AKP ve Erdoğan’ı defalarca yendiği için cezaevinde tutulan Ekrem İmamoğlu’nun bugünki duruşmada söylediği tarihe geçen cümleleri sizler için özetledim:
— Benim helal bir diplomam var, gösteremeyeceğim bir üniversite arkadaşım yok!
— Ben üniversite arkadaşlarımla stadyum doldururum başkası tavla oynanacak birini bile bulamaz!
— Öfkem çok büyük sayın hakim. Öfkem artık saklanamaz bir vaziyette!
— Bir tane AK Partili belediyeyle ilgili hiç mi soruşturma olmaz?
— Bu ülkede artık adalet, 'istediğimizi vermezsen seni aylarca tutuklu yargılarız' şeklinde yapılıyor!
— Size soruyorum. Biz mi suç örgütüyüz, yoksa her davayı aynı bilirkişi ve aynı savcılarla kurgulayıp, sonra o isimleri ödüllendiren sistem mi suç işliyor?
— 1.5 milyar TL bir duruşuma salonu için harcanmış. Buna bu para harcanır mı? Bunu ancak gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir!
— Savcı sorguda bana 'Ekrem Başkan, kusura bakmayın, yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. O zaman da siz bizi yargılarsınız' dedi.
— Ben de kendisine çok net bir şekilde şu cevabı verdim: 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz. Bu düşünce bile başlı başına bir sorun! Ülkeye artık adalet gelmeli!
Sadece okuyup geçmeyin, bizler için bedel ödeyen bu insanın her cümlesini her yerde paylaşın..
EKREM İMAMOĞLU’NA
ÖZGÜRLÜK!
Deniz Göktaş neden tutuklu yargılanıyor?
Kaçacak mı? Kendi geldi.
Delil mi karartacak? Delil YouTube'da yüklü zaten.
İlle yargılayacaksanız dışarıda yargılayın. @idgoktas'ı rahat bırakın. Deniz Göktaş'ı serbest bırakın.
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın#DenizGöktaş
Siyasi partilerin varoluş nedeni devleti yönetme iddiasıdır.
Siyasi partiler arasındaki mücadalede hesaplaşmak üzerine değil devleti yönetmedeki farklılıkları ve alternatifleri ortaya koymaktır.
Türkiye devletinin varlığını ve devamlılığını korumak, buna yönelik politikalar geliştirmek her siyasi parti ve siyasetçi için vazgeçilmez önceliktir.
NATO Devlet Başkanları zirvesi Türkiye’de toplanırken Eskişehir’de grup toplantısı yapılmasını zamanlama olarak doğru bulmuyorum.
Psikolog olarak bu röportajlara başka türlü bakıyorum malum. Ve okudukça yeniden ikna oldum ki Özel yolundan dönmez. Prometheus var elimizde.
Nedenini dört noktada toplayayım.
1. Uykusunu ne kaçırmış?
“Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında meclise kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı.”
Dikkat edin neyin uykusunu kaçırdığına, neyin kaçırmadığına. Bedensel tehdit, hapis, fiziki saldırı uyku kaçırmıyor. Kılıçdaroğlu’nun Barrack ve Cumhur İttifakı ile hizalanması uykusunu kaçırıyor. Onu ayakta tutan da, geceleri uykusunu kaçıran da aynı şey: bağlı olduğu dava.
2. Kendinden feragat ile kurulan kimlik
“Yatılı okul çocuğuyum, 10-17 yaş arası da yatılı kaldım. Ankara’da da 17 sene yatakhanede, misafirhanede. Biz bir yatak, bir dolap insanıyız.”
Özel yatılı okul anlatısını, misafirhane anlatısını çok kullanıyor. Burada yoksunluğun dokunulmazlığa çevrildiği bir benlik var. “Benim elimden alabileceğiniz bir şey yok” diyor. Tehdit edilecek konfor, çökertilecek statü yok. Davaya, kolektife adanmışlık var.
3. İhanetten kişisel olarak da yaralı
“Kemal Bey’in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler.”
Kılıçdaroğlu’na kişisel olarak kırgın, ama hala saygılı dil kullanıyor, bağlandığı birini kaybettiği için yaralı. Bu da bizi son ve en önemli noktaya getiriyor.
4. Melankolik bir yapısı var ama bu bizim için iyi haber
Özel’de melankolik bir yapı var. Bunu bir kusur olarak söylemiyorum, aksine “davayı” taşıyacak kolon burası.
Melankolinin çekirdeği şudur: melankolik birey kaybettiğini bırakamaz. “Davadan dönmemek” bu yüzden melankolik yapının tanımıdır. Kaybedilenden vazgeçememe ile davadan vazgeçememe aynı mekanizmadır. Kendini yakar, tüketir, takılır ama dönmez.
Özel ruhen yaralanmış, ama mücadele yakıtını buradan alacak. Kazanır, kaybeder orasını göreceğiz… Ama davadan dönmez.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'nde dün verdiği savunmasının tamamı burada, ben bazı kesitler aldım ve görsel haline getirdim. O yaşadıysa biz bilmeliyiz, daha çok paylaşmalıyız... 1/3
Aradan sonra söz alan Ekrem İmamoğlu, Fatoş Pınar Türker’in yaşadıkları karşısında hala kendine gelemediğini söyledi ve "Tam bir hukuk cinayeti, tam bir adaletin infazı" dedi.
İmamoğlu, mahkeme heyetine seslendi, çıplak arama yapanlar ve Türker’i çocuklarıyla tehdit eden savcı hakkında suç duyurusu yapılıp yapılmayacağını sordu.
“Bugün bir açıklama yapmanızı dilerim ve isterim” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:
“İster istemez salonun havası bu şekilde sıklıkla değişince ben de ister istemez, hem bu suçlamaların muhatabı bir vatandaş gibi, bir yönetici gibi, hem 16 milyon insan adına hem de bu memleketin 86 milyon insanı adına merakımdan; ama bir yanıyla da hatırlatmak istiyorum.
Açıkçası az önce Pınar hanımın anlattığı; evinden emniyete, emniyetten ilk gittiği cezaevine, sonra ikinci gittiği cezaevine kadar yaşadığı psikolojik ve fiziksel işkence ile tacizlerin etkisinden kurtulabilmiş değilim. Bu anlatıyı dinliyor olabilirsiniz. Birileri sırıtarak dinliyor olabilir ama çok da önemli değil nasıl dinlediğiniz. Ama çok can yakıcı bir durum.
Sormak istediğim şu: Mahkemenin huzurunda yapılan bu tür anlatılar ya da yaşanmışlıklar ki ne yazık ki sayısı çok oldu, sadece burada anlatılıp boşluğa mı gidiyor? Yoksa bu anlatıların hukuken de bir karşılığı oluyor mu?
Bunu bir soru olarak da kabul edebilirsiniz. Elbette cevap vermek zorunda değilsiniz muhtemelen. Ama sizin huzurunuzda yapılan bütün bu işlemler soruşturmaya tabi tutulacak mı? İster savcı olsun, ister emniyet mensubu olsun, ister cezaevi yöneticisi ya da başka görevliler olsun. Çünkü daha yeni bir gazeteci hakkında yapılan bir işlemden sonra medyada takip ettiğim kadarıyla hızlıca birtakım süreçler işletildi.
Bu manada, dün anlatılan bu vahşi deneyimlerin gerçekten vahşi olduğunu düşünüyorum. Tam bir hukuk cinayeti, tam bir adaletin infazı. Başka bir şey denmez buna. Devletin hukuk düzeninin yerle bir edilmesi. Bu hususta bunu bir talep olarak kabul etmenizi istiyorum. Kendi adıma ve burada bulunan birçok insan adına.
Bu konuda bugün bir açıklama yapmanızı diliyorum ve isterim. Kişisel olarak yetkinizi de bilmiyorum açıkçası. Hiçbir şey bilmiyorum bu konuda. Avukatlarıma da sormadan bunu ifade ediyorum. Soramadım çünkü hâlâ etkisi altındayım.
Ama bunu yaparsanız toplum rahatlar. Çünkü şu an bu mahkemeyi Türkiye izliyor. Muhtemelen burada konuşulanlar dışarıya yansımıştır. Ben de yansıtacağım, onu da söyleyeyim. Çünkü çok acı bir durum.
Bu konuda atacağınız adımın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Savcılığa, HSK’ya ya da hangi kurumlar yetkiliyse; o dönemde iddia makamının başında olan kişiler dahil olmak üzere, en üst seviyede bir inceleme, suç duyurusu ya da değerlendirme yapılmasına katkı sunmanızın, bu mahkemenin adaletine duyulan güveni artıracağına inanıyorum.
Hepimiz için bir umut ışığı olur. Ben eminim ki Erdem Bey de bugün yaşananları dinledikten sonra bunun etkisinden uzun süre kurtulamayacak. Bu talebimi arz ediyorum.”
KAMUOYUNA AÇIKLAMA
Değerli Tokatlı Hemşehrilerim;Kıymetli Partililerimiz;
5 Haziran tarihinde partimizin Reşadiye ilçemize bağlı Çevrecik beldesinde gerçekleştirdiği miting kapsamında basına ve sosyal medyaya yansıyan bazı haberler üzerine kamuoyunu doğru bilgilendirme ihtiyacı doğmuştur.
Mitinge kısa bir süre kala Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanımız Sayın Özgür Özel tarafından telefonla aranarak programa davet edildim. Bu davet üzerine Çevrecik’e hareket ettim ve miting alanına programın son bölümünde, yaklaşık son 15 dakika kala ulaştım.
Miting alanına girişimde, münferit birkaç kişi dışında, yıllardır birlikte mücadele ettiğimiz, iyi günde de zor günlerde de omuz omuza yürüdüğümüz kıymetli hemşehrilerim ve partililerimizle selamlaşarak miting otobüsüne geçtim.
Programın ardından ise ilimizin gündemine ilişkin değerlendirmelerimi, 4 beldemizde yapılacak ara seçim sürecine dair gözlem ve tespitlerimi doğrudan Sayın Grup Başkanımıza aktarmak amacıyla kendisinin bulunduğu araca geçerek yaklaşık 20 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdik.
Bu çerçevede, bazı basın organlarında ve sosyal medya mecralarında yansıtıldığı şekilde bir olay akışının yaşanmadığını, kamuoyunda algı oluşturma amacı taşıdığı anlaşılan, “araca sığındı, kurtarıldı” gibi ifadelerin gerçek dışı olduğunu, Sayın Grup Başkanımız ile aracında gerçekleştirdiğimiz görüşmenin tamamen olağan bir siyasi değerlendirmeden ibaret olduğunu kamuoyunun bilgisine sunarım.
Demokratik toplumlarda eleştiri, farklı görüş ve değerlendirmeler elbette doğaldır. Ancak kamuoyunun eksik, yanlış veya yanıltıcı bilgiler üzerinden yönlendirilmesi ne siyasi etikle ne de demokratik sorumluluk anlayışıyla bağdaşmaktadır.
Bizler için esas olan kişisel tartışmalar değil, Cumhuriyet Halk Partisi’nin birlik ve bütünlüğü ile ülkemizin geleceğine yönelik mücadelesidir.
Aslolan Türkiye Cumhuriyeti ve Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
Saygılarımla..
Kadim DURMAZ
CHP Tokat Milletvekili