Belgeselini çektiğimiz Hasidik Yahudiler, Chabad-Lubavitch topluluğudur ve ileri düzeyde Siyonisttir.
İsrail yanlısı bu Hasidik Yahudiler, bizim başlangıçta yalnızca kültürel ve yüzeysel bir video çekeceğimizi düşündü. Drew Binsky tarzında; gündelik yaşamı, gelenekleri ve kültürel farklılıkları anlatan daha hafif bir içerik bekliyorlardı.
Kanalımızın popülerliği de, onların bizim çekim talebimize ılımlı yaklaşmasına neden oldu.
Üstelik bu konuyu ilk kez biz çekmiyorduk. Daha önce Tyler Oliveira ve Tommy G gibi içerik üreticileri de benzer videolar hazırlamıştı.
Fakat çekimler ilerledikçe, konunun yalnızca kültürden ibaret olmadığını fark ettik. Aldıkları çeşitli destekleri, İsrail’le kurdukları tarihsel ve ideolojik bağları ve Kudüs’e dair siyasi-dini yaklaşımlarını da keşfettik ve belgeselimizde bunları size aktarmaya çalıştık.
Filistinli çocukları desteklemeyi unutmayın!
ABD’nin NATO’dan çıkması ve Türkiye’ye saldırısında İsrail’e yardım etmesi konusu günlerdir tartışılıyor.
Bu durum bana 1919 Paris Konferansı’nda İngiltere’nin ve ABD’nin Yunan’ı Türk’ün üzerine salmasını hatırlatıyor.
Birinci Dünya Savaşı öncesi, 1914’e gelindiğinde İngiltere ağır borç yükü altındaydı ve yükselen Almanya’yı ortadan kaldırmak için Büyük Savaş planlandı. Fransa batıdan, Rusya doğudan saldıracak ve Almanya yok edilecekti. İngiltere Savaşı kazandı ama bu bir Pirus zaferiydi. Sonuçta imparatorluk yıprandı, maliye iflas etti ve uzun bir çözülme sürecine girdi. Böylece ortaya çıkan boşluğu yükselen hegemon ABD doldurdu.
Buna rağmen Londra 1919’da Yunanistan’ı vekil olarak kullanıp Anadolu’ya sürdü. Ancak Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde Türk milleti bu oyunu bozdu. Önce Sakarya, sonra Dumlupınar ile sahadaki zafer Mudanya Ateşkes Antlaşması ve ardından Lozan ile siyasi sonuca dönüştü ve Yunan ile İngiltere Anadolu’dan sökülüp atıldı.
Bugün de 107 yıl sonra aynı tarihsel çizginin benzer bir safhasındayız. Borç yükü altında ezilen ABD, Çin’in yükselişini durduramıyor ve İsrail’in vekili gibi hareket ediyor. Bu ikili İran karşısında 40 günü aşan süreçte siyasi hedeflerinin hiçbirini gerçekleştiremedi. Hürmüz ve Bab El Mendeb’in kontrolünü dahi kaybetti .
Sahada gördüğümüz tablo son skandal kurtarma harekâtından sonra daha da dibe vurdu. ABD ve İsrail’in elinde esas olarak sadece havadan kullanılan ateş gücü var, fakat bu güç tek başına ne askeri ne siyasi sonuçlar üretmeye yetmiyor. Sürekli siviller ölüyor.
İşte bugün de benzer bir senaryo tartışılıyor. İsrail’in yeni hedefi Türkiye ve ABD’nin İsrail’e yardım etmek için NATO’dan çıkacağı tartışması sürüyor.
ABD’nin İsrail-Türkiye çatışmasında NATO Antlaşması’nın 5. maddesini uygulamamak ve İsrail’in yanında Türkiye’ye saldırmak için NATO’dan çıkmasına ihtiyacı yok ki. ABD bunu istediği şekilde zaten yapabilir zaten yapıyor da. Hele Trump döneminde bunu yapmak çok daha kolay. Diplomatik Görüşmeler devam ederken görüştüğü ülkeye saldıran bir ülke NATO Antlaşması’na uyar mı?
Türkiye’de pek çok kurum ve kişi NATO ve ABD gerçeğini görmezden gelmeye devam ediyor. ABD ve İsrail Türkiye’de ancak şunları yapabilir: Ekonomik dengemizi bozabilir,
Siyasete müdahale edebilir, kumpas kurabilir ve son tahlilde savaşta havadan ateş gücü yağdırabilir.
Ancak sonuçta elde edecekleri kayıplar çok ama çok büyük olur. Böyle bir süreçten sonra Türkiye yeni kurulan dünyada jeopolitik perspektifte yerini çok daha sağlam alır.
Kısacası 100 yıl önce çöken imparatorluk İngiltere, Yunanistan’ı kullanarak Anadolu’da sonuç almaya çalıştı ve başarısız oldu. Bugün ABD İsrail üzerinden benzer bir strateji izliyor. Bu iki tablo birçok açıdan örtüşüyor ve en çok da sonuçları itibarıyla örtüşecek. O dönemde İngiltere geriledi, yerini ABD aldı. Bugün ise ABD geriliyor, Çin yükselmeye devam ediyor, Rusya ve İran direnç gösteriyor. ABD ve İsrail ise sahada sonuç alamayan, büyük ölçüde havadan vuran bir çizgiye sıkışmış durumda, sadece çöküşlerini hızlandırıyorlar.
Bir hatırlatma yapalım.
Tarihte Anglosakson hegemonyaya tokat atabilen en büyük ulus Türkler olmuştur.
Çanakkale’den Kut ül Amare’ye Kurtuluş Savaşından Lozan’a yokluklar içinde bile olsak onları yendik.
Yeter ki biz içeride adam olalım, birlik olalım ve Mustafa Kemal’in rotasını takip edelim.
Tanrı kimseyi Türklerle savaştırmasın.
Buraya kadar bu adam getirdi. Bu maçta İstediği kadar hata yapsın sen 10 kişilik Kasımpaşa'dan gol yemiyeceksin futbolcu olarak.
Öyle maç kazanınca Fatih Sultan Mehmet editleri paylaşarak "sonuna kadar arkandayız" diyerek olmuyor.
Buraya kadar derbi mağlubiyeti görmeden Tedesco getirdi. Süper kupayı Galatasaray'ın elinden aldı.
11 maçta da takımın başında Tedesco olacak ve şampiyon olacağız!
23/24'te 99 gol 99 puan almış İsmail Hocaya yapılanlar bugün Tedesco'ya yapılmasın!
Puan farkı 2. Fikstür bizim lehimize! Tedesco'nun sonuna kadar arkasındayım.
Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yapan İstihkam Astsubay Kıdemli Başçavuş Ertan Üstündağ, KKTC’de 661,5 metrekarelik Türk bayrağıyla serbest paraşüt atlayışı gerçekleştirerek Türkiye rekoru kırdı.
Bir futbol turnuvasının startını veren kişi Cumhurbaşkanının oğlu Bilal Erdoğan.
Bir yanında TFF Başkanı, diğer yanında Milli Takım Teknik Direktörü. Yetmiyor, “Bakan buraya, hoca sen de gel” gibisinden sahneyi yeniden dizayn ediyor.
Soru basit: Hangi sıfatla?
Bir devlet görevi yok, seçilmişliği yok, hukuki bir yetkisi yok. En fazla bir vakfın yöneticisi ya da mütevelli heyeti üyesi. Türkiye’de bunun gibi binlerce vakıf var. Hangisinin başkanı, böyle bir ortamda öncelikli olarak basın açıklaması düzenleyebiliyor?
Özel bir vakıf yöneticisinin, devletin bakanı ve sporun kurumsal temsilcileriyle böyle bir hiyerarşi kurması kabul edilemez. Bu bir protokol meselesi değil, devlet ciddiyeti ve terbiyesi meselesidir.
Bu tablo, iktidarın soyadıyla kazanılmış fiili yetkinin fotoğrafıdır. Asıl rezalet ise bunun artık kimseyi şaşırtmıyor olmasıdır.
🇹🇷 Cihat Yaycı ; Bu topraklarda “Türk Milleti ve Türkiye ismi” Cumhuriyetle ortaya çıkmış gibi bir algı harekatı yürütülüyor.
Ama gerçek şudur ki; Türk Milleti bu topraklarda binlerce yıldır vardır ve bu toprakların ismi de Türkiye idi.
Yani Türklerin ülkesi…TÜRKİYE
Türklerin müziği TÜRKÜ..
Türklerin çalgısı SAZ…
Toprağına, törene, kültürüne, diline, türküne, sazına sahip çık EYYY TÜRK!!!
Karadağ 1 vatandaşı bıçaklandı diye Türkiye’den vizesiz girişleri askıya aldı.
1 kişi için 85 milyonu karşısına alabiliyor !
Çünkü vatandaşına değer veriyor Biz Karadağ'a giremiyoruz diye değil de neden bir Karadağ vatandaşı kadar değerimiz yok kendi ülkemizde diye ağlayalım !
Joseph Yobo'nun jübile maçı için yıllar sonra sahalara dönen 42 yaşındaki Jay-Jay Okocha öyle bir oyun oynuyor ki Samuel Eto'o oyundan çıkmasını istemek zorunda kalıyor..
Form geçici klas kalıcı.
8 Ağustos 2025’te Ermenistan ile Azerbaycan arasında 35 yıllık savaşı bitirecek barış anlaşması Beyaz Saray’da paraf edildi. 8 Ağustos tarihi, 2008’de Rusya’nın Güney Osetya’ya müdahalesinin yıl dönümü olması nedeniyle ABD’nin Güney Kafkasya’ya dönüşünü ve Rusya–İran çevreleme stratejisinde yeni bir aşamayı simgeliyor. Törende iki liderin Trump’a aşırı iltifatı ve Nobel önerisi, Gazze’de devam eden katliam gölgesinde küresel ahlaki çöküşün göstergesi oldu. Anlaşmanın Türkiye açısından en kritik sonucu 44 km’lik Zengezur Koridoru. Koridorun yapım ve işletme hakkının 99 yıllığına ABD’ye verilmesidir. Bu durum Türkiye, Rusya ve İran için ciddi jeopolitik risk oluşturuyor. Hat, Türkiye’yi doğrudan Azerbaycan ve Orta Asya’ya bağlasa da ABD’nin bölgeye yerleşmesi, Güney Kafkasya’da yeni bir Amerikan kuşatma hattı anlamına geliyor. Bu durum, tarihî “Kafkas Seddi”nin modern bir versiyonu olarak değerlendirilebilir. ABD kontrolü, hegemonya karşısında direniş sergileyen Rusya ve İran’ın Ermenistan üzerinden bağlantılarını zayıflatabilir, Çin’in Turkiye ‘ye de fırsatlar yaratan “Kuşak ve Yol” projesine gerektiğinde engeller çıkarabilir. Türk–Amerikan ilişkileri bozulursa koridor Türkiye aleyhine de kullanılabilir. Asıl hedef, Güney Kafkasya’yı ABD etkisinden uzak tutarak Türkiye, Rusya, İran, Azerbaycan ve Ermenistan arasında Avrasya merkezli barış ve işbirliği kurmak olmalıdır. Bu koridor Washington kontrolünde kaldığı sürece Amerikan Turancılığına hizmet edeceği ve gelecekte Türk Rus, Türk İran ilişkilerinin zedelenmesi için fırsat sunabileceği gözlerden ırak tutulmamalıdır. Türk dünyasıyla bağlarımızı güçlendiriyoruz derken çok hassas küresel dengeleri aleyhimize çevirme potansiyelini göz ardı edemeyiz.
Lübnan’da Hizbullah‘ın silah bırakması için yeni bir sürecin başlatıldığı ve buna Hizbullah’ın karşı çıktığı; İsrail’in Hitler döneminin bir nevi nihai çözümünü hatırlatan Gazze ilhak planını açıkladığı; Yunanistan’ın yeni ilan ettiği deniz mekansal planlama haritasında Türkiye’yi kıtaya iten ABD ve AB tarafından desteklenen Sevilla haritasının aynısını kullanmış olduğu; İsrail’de Kuzey Kıbrıs’a askeri müdahale seçeneklerinin tartışıldığı , denize çıkışı olan bir Kürt devletinin kurulmasının gerekliliğinin yer aldığı makalelerin medyada yer aldığı; Bosna-Hersek federasyonunda Sırp başkanın görevden alındığı; ABD’ye direnen Venezuella’nın seçilmiş devlet başkanı Madura’nın başına FBI tarafından ödül koyulduğu bir konjonktürde Söz konusu anlaşmanın paraf edilmesi dikkat çekicidir.
Batı’ya yaklaşarak ABD’ye, Trump’a iltifatlar ve güzellikler sergileyerek elde edilenlerin ne kadar kalıcı olduğu tarihte saklıdır. 1990 sonrası Çekiç Güce Ankara yıllarca evet dedi Irak’ta Otonom Kürt devletinin yolu açıldı. Aynı büyük hata 2013 sonrası Suriye’de yapıldı. Hem milyonlarca mülteci ülkemize geçti, hem de İsrail’le doğrudan komşu olduk. Soğuk savaş sonrası CIA’nın orta Asya’daki FETÖ yapılanmasına adeta alkış tutuldu sonuç ortada. Kısacası ABD’nin orkestrasyonunu yaptığı her girişim sadece onun işine yarar. Türkiye belli ki Güney Kafkasya’daki bu gelişmeye itiraz etmemiştir. Ağır finansal baskı altında jeopolitik geleceğini ABD hegemonyasına yaklaşmakta bulan ve her geçen gün daha riskli ve tehlikeli sulara yönelen Ankara çok temkinli davranmalıdır. Tarihten ders almalıyız.Atatürk’ün “Kafkas Seddi” tanımıyla, İngiltere’nin 1. Dünya Savaşı sonrası Kafkasya’da kurmaya çalıştığı Azerbaycan–Gürcistan–Ermenistan hattındaki Batı yanlısı tampon devletler zincirini unutmadık. 5 Eylül 1920 tarihinde Doğu Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa’ya ve diğer komutanlara gönderdiği mektupta Atatürk, “Kafkas Seddi”nin Anadolu ile Türk–İslam dünyasının kara bağlantısını koparmak amacıyla oluşturulduğunu vurguluyor ve bu seddin mutlaka yıkılması gerektiğini, bunun hem millî güvenlik hem de Türk dünyasıyla stratejik bütünlük açısından zorunlu olduğunu ifade ediyordu. Hatırlatalım tarih akıllılar için tekrar etmez.
80 yıl önce bu hafta ABD önce Hiroşima daha sonra Nagazaki’ye havadan nükleer silah attı. Hiroşima şehrine 15 kilotonluk atom bombası atıldıktan sonra Alman misyoner Wilhelm Kleinsorge, gördüğü manzarayı yazdığı hatıratında şöyle anlatıyordu: “Yaralılar sessizdi. Acıdan haykırmak ne kelime, kimse ağlamıyordu bile. Kimse şikâyet etmiyordu… Çocuklar bile ağlamıyordu.” Hiroşima ve 3 gün sonra ikinci bombanın atıldığı Nagazaki şehirlerinde kısa sürede 160 bin kişi öldü. Yüz binlercesi de daha sonra radyoaktif kirlenme sonucu kansere yakalandı. Kurtulan nesiller ise radyasyon kirlenmesi ile Hibakusha (şeytanın kanı)olarak damgalandı, çoğunluğu aile kuramadı.
41 yıl sonra 1986 yılındaki Çernobil faciası sonrası kontrol dışı nükleer reaksiyonun yarattığı radyasyonun insan sağlığına ve çevreye etkisi tahminlerin çok üzerinde gerçekleşince artık tamamen anlaşıldı ki nükleer silahı stratejik veya taktik düzeyde kullanan taraf kazansa da radyasyon nedeniyle sonuçta ne barışı ne huzuru kazanıyor.
Hiroşima ile Amerikalı nükleer fizikçi ve bombanın mimarı Oppenheimer’ın dediği gibi “Ben artık ölümüm” dönemi başlamıştı. Amerikalı Oramiral Leahy bombayı savunanların eleştirisini sonradan şöyle yapmıştı: ‘Benim şahsi kanaatime göre böyle bir bombayı ilk kez kullanmakla, ortaçağ dönemlerine ait ahlaki bir standardı kabul etmiş oluyoruz. Ve ayrıca bana öğretilen savaşın kuralları böyle değildi. Savaşlar kadınları ve çocukları öldürerek kazanılamaz…Bilim adamları ve diğerleri denemenin yapılmasını istiyorlardı. Çünkü projeye çok büyük para yatırılmıştı’’.
Gerçekte bu bombalar salt Japonya'nın teslim olması için atılmamıştı. Japonya'nın savaşmaya ne petrolü ne de gücü zaten kalmamıştı. Bu bombalar aynı zamanda Sovyetleri durdurmak için atılmıştı.
Bugün Truman'ın başlattığı nükleer dehşet süreci tüm hızıyla devam ediyor. Yeni küresel düzenin kurulma sancıları başta Ukrayna olmak üzere pek çok yerde vekalet savaşları ve büyük güçler mücadelesi üzerinden yaşanırken nükleer silahlanma ve nükleer şantajlara maruz kalma devam ediyor.
Nükleer savaş riskini güncel değerlendiren Kıyamet Saati 1947’de nükleer çağın başlamasıyla “gece yarısına 7 dakika” olarak ayarlandı ve sonraki yıllarda dünya siyasetindeki krizler, silahlanma yarışı, iklim değişikliği ve teknolojik risklere bağlı olarak ileri–geri hareket etti. 1949’da Sovyetler’in atom bombası denemesiyle 3 dakikaya, 1953’te hidrojen bombalarının devreye girmesiyle tarihte ilk kez 2 dakikaya indi. Soğuk Savaş’ın yumuşama dönemlerinde 12 dakikaya kadar uzaklaştı, ancak Küba Füze Krizi gibi olaylar resmi ayarı değiştirmese de en tehlikeli anlar arasında yer aldı. 1991’de Soğuk Savaş’ın bitişiyle 17 dakikaya çıkarak en uzak konuma ulaştı, fakat 2000’lerden itibaren nükleer tehditlerin geri dönüşü ve yeni jeopolitik gerilimler saati yeniden hızla ilerletti. 2020’de 100 saniyeye, 2023’te 90 saniyeye ve 2025’te 89 saniyeye inerek tarihin en yakın noktasına geldi. İnsanoğlu açıkça kendini yok etmeye hiç bir krizde bu kadar yakın olmadı.
2019 yılında ABD’nin tek taraflı olarak INF (orta menzilli nükleer silahlar )antlaşmasından geri çekilmesi ve 4 Ağustos 2025 tarihinde Rusya’nın da bu anlaşmadan geri çekilmesi ile durum çok daha riskli hale geldi.
Türkiye, İncirlik'te anavatan topraklarımızda NATO adına bulundurduğu B61 taktik nükleer silahlar ile nükleer şantajın iki taraflı kurbanı olmaya adaydır.
NATO'nun 32 üyesi varken Akdeniz havzasında sadece İtalya ve Türkiye'de Amerikan B61 nükleer silahlarının bulunması ne günümüzün jeopolitik gerçekleri ne de tarihimizin dersleri ile uyumlu değildir.
Türkiye bu silahlardan bir an önce kurtulmalıdır. Benzer şekilde Kürecik’teki X Bant radar da nükleer stratejik hedefler arasındadır. Kürecik radarı ve B 61 füzeleri ülkemizde kaldığı sürece nükleer hedef olmaya en büyük adayız.
Değerli araştırmacı gazeteci Hüseyin Vodinalı 2017 sonrası Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı çok ciddi ve hayati sorunları bu yazıda objektif şekilde olgularla özetliyor. Okunması tavsiye edilir.👇👇👇
PKK terör örgütü elebaşı, bebek katili terörist Abdullah Öcalan görüntülü mesaj ile PKK’ya seslendi.
Bebek katili Öcalan bu açıklamasında "ASIL HEDEF"inden hiç taviz vermediğini tekrar açıkladı.
Terörist elebaşı Öcalan şöyle diyor:
1) “Bu manifesto, 50 yıllık Kürdistan Devriminin Yolu manifestosunu başarı ile ikame edecek niteliktedir.”
Türkçesi "Kürdistan Devriminin Yolu manifestosunda ortaya koyduğum hedeflerden vazgeçmedim. O hedeflere başka araçlar ile ulaşacağım."
2) Ulusal kurtuluş savaşı vererek Kürt varlığının tanınmasını sağladık. Artık silahlı savaş gereksiz.
3) Pozitif entegrasyonist yöntemlerle devam edeceğiz.
Yani yeni yasal düzenlemeler ile yeni kurumlar oluşturacağız.
4) Toplum özgürleşince ben de İmralı’dan çıkacağım. Çok dert etmeyin bunu.
Öcalan 2009-2015 arasında gerçekleşen ilk müzakere sürecinde de "barış konseyi kurulmalı" diyordu. Şimdi TBMM komisyonu kurulacak. Kürt realitesi parlamentoda tanınmalı diyordu. TBMM’de komisyon kurulması ile tanınmış olacak ve Öcalan resmi muhatap olacak.
Anayasal düzenleme istiyordu. Yeni anayasa bugün yine gündemde. "Ulus devletten vazgeçelim" diyordu. Şimdi Türk olmaktan Türkiyeli olmaya sürüklenmek isteniyoruz.
Özetle Öcalan bunları söylüyor.
Zafer Partisi de Öcalan/PKK vesayetinde bir anayasaya karşı çıkıyor.