Kahramanmaraş Onikişubat ilçesi Boğaziçi mahallesine yeni taşındım mevcut internet hattımı nakil için müracaat yaptım,altyapı yok dediler gelmeside uzun sürebilir dediler sn çok kıymetli CEO ‘umuz @ebekirsahin@TurkTelekom@TTDestek ‘in desteğini ve yardımını rica ediyorum.
@UABakanligi Yapmayın ya gerçekten yapacakmısınız yoksa yapacak gibi mi yapacaksınız!! Bu zamana kadar neredeydiniz adamlar alikıran başkesen olmuş bundan sonra yapsanız ne olacak memleketi açık tımarhaneye çevirdiniz iyice…
@TUVTURK ün önce tesislerinin uygunluğuna bakın tam bir rezalet
📰 “Ali Rıza Demircan Hocamız’dan Sert Çıkış:
“Kadını Aile Hayatından Koparıp, Çalışmaya Mecbur Bırak; Ondan Sonra Üç Çocuk Doğurmasını İste..”
@MiratHaber
https://t.co/s1HAkFmkCR
Venezüela bize ne diyor?
Dünyada en fazla petrol rezervi olan ülke yaklaşık 303 milyar varil ile Venezuela’dır. Suudi Arabistan’ın rezervi yaklaşık 297 milyar varildir ve ikinci sıradadır. Yani petrol ve doğalgaz deyince ilk aklımıza gelmesi gereken ülke Venezüela’dır.
Ondan sonra Suudi Arabistan gelir.
Şimdi Venezüela’yı konuşacak isek önce Hugo Chavez’i hatırlayalım.
Chavez, 1999-2013 yılları arasında başkanlık yapmıştı. ABD’ye karşı en açık ve sistematik meydan okuyan liderlerden biriydi. Petrolü ABD şirketlerinin kontrolünden çıkardı ve millileştirdi.
Petrol gelirlerini halka ve sosyal programlara yönlendirdi. Latin Amerika’da ABD hegemonyasına alternatif bir blok oluşturdu. Küba ile stratejik ittifak yaptı. Rusya, Çin ve İran ile ilişkileri derinleştirdi.
Chavez, 2013’te resmî olarak kanserden öldü.
Ancak ölümü bölgede hep şüpheyle anıldı. Çünkü aynı dönemde sadece Chavez değil Lula (Brezilya), Kirchner (Arjantin), Lugo (Paraguay) gibi ABD karşıtı liderlerin de kanser olması dikkat çekti. Nitekim kendisi bizzat, “Beni zehirlemiş olabilirler” imasında da bulundu.
Somut bir kanıt yok ama biyolojik suikast ihtimali hiç kapanmadı.
Peki, Maduro nasıl ortaya çıktı?
Eski otobüs şoförü ve Sendikacı kökenli Maduro, Chavez’in en sadık adamlarından biriydi. Dışişleri Bakanlığı ve başkan yardımcılığı yaptı. Chavez, ölümünden önce yaptığı bir konuşmada, “Eğer bana bir şey olursa, Nicolas Maduro’ya oy verin” diyerek onu meşru halefi olarak ilan etti.
Kısacası Maduro, Chavez’in kurduğu sistemi devraldı.
Aynı şekilde devam ettirerek bu güne kadar geldi.
Maduro, neler yaşadı?
Maduro, Chavez’in ölümünden sonra yapılan ilk seçimde devlet başkanı seçildi (2014).
Seçim sonucuna muhalefet itiraz etti. Bu itirazlar ABD ve Batı’da hep gündemde tutuldu. Muhalefet değişik şekillerde desteklendi. Böylelikle derin bir siyasi kutuplaşma da başlatılmış oldu.
Maduro ile birlikte ekonomik büyüme yavaşladı. Enflasyon yükseldi; temel gıda ve ürünlerde kıtlık yaşandı. Halkın memnuniyetsizliği protestolara dönüştü.
Düşen petrol fiyatları ekonomiyi daha da zayıflattı. Petrol üretimi azaldı. Venezuela resmen hiperenflasyona girdi.
Hükümet ekonomik istikrarı sağlamakta zorlandı.
20 Mayıs 2018 seçimlerinde Maduro ikinci kez başkan olarak seçildi. Sonuçlar yine geniş eleştirilere ve protestolara yol açtı.
Devam eden ekonomik zorluklara 2020 – 2021 COVID-19 baskısı da eklendi.
2024 yılı Temmuz’unda yapılan seçimlerde Maduro üçüncü dönem için de seçildi. Lakin muhalefetin sonuçlara tepkisi çok daha büyük oldu.
ABD ve Batı’nın önderliğinde, uluslararası yaptırımlar daha da artırıldı. Petrol üretimi daha da azaldı ve gelirleri düşük seviyelerde seyretti. Ülkenin uluslararası finansman zorlukları devam etti.
2025 yılı sonunda ABD, Venezuela’ya yönelik petrol sektörüne ilişkin yaptırımları olağanüstü artırdı. Liman ve enerji altyapısına yönelik sınırlamalar uyguladı. Bütün ülkeyi ablukaya aldı. Bunun üzerine Maduro, ülkenin “varoluşsal bir dönemden geçtiğini” söyledi. Yine de iç muhalif baskı ve dış stratejik gerilimler arasında pozisyonunu korumaya çalıştı.
3 Ocak 2026 tarihinde, ABD ordusu bir askeri operasyon düzenleyerek Maduro ve ailesini yakaladığını ilan etti.
Tabi burada Maduro’yu, en yakınındakilerin ABD’ye teslim ettiğini söyleyebiliriz.
Bu tür teslimat, hiç kimse için şaşırtıcı olmaz çünkü ABD’nin çalışma tarzı hep böyle oldu. İşini bitirdiklerini hep en yakınındaki adamlarından satın aldı. Zaten ABD ile çalışmaya hazır yeterinden fazla insan var. Şimdi de öyle olduğunu anlıyoruz. Detaylar zamanla ortaya çıkar.
Hatta, filmlerini dahi yaparlar.
ABD Başkanı Trump, Maduro'nun yakalanması operasyonunun ardından ABD'nin Venezuela'nın petrol endüstrisine "çok güçlü bir şekilde müdahil olacağını" söyledi.
Kısacası, ABD dünyanın en büyük petrol yataklarına çöktü. Bunu da demokrasi adına, Maduro’yu şeytanlaştırarak yaptı.
İşte size görünen tablonun özeti budur.
Size yeterli gelmedi, sizi tatmin etmedi değil mi?
Evet, görünen bu ama beni de tatmin etmedi. Başka bir okuma daha yapmak lazım.
Peki, bütün bu olan biteni farklı bir şekilde okumak mümkün müdür?
Burada, bir farklı senaryo çalışılmış olabilir mi?
Elbette, olabilir.
Olabilir çünkü ABD, Chavez’in 1999 yılında iktidara gelmesinden bu yana Venezüela ile bir şekilde işlerini yürütüyordu. Çeyrek asırdır, görünürde kavga olsa da ticari işler yolunda idi.
Peki, ne oldu da ABD dünyanın en büyük petrol rezervine el koydu?
Bunu çözümlemek için soruyu şu şekilde sormak lazım.
ABD’nin bu kadar büyük bir petrol sahasına ihtiyacı var mıdır?
Normalde yoktur.
Peki, hangi durumda böyle bir ihtiyaç ortaya çıkabilir?
Eğer, Ortadoğu’da bölgesel bir savaş olacaksa, ABD için böyle bir ihtiyaç acilen ortaya çıkacaktır.
Böyle bir olasılık çok arttı ise o da şimdiden tedbirini alıyor olabilir!
Şimdi taşları şu şekilde yeniden dizelim ve önümüze çıkan fotoğrafı yeniden okuyalım.
Bu olan biteni, Ortadoğu’da büyük bir savaşa son hazırlık olarak okuyabiliriz.
ABD, Venezüela petrolüne el koyarak kendi tedariğini şimdiden teminat altına alıyor.
Senaryo kuvvetle muhtemel şu şekilde oluşuyor.
İsrail Gazze’yi yerle bir etti. 380 bini çocuk ve kadın olmak üzere yaklaşık 680 bin sivil katletti. ABD’yi araya sokarak bir duraklama devresi yaşıyorlar.
Lakin bu duraklama barış anlamına gelmiyor. Bu süreçte, İsrail ABD ile birlikte Suriye’yi yeniden tanzim ediyor ve bizim kuzey sınırımız boyunca bir terör yapısı oluşturuyor.
İran’ı aktif olarak tehdit ediyor. Yemen’de operasyonlar yapıyor. Yemen’in karşısında Somali içerisinde Somaliland diye bir askeri mevzi oluşturmaya çalışıyor.
Güney Kıbrıs’ta ve Adalar Denizi’nde askeri yığınaklar yapıyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu sürekli ABD’ye giderek Trump ile planları bizzat gözden geçiriyor.
2025 Aralık sonunda beşinci kez giderek görüştü. Bu görüşmede bölgede var olan büyük bir devlete yönelik operasyonlar konuşuldu.
Türkiye’nin bu operasyonlara karışmaması için ABD’den araya girmesini istedi. ABD de gerekli teminatları verdi ki bunu destekler açıklamaları oldu.
Lakin ABD şunu da gördü. Eğer bölgede İran ile bir savaş yaşanırsa, bölgeden petrol sevkiyatları durur.
Bundan en çok ABD ekonomisi etkilenir.
İşte bu etkilenmeyi minimuma indirmek için Venezüela petrollerine el koydu.
Yakında Venezüela’ya kendine bağlı bir başkan tayin edecek ve yine Trump’ın ifadesi ile çok güçlü bir şekilde petrol istihsaline başlayacaktır.
Zaten böyle bir durumda petrol fiyatları da çok çok artar.
ABD bundan büyük kârlar yapar.
Ortadoğu’daki petrol zengini devletler yeterince petrol ihraç edemeyecekleri için kaybederler. Hatta borçlanırlar. Bu da yine ABD ve Batı’nın işine yarar.
Böyle bir ekonomik gelişmeden Rusya ve Çin de istifade eder! ABD’ye göre bu da onların “sus payı” olur.
Bu kargaşa ortamında Batı Avrupa da “Birleşik Kıbrıs” diye diye Doğu Akdeniz petrol ve doğal gazının hem tedarikçisi hem de müşterisi olur!
Yani Avrupa da, Doğu Akdeniz gazına ve petrolüne musallat olur.
Türkiye ise her şeye rağmen harekete geçmeye kalkarsa hem güneyden terör oluşumu ile hem de Batı’dan Yunanistan üzerinden baskı altında kalır.
Tabi geçmez ise de ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kaybeder. Ardından da çökertilir.
İşte bütün bunlar olurken ABD ve Batı, petrolünü Venezüela kaynaklarından temin eder.
Sonra işleri bittiğinde, ekonomik olarak çökmüş ve yıpranmış bölge ülkeleri ile masaya otururlar.
Hem bu kaynakları hem de sınırları istedikleri gibi yeniden tanzim ederler.
İşte size, ana hatlarıyla, Ortadoğu’da öngörebildiğimiz oyun kurgusu.
Türkiye, bu kurguyu hafife almamalıdır.
Bazı önleyici ve milli adımları atmada tereddüt yaşamamalıdır.
Acırsanız, acınacak hale gelirsiniz.
Her şey gözümüzün önünde oynanıyor.
Cambaza bakmanın zamanı değildir.
Uyumanın zamanı ise hiç değildir.
Meşhur Nefes Filmi repliğinde dediği gibi;
Uyursanız ölürsünüz.
Ekonomide,
büyüme ve kalkınma birbirine çok karıştırılır.
Büyüme
rakamların artması ile olur
ama kalkınma
büyümenin hayatımıza yansıması ile olur.
Evet,
Türk ekonomisi büyüyor
ama
Türkiye kalkınmıyor.
Neden?
Çünkü
hep beraber bir avuç mutlu azınlığa çalışıyoruz.
Bu bir avuç mutlu azınlığın elinden, haksız edindikleri serveti almak gerekir.
Türkiye'de 85 milyon insanız.
Bunların ne özelliği var da bizim kaybettiğimiz yerde hep bunlar kazanıyorlar!
Mevcut Borca Dayalı Para Sistemi, bunlara paradan para kazanma imkanı veriyor.
Ama 80 küsür milyon insan, açlıkla yoksullukla mücadele etmek zorunda kalıyoruz.
Bunun düzelmesi gerekiyor.
Bunlar ağa da biz maraba değiliz.
Bu düzelmeden hiç bir işimiz düzelmez...
Mesele
Türk, Kürt, Arap, Acem meselesi değil.
Mesele,
bölge kaynaklarının yağmalanması meselesidir.
Kestirmeden ve hap gibi şöyle anlatayım sana,
ey derin uykuda olan kardeşim.
Doğu Akdeniz, Kuzey Suriye, Kuzey Irak, Azerbaycan ve Hazar Denizi hattını düşün.
Bu hat üzerinde var olan bütün petrol, doğal gaz ve su kaynaklarına çökme operasyonu yapılıyor!
Bu operasyonları küresel finans elitler, ABD ve Batı Avrupa eş güdüm içinde yapıyor. Lakin her operasyonu, farklı hikâye ve gerçekliklerle ustaca örterek yapıyorlar. Bu ana omurgayı bilirsen, gerisini anlaman kolay olur.
Önce Irak’ı yıllarca İran ile savaştırdılar. Saddam, İran ile savaşırken onların kahramanıydı. Irak iyice yorgun düşünce de Saddam’ı şeytanlaştırıp devirdiler. Irak’ın üzerine çöktüler.
Kuzey Irak’ta ise özerk bir bölge yönetimi oluşturdular. Çünkü Kuzey Irak’ta büyük petrol yatakları var. Buranın yönetiminin başına, önce terörist dedikleri ama sonra da kendilerine yardım ettirdikleri Kürt elitlerini getirdiler. Onların bir müddet kısıtlı bir şekilde petrol çıkarıp kendilerini zenginleştirmelerine göz yumdular. Ama sonra, yaptıklarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ilan ederek, Bağdat’ı da içine katan bir anlaşmalar zinciri ile petrol ve doğal gazı kendi menfaatlerine göre tanzim ettiler.
Suriye’ye gelince.
Önce Suriye’de Esad’ı alkışladılar. Batı para-kredi sistemine girecek diye beklediler. Ama olmadı.
Türkiye’nin ise Suriye ile bir problemi yoktu. Hatta sınırlarımız bile resmen belli değildi.
Önce sınırlarımızı belirlettirdiler. Sonra Esad’ı şeytanlaştırdılar ve devirdiler. Suriye’de, terörist dedikleri ve başına ödül koydukları Şara isimli bir şahsı yönetime getirdiler. Dünün sarıklı teröristi, bugünün kravatlı devlet adamı oldu!
Şimdi aynı şekilde Suriye’nin kuzeyinde özerk bir yapı oluşturmaya çalışıyorlar. Çünkü petrol ve doğalgaz bu bölgede. Bu bölgeden bir kısım yerel unsurlar biraz petrol çıkarıp sattı, diye kıyameti kopardılar. Hala mahkemelerde dosyaları tutuyorlar. Çünkü onlara göre bölge petrolünün sahibi onlar.
Buradaki yapıyı oturtmak ve silahlı unsurları bir düzene sokmak istiyorlar. Çünkü petrolü güven içinde çıkarıp almak istiyorlar. Onun için de Türk-Kürt-Arap kardeşliğinden veya koalisyonundan bahsetmeye başladılar.
Tabidir ki maksatları, bölge halklarının kardeşliği değil bölge kaynaklarını rahat bir şekilde sömürmektir. Operasyonları sürüyor. ABD Büyükelçisinin konuşmalarından detayları takip edebilirsiniz.
Kıbrıs’a gelince…
Aynı şekilde Kıbrıs’ta da “oldu bitti”lerle yürüyorlar. Doğu Akdeniz’de muazzam doğalgaz yatakları ortaya çıktı. Bulundu demiyorum çünkü zaten biliyorlardı.
GKRY'ni Kıbrıs’ın tamamını temsil ediyor diyerek AB’ne aldılar. Bizi bölge doğalgazından bir şekilde uzaklaştırdılar. Şimdi de “Birleşik Kıbrıs” tiyatrosu ile bölge gazını sorunsuz bir şekilde almak istiyorlar.
Avrupa, Rusya’dan alamadığı veya almadığı gazı Doğu Akdenizden telafi etmek istiyor. Yüz milyarlarca dolarlık bir pazardan bahsediyoruz!
Zavallı Gazze ise,
Doğu Akdeniz’in en zengin doğalgaz yataklarının hukuken sahibi. Ama soykırıma uğradılar. Şimdi bir somun ekmeye muhtaçlar. Kimse yardım dahi edemiyor. Çünkü bize insan hakları vaazları yapanlar, burada zulmü destekleyenlerle aynı saftalar.
Azerbaycan ve Hazar Denizi hattı da farklı bir şekilde kontrol altına alınmaya çalışılıyor.
Türkiye’de ise hem petrol hem de muazzam su kaynakları var. Lakin adım adım işleniyoruz!
Bu minvalde atılan hiçbir adım, kurulan hiçbir komisyon masum değildir.
Bütün bunlar yapıldıktan sonra bölge ülkeleri olarak “bizim” olan kaynakları tüketmek için önce bunlardan satın alacağız.
Paramız yoksa da bunlara borçlanacağız. Neticede köleleştirileceğiz.
Halihazırda bile
bakınız
Mısır, 34 milyar dolarlık bir anlaşma ile bunlardan 2040’a kadar gaz alacak.
Hangi gazı?
Doğu Akdeniz gazını, yani kendi gazını!
Türkiye, ABD’den uzun süreli LNG alımı için 20 yıllık, yaklaşık 43 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı. Büyük bir ihtimalle, ABD’nin vermeyi vaat ettiği gaz buradan istihsal edilecektir.
Çünkü satanlar açısından hem bağlayıcı bir şey yok hem de çok ekonomik!
Suriye Şara yönetimi, Chevron ile görüşüyor.
Kuzey’de işleri hallolsun, hemen yüz milyarlarca dolarlık hem petrol hem de doğalgaz anlaşmalarını açıklarlar. Orada da bunlar sahip, diğerleri maraba
Ve daha neler neler…
Şimdi biraz anladın mı benim uyuyan kardeşim?
Demek ki mesele neymiş?
Mesele
doğal kaynaklarımıza çökme meselesiymiş!
Zalim ve melun İsrail eşkiyaları
#GlobalSumudFlotilla 'ya saldırıyor.
Bütün dünya ayakta!
@realDonaldTrump hani barış teklif ediyordunuz?
Barışçıl ve insani yardım filosuna bile tahammül edemeyen zalimlerin yalanı çok çabuk ortaya çıktı.
Free Palestine!
Teşhircilik aldı başını gidiyor!
Buna bir dur demek lazım.
Her şeyin bir makulu vardır.
Bu milletin kadîm gelenek ve görenekleri vardır.
Töresi vardır.
Bir ahlâki duruşu vardır.
Bu milletin değerlerine saygı duymayanlar, kamu hizmeti almayı hak etmiyorlar.
Teşhircilere kamu hizmeti verilmesin.
#TeşhircilikYasaklansın
@oktay_saral Günaydın sn danışman günaydın biraz daha bekleyin milletin ahlakı ve şahsiyeti yerle yeksan olsun öyle başlayın eleştirilere…
Yazıklar olsun hepinize!..
-Vicdanlı adil ve merhametli her insanın evladının görevi bu feryadın hem bizim ülkemizdeki hem de İslam alemindeki muhataplarına ulaştırılmasına destek olmaktır...
-Bu günler de geçer elbet. Gazze'deki bu zulüm de biter elbet. Bize kalacak olan gözümüzün önünde açlıktan can veren bebekler için yaptıklarımız ya da yapmadıklarımız olacaktır.
@TUVTURK sn yetkililer bu numarataj ne kadar pahalı olabilir sıcağın altında tarlanın ortasında iş yeri açmışsınız 1 tane var gösterge ön kabul de bekleme alanıda yok 2 saattir güneşin altında bekliyor insanlar araca binse numaratajı göremiyor farklı açılarada koyunda görelim
Her zaman söylüyoruz.
Türkiye'de artık yap-sat değil,
bir apartman binası değil
her şeyi düşünülmüş ve tam techizatlı/uyumlu
kasabalar inşaa etmeliyiz.
Şehirler inşa etmeliyiz.
İşte size 113 yıllık "nizami planlı" bir Osmanlı köyü.
Eskişehir Çifteler'den
Abbas Halim Paşa Köyü.
Demekki neymiş?
İsteyince oluyormuş.
Şimdi,
imarıyla iskânıyla
çok daha iyisini yapabiliriz.
Yeter ki isteyelim. Talep edelim. Baskı oluşturalım...
Leman dergisi Peygamber Efendimize büyük bir saygısızlık yapmış.
#lemandergisikapatılsın
Peki Paris iklim sözleşmesi ile Siyonistlerin gıdamıza, havamıza, suyumuza, müdahale etmesini kabul eden iklim kanunu ile bunu taçlandırmak isteyen hükümetin hiç suçu yok mu?
#İklimKelepçesiniKır
Hükümet neden protesto edilmiyor?