🔴 CHP Eski Genel Sekreteri Önder Sav'dan Sözcü Televizyonu'nda tarihi itiraf!
Savcı Sayan ile Kemal Kılıçdaroğlu arasında geçen o diyaloğun perde arkası aralandı.
🗣️ Savcı Sayan: "Sizi eve bıraktığım gece beni dinlemiş olsaydınız bunların hiçbiri yaşanmayacaktı. Önder Bey'e uymayacaktınız."
🗣️ Önder Sav: "Kılıçdaroğlu'na 'Aday ol' dediğim için pişmanım." @BelovacSerap
Ankara’daki cenaze töreninde, Kemal Kılıçdaroğlu ile Savcı Sayan arasında dikkat çeken bir diyalog yaşandı:
· Kemal Kılıçdaroğlu: İyiyim, iyiyim. Gayet sağ olun.
· Savcı Sayan: Sizi eve bıraktığım gece beni dinlemiş olsaydınız bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
· Kemal Kılıçdaroğlu: Neyse, sağlık olsun.
· Savcı Sayan: Önder Bey'e uymayacaktınız.
· Kemal Kılıçdaroğlu: Sağ ol, sağ ol.
· Savcı Sayan: O gece size söyledim ben.
· Kemal Kılıçdaroğlu: Sağ ol, sağ ol.
Sevgili Hocamız @guven_oztan ve ikizim @ArslantasDuzgun ile birlikte kaleme aldığımız ve radikal sol (sosyalist) partilerin Türkiye'de neden yükselemediği sorusuna yanıt arayan çalışmamız, Turkish Studies'de yayımlandı.
https://t.co/EUPvu13ExO
50 kopya: https://t.co/scBJiWfuaQ
ÖZGÜR ÖZEL ILE AK PARTI GRUP BAŞKANI ABDULLAH GÜLER ARASINDA SOHBET👇🏻
GÜLER: SÖZCÜ NE YAPIYORSUN SÖZCÜ
ÖZEL: SİZE ÇOK LAZIM MUHALEFETİN SESİ YA SİZİ TAKİP EDECEK, BEN TRT’YE ÇIKACAĞIM.
Geçenlerde Antalya Kemer’deydim.
Saat 22.00 suları işlek caddenin üzerinde haşlanmış mısır satan bir seyyar satıcıyla sohbet ettik.
“İş yok, geçenleri görüyorum, eskiden ellerinde dolu poşetler, çantalar olurdu, şimdi sadece su şişesi var” dedi, ekledi:
“Bugün sadece iki tane mısır sattım.”
Bu esnada lahmacunun 220 lira olmasından dert yandı, karnını doyuramadığını söyledi.
Zor bir dönemden geçtiğimizi anlatıp kaygılarının önemli kısmına hak verdiğimi ifade ettim.
Ama küçük bir itirazım oldu:
“Sen de mısırı 150 liradan satıyorsun, sana maliyeti tüm masrafıyla 20 lirayı geçmez.”
Seyyar tezgah için belediyeye aylık 10 bin lira kira ödediğini belirterek kendini savunmaya çalıştı.
O arada mısır almak için tezgaha yanaşan kadın da fiyatı pahalı buldu, “en tepedeki sağolsun” diyerek cumhurbaşkanımıza gönderme yapmasın mı?
“Bir saniye” dedim:
“Kirayı kim belirliyor?”
“Belediye”
“Belediye kimde?”
“CHP”
“O halde kiranın en tepedekiyle ne ilgisi var?”
Başını eğdi, sustu.
Esnafın sorunlarını kabul etmekle birlikte, kimsenin kendi fırsatçılığını veya siyasi tarafgirliğini iktidara ciro etmesini de doğru bulmuyorum.
Özetle.
Ekonomik güçlükler ve fırsatçılık kolkola geziyor.
Haluk Levent hep tartışmalı bir isimdi. İddialar doğruysa sorgulanması gereken böyle ismin nasıl dernek açtığı ve devlet kurumlarına artık duyulmayan güven...
Dernek 9 yıllık. İddiaya göre 6 yıl boyunca dernek parasıyla bahis/kumar oynamış Haluk Levent.
Denetlenen bir dernekte bu nasıl olabilir?
Depremzedelerin bile bağışlarının gittiği bu dernekle ilgili olarak bugüne kadar bir işlem yapılmaması, bu kadar göz önünde olan derneğin denetlendiğine inançla diğer bağışların önünü açmadı mı?
Yoksa bilinçli yol mu verildi? O zaman mağdurların parası ne olacak?
Haluk Levent, deprem dönemi İçişeri Bakanlığı'nın denetim yaptığını açıklamıştı. Yalanlandığını hatırlamıyorum.
Ahbap'ın evlerinin tamamlandığı ama depremzedelere verilmediği daha önce ortaya çıktı. O dönem dernek çalışanları evlere doğalgaz ve elektrik bağlanmadığını iddia etmişlerdi.
Bu doğru mu? Bir cezalandırma politikası mı, yoksa derneğin bir bahanesi miydi? Bilmiyoruz.
Umarım bu sorun çözülür ve depremzedeler evlere kavuşur.
Fatih Altaylı,
Portekizli model,
Gözaltı,
Aynı gün Kızılay bağış paylaşımları...
Tesadüf mü? Yoksa her şey iç içe mi?
"Hırsızın" hiç mi suçu yok?
Tabii ki var. Ancak iddialar doğruysa Haluk Levent ne ilk ne de son olacak.
Türkiye'de kurumların içi boşaltıldıkça güvenilecek liman arayanlar hep istismar edilecek. Sorun münferit değil, sistematik ve bunun büyük bir parçası da mevcut siyasi pratik.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bu ülkede gerçekten siyasi nedenlerle linçlenip öldürülen insanlar varken, sosyal medyada biraz tepki gösterilen herkesin "linç edildim" diye ağlaması sinir bozucu
Dün farkında değildim meğer beni linç etmişler, üstelik baltası olan da gelmiş olmayan da, ne demişim Deniz Göktaş İmamoğlu’nun diplomasının yokluğu ile alay etti, vay sen espiri anlamıyorsun, vay sen kötü niyetlisin, o kadar fanatiksiniz ki sadede Erdoğan bölümleri aklınızda kalmış sanırım,
İmamoğlu kitap okumaz okusa da siyaseten işine yarayanı okuyor demiyor mu? Hapishanede kitap okumaya başlamış hadi bu sefer ÖSS inşallah demiyor mu? Burada kiminle alay ediyor? Bana laf edeceğinize espiri zekamı küçümseyeceğinize içine düştüğünüz fanatizmi çukurunun sizi nasıl körleştirdiğiyle ilgilenseniz daha iyi bir şey yapmış olursunuz,
🔴 Erkek savcıdan Kanuni Sultan Süleyman şakasından yargılanan komedyen Tuba Ulu hakkında mütalaada "cinsiyetçilik" vurgusu!
💬 "Sanığın kadın vücudu üzerinden cinsel mahiyette aşağılayıcı nitelikte bir düşünce açıklamasında bulunduğu, bu hususun suç unsuru barındırdığı anlaşılmaktadır. Şöyle ki; sanığın yukarıda açıklanan sözleri toplumumuzun doğal bileşenlerini oluşturan kadınların vücudunu kullandırtarak istediği yere gelebileceği, 'Kadın bastırdı nikahı' şeklindeki ifadesinin de kadının menfaat temini amacıyla evlilik yaptıran, erkeği yönlendiren, bu şekilde kişiliğini ve karakterini ortaya koymadan sadece cinsiyetçi yaklaşım ile istediklerini elde edebileceği yönündeki ifadelerin kadın cinsiyetini aşağılayıcı mahiyette olduğu ve bu söylemlerin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu..."
https://t.co/jiR3BNsQzo
Birikim Güncel'de bugün: Levent Cantek / Bağlamını Kaybeden Şaka
"Azınlıkta kalacağını bilerek konuşmanın, sonu baştan belli olan bir meydan okumanın hikâyesi. Belki de bu yüzden hüzünlü olduğu kadar 'komik' bir yenilgi."
https://t.co/DchfNTcH8K
Boğaziçi Üniversitesi'nde mezuniyet coşkusuna gölge düşüren olay! 🎓
Diplomasını kendi hocasından almak isteyen öğrenciye, Bölüm Başkan Yardımcısı'ndan şoke eden tepki: "Fotoğraf çektirmezsen diplomayı vermem." Sahnede diploması elinden alınmaya çalışılan Hasan Özdağ yaşadığı o gergin anları Sözcü Televizyonu'na anlattı.
📺 Ali Selim Yamanlı'nın imzasını taşıyan bu özel haber ve detayları Serdar Cebe ile Sözcü Ana Haber'de!
2010 referandumu sonrası yaşadıkları için 2021'de şunları söylemişti :
"Kovulduk, sürgün edildik, suçlandık, Neden her şey tersine döndü? Buna hala yanıtım yok"
Özeleştiri, geriye dönük muhasebe yapılmadığının itirafıydı bu
Şimdi kaldıkları yerden aynı ezberle devam ediyorlar
🔴 Sarıyer'de akılalmaz tapu skandalı!
Vatandaşların haberi olmadan tapuları devredildi, vefat eden kişinin adına bile hesap açılıp para yatırıldı.
Mağdur vatandaş Sözcü Televizyonu'na isyan etti: "Ölmüş insanın üstüne para yatırılır mı? Eşim vefat etmiş! Emeğimize resmen çöktüler." 📰📺 @ilknuryagumli@serdarcebe
İBB soruşturmasında hakkında yakalama kararı olanlar gelip teslim olduklarında "yakalandı" diyen savcılık Tamar Tanrıyar'a "kendisi teslim oldu" dedi. Aynı tutum sürecin devamında da görüldü, Tanrıyar jet hızıyla bırakıldı. Bu da hikayenin taraflarını gösteren bir detay
Murat Ağırel, Tamar Tanrıyar'ın serbest bırakılmasına ilişkin:
"Bir gemide yakalandığı Sabah gazetesi tarafından yazıldı ve sonra İstanbul Başsavcılığı'ndan bir açıklama geldi. 'Hayır, gemide yakalanmadı, gemiden geldi, kendisi teslim oldu' diye bir açıklama yapıldı.
Hangisi doğru? İstanbul Savcılığı niye bunu düzeltme ihtiyacı hissetti?
SEGBİS'le İstanbul'daki mahkemeye bağlanmış.
İsmail Arı bayram zamanında ailesinin yanında gözaltına alındı, Tokat'tan Ankara'ya getirildi.
Ümit Özdağ Ankara'da gözaltına alındı, İstanbul'a getirildi.
Alican Uludağ Ankara'daki paylaşımı nedeniyle arabayla İstanbul'a getirildi.
Olması gereken hukuk olmuş ama çifte standardı da göreceğiz tabii ki."
(SZC)
Fotoğraftaki kişi NATO operasyonunda gözaltına alınan TEMA Ankara Şube Müdürü Fatma Didem Genç. Annesi ve babası alzheimer hastası. “Beni tutuklamayın anneme ve babama bakacak kimse yok, onlar ölüler” diyerek ağladı. Tutuklandı.