Lafı bükmeden, her zaman hakkı söyleyen, mazlumdan yana olan sanatçılar vardır. Duruşu ile topluma örnek olurlar. Kadir İnanır onlardan biriydi. Çok iyi bir oyuncu çok iyi bir insandı. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. #kadirinanır
@eyupkaanyoksu Behzat Ç, eski sezonlarda Cumartesi Anneleri'nden, LGBT cinayetlerine, ülkedeki cemaat yapılanmasından toplumsal çürümeye kadar birçok konuyu güçlü bir senaryo ile işliyordu. Maalesef yeni sezonların hiç birinde bunlar yok.
Hocam milli duygularla pohpohlanan davar çok. Biz anlayabiliyoruz. Bu ülkede başarısızlıklar, suçlar, ihanetler milli duyguların ardına gizlenebiliyor.
Maradona'lı Napoli, tarihinin ilk şampiyonluğunu aldığında şehir mezarlığının duvarına;
"Ne kaçırdığınızı bilmiyorsunuz" pankartı asılmıştı...
Ertesi sabah mezarlık duvarında şöyle bir yazı ile karşılaşıldı;
"Kaçırdığımızı kim söyledi"
Karakter, teknik ve meydan okuma olarak Ronaldocu olsak da rekorları hep #Messi kırıyor. Şöyle de bir gerçek var. İlk maçta yüzde yüz kırmızı kartlık pozisyonu es geçilmese bugün rekor kırabilir miydi? Kırardı. Çünkü Messi lobisi denen bir şey var.
@ouzoren@bgyetherr Tarihte bu şarlatan kadar kimse kollanmayacak. Maradona emperyalizme karşı sosyalist ve devrimci çizgisini hiç bozmadı. Ama Messi gidip son yıllarında emperyalizmin kucağına oturmayı tercih etti.
🤔 Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir ankette #YapayZeka'nın topluma olumlu etki yapacağına inanan ABD'lilerin oranı yüzde 16 çıkmış. https://t.co/YrmLoKeOMQ
Andolsun ki bu ah ve bu dünya kimseye kalmayacak! Kendi kitlelerini elitist diye uyuttukları adamların böyle hikayeleri var. Hepsi onurlu hepsi dimdik. Emeği ile bir yere gelmiş. Göt yalayarak mevki makam sahibi olmamış...
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
Her devrin adamları. Sahibinin sesi. Rüzgar nerden eserse orada yer alırlar. İlkeleri, değerleri, ideolojileri yoktur. Onlar için haysiyet sıradan bir şeydir. Menfaat hayatlarındaki tek değerdir. Üç günlük dünyada bu kepazeliğe değmez...
“kadın gibi yaşamayıp, erkek gibi öleceğiz” diyerek statta hakeme saldırarak rehin alıp erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesiyle salıveren bir mafya bozuntusu müptezel federasyonun başında. iktidar da yapısı itibarıyla bu hukuk tanımaz karakter biçimden münezzeh değil, dolayısıyla futbolcusuna da aynı lümpenliği, sorumluluk üstlenmek yerine kullanışlı vatan bayrak sığınağını zerk ediyor.
hülasa tank topla, uçak gemisi, iha siha, jeneriğinde reis golleriyle en barışçıl olması gereken müsabakada şuursuzluk vesikası terörize edilmiş bir futbolla çıkılan yolda bu hezimet doğası gereği kaçınılmaz. çok da isabet olmuş. aksi durumda açlığa mahkum ettikleri on milyonlarca insanı büyük devlet martavalıyla bir müddet yeni bir anlatıyla terbiye edeceklerdi.
Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları ve Merih'in bozkurt işareti maça yetişemediği için ikinci maç sonunda sıfır puanla ve sıfır golle sizin çocukları buradan Bodrum'da ki villalara yolluyoruz. Teselli ikramiyesi olsun sizin çocuklara...
Sonuç ne olursa olsun büyük kepazelik var ortada! Menejerlerin maşası futboldan bihaber hoca, atar gider yapmayı marifet sayan federasyon başkanı ve eleştirildi diye alınganlık gösteren altın jenerasyon çocuklar... Sizin çocuklara yakışır bir kepazelik...
Zaman akıp gidiyor...Yaş aldıkça, gerçek mutluluğun sakin sabahlardan, temiz bir ortamdan, erken uyunan gecelerden, güvenli bir yuvadan ve enerjini tüketmeyen insanlardan ibaret olduğunu anlıyorsun...
Kişisel hırslar, birbirine cevap yetiştiren yetkililer, tepki geldi diye bıyığını kesen, saç imajını değiştiren futbolcular, kamptan sızan bilgiler... Millilik dünyanın içi en boş şeyidir bu ülkede.
🗣️ İbrahim Hacıosmanoğlu:
“Fatih Hoca'ya imparator lakabını halk verdi. İmparatora yakışan şekilde konuşmasını arzu ederdim. 'Konuşacağım zaman gelecek, 2 maç daha bekleyip, hesap sorarız' demesi.
Kimden hesap soracaksın? Fatih Terim duruşuna yakışmadı"
Global, taktiksel ve endüstriyel futbolun hakikatlerini bir kenara bırakıp milli hamasetlerle büyük büyük konuşursanız, ülkesinde futbolun beşinci spor olduğu takım kibrinizi elinize verip sizi sahadan böyle gönderir.
🎙️ Jürgen Klopp: Futbol, klimalı ofislerde oturan yöneticilerin elinde rehin tutuluyor. Sözde 'su molaları', bize oyuncuların sağlığını koruyan bir kalkan, sıcağa karşı çekilmiş asil bir kılıç olarak sunuldu. Ama gerçekte ne? Bu, sponsorlar için inşa edilmiş altın kaplama bir kafesten başka bir şey değil.