Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Ak Parti, Meclis'in 15 Temmuz'da tatile gireceği söylüyor. Tuzlu suya gideceklermiş.
Emekliye tarihte ilk kez bir tas çorbadan az zam yapılmış, millet acı reçeteyi içerken, sen vücudu tuzlu suya bastıramazsın kardeşim!
Emekliler için emekçiler için iki kanun teklifimiz hazır. Bunları görüşmeden bu milletin yüzüne nasıl bakacaksınız?
“Suç örgütüne üye olmak” iftirasıyla tutuklandım. Oysa benim üye olduğum tek örgüt, Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu’dur. Yani bu ülkenin onurlu savunma geleneğidir. Ne bir suç yapısının, ne bir kumpas senaryosunun parçası oldum. Olmam.
Bu açık bir yargı kumpasıdır. Tek nedeni de herkesin bildiği üzere Ekrem İmamoğlu’nun avukatlığını yapmamdır. Amaçları korkutmak, susturmak, yalnızlaştırmaktır. Boşuna uğraşıyorlar. Çünkü biz avukatlar teslim olmayız.
İmamoğlu’na avukatlık yapmayı suç sayan bu çarpık zihniyete sesleniyorum: Eğer bu görevi “ateşten gömlek” ilan ediyorsanız, bilin ki biz o gömleği çoktan giydik, yanmayız. Ben giderim, yerime yüzlercesi gelir. Çünkü biz haklının yanındayız. Çünkü biz eğilmeyiz, susmayız, vazgeçmeyiz.
Çünkü bizim avukatlık pratiğimiz boyun eğmez.
Kordon’da çöplerin toplanmasına engel olmak isteyen sendika işçileriyle yaşanan tartışma sırasında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, grevcilere sert tepki gösterdi: “Belediyeyi batıramayacaksınız… Bu işleri yapacak adam bulurum ben!”
Bu akşamdan yarın sabaha kadar Atatürk Bulvarı’nda, Adalet Bakanlığı önünde; haksız yere tutuklanan gençler ve öğrenciler için ÖZGÜRLÜK ve ADALET nöbetindeyim.
Günlerdir anlatmaya çalışıyoruz. Kaybedecek bir zamanımız kalmadı!
Müvekkilim Mahir Polat için cezaevinde geçirdiği her dakika risk içeriyor.
Sevgili Barış Terkoğlu cezaevi şartlarının Mahir bey için tehlikeli olduğunu bütün gerçekliğiyle ortaya koymuş.
Dün acil şekilde toplanan İl Sağlık Kurulu üyelerinin raporu da Mahir beyin cezaevi şartlarında kalamayacağını doğruluyor.
Dün detayını paylaştığım itirazımız doğrultusunda Mahir beyin ivedi şekilde tahliyesini talep ediyoruz. Hiç vakit kaybetmeden.
Bir iftiracı ve yalancı tanığın daha ipliği pazara çıktı.
Sabah’ın haberinde adı geçen tanık Orhan Cevahiroğlu, biz İBB’de göreve geldikten sonra (2019’dan sonra) Beylikdüzü’nde bir kafe ve fabrikada haftada 2 gün buluşup para dolu rüşvet çantaları ile çıktığımı gördüğünü söylemiş.
Savcılık makamının elde ettiği HTS (telefon konum verisi) verilerine göre fabrika veya civarında hiç bulunmamışım, kafede veya civarında ise 2019 seçiminden önce sadece 5 kez sinyal vermişim.
Tanık şahsın yalanları ortaya çıktığı gibi, beni daha seçim kazanmadan yolsuzluk yapmakla suçlamasını ise vicdanlara havale ediyorum.
Adaleti yanıltan, iftiralarla itibar suikastlığı yapan bu yalancı gibi tüm tanıklarla adalet önünde her platformda hesaplaşacağım.
orta direk, beyaz yaka. Adı ne derse ne diyelim. 20 senedir ülkeyi yönetenlerin elinde paspas oldu. Üstten zenginler, alttan ise kasabalı cahiller arasında posası çıkana kadar sağıldı. Ne mecliste, ne sokakta hiçbir yerde temsiliyeti yok. Test emekçisi. Çocukluğundan beri test çözüyor. Ülkede vergisini aksatmayan tek grup. Zaten eline geçmeden alınıyor. Bodrum da tatile gitse öpülür, araba alsa öpülür. Yurtdışına çıksa harç öder, çocuğu ile kar tatiline gitse yanarak ölür. İstanbul da belediye kazanır. Başkanı hapse atılır. Taksici kendisi yerine Arap turist alır, turizmcisi Rus turist alır. Bizimkisi sırtında özel okul sistemini, özel hastaneleri, özel sektörü taşır. Akp en çok bu gruba zarar verdi. Zaten bunlar bana da oy vermiyor diyerek vurdukça vurdu. Bir itiraz gelmiyordu uzun zamandır. Boykotlar ile ilk öfke patlamaları başladı bana kalırsa.
"Ben şahsen sadece kendi savunmamı yapmayacağım. Aynı zamanda bu hazırlığı yapan, bu suç isnadını bana yükleyen ve 16 milyon İstanbulluya gözaltına alınmış bir Belediye Başkanı dönemini yaşatan bu insanlarla ilgili yasal tüm haklarımı hayatım boyunca arayacağım, yargılanmaları için elimden geleni yapacağım. Milletimin önünde söz veriyorum."
— Ekrem İmamoğlu
@sinan_yilmazz Avrupa tecrübesi olan takım diyorsun ama şu takımın Avrupa'da karakter koyabilecek tecrübesi yok, kart problemi de bundan kaynaklandı. Galatasaray kulübü tecrübeli olabilir ama şu anki kadronun Avrupa tecrübesi olmadığı bahsettiğin RFS, AZ, Malmö, Kyiv maçlarında da ortadaydı
ODTÜ birincisinden okul yönetimine tepki
ODTÜ'de rektör Ahmet Yozgatlıgil'e yönelik protestonun ardından okul birincileri kürsüye çıktı. Okul birincisi Ali Yıldız yönetimi şu sözlerle eleştirdi:
◾️ Bilim Kavaklık'ta yüzlerce ağacı alelacele kesmek değildir
◾️ Bilim fikrinin uyuşmadığı öğretim görevlilerini görevlerinden etmek değildir
◾️ Bilim ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde anayasamızın bize verdiği barışçıl gösteri yürüyüş haklarını kullanan öğrencilerin üzerine polis göndermek değildir
◾️ Bilim öğrencilerin derslerden nefes almaya fırsat bulduğu tek etkinlik olan bahar şenliklerini, sorunları çözmek yerine sorunları bahane ederek iptal etmek değildir
◾️ Bilim karşılaştığı ilk kriz anında öğrencilerle olan bütün diyaloğu bitirmek, sonra da hakkını arayan öğrencileri soruşturmalarla korkutmaya çalışmak değildir
Bu konuşma stadyumdan yoğun alkış aldı