FETÖ’yü anlamak için…
Aynı zehrin bu millete bir kez daha içirilmemesi için…
Baştan Çıkaran Zehir – Bir Kurtuluş Hikâyesi, yalnızca bir kült yapının iç yüzünü anlatan bir anı kitabı değil; manipülasyonun, kör bağlılığın ve psikolojik kontrolün nasıl işlediğini gözler önüne seren önemli bir tanıklık.
Bu kitabın sayfaları arasında dolaşırken, Türkiye’nin II. Dünya Savaşı sonrasında karşı karşıya kaldığı FETÖ ve benzeri yapılanmaların nasıl zemin bulabildiğini anlamaya dair önemli ipuçları bulacaksınız.
Geçmişi doğru okumak, benzer hataların tekrar yaşanmaması için en güçlü adımdır.
SON SÖZ
Geriye dönüp baktığımda, öğrendiğim birkaç şey var. İnsanlar, eninde sonunda hayatlarını, kimliklerini ve benliklerini ele geçirecek; hatta onları ölüme sürükleyecek olan “kültlere” bilerek katılmazlar. İnsanlar, kendilerinden daha büyük bir şeyin parçası olma çabasıyla; kişisel gelişim gruplarına, dinî organizasyonlara, siyasi hareketlere, üniversite kampüslerindeki yemekli sosyal etkinliklere ve benzerlerine katılırlar. Kendilerini tuzağa düşmüş bulanlar, çoğunlukla masum ve naif olanlardır. Hayatlarında bir anlam bulmaya yönelik o açık yürekli çabalarıyla, nihai cevaplar ve daha yüce bir amaç vaadine doğru körü körüne yürürler. Bir grubun bir külte dönüşmesi — ya da aslında öyle olduğu hâlde kendini göstermesi — çoğu zaman yavaş yavaş olur; kötü huylu doğasını nihayet fark ettiğimizde ise, genellikle iş işten çoktan geçmiş demektir.
Umarım kitabım; kızıma, benim bu tuzağa nasıl düştüğüm ve Jonestown trajedisinin nasıl yaşandığına dair bazı cevaplar sunar. Umarım bir kültün işleyişine dair ipuçları verir ve aldatmacanın karanlığına ışık tutar. Aslında erken dönemde kendini gösteren hayati önemde uyarı işaretleri vardır. Birisi bize kendi yolunun “tek doğru yol” olduğunu söylediği anda, alarm zillerimiz çalmalıdır.
Kendi düşüncelerimiz yasaklandığında; sorularımıza izin verilmediğinde, kuşkularımız cezalandırıldığında; örgüt dışındaki temaslar ve arkadaşlıklar engellendiğinde, araçlarını asla haklı çıkaramayacak bir amaç uğruna istismar ediliyoruz demektir. Eğer ayrılırsak, kurduğumuz dostluklar ve gizli bağların sonsuza dek yasaklanacağını bilmek yüreğimizi sızlatıyorsa, tehlikedeyizdir. Ayrılışımızın, kendimiz ve sevdiklerimiz için yaratacağı kayıp, hayal kırıklığı ve derin acıya katlanamadığımız için, bir grupta kalmayı düşünüyorsak, bir kültün içindeyizdir.
Çıkarılacak bir ders varsa, o da hiçbir idealin asla korku, istismar ve cezalandırma tehdidiyle hayata geçirilemeyeceğidir. Aile ve arkadaşlar, bizi bir organizasyonda kalmaya zorlamak için bir silah olarak kullanıldığında, bir şeyler son derece yanlış gitmiş demektir. Genç bir kadınken bana kültlerin ne olduğunu ve insanın adım adım nasıl şartlandırıldığını anlatan biri olsaydı, hikâyem çok daha farklı olabilirdi.
Baştan Çıkaran Zehir - Deborah Layton
@burakbekiroglu@Nalan_Kocak@Gulumser_Heper@malikejder@69rizemamuss@abdullahciftcib@ihsanozkes@15TemmuzCephesi@bilgiselanaliz@trxhaber@trhaber_com@yenisafak@resit_as@sule_koklu@burcukoksal03@ilyastopsakal@ermitaj@adnanturkkan@atalay_osman@ZehraNurAydemr
https://t.co/UCcpxrNoJY
Esnafımız diyor ki;
📌Metin Ağabey,
Esnafın en büyük beklentisi, ticari kredi kartı borçlarına yönelik bir yapılandırma düzenlemesi. Son dönemde vergi borçlarının yapılandırılması, esnaf açısından önemli bir rahatlama sağladı. Bu sayede birçok esnaf, daha önce çeşitli nedenlerle alamadığı “vergi borcu yoktur” belgesini temin edebilir hale geldi. Bu düzenleme için hükümete teşekkür ediliyor.
Ancak esnafın asıl kanayan yarası ticari kredi kartları olmaya devam ediyor. Bireysel kredi kartları için getirilen taksitlendirme ve yapılandırma imkânları ticari kredi kartlarını kapsamadığı için binlerce esnaf bu düzenlemeden yararlanamadı.
Bugün birçok hükümetin KkB KOSGEB ve TOBB veya bazı bankalar aracılığı ile sunulan nefes kredilerine mecburen müracaat edip düşük faizle krediler için esnaf bankalara kredi başvurusu yaptığında “gecikmeniz var”, “ödeme performansınız uygun değil” gibi gerekçelerle kredi kullanamıyor. Ayakta kalabilmek için elindeki sermayeyi tüketiyor, malını satıyor ve sadece günü kurtarmaya çalışıyor. Ancak artan maliyetler karşısında elde edilen kazançlar artık masrafları karşılamaya yetmiyor. Esnaf her geçen gün biraz daha eriyor.
Esnaf yeni bir kredi talep etmiyor. Talep edilen tek şey, mevcut ticari kredi kartı borçlarının 12 ya da 24 aya kadar makul faiz oranlarıyla taksitlendirilebilmesi. Böyle bir düzenleme, bankalarla yapılacak ortak bir çalışma sonucunda hayata geçirilirse, binlerce işletme nefes alabilecek.
Bugünkü sistemde birçok esnaf yalnızca kredi kartlarının asgari tutarını ödeyebiliyor. Bu da borcun azalmasını değil, faiz yükünün her geçen ay daha da büyümesini beraberinde getiriyor. Sonuç olarak işletmelerin sermayesi eriyor, ticaret yapma gücü zayıflıyor ve ekonomik sıkıntılar daha da derinleşiyor.
Biz yeni bir kredi istemiyoruz. Mevcut ticari kredi kartı borçlarımızın uygun şartlarda taksitlendirilmesini istiyoruz. Bu talep sadece bir kişinin değil, ülke genelindeki binlerce esnafın ortak sesidir.
Metin Abi, hükümetimizden, ilgili bakanlarımızdan ve sizlerden bu konuda destek bekliyoruz. Esnafın bu faiz yükünden kurtulması ve ticari kredi kartlarına yönelik bir yapılandırma düzenlemesinin hayata geçirilmesi, binlerce işletmenin yeniden nefes almasını sağlayacaktır.
Lütfen esnafın bu feryadına kulak verin.📌
@tcbestepe@RTErdogan@Akparti@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@haberfilesi@EkonomistDergi@istesob@Sabahekonomi@ekonomiHTcom@yenisafak@milliyet@MilatGazete
#esnaf
#ekonomi
Terörsüz Türkiye.
Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın, “Terörsüz Türkiye” hedefinin mutlaka başarıya ulaşacağı yönündeki kararlı mesajı, bu sürecin devlet politikası olarak sürdürüldüğünü bir kez daha ortaya koymuştur.
Cumhur İttifakı’nın bu konudaki ortak iradesi ve kararlılığı; Türkiye’nin ikinci yüzyılını kendi değerleri doğrultusunda inşa etme, dünyadaki gelişmeleri doğru okuyarak ülkemizi doğru konumlandırma ve her adımı Türkiye’nin milli menfaatleri doğrultusunda atma anlayışının bir yansımasıdır. Bu nedenle sürecin hedefine ulaşacağına ilişkin güçlü bir inanç bulunmaktadır.
Bu bağlamda, 22 Ekim 2024 tarihinde Sayın @dbdevletbahceli’nin kamuoyuyla paylaştığı çağrının ardından başlayan süreçte, Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan ’ın ortaya koyduğu kararlı liderlik büyük önem taşımaktadır.
Aynı şekilde, Adalet Bakanımız Sayın @abakingurlek ’in hukuki zeminin güçlendirilmesine yönelik çalışmaları, MHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın @YildizFeti ’in sürece sunduğu katkılar ve Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sayın @ikalin1 ın devlet aklıyla yürüttüğü çalışmalar da bu sürecin önemli yapı taşları olarak tarihe not düşmektedir.
Bu vesileyle başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Sayın Devlet Bahçeli’ye, Adalet Bakanımız Sayın Akın Gürlek’e , Sayın Feti Yıldız’a, Sayın İbrahim Kalın’a ve siyasetin içinde ki sürece inanan samimi kadrolara ve devletimizin ilgili kurumlarında görev yapan, sürece samimiyetle katkı sunan tüm kadrolara teşekkür ediyoruz.
Bütün yakından uzaktan engelleme girişimlerine, provokasyonlara ve süreci içeriden ya da dışarıdan sabote etme çabalarına rağmen, devletimizin kararlılığı ve milletimizin desteğiyle #TerörsüzTürkiye hedefine ulaşılacağına olan inancımız tamdır.
Temennimiz; birlik ve beraberliğin güçlendiği, terörün tamamen sona erdiği, huzurun, güvenliğin ve kardeşliğin kalıcı hale geldiği güçlü bir Türkiye’nin hep birlikte inşa edilmesidir.
Sahi:
Sana kim kefil olacak?
Evanjelik Siyonist akıllı bir İslamsız İslam hareketinin örgüt liderine övgüler dizdiğin, evliyaullah ilan ettiğin konuşma kayıtların sosyal medyada dolaşıyor!
Zaten yaşadığı ülke de, İslam’ı kullanarak hareket ettiği ülkenin tarihsel rolüne baktığınızda hangi aklın önemli laboratuvar alanlarından biri olduğunu herkes gayet iyi bilir.
FETÖ liderine ve örgütüne destek verdiğin yazılar kitaplarında duruyor!
Yabancı istihbarat örgütleri ile temas halinde olduğun biliniyor!
Her taşın altından çıkıyorsun!
Şehabettin Harput dediğin adam azılı bir FETÖ’cüydü, mülkiyede neler yaptı bilen biliyor, beraberinde görev yaptığı illerde devletin gücünü millet için mi yoksa örgütü için mi kullandığını şahidi görev yaptığı illerin sokaklarıdır
Bu tipler devletin adamı olma kabiliyetine sahip olmamıştır hiçbir zaman bu tipler bağlı oldukları yapıların devletin içerisine sızdırdığı ve görevlendirdiği devleti kendi örgütünün çıkarları için kullanmaktan geri durmayan ve devleti bu anlamda mensup oldukları yapıya diz çöktürmek için ve devlet üzerinden sokakta örgütünün güç alanını genişletmek için hareket eden tiplerdir
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından FETÖ üyesi olduğu için gözaltına alınarak tutuklandı.
Mahkeme Kararı: "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına mahkum edildi.
Sen hakimmisin, savcımısın!
Sen kimsin Ahmet Akgündüz!
Seni kim koruyor? @bilgiselanaliz@15TemmuzCephesi@hallederiztamam
“Bir saniyesine hakim olamadığımız bir dünya için fırıldak olmaya gerek yoktur.” Muhsin Yazıcıoğlu böyle özetlemişti dünya ile ahiret arasındaki dengeyi…
FETÖi ise bu duruşa karşılık, başlangıcından bugüne bütün varlık unsurlarıyla tedbir gibi bir mekanizmayı hayata sokmuştu. FETÖ için fırıldak olmak, günah işlememek demekti.
Günah işlemediğini düşünen, pişman olmaz.
Günah işlemediğini düşünen, tövbe etmez.
Biz ise günah olduğuna, yanlış olduğuna, hata olduğuna imandığımız bir eylemden pişman oluruz.
Mesela biz, Abdullah Gül gibi isimlerin hukuklarını koruyup, onlara Çankaya’yı dar etmek isteyenlere karşı savaştığımız için pişman olmayız, ama vaktimizi bu tür kimseler için harcadığımıza pişman oluruz.
Pişman olan bir fetöcü, onları savunmaktan pişman olan bir Abdullah Gül görmek isterdik. Ama biz, bu isteğimizden de pişman oluyoruz.
Neden hep biz pişman oluyoruz? Allah’tan korktuğumuz için, milletin hukukunu çiğnemekten korktuğumuz için, şehitlerimizi incitmekten korktuğumuz için pişman olmaktan korkmuyoruz.
Bizim yaranmaya çalıştığımız tek otorite Rabbimizken, bir yerlerin sözcülüğüne soyunanlar, kendilerine yapay korku mercileri arayanlar, pişman olmayı lügatlerine ve hayatlarına sokmuyorlar.
@RTErdogan
https://t.co/eiQHhzoeD8
İKİNCİ SÖZ:
PKK’NIN KENDİ İÇ DİNAMİKLERİNDEKİ AÇIKLAMALARDAN DA GÖRÜYORUZ Kİ, PKK’NIN, SİYASİ KANADININ VE KÜRT KARDEŞLERİMİZİN İÇERİSİNDE SAKLANMIŞ İSRAİL ÇİZGİSİNDEKİ HAT, LONDRA ve BERLİN İLE BİRLİKTE TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNİN HEDEFİNE ULAŞMASINI İSTEMİYOR.
Temmuz 2026 itibarıyla TBMM’de hazırlığı süren yaklaşım; örgütün silah bırakmasının güvenlik birimlerince teyit edilmesinin ardından, şiddetten vazgeçen örgüt mensupları hakkında geçici ve özel bir kanun çıkarılması yönündedir. TBMM Komisyonu raporu, hazırlanacak düzenlemenin “af ve cezasızlık algısı oluşturmaması”, herkes hakkında adli işlemlerin yürütülmesi ve kapsamın yorum yoluyla genişletilemeyecek kadar açık ve net şekilde belirlenmesi gerektiğini açıkça ifade etmektedir.
TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ile Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek de, düzenlemenin kendisini feshettiği açıklanan PKK’nın mensuplarıyla sınırlı, belirli bir süre uygulanacak ve “genel af niteliğinde olmayacak” bir yasa olarak değerlendirildiğini kamuoyuna açıklamışlardır.
Bununla birlikte, kanun teklifinin bütün maddeleri kamuoyuna açıklanmadan “kesinlikle af değildir” demek de tek ba��ına yeterli değildir. Çünkü bir düzenlemenin adı değil, içeriği ve uygulama biçimi belirleyicidir.
Bu noktada şu soruların net cevap bulması gerekmektedir:
• PKK’nın merkez kadroları, dağ kadroları ve örgütün çekirdek yönetim kadrosunun bu düzenleme kapsamındaki yeri ne olacaktır?
• Düzenlemeden kimler yararlanabilecektir?
• Hangi suçlar kapsam dışında tutulacaktır?
• Adam öldürme, bombalama, işkence, çocuk kaçırma ve uyuşturucu finansmanı gibi ağır suçlara karışan kişiler hangi ölçütlere göre ayrıştırılacaktır?
• Kararı siyasi makamlar mı verecek, yoksa süreç tamamen savcı ve hâkimlerin denetiminde mi işleyecektir?
• Silah bırakmanın gerçekliği hangi mekanizmalarla doğrulanacaktır?
• Sonradan örgütsel bağını sürdürdüğü tespit edilen kişilerin hukuki durumu nasıl değerlendirilecektir?
Akşama ve Tarihe not.
Terörsüz Türkiye Sürecinde Kritik Eşik: Af Endişesi, FETÖ’nün Sürece Dahil Edilme Kaygısı ve Toplumun Hassasiyetleri
İLK SÖZ:
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ HEDEFİNE ULAŞMALIDIR. ÇÜNKÜ KÜRT KARDEŞLERİMİZİN İÇİNDE PKK ÜZERİNDEN,ÇOK KÜÇÜK BİR GRUP DAHİ OLSA İSRAİL’İN İSTEDİĞİ HATTA İTİLEMEZ.
ÇÜNKÜ BU COĞRAFYADA BÜTÜN HALKLARIN KADERİ ORTAKTIR.
BU ORTAK KADERİ AYRIŞTIRIP ÇATIŞMAYA DÖNÜŞTÜRMEK İSTEYEN GÜÇ, KÜRESEL EVANJELİK-SİYONİST HATTIDIR.
BU HATTIN EN BÜYÜK KORKUSU İSE, HÂKİMİYET TEORİLERİNE TÜRKLERİN LİDERLİĞİNDE İTİRAZ EDECEK MAZLUM MİLLETLERİN VE DEVLETLERİN VARLIĞIDIR
Öncelikle mevcut durumu açık biçimde birbirinden ayırmak gerekiyor.
Kamuoyunda oluşan “PKK’ya genel af geliyor” algısı, toplumun hemen her kesiminde ciddi bir endişe kaynağıdır.
Sürecin kamuoyuna anlatılmasında izlenen iletişim modelinin ise maalesef yeterince disiplinli ve bütüncül olmadığı görülmektedir.
Hazırlanacak kanunun maddeleri yeterince açık ve net kaleme alınmazsa, adı hukuken “af” olmasa bile, ortaya çıkacak uygulamalar sonuçları itibarıyla af ya da cezasızlık olarak algılanabilir.
Böyle bir algının oluşması, Türkiye’nin yürüttüğü en stratejik süreçlerden birini ciddi şekilde zedeleyebilir. Aynı zamanda devletin otoritesi ve nüfuzu üzerinden inşa edilmeye çalışılan çözüm odaklı modelin toplum nezdindeki güvenilirliğini de riske atabilir.
Devletin ve siyasetin birlikte, büyük sorumluluk ve yüksek risk alarak yürüttüğü bu süreçte, kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olabilecek yasal düzenlemeler hazırlanırken azami dikkat gösterilmelidir.
Aksi hâlde, çözüm üretmek amacıyla atılan adımlar, istemeden çok daha büyük toplumsal ve siyasal tahribatların kapısını aralayabilir.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@YildizFeti@abakingurlek@HuseyinLikoglu@ibrahimkaragul@trhaber_com@anadoluajansi@TurkgunGazetesi@yeniakit@burakbekiroglu@15TemmuzCephesi
Güne Merhaba.
Bu fotoğraf sadece bir fotoğraf değildir.
Fotoğraftan öte,
Dünya Kupası’nın kimler tarafından ve hangi amaçlarla insanlığın önünde şirinleştirme aracı olarak kullanıldığını ifade ederken, bir taraftan da Dünya Kupası’nın bir çöp poşeti içinde taşınmasıyla vicdanların dünyada olup bitenler karşısında susmadığını ifade etmektedir.
Bu kare, bir dönemin tartışmalarını tek başına anlatan sembolik bir manifestodur.
Arjantin’i neredeyse şampiyon yapmak için özel çaba gösteren FIFA yönetiminin, Mısır maçındaki kasıtlı hakem kararları üzerinden Mısır’ı elemek için neler yaptığı; buna karşılık Mısırlı ve Faslı futbolcuların, değerlerini ifade etme noktasında yeşil sahada tüm dünyaya iradelerini ortaya koymaları…
Ve İspanya’nın şampiyon olması için İslam dünyasının ve birlikte birçok milletin, neredeyse Arjantin’e karşı İspanya’nın kazanması için dua etmeleri; İspanya’nın ise Filistin ve Gazze’nin yanında duran iradeye sahip çıkışı…
Bir düşünün…
Dünya Kupası’nı kazanıyorsunuz. Dünyanın en büyük spor organizasyonunun zirvesindesiniz. Ama kupa, elinizde bir çöp poşetinin içinde taşınıyor.
Bu tesadüf müdür?
Tesadüf değildir. Vicdanların dile gelmesidir.
Çünkü hangi dinden, hangi inançtan, hangi yaşam biçiminden olursa olsun, vicdan sahibi insanların vicdanı susmaz.
Yoksa bu, milyonlarca insanın zihninde oluşan dayatmalara karşı algının sessiz ama çarpıcı bir dışavurumu mudur?
Kimilerine göre bu turnuva, futbolun konuşulduğu kadar; vicdanın, adaletin ve uluslararası siyasetin de tartışıldığı bir organizasyondu.
İşte o yüzden bu kare, sadece bir dönüş yolculuğunu değil; tartışmalarla gölgelenen bir organizasyonun hafızalara kazınan sembolünü anlatıyor.
Bazen tek bir görüntü, saatlerce yapılan açıklamalar ve yazılan kitaplardan daha fazla şey söyler.
Çünkü semboller konuşur…
Ve tarihe geçen fotoğraflar, kelimelerden daha uzun ömürlüdür.
@15TemmuzCephesi@nurozkanerbay@ulusalkanal@KIZILELMA_VATAN@trhaber_com@erhanvergili1@boraalptweet@betulsoysalb@omercanasafgenc
https://t.co/UQ6BWJjA9B
📌Bu %10’luk kesim bu ülkede parayı kazanmadı mı? Bu milletin harcadıklarıyla kazanmadılar mı?
Bu kesimden “toplumsal denge vergisi” adı altında bir vergi alınmalı. Sokak şunu görsün: Ben bu yükü çekiyorum ama bu ülkenin servet sahipleri de bu yükü çekiyor.
Zincir marketler kontrolsüz. Bakın, zincir marketler kontrolsüz. Emlak sektörü de öyle. İlk defa söylüyorum: Emlak sektöründeki spekülatif bütün hareketler ile zincir marketlerin uygulamalarında, 15 Temmuz’un arkasındaki akıl araştırılmalıdır.
Bakın, ben ifade okudum. İfadede ne diyordu? “Fiyatları yükselterek bu hükümete yönelik bir operasyon aracına dönüştürmek.” Bunu açıkça söylüyor zaten. Bu kamuoyuna da yansıdı. Bilinmeyen bir şey değil.
Emlak sektöründeki spekülatif davranışlar ve zincir marketlerin fiyatları adeta roket hızıyla artırmaları dikkatle incelenmelidir. Yılın ortasında memura ve emekliye zam tartışması yaşanıyor; ertesi gün marketlerdeki bütün fiyatlar artıyor. Topraktan çıkan ürün, vatandaşın sofrasına gelinceye kadar geçtiği zincirin her halkasında zamlanıyor.📌
Ayasofya, 86 yıllık hicranın ardından yeniden asli hüviyetine 6 yıl önce bugün kavuştu…
Bu kutlu mabet, inşallah ebediyete kadar semalarımızı ezan sesleriyle süslemeye devam edecek…
Ayasofya’nın dirilişi mübarek olsun…
Ne acıdır ki aynı yıllarda Amerika’dan uçak almak için yarış içine girilmiştir.
Şükrü Er, “Şemsettin Günaltay, fabrikaları gezip görmeden ve incelemeden devretmiştir” diyor.
1948–1950 yıllarında THK Uçak Motor Fabrikasında etüt bürosu (Ar-Ge) şefliği yapmış olan Şükrü Er fabrikaların MKEK’ye devredilmesinin yanlış olduğunu, devletin uçak siparişlerini Avrupa ve Amerika yerine THK fabrikalarına vermesi gerektiğini söylemiş ve kitaplarında da bunu yazmıştır. Fakat kendisinin dinlenmediğini belirterek buruk bir biçimde şöyle demektedir: “Aslında fabrikalar kapanmadı. Sipariş alamayan fabrika ne olur? İflas eder. Fabrikalar iflas ettirilmiştir.”²
Şükrü Er’in bu söylediklerini bugün biraz daha detaylı incelediğimizde ve Prof. Dr. Çetin Yetkin, Doğan Avcıoğlu, Emin Değer, Nadir Aysaroğlu ve Prof. Dr. Sami Güven gibi değerli araştırmacılarımızın yazdıkları ile birleştirdiğimizde karşımıza bir fotoğraf çıkıyor. Bu fotoğraf Hilts, Baker ve Thornburg gibi raporların neticesidir.
Prof. Dr. Sami Güven, 1950’li Yıllarda Türk Ekonomisi Üzerine Amerikan Reçeteleri adlı kitabında konuya şöyle açıklık getirmektedir:
“Türkiye’nin 1947 yılında Marshall yardımından yararlanması şu gerekçeyle kabul edilmiştir. Savaştan yıkık çıkan Avrupa’nın gıdaya ve hammaddeye ihtiyacı vardır. Türkiye aldığı yardımlarla tarımını geliştirecek ve Avrupa’nın gıda ve hammadde deposu haline gelecektir. Buna karşılık sanayi mamulleri Avrupa’dan alınacaktır. Böylece Atatürk döneminde amaç, sanayi ülkesi olmak iken, Marshall yardımı ile amaç Avrupa’nın tarım ülkesi olmaktır.”³
Hilts raporu; 1948–1950 yıllarında ABD Federal Kara Yolları Bürosu Genel Müdür Yardımcısı Hilts’in başkanlığında bir heyet tarafından yazılan “Türkiye’nin Yol Durumu” başlıklı rapordur.⁴ Bu rapor, Türkiye’nin demiryolundan vazgeçmesini ve öncelikle karayollarının yapılmasını sağlamıştır.
Baker raporu; 1949–1950 yıllarında Dünya Bankası yöneticisi Baker başkanlığındaki heyet tarafından hazırlanan ve “Türki-ye’nin Ekonomisi” başlığını taşıyan rapordur.⁵ Kısaca bu rapor Türkiye’nin önceliğini tarıma yöneltmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ve bu rapor da uygulanmıştır.
Thornburg raporu; 1949 ve 1950 yıllarında Amerika Dışişleri Bakanlığında petrol danışmanı Max Weston Thornburg ve arkadaşları tarafından yazılan “Türkiye’nin Bugünkü Ekonomik Durumu” ve “Türkiye Nasıl Yükselir?” başlıklı iki rapordur.⁶ Thornburg’un 1956 yılında Başbakan Menderes’in danışmanı olduğu birçok yerde yazılmıştır.⁷ Kısaca Thornburg raporları özelleştirmenin önünün açılmasından, Sümerbank, Etibank, Karabük Demir–Çelik gibi kuruluşların özelleştirilmesi veya tasfiye edilmesi gerektiğinden, uçak ve uçak motor fabrikalarının ekonomik olmadığından bu fabrikaların kapatılmasının uygun olacağından bahsetmekte; uçak, otomobil, traktör gibi teknoloji gerektiren malzemelerin dışarıdan alınmasının ekonomik olduğunu adeta dikte etmekteydiler.
Akşama not.
HÜRJET ile KIZILELMA’nın aynı gökyüzünde kol uçuşu yaptığı günü milletimiz hasretle bekliyor.
Nasıl ki milli muharip uçaklarımız, hava savunma sistemlerimiz, füze teknolojilerimiz ve insansız kara, deniz ve hava araçlarımız bağımsızlığımızın vazgeçilmez unsurlarıysa; dünyanın konuşacağı bilgi ve yüksek teknolojiyi üretmek de Türkiye’nin geleceği için aynı derecede hayati öneme sahiptir.
1950’li yıllarda Nuri Demirağ ve Vecihi Hürkuş gibi öncülerin girişimlerinin çeşitli nedenlerle sürdürülememesi, savunma ve havacılık alanındaki gelişimimizi olumsuz etkiledi. Bugün ise Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde savunma sanayisinde gerçekleştirilen atılımlar, HÜRJET’in gökyüzünde oluşturduğu heyecanı daha da büyütmektedir.
HÜRJET ile milli insansız savaş uçağımız KIZILELMA’nın birlikte uçtuğunu görmek, milletimizin en büyük temennilerinden biridir. Bu tablo; sadece teknolojik bir başarı değil, aynı zamanda Türkiye’nin bağımsızlık iradesinin ve mühendislik gücünün de simgesi olacaktır.
Şunun da farkındayız: Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen, ülkemizin etkinliğini azaltmayı hedefleyen çevreler her zaman olacaktır. Ancak bu milletin evlatlarının aklı, bilgisi, mühendisliği ve üretme kabiliyeti bu engelleri aşmaya fazlasıyla yeterlidir.
Yeter ki geçmişte yaşanan tecrübelerden ders alalım, savunma sanayimizin yeniden zayıflatılmasına fırsat vermeyelim ve ülkemizin milli teknoloji hamlesine kararlılıkla sahip çıkalım.
#HÜRJET #KIZILELMA #MilliTeknolojiHamlesi #SavunmaSanayii #Türkiye
MİLLETİNE GERÇEKLERİ ANLATMAYAN DEVLETLER, KRİZ ANINDA EN BÜYÜK ZAAFINI YAŞAR.
En önemli adım, toplumu doğru bilgilendirmek ve karşı karşıya olduğumuz jeopolitik gerçekleri milletimizle açık şekilde paylaşmaktır. Çünkü milletin hazırlıklı olduğu bir ülkeyi dışarıdan teslim almak hiçbir zaman kolay olmamıştır.
DEVLETE DAHİL OLMAK VARDIR
MÜDAHİL OLMAK YOKTUR.
Türk devlet geleneğinde sivil yapılar hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak devlete dâhil olmak ile devlete müdahil olmak arasında çok önemli bir fark vardır.
Hangi isim veya yapı altında olursa olsun, herhangi bir oluşumun millete ve devlete hizmet etme sınırını aşarak devlete ele geçirip hâkim olmaya, yani devleti örgütünün ya da sivil yapının devleti haline getirmek odaklı ,devleti ele geçirmeye ve ele geçirdiği devlet gücünü kendi örgütsel hedefleri ile çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışması asla kabul edilemez.
Milletin devleti buna izin veremez, vermemelidir. Bundan sonra da vermeyecektir. Buna olan inancımız tamdır. @tcbestepe@MHP_Bilgi@selcukozdag@ayhanbilgen@ulusalkanal@trhaber_com@hasankulunk@necdetunuvar@malikejder@15TemmuzCephesi@bilgiselanaliz@ibrahimkaragul@nurozkanerbay@Ercnyldrm1
Evet @selcukozdag ifade ediyor.
“FETÖ bir CIA ve MOSSAD yapılanmasıdır.
Yabancı örgütlerin kontrolünde kendi milletini içeriden vuran bir ihanet şebekesidir.
FETÖ, din ve eğitim maskesi ardında devleti içten içe ele geçirmeye programlanmış küresel bir operasyon aygıtıdır.
Anadolu'nun pırıl pırıl çocuklarını "hizmet" vaadiyle devşiren bu yapı, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar uzanan geniş bir ağda topladığı her kritik bilgiyi doğrudan CIA ve MOSSAD’ın masasına servis etmiştir.
Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Gana’dan yayılan bu karanlık tezgahı ve arkasındaki uluslararası üst aklı deşifre edip mücadele kararı alması, öldürülmesinin en büyük sebeplerinden biridir.
Karşımızdaki yapı sadece bir "cemaat" değil, yabancı servislerin emrinde çalışan profesyonel bir istihbarat garnizonudur.
#FETÖ #MilliGüvenlik #CIA #MOSSAD #MuhsinYazıcıoğlu #İhanetŞebekesi #İstihbaratAğı
TARİHİ BİR KIRILMA NOKTASINA GİRİYORUZ.
NATO Zirvesi, İngiltere ile ABD’nin yeniden uzlaştığına dair önemli ipuçları veriyor. Çünkü Amerika, Ukrayna’ya desteğini yeniden açıkladı. Oysa Trump, daha önce Zelenski’ye “Savaşı bitir.” diyerek baskı yapıyordu. Buna karşılık Londra ve Tel Aviv bu sürece direniyordu. Şimdi ise ABD, İsrail, İngiltere ve AB’nin yeniden aynı çizgide buluştuğu görülüyor.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@trhaber_com@ibrahimkaragul@cemgurdeniznet@HuseyinLikoglu
33 yıl önce bugün,
Van'ın Bahçesaray ilçesine bağlı Sündüs Yaylası'nda PKK'lı teröristler tarafından 14'ü çocuk,
10’u kadın olmak üzere 24 vatandaşımızın şehid edildiği katliamın yıldönümü bugün.
Emperyalizmin taşeronları PKK/FETÖ üzerinden ülkemize yönelik gerçekleştirdiği en ağır saldırılarından birisidir.
Şehit olan vatandaşlarımız ardında ocaklarda acıları bırakarak gittiler
İnsanlıktan nasibini almamış caniler,
karanlık bir acı bıraktılar coğrafyamıza.
Gecenin en kuytu karanlığında zalimler kirli senaryolarını gerçekleştirdiler
Çoluk çocuk kadın demeden katlettiler,
Dünyanın gözleri kör görmediler kulakları sağır işitmediler.
Yüreklerimizi dağladılar..
24 savunmasız kadın ve çocuk korkuyla kenetlendiler birbirine, 24 melek birbirine sarıldı.
Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Sayın @selcukozdag son derece açık ve net ifade ediyor
⬇️📌⬇️📌⬇️
Muhsin Yazıcıoğlu suikastı sıradan bir kaza değil, failleri 15 Temmuz'da da karşımıza çıkan karanlık bir yapının organize operasyonudur. Helikopterin hayati parçalarını söken ellerle, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaldığı oteli basmaya giden eller aynı ellerdir.
İncirlik Üssü’ndeki kayıtlar ve uydu görüntüleri incelendiğinde, helikopterin üzerinden geçen o 3 adet F-16’nın ihaneti tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.
FETÖ elebaşının “Bir Çarşamba günü düşersiniz, bir Cumartesi günü bulunursunuz” şeklindeki ifadeleri ise bu cinayetin üstü kapalı bir itirafıdır.
Yazıcıoğlu, Türkiye’nin bugün verdiği beka mücadelesinde duracağı sarsılmaz yer bilindiği için tam da bugünler hesaplanarak şehit edilmiştir.
#MuhsinYazıcıoğlu #FETÖ #15Temmuz #İncirlik #İhanetÇemberi
Hayırlı sabahlar olsun
Bugün 16 Temmuz.
TEMEL MESELE ŞUDUR:
MİLLÎ BAĞIMSIZLIĞIMIZ, TEK BAŞINA SADECE SINIRLARIMIZIN ÖTESİNDEKİ GÜÇLERLE VERDİĞİMİZ MÜCADELEYLE KORUNMAZ.
MİLLÎ BAĞIMSIZLIĞIMIZIN EN STRATEJİK BAŞLIKLARINDAN BİRİ; İÇİMİZDE DEVŞİRİLMİŞ, AJANLAŞTIRILMIŞ VE TÜRKİYE’NİN ÇIKARLARINI DEĞİL, KENDİLERİNİ DEVŞİRENLERİN ÇIKARLARINI MERKEZE ALAN; BU DOĞRULTUDA ÜLKEMİZE YÖNELİK HER TÜRLÜ OPERASYONU YÜRÜTMEKTEN KAÇINMAYAN PARALEL YAPILARDAN ARINMAK VE DEVLETİN BU YAPILARDAN TAM ANLAMIYLA TEMİZLENMESİNİ SAĞLAMAKTIR.
📌 Yiğit Uzun I Youtube Yayınında gündeme dir
Metin Külünk: ...Akın Gürlek irade koymuştur. En stratejik suikastlerden birisi, eyvallah etmeyen, merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nun şehadetidir. Şehadetinin üzerindeki bütün sis perdelerini kaldırıp irade koyması çok kıymetlidir. *Ancak Sayın Adalet Bakanımızdan bir çağrımız; Çarşamba Cinayetleri dosyası tekrar açılmalıdır. Ne var burada? Bakınız, merhum Hızır Ali Muradoğlu, merhum Mahmut Ustaosmanoğlu Efendi'nin yakını. Ve muhtemelen, İsmailağa'da aynı akıl, yani merhum Muhsin Yazıcıoğlu'nu şehit eden akıl, FETÖ, Gladio'nun bir şubesidir.* Ve son 36 yıllık bütün faili meçhullerde, Türkiye'deki bütün karanlık eylemlerde, Uludere dahil, çukur eylemlerinde şehit sayımızın artması için o dönem karar verici birtakım unsurların şehit sayımızı artırmak ve toplumda bu anlamda infiali çoğaltmaya yönelik operasyonların merkezindeki isimler dahil bütün eylemlerde bunların eli vardır. Çarşamba Cinayetleri, bu dosyalar tekrar açılmalı. *Hızır Ali Muradoğlu'nun şehadeti. Hemen arkasından yine çok muhterem Bayram Ali Öztürk camide katlediliyor bakınız. Camide katledildi. Aynı şeyi Rize Emniyet Müdürü Altuğ Verdi cinayet dosyası. Normal bir cinayet olarak kapatıldı. Halbuki FETÖ perspektifinden nasıl merhum şehit Muhsin Yazıcıoğlu'nun suikasti açık ve seçik FETÖ odaklı açıldıysa, bu dosyalarda...* Mesela Üzeyir Garih de bir FETÖ cinayeti. Bakınız geriye gidiyorum. Merhum Esad Coşan. Avustralya'da garip bir trafik kazası. Niye? Çünkü evet demedi. Evet demediği için damadıyla Avustralya'da... Ve bakınız bunu paylaşmak zorundayım.
@tcbestepe@RTErdogan@dbdevletbahceli@MHP_Bilgi@yenisafak@HuseyinLikoglu@burakbekiroglu@abakingurlek@ygtuzun
https://t.co/hxI8TxstPy
Kitap Tavsiyesi
Tarihin yalnızca yaşanan olaylardan değil; devletlerin masa başında hazırladığı planlardan, çıkar hesaplarından ve uzun vadeli stratejilerden de oluştuğunu görmek isteyenlere önemli bir eser:
“Türk İmparatorluğu’nun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281–1913)”
Bu çalışma, Türk ve Osmanlı coğrafyasını parçalamaya yönelik yüzyıllar boyunca hazırlanan projeleri tarihî belgeler ve gelişmeler ışığında ele alıyor. Bugün Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu bölgesel ve küresel meseleleri daha sağlıklı değerlendirebilmek için geçmişte kurulan planları bilmek büyük önem taşıyor.
Tarihe, siyasete, jeopolitiğe ve Türkiye üzerinde yürütülen uzun vadeli hesaplara ilgi duyanların dikkatle okuması gereken kıymetli bir eser olduğunu düşünüyorum.
Geçmişi bilmeden bugünü anlamak, bugünü anlamadan da geleceği doğru inşa etmek mümkün değildir.
Okunmasını ve özellikle gençlere tavsiye edilmesini öneriyoruz
#KitapTavsiyesi #TürkTarihi #OsmanlıTarihi #Türkiye #Jeopolitik #TarihŞuuru #Strateji #OkumakGüzeldir