Bu arada ben bir Alevi olarak Sela ile Ezan'ın farkını, Ezanların vaktine göre farklı makamlarda okunduğunu biliyorum. Ya ben Sübhaneke duasının hangi kısmı normal namazda okunmaz ama cenaze namazında okunur bunu biliyorum mesela. Doğu Alevilik hakkında ne biliyor mesela?
Ben bir Alevi olarak Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersi gördüm tam 8 sene boyunca. Bu 8 senenin neredeyse tamamında bana Sünnilik öğretildi. Ben Sünnilik hakkında Alevilikten fazla şey biliyorum. Doğu bunun nedenini sorguluyor mu mesela hiç? Doğu ne biliyor bu topraklarda bin yıldır yaşayan insanlarla ilgili?
İyiokur meselesinde şaşırtan nokta: Suret-i haktan görünüp de güce meyledecek liberalleri bir kenara bırak, sen koskoca Ali Artun olacaksın, sonra gidip "sosyal ve kültürel iktidar" arayışına meze olacaksın! Dalga geçmiyorum, gerçekten gözümüzde fazla büyütmüşüz demek ki...
Şile’dekinin yaptıklarından pek haberim yok, bilen varsa yazsın lütfen ama Tuzla Belediye Başkanı Eren Ali Bingöl’ü kendisinden önceki belediye başkanının çevirdiği imar yolsuzluğunu yasallaştırmak için uğraş verirken, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez’i de Nişantepe’de inşaat sermayesi için yoksulların evlerini yıkmaya çalışırken anımsayalım.
🌱 İsim: Cemre
🌱 Künye: Yerel sazlardan örülerek oluşturulan organik formlu tuval üzerine, mineral toz pigmentlerle renklendirilmiş toprak sıva resmi uygulaması, 400 cmx125cm, Tarsus, Postane Ova, Mayıs-Haziran 2026
🌱 Sanatçı: Poçolana Works | Ceren Yıldırım Polat, Betül Ergün, Mina Öner, Pajtim Krasniqi
🌱 Açıklama:
ReSoil Residency Programı kapsamında üretilen Cemre, Postane Ova'nın narenciye bahçesinden elde edilen killi toprağın işlenerek toprak sıva resmine dönüştürüldüğü altı haftalık kolektif bir üretim sürecinin sonucudur. Tarsus ve Çukurova'nın fiziksel ve toplumsal coğrafyasından beslenen çalışma, tarımsal üretimi; ekolojik ilişkiler, yerel bilgi ve emek ağları üzerinden yeniden düşünmeye davet eder.
----
🌱 Title: Cemre
🌱 Credit Line: Clay Mural (earthen plaster painting) made with mineral powder pigments on an organically shaped canvas which was woven from locally harvested reeds, 400 × 125 cm, Postane Ova, Tarsus, May–June 2026
🌱 Artists: Poçolana Works | Ceren Yıldırım Polat, Betül Ergün, Mina Öner, Pajtim Krasniqi
🌱 Description:
Developed as part of the ReSoil Residency Program, Cemre is the outcome of a six-week collective process centered on the transformation of clay-rich soil sourced from Postane Ova’s citrus grove into a Clay Mural. Rooted in the physical and social landscape of Tarsus and the Çukurova region, the work reflects on agricultural production as a network of ecological relations, local knowledge and human labor.
Ahmet Telli'ye bir söyleşide "eğer erkekçeyse ölüm" dizelerinden yola çıkarak "erkekçe ölüm nedir" diye sorulmuş. "Halk söyleyişinden yararlanıp imge kurmaya çalışırken düştüğüm bir tuzaktır" demiş. Samimiyeti ne kıymetli. Güle güle Şair! #AHMETTELLİ
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Madımak Hafıza Merkezi için ürettiği çizim ve illüstrasyonlarıyla 33 canımızın anısını güçlendiren Önsöz dergisi çizeri Sena Şat geçtiğimiz hafta NATO zirvesi öncesinde sosyalist güçleri hedef alan gözaltı operasyonları sonrasında tutuklandı.
Sena Şat'a özgürlük!
Buna benzer kaç tane hikaye ya dinledik, ya tanık olduk. Hem de istisnasız her partiden belediyede... Meselenin "üç beş kuş" olmadığını anlayan yok! Hayatı bütün algılayan yok! Parkındaki çalıyı, kuşu koruyamayan belediye, parti merkezindeki kayyımı alt edemez!
İBB yetkililerine yıllardır yazıyor, söylüyorum, ilgilenen yok, düşünen yok. Topkapı'daki bu havuz kuşların hayat kaynağı. Şu sıralar yavrularını büyütüyorlar. Havuzun sularını boşaltma zamanı mıydı? Ebabiller su içmek için bakın ne yapıyor. Boş havuza ağzını açıp geçiyor.
Koç Holding'in 100. yılında aynılar aynı yerde...
Demokrasi için, özgürlükler için ve emeğinin hakkı için işçi sınıfının kendi sınıf çıkarları etrafında birleşmekten, asalak burjuvaziye ve onun temsilcilerine karşı kavga bayrağını yükseltmekten başka bir seçeneği yok❗️
Beypazarı ve Ayaş’ta kolluk, iki ayrı noktada geniş çaplı çevirme ve kimlik kontrolü yapıyor.
Geçen her araç tek tek durduruluyor, madencilerin Ankara’ya ulaşmasını engellemek için fiili bir abluka kuruluyor.
Hakları için yola çıkan tek bir madencinin bile geçişine izin verilmemesi hedefleniyor.
Bunlarla uğraşmayın. Ya bizi köle ilan edin, ya da hakkımızı verin!
Ankara’ya varacağız. Ses ver Türkiye!
AKP iktidarının sömürü, baskı ve zorbalık politikalarına karşı milyonlarca insanın ayağa kalktığı Gezi (Haziran) direnişi 13.yılında!
Yeni direnişleri işçi sınıfının emeği ve özgürlüğü için mücadeleye atılmasıyla yaratacağız!
Bu daha başlangıç mücadeleye devam!✊
Apaçık Radyo’ya Apaçık Mektup:
Haysiyetli İşler Enerji Şirketi Sponsorluğunda Yapılmaz
Akbelen’i konuşmak şüphesiz kıymetli. Köylülerin, kadınların ve yaşam savunucularının tüm baskılara, tehditlere ve kolluk şiddetine karşı yıllardır verdiği kavgayı mikrofona taşımak önemli. Ancak tam da bu noktada, vicdanı olan herkesin sorması gereken o can yakıcı soru ortada duruyor: Şirket çıkarı, doğa talanı ve zorla kamulaştırma kıskacındaki bir varlık mücadelesi; nasıl olur da dev bir enerji şirketinin sponsorluk gölgesinde anlatılabilir?
Apaçık Radyo’nun Açık Yeşil programı, kendi tanıtımında kendini “hayatın, politikanın ve sokağın çevre-ekoloji gündemi” olarak konumluyor. Fakat ne acıdır ki, 13 Mayıs 2026 tarihli yayında kulaklarımıza şu anons çarpıyor: “Fiba Yenilenebilir Enerji’nin sunduğu Açık Yeşil.” Hemen ardından ise Akbelen’deki “acele kamulaştırma” kararları, köylülerin boğuştuğu 93 ayrı dava, Esra Işık’ın 42 günlük tutukluluğu ve sermaye odaklı enerji politikaları eleştiriliyor.
Buradaki sorun, yayının başında bir şirket isminin zikredilmesinden çok daha derin ve politiktir. Sorun; ekoloji mücadelesinin o ödünsüz ve öfkeli dilinin, bizzat o dili boğmaya çalışan sistemin aktörleri tarafından “kurumsal imaj” malzemesi haline getirilmesidir. Fiba Yenilenebilir Enerji, öyle “temiz enerji” masalıyla geçiştirilecek, tarafsız bir destekçi falan değil. Karşımızda 14 rüzgâr, 5 güneş santrali ve 608 MW’lık kurulu gücüyle, doğa üzerinde doğrudan tasarruf sahibi olan büyük bir enerji aktörü var.
Üstelik bu grubun karnesi de “çiçekler ve böceklerden” ibaret değil. Karaburun Parlak’ta, Fiba bağlantılı ÖRES Elektrik’in Salman RES projesine eklemek istediği GES hamlesi hâlâ hafızalarda. Bölge halkı; meralarının, keçi otlaklarının ve endemik türlerin yok olacağını haykırarak ÇED toplantısını yaptırmadı. Süreç, halkın ve ekoloji örgütlerinin itirazlarının ardından şirketin talebiyle sonlandırıldı.
Daha çarpıcı olanı ise Bergama’da yaşandı: Fiba Holding’e ait Düzova RES için Aşağıkırıklar ve Sağancı köylerinde toplam 28 taşınmaz hakkında “acele kamulaştırma” kararı çıkarıldı.
Yani ironiye bakın; Açık Yeşil’de Akbelen üzerinden yerden yere vurulan o “acele kamulaştırma” pratiği, aynı anda programın sponsoruyla bağlantılı bir RES projesi için Bergama köylüsünün karşısına çıkarılıyor.
Mesele bu kadar açıkken susmak, bu çelişkinin üzerini örtmek anlamına gelir. Radyonun manifestosunda “haysiyetli işler yapmak”, “çıkar gruplarından bağımsızlık” ve “görüntünün ardındaki gerçeği yakalamak” gibi iddialı sözler geçiyor. Eğer gerçekten o görüntünün ardına bakacaksanız, önce kendi mikrofonunuza bakın. Akbelenli kadınların toprağına, suyuna, zeytinine sahip çıkma inadını; enerji şirketlerinin sürdürülebilirlik vitrinlerini parlatmak için bir “içerik” olarak kullanmalarına nasıl müsaade edersiniz?
Ekoloji gazeteciliği, şirketlerin “yeşil” boyalarla kendilerini aklama sahası değildir. Yenilenebilir enerji de olsa; eğer meraları, yerel halkın geçim kaynaklarını ve özel çevre koruma bölgelerini çiğneyip geçiyorsa, o da bir yağma biçimidir. Bir tarafta sermaye eliyle mülksüzleştirilen köylüyü anlatıp, diğer tarafta o mülksüzleştirme pratiğinin bir başka ayağında adı geçen şirketin sponsorluğuyla yayın yapmak, bağımsızlık iddiasının iflasıdır.
Apaçık Radyo’nun rüştü, tam da bu etik kırılma anında ispatlanır. Akbelen’i sadece konuşmak yetmez; Akbelen’i konuşurken mikrofonun hangi kasadan beslendiğini, o sesin hangi finansal ilişkinin içinden yankılandığını da dert edinmek gerekir.
Çünkü haysiyetli iş; sadece doğru konuyu seçmek değil, o konuyu kimin finansal gölgesinde, hangi çıkar ilişkileri içinde konuştuğunu da dürüstçe, "Apaçık" ortaya koyabilmektir.
Manifestonuza sahip çıkın: Ekoloji mücadelesini enerji şirketlerinin vitrini haline getirmeyin. “Haysiyetli işler” yapın.
Saygılarımla,
Kazım Kızıl
Sevgili emek tarihçisi Aziz "hoca", siyasi angajmanlarından sıyrılıp, yakın geçmişe bakabilse, DİSK'in bahsettiği "tebdili zihniyet"in gerçekleşeli çok olduğunu görecektir. Şu an olan sadece "malumun ilamı"...
DİSK Genel Merkezinin Ankara'ya taşınması üstüne
DİSK Genel Merkezi’nin yaklaşık 60 yıldır bulunduğu İstanbul’dan Ankara’ya taşınması, yüzeyden bakıldığında bir adres değişikliği gibi görünse de Türkiye işçi hareketi tarihinin en köklü ve çok katmanlı tartışmalarından birini yeniden gün yüzüne çıkardı.
DİSK örgüt içinden ve dışından gelen itirazlara rağmen 60 yıl sonra merkezini Ankara’ya taşımıştır. Bu taşınma kararı, DİSK tarihi boyunca tekrar eden bir sorunun —büyük ve güçlü sendikaların konfederal yapıyı kendi öncelikleri doğrultusunda yönlendirmesi eğiliminin— yeni bir örneğidir. Nitekim 15 üye sendikanın itirazına karşın kararın uygulanmış olması, DİSK’teki konfederal demokrasi açığını bir kez daha gözler önüne sermiştir.
DİSK’in önündeki asıl görev, genel merkezinin bulunduğu şehirden bağımsız olarak, örgütlenme ve mücadele kapasitesini güçlendirmek, etkili ve mücadeleci bir konfederal güç olmak ve üye sendikalar arasındaki konfederal demokrasiyi ve dayanışmayı yeniden inşa etmektir.
Bunlar sağlanamadığı takdirde, Ankara’ya taşınma DİSK’i müesses sendikal anlayışlara yaklaştırmaktan öte bir işlev görmeyecektir.
DİSK’in Ankara’ya taşınmasının sadece bir "tebdili mekân" olarak mı kalacağı yoksa bir "tebdili zihniyet" mi olacağını zaman gösterecek. Umarım ve dilerim sadece “tebdili mekândan” ibaret kalır!
Ayrıntılar @sendika_org'da
KAZANDIK!
3 ayrı Bakanlıkla yaptığımız görüşmeler sonrası eylemimizi sonlandırıyoruz. Ayrıntılı açıklamayı bugün saat 19.00'da Kurtuluş Parkı'nda yapacağız.
Her daim yanımızda olan halkımızı 19.00'da kutlamaya ve madencileri uğurlamaya çağırıyoruz.
https://t.co/4MjkonYN4C
eğitimle çözmeye çalıştıkları şeyin sözde-eğitimle olduğunu görmüyorlar… çünkü kendilerine yönelen tek bir eleştirel bakışları yok…
psikiyatri sihirli bir bilgi içermez.
psikoloji sihirli bir bilgi içermez.
pedagoji sihirli bir bilgi içermez.
sorun sisteme dair, yapısaldır.
Adalet müteahhitin temeli!
* Limak'a tepki gösteren İkizköylü Esra Işık tutuklandı.
* Esra Işık'ın tutuklanmasına tepki gösteren Umut-Sen'li sendikacı Başaran Aksu da tutuklandı.
* Başaran Aksu'nun tutuklanmasına tepki gösteren Bağımsız Maden-İş'li Doğukan Akan da tutuklandı.