %75'i dem denilen yapıya oy vermemiş.
Ama Akp, Mhp, Chp/Yeni parti bölgenin tüm temsicisi olarak dem'i muhatap aldı.
Bişkek’te sona eren ŞİÖ Zirvesinin şok dalgaları devam ederken
Hollanda Merkez Bankası duyduğu güvensizlik nedeniyle ABD’de tuttuğu altınlarını geri çekme kararı aldı.
Yeni ve başka bir dünya şekilleniyor. Çin, Rusya ve Hindistan’ın yakınlaşması, İran ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin aynı platformlarda buluşması, Avrasya’yı parçalı tutmaya dayanan eski hegemonik düzeni zorluyor.
Türkiye geleceğini yalnız Atlantik’in daralan ufkunda değil, yükselen Asya ve çok kutuplu dünya içinde de aramalıdır.
Diğer tarafta İsrail-Yunanistan askeri yakınlaşması hızlanıyor. Borç yükü altındaki Yunanistan’ın 4 milyar dolarlık Aşil Kalkanı üzerinden İsrail güvenlik mimarisine daha fazla bağlanması Türkiye’yi kuşatmak yerine Yunanistan’ı gelecekteki bölgesel çatışmaların içine çekebilir. Aşil Kalkanı, sonunda Aşil’in topuğuna dönüşebilir.
Yeni Jeopolitik Tur’da Girne’den Bişkek’e, Hürmüz’den Karadeniz’e ve Ege’ye uzanan hızla değişen jeopolitik tabloyu değerlendirdik.
Yeni dünya kuruluyor. Türkiye bu değişimi doğru okumalı; denizde güçlü, Avrasya’da etkin ve stratejik özerkliğini koruyan bir devlet olarak yerini almalıdır.
https://t.co/rIANpxUqls @YouTube
TÜRK DENİZ TİCARETİ DURUYOR!
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Türk deniz ticareti duruyor!
Türkiye’nin ithalat ve ihracatının yaklaşık yüzde 85’i deniz yoluyla gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla Karadeniz’de yaşananlar Türkiye açısından son derece önemli.
Karadeniz üzerinden Rusya’dan petrol ve ham petrol alıyoruz. Son rakamlara baktığımızda petrol ithalatında yaklaşık yüzde 30’luk bir düşüş görüyoruz.
Bu ne demek?
Türkiye’nin ihtiyacını karşılayabilmek için başka tedarik kanallarına yönelmesi gerekebilir. Bunun da doğal olarak maliyetlere etkisi olacaktır.
Bir de tahıl meselesi var.
Rusya ve Ukrayna dünya tahıl piyasasının çok önemli iki aktörü. Birlikte dünya tahılının yaklaşık yüzde 40’ını sağlıyorlar.
Karadeniz’de deniz ticaretinin giderek zorlaşması, bu tahılın dünya pazarlarına ulaşmasını da etkiliyor. Bunun sonucunda dünya tahıl fiyatlarının son iki-üç ayda yüzde 18,81 civarında arttığı ifade ediliyor. Türkiye’de de yaklaşık yüzde 5’lik bir artış var.
Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan buğday, arpa ve ayçiçeği alıyor.
Türkiye’nin kendi iç ihtiyacını karşılayabilecek tahıl üretimi bulunmasına rağmen burada başka bir ekonomik gerçek var:
Türkiye makarna ihracatında dünya birincisi.
Makarna sanayimiz üretim ve ihracat amacıyla dışarıdan da buğday alıyor. İthal edilen ürün Türkiye’de işleniyor, katma değer oluşturuluyor ve tekrar dünyaya ihraç ediliyor.
Dolayısıyla Karadeniz’de tahıl ticaretinin aksaması yalnız iç piyasayı ilgilendirmiyor.
Türkiye’nin ihracatını da doğrudan etkiliyor.
Petrolde sorun var.
Tahılda sorun var.
Gemiler vuruluyor.
Sigorta maliyetleri yükseliyor.
Navlun maliyetleri artıyor.
Ticaret yolları aksıyor.
Bir de Rusya ile olan büyük ticaret hacmimizi düşünün.
Rusya Türkiye’nin ikinci büyük ekonomik ortaklarından biri. Türkiye de Rusya’nın en önemli ekonomik ortaklarından biri.
Dolayısıyla Karadeniz’de Türkiye-Rusya ticaretinin aksaması, yalnız denizcilik sektörünün meselesi değildir.
Türkiye ekonomisini doğrudan ilgilendiren bir meseledir.
Karadeniz’deki savaş artık cephede kalmıyor.
DENİZ TİCARETİNE, ENERJİYE, TAHILA, İHRACATA, SİGORTAYA VE LOJİSTİĞE YAYILIYOR.
İşte bu nedenle Karadeniz’de yaşananlar Türkiye açısından son derece kritik bir ekonomik ve stratejik güvenlik meselesidir.
🔗 Videonun tamamı 👇
https://t.co/WCH9QYIDZj
DEM Parti, EMEP, HÜDA-PAR gibi siyasi partiler ve DİSK, KESK adlı işçi ve memur sendikaları 30 Ağustos Zafer Bayramımızı bu yıl da kutlamayarak yaşadığımız toprakları vatan yapan Büyük Atatürk’ün ve on binlerce şehit ve gazimizin aziz hatıralarına da, kadını, erkeği ve çocuğuyla tarihin ilk antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşını zaferle sonuçlandırıp Cumhuriyetimizi yoktan var eden Türk Milletine de saygısızlık eden bu kurumlar ne demokrasinin vazgeçilmez unsuru siyasi partiler olarak görülebilirler, ne de emeğin ve emekçinin hak mücadelesinin demokratik kitle örgütleri…
Çok yazık!
#LaikÜniterUlusDevletimizDilBirliğimizBölünmezBütünlüğümüzTartışılamaz
#AtatürkteBirleşmeZamanı
#YenidenAtatürkCumhuriyeti
@add_genelmerkez
25 yıl önce Türkiye, bölgenin en modern hava kuvvetine sahip, hiçbir bölge devleti tarafından tehdit dahi edilemeyen bir ülkeydi.
25 yıl önce Türkiye, dönemin en modern 240 adet F-16 uçağını Eskişehir’de toplayarak imal edip ordusuna teslim etmişti. Oysa son 25 yılda sadece 30 adet alınarak Türk ordusuna teslim edildi.
Bugün bu durumun oluşturduğu güvenlik açığından cesaret alan ve pabuç gibi dilleri olan bazı siyasiler, Türkiye ile ilgili rahatça atıp tutabilmekte, hatta nüfuz bölgelerimize bombalar yağdırmaktan çekinmemektedirler.
Son olarak, yine bazı şeyleri muhafaza etmek çok önemlidir. Mesela 25 sene önce Türkiye’de Savunma Bakanlığı siyaset yapmazdı. Yarınlarda da yapmayacaktır.
YUNANİSTAN, GKRY VE İSRAİL ÜÇÜ BİRLİKTE TÜRKİYE’Yİ TEHDİT EDİYOR!
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Yunanistan’ın Fransa ve İtalya’dan aldığı fırkateynler, F-35 savaş uçakları, füzeler ve ABD’nin Defender tatbikatları sırasında getirerek hibe ettiği silahlar…
Binlerce zırhlı personel taşıyıcı, zırhlı araç, tank ve helikopter Yunanistan’a verildi.
Yunanistan, Türkiye ile karşılaştırılamayacak kadar küçük bir devlettir. Buna rağmen kendi ekonomik ve askeri kapasitesinin çok üzerinde savunma harcamaları yapıyor. İsrail ile imzaladığı anlaşmanın 3 milyar avroluk bedeli bile Yunanistan için son derece büyük bir rakamdır.
Yunanistan’daki sol partiler de hem soykırımcı İsrail ile böyle bir iş birliği yapılmasına hem de iktidarın bu anlaşmayı adeta kutlama havasında sunmasına ciddi tepki gösteriyor. “Halkımız neden bu kutlamaya katılsın?” diye soruyorlar.
Üstelik Yunanistan ekonomisine en büyük katkılardan birini Türk turistler sağlıyor. Türkiye kıyılarına yakın, gelir düzeyi düşük Yunan adaları bugün büyük ölçüde Türk parasının katkısıyla ayakta tutuluyor.
Türkiye’nin Yunanistan’a yönelik herhangi bir saldırı veya tehdit politikası bulunmamaktadır.
O halde bu kadar büyük silahlanma kime karşıdır?
Cevap açıktır:
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail; Türkiye’ye karşı bir zincir, bir kuşatma halkası oluşturuyor. Adalar Denizi’nden Doğu Akdeniz’e uzanan bu askeri yapılanmanın ortak hedefi Türkiye’dir.
📺 Yayının tamamını izlemek için:👇
https://t.co/70Xv5bzTmB
RUM YÖNETİMİ, KIBRIS TÜRKLERİNİ TEBAASI OLARAK GÖRÜYOR!
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“Çok enteresan bir tabloyla karşı karşıyayız.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki mülkiyetler üzerinden davalar açılıyor, Avrupa tutuklama kararları çıkarılıyor.
Girne’de yapılacak basit bir uluslararası müzik festivaline dahi müdahale ediliyor, iptal ettiriliyor.
Barcelona Futbol Kulübünün çocuklara yönelik futbol kampı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yapılacakken Rum tarafı İspanya Futbol Federasyonu, UEFA ve Barcelona nezdinde girişimlerde bulunuyor; sonuçta kamp programdan kaldırılıyor.
Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında doğal gaz boru hattı yapılması gündeme geldiğinde de Rum yönetimi buna itiraz ediyor. Türkiye ile KKTC arasında yaklaşık 101 kilometrelik doğal gaz hattı için çalışmaların başlatıldığı açıklanmış durumda.
Bütün bunların arkasındaki zihniyet nedir?
Rum yönetimi diyor ki:
‘Adanın tek meşru devleti ve tek uluslararası temsilcisi benim.’
Peki bunun Kıbrıs Türkü açısından anlamı nedir?
Sizi ayrı bir devlet olarak görmüyor.
Sizin egemenliğinizi kabul etmiyor.
Sizi kendisiyle eşit uluslararası statüde bir devlet olarak kabul etmiyor.
Dolayısıyla KKTC Cumhurbaşkanıyla da bir devlet başkanı olarak değil, kendi iddia ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti içerisindeki ‘Kıbrıs Türk toplumunun lideri’ sıfatıyla görüşmek istiyor.
Ben buna itiraz ediyorum!
Çünkü bu anlayışın vardığı yer şudur:
‘Devlet benim. Egemenlik benim. Ada adına karar verme yetkisi benim. Sen ise benim devletimin içerisindeki bir toplumsun.’
Yani sizi kendi egemenlik iddiasının altında görüyor.
Bir başka ifadeyle, sizi adeta tebaası gibi görüyor.
O halde soruyorum:
KKTC’nin uluslararası faaliyetlerini engelleyen, çocukların futbol kampına dahi müdahale eden, mülkiyet üzerinden tutuklama kararları çıkartan, KKTC’nin ayrı devlet kimliğini reddeden ve kendisini adanın tek devleti olarak gören bir anlayış karşısında;
hala bu kapıları aşındırmanın ne alemi var?
Önce statümüzü kabul edin.
Biz devletiz.
Biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yiz.
Biz sizin tebaanız değiliz.
Ondan sonra iki devletin eşit temsilcileri olarak oturur, konuşuruz.”
📺 Yayının tamamı👇
https://t.co/aeFCzyOBnq
Biz söyleyince inanmayanlar için, Galip Ensarioğlu söylüyor. Hendek olayları için talimatı öcalan verdi, sırrı Süreyya öcalanın bu talimatını kandile iletti, kandil onayladı. Bu görüşmelerde devletin resmi görevlileri var mıydı?
793 polis, asker ve korucumuz şehit oldu.
4000 den fazla polis, asker ve korucumuz yaralandı.
2500 civarında PKK lının öldüğü iddia edildi.
Uyuşturucu, tehdit ve Özgür Kürdistan yalanlarıyla kandırdığınız gariban Kürt çocuklarını ölüme böyle sürdünüz ama kendi çocuklarınız miami’de. Kurun taziye çadırlarını, yeni ölümler lazım size bu lüksü, konforu sürdürebilmeniz için. @DEMGenelMerkezi
Suriye'de Entegrasyon Aldatmacası!
Şimdi kravat takarak terörist olmaktan kurtulan YPG'nin başı Mazlum Abdi, Barzanici Rudav'a 20 Ağustos 2026'da verdiği demeçte şunları söyledi;
✍️🏻"Askeri gücümüzü Suriye Silahlı Kuvvetlerinin parçası olması kararı aldık. Ancak biz buraya Kürtler olarak katılacağız. Kürt tugaylarımız olacak. Şu an 5 tugayımîz var, komutanından erine hepsi Kürt!
Suriye Ordusunun resmiyette parçası olacaklar!
Kürtler kendini bölgelerinin koruyacaklar."
(...)
✍️🏻"YPG (SDG) süreç tamamlandığında tamamen ortadan kalkmış olmuyor. Biçimini değiştiriyor!
(PKK da kendini sözde feshederken, 'Biz APOcu hareket olarak mücadelemize silahsız olarak devam edeceģiz' demişti!)
(...)
✍️🏻"Yapılan anlaşmayla Kürtlerin yaşadığı bölgenin, idari, askeri vb. pek çok konuda ÖZEL STATÜSÜ kabul edildi. Kürtler, bölgelerini kendileri yönetecek, kendilerini kendi askeri gücleriyle koruyacaklar!"
(Çok açık özerk bir yapı bu! Irak'takinden farkı yok!)
✍️🏻(...)"Suriye merkezi yönetimiyle yaptığımız anlaşmanın garantörleri ABD ve Fransa'dır!"
✍️🏻Özetle, Suriye'de durum bu!
Türk kamuoyuna SR'de PKK'nın kolu YPG silah bıraktı, SR ordusuna katıldı söylemi gerçek değil!
Örgüt, orada silah bırakmadı, anladığımız anlamda entegre de olmadı.
Aksine adını koymadan özerk bir yapı oluşturulmuş!
İki büyük devlet de garantör olmuş!
Artık pirincin taşını ayıklamayı bırakın, sizlerin de çabasıyla giderek kördüğüm haline getirilen sorunun nasıl çözüleceğini, büyük devletlerin zorlamasını reddederek yeniden ele alın, ne yapacağınıza ondan sonra karar verin!
✍️🏻Son bir anımsatma:MSB Yaşar Güler, 20 Ara 2025'te, "YPG'nin birlik halinde entegrasyonu kabuledilemez, ferdi olarak entegreleri gerekir. Bundan geri adım atmamız söz konusu değil!" demişti!
Geri adım mı, U dönüşümü?
📌Tarihte Bugün; 1 Eylül 1921-Düğün ve Cenaze...
⚠️105 sene önce bugün Padişah Vahdettin, kendisinden 42 yaş küçük Nimet Nevzad Hanım ile evlenmiş, Yıldız Sarayında düğün yapmıştır.
⚠️Vahdettin düğün yaparken, Sakarya Savaşı esnasında Çal Dağı'nı savunan 190. Alay kendini feda ediyor 1 ve 2 eylül tarihlerinde 82 subayını ve 900 erini şehit vererek koca alaydan geriye çoğu yaralı 80-100 asker kalıyor.
👉Vahdettin, Nimet Hanım ile evlendiğinde tam 61 yaşındaydı. Gelin hanım ise sadece 19 yaşındaydı. Vahdettin kendisine 19'luk eş aldığı sırada biri 27, diğeri de 29 yaşlarında olmak üzre 2 kızı vardı.
👉İşte tam bu esnada 190. Alay kendini feda ediyor, Yunan Ordusu Ankara kapılarını zorluyor, Şerife Bacı ve arkadaşları da kağnılarıyla İnebolu'dan Ankara'ya cephane taşıyordu.
‼️Ama tüm bunlar Padişah ve Halife Vahdettin'in umurunda değildi. O vatanı işgal altındayken İngilizlerin himayesi altında Sarayda düğün yapıyordu...
‼️Şimdi vatanın nasıl kurtarıldığını unutan bazı hain köpekler Vatanı kurtarması için Mustafa Kemal Paşa'yı Samsun'a Vahdettin'in gönderdiğini(!) söyleyip vatanı işgal altındayken düğün yapan bu uçkur düşkününe milli mücadeleden pay çıkarmaya çalışıyorlar...
#tarih #TarihteBugün #salı #sakaryameydanmuharebesi