Dear followers,
I’m delighted to share this BBC interview BBC World Service - The Interview, Daron Acemoglu, Economist: Liberal democracy is in crisis https://t.co/1BzZNLO7ZT
KAS KAYBI KADERİNİZ DEĞİL 🟢
Ancak sadece spor veya egzersiz kas kaybını önlemek için yeterli değil ❗️
Sarkopeni (yaşa bağlı kas kütlesi, gücü ve fonksiyon kaybı) 60 yaş üstü nüfusun %10-16’sını etkiliyor.
Ve henüz onaylanmış tek bir tedavi yok. Osteoporosis and Sarcopenia dergisinde yayımlanan bir derleme, gerçekten neyin işe yaradığını ve neyin yaramadığını netleştiriyor:
🟢Direnç antrenmanı, tartışmasız birinci basamak müdahale ✅ Haftada 2-3 seans, ortalama 23 hafta → kas kütlesi, kavrama gücü, yürüme hızı ve fonksiyonel performansta anlamlı artış.
🟢 Tek başına kardiyo yetersiz. Aerobik egzersiz kas gücünü artırmıyor. Çünkü sarkopenide en çok kaybedilen hızlı-kasılan (Tip II) lifler, direnç antrenmanının hedefidir. Ama kombinasyon (direnç + aerobik) faydayı artırıyor.
🟢 Protein/lösin/HMB takviyesi tek başına sınırlı etkili. Vitamin D ile birlikte verildiğinde daha yararlı, yalnız başına “büyülü toz” değil.
🟢 EMS (elektriksel kas stimülasyonu), hareket kısıtlı yaşlılar için umut verici bir alternatif. Ancak kanıt düzeyi hâlâ düşük ve bazı ülkelerde düzenleyici kısıtlamalara tabi.
🟢 Belki de en ilginç kısım: kronik düşük düzeyli inflamasyon (“inflammaging”) kas yıkımını hızlandırıyor. Ve araştırmacılar bunu tetikleyen beklenmedik bir bağlantı buluyor; periodontitis (DİŞ ETİ HASTALIĞI). Ağız sağlığı, bağırsak mikrobiyotası ve sistemik inflamasyon üzerinden kas kaybına kadar uzanan bir zincirin parçası olabilir.
SONUÇ ✅
Sarkopeni önleme tek bir reçeteyle değil, direnç antrenmanı + doğru beslenme + inflamasyon kontrolü üçgeniyle mümkün.
Ve bu üçgen, kaslarınız 60’lı yaşlara gelmeden, bugünden kurulmalı 💪
Siz kas sağlığınızı ne zaman “ciddiye almaya” başladınız ?
https://t.co/U1u2enXvOj
Daron Acemoğlu, Nature'a yazdı
📌 "Çok sayıda insanın ekonomik fırsatların dışında bırakıldığı toplumlar istikrarlı kalamaz"
📌 "Yapay zekanın gelişimini farklı bir yöne çevirmek için toplumun ortak hareket etmesi gerekiyor"
📌 "Yapay zekanın geleceğini küçük bir teknoloji uzmanları grubunun hayalleri değil, nasıl bir toplum kurmak istediğimize ilişkin demokratik tercihler belirlemeli"
https://t.co/Eriu2bURyw
The Economist'in Harari mülakatını şimdi bitirdim. Benim en çok takıldığım bölüm doğal olarak finans kısmı oldu.
● Mevcut yarış aynı hızla sürerse 10 yıl içinde AI insanlardan daha zeki ve sistemi yöneten taraf olabilir. Harari'ye göre bunun kaçınılmaz olduğunu söyleyenler sorumluluktan kaçanlar.
● İnsanlar daha hızlı ve karmaşık kararlar verdiği için finansı AI’a bırakacak. Bir kriz geldiğinde yöneticiler AI’ın önerisini uygulayacak ama nedenini açıklayamayacaklar.
● İnsanlar bankacılara ve gazetecilere güvenmezken kripto algoritmalarına veya sosyal medya akışlarına güvenebiliyor. Harari’ye göre AI’ın gücünün temel kaynağı zekadan önce bu güven transferi.
● Savaşta AI hedef seçerken insanın yalnızca 20 saniyede onay vermesi, 'İnsan karar veriyor' süsü veriyor. Rakip daha hızlı hareket ettiğinde finans ve savaş alanındaki rekabet, insanı gerçek karar vericiden formaliteye dönüştürüyor.
● Güç tek bir liderde veya kurumda toplandığında AI’ın sistemi ele geçirmesi kolaylaşır. Yalnızca o kişiye ulaşan bilgiyi kontrol etmesi yeterlidir. Bu nedenle otoriter yapılar AI manipülasyonuna demokrasilerden daha açık olabilir.
#Vestel yan markalarıyla birlikte 2.000i aşkın mağaza ağına sahip, fabrika ve bayilerle 50 binin üzerinde kişiye istihdam sağlayan dev bir şirket.
Piyasa değeri yaklaşık 160 milyon dolar seviyesinde.
#Çitlekçi ise 50 mağaza ve 1.200 çalışanla 280 milyon dolar değerlemeyle halka arz olmuş.
Teşekkürler Spk, Teşekkürler Borsa İstanbul.
20 yıldan fazladır betonla yatıp, inşaatla kalkıyoruz.
Her yere konut yaptık.
Siteler yaptık.
Rezidanslar yaptık.
TOKİ’ler yaptık.
Kentleri kilometrelerce büyüttük.
Peki sonuç?
2002:
Ev sahibi → %73,1
Kiracı → %18,7
2025:
Ev sahibi → %57,1
Kiracı → %27,0
Üstelik bugün Türkiye’de yaklaşık 27 milyon hane var.
Kiracı oranını hane sayısına kabaca uygularsanız, yaklaşık 7,3 milyon hanelik devasa bir büyüklükten söz ediyoruz.
Bir başka paradoks daha var:
Türkiye’de kaç konutun gerçekten boş olduğuna ilişkin güncel ve kesin resmi bir sayı yok.
Ancak mevcut verilerden yapılan bazı hesaplar milyonlarca konutun ikamet dışında kaldığına işaret ediyor.
Yani mesele yalnızca:
“Yeterince konut yaptık mı?”
olmayabilir.
Belki 20 yıldır yanlış soruyu soruyoruz.
Asıl soru şu:
Bu kadar konut yaptık da neden daha fazla insan ev sahibi olamadı?
Çünkü bir sistemi ürettiği beton miktarıyla değil,
insanların barınma ihtiyacını ne ölçüde çözdüğüyle değerlendirmek gerekir.
20+ yıllık büyük inşaat hamlesinin sonunda ev sahipliği %73’lerden %57’lere gerilemişse…
Ortada ciddi bir “problem statement” problemi yok mu?
Harvard ve MIT, Dünya nüfusuna denk 8.3 milyar sanal insan yarattı. Dünya nüfusunun dijital ikizi de diyebiliriz buna.
Adı: MatrAIx. Her birinin 1.290 farklı özelliği var: yaş, psikoloji, harcama alışkanlığı, teknik bilgisi, hatta “fiyat artınca ne kadar tereddüt eder” seviyesinde detay. Tabi bu bilgiler bizim sanal dünyaya bir şekilde sunduğumuz bilgilerden derlenmiş.
Nitekim sanal insanlar GPT ve Claude gibi modellerin içine giydirilince, anketlerde, sohbetlerde, web sitelerinde ve uygulamalarda neredeyse gerçek gibi davranıyorlar. Testlerde kişilik tutarlılığı %91.5.
Artık bir meseleyi muhtemelen sanal dünyadaki bu bireylere yani matrixteki izdüşümlerimize yaşatıp istedikleri sonucu alırlarsa gerçek dünyada hayata geçirecekler. Pazar araştırması firmalarını, odak gruplarını, haftalar süren anketleri beklemeden… Tek bir sunucuda, bir gecede.
Bu, pazarlamanın, ürün geliştirmenin ve davranışsal bilimin kurallarını sessizce değiştiren bir kilometre taşı.
Dünya nüfusunun dijital ikizi ya da woodo bebeği artık ellerinde.
AB ekonomisi yaklaşık 10 yıl önceye kadar ABD ekonomisinden büyüktü. Ancak şimdi yaklaşık 10 trilyon dolar daha küçük veya ABD ekonomisinin %70'i kadar büyüklükte, bu trend sürerse (ki teknoloji/YZ egemenliği ile bu olası) bir 10 yıl sonra ise yarısı kadar olacak...
Kore'de 40 bin tavuk dükkanı var.
Dünyanın tamamındaki McDonald's şubesi de 40 bin.
Sebebi tavuk aşkı değil.
Kore'de maaşın yaşlandıkça otomatik artar. Sonra yaşın yüzünden yasayla kesilmeye başlar, adı zirve ücret. Sonra da yaşın yüzünden 60'ı görmeden kovulursun.
Elinde kalan kıdem tazminatı. O parayla kurulabilecek tek şey küçük bir tavuk dükkanı.
Kore'de bu sektörün adı: Beyaz yakalının mezarlığı.
Kore'de 65 ile 69 yaşındakilerin %57'si çalışıyor.
65 yaş üstünde her 10 kişiden 4'ü yoksul.
Sokakta karton toplayan 42 bin yaşlı var. Ortalama yaş 76. Saat başına kazançları asgari ücretin %12,7'si.
Bunların hepsi Samsung'un ülkesinde.
Ülke 30 yılda fakirlikten çıktı.
Kalkınmayı sırtında taşıyan kuşak çıkamadı.
Bir süredir hastalarımda HRV (Kalp Hızı Değişkenliği) analizleri yapıyorum.
En çok dikkatimi çeken şeylerden biri şu oldu:
HRV'yi en çok zorlayan düşünce ve davranış kalıpları: • Her şeyi kontrol etmeye çalışmak • İyileşmeye direnç göstermek • Sürekli tehdit arayan zihin • Geçmişe takılı kalmak • Aynı anda birçok şeyi düşünmek • Kendine karşı aşırı eleştirel olmak • Belirsizliğe tahammül edememek
Fatih Altaylı, Türkiye’den neden hâlâ umutlu olduğunu Malatya’dan çıkan bir başarı hikâyesiyle anlattı.
Malatya’nın bir köyünde, değirmencilik yapan bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Dr. İbrahim Ethem Hamamcı, Malatya Fen Lisesi’nin ardından üniversite sınavında sayısal Türkiye 1.’si oldu.Aslında mühendis olmak istiyordu.
Ailesinin isteğiyle tıp yazdı. Daha sonra aynı anda hem Tıp Fakültesi’ni hem Bilgisayar Mühendisliği’ni tamamladı.
Yoluna İsviçre’deki ETH Zürih‘te devam etti. Yapay zekâ ve tıp alanındaki çalışmalarıyla Google PhD Fellowship bursunu kazandı, Cambridge’de araştırmalar yürüttü.
Doktorasını bitirdikten sonra dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden milyon dolarlık iş teklifleri aldı. NVIDIA’nın teklifini reddetti.
Bunun yerine Sezgin Er ile kendi yapay zekâ şirketini kurdu.
NVIDIA bu kez şirkete 4 milyon dolarlık yatırımcı olarak ortak oldu. Yapay zekâ devleri de araştırmalar için 20 milyon dolarlık işlem gücü desteği sağladı.
Şirketlerinin merkezi Silikon Vadisi’nde, bir ofisi ise İstanbul’da. Tüm ekip Türk bilim insanlarından oluşuyor.
Amaçları; yapay zekâyı sağlık hizmetine entegre ederek en ücra bölgelerde yaşayan insanların bile dünya standartlarında teşhis ve tedaviye ulaşmasını sağlamak.
Altaylı, “Türkiye’den umutlu olmamı sağlayanlar işte böyle gençler. Günlük siyasi tartışmaların dışında, insanlığın geleceği için çalışan pırıl pırıl insanlar geliyor.” diyerek
İbrahim Ethem Hamamcı ve Sezgin Er’in hikâyesinin kendisine umut verdiğini söyledi.
Altaylı ayrıca, İbrahim Ethem Hamamcı’nın kendisine “Bilime yönelmemde Teke Tek Bilim programlarının büyük payı var.” dediğini aktararak bu sözlerin kendisini duygulandırdığını ifade etti.
Alman ekonomisi geçici bir krizle değil, derin bir yapısal sorunla karşı karşıya. 2019 sonundan bu yana ekonomik büyüme sıfır noktasına gelirken, işsiz sayısı ise 3 milyonu aşmış, iflaslar rekor seviyeye ulaşmış ve nüfusun yaşlanması ile bürokrasi ekonomiyi baskılamaya başlamış durumda. Avrupa ekonomisinin de motoru olan Almanya, artık ayrıca Avrupa ekonomisini sürükleyici gücü rolünü de üstlenememekte.
Son 30 yılda Almanya; Berlin Duvarı'nın yıkılışı, Çin'in dünya ekonomisine entegrasyonu ve serbest ticaret gibi unsurlarla küreselleşmenin en büyük kazananlarından biriydi. Ancak günümüzde küresel ticaret kuralları artık Washington ve Pekin tarafından yazılıyor. Ve Merkel'den sonra artık Almanya'nın Brüksel'deki gücü de zayıflıyor.
Bu dönemde Çin, devlet destekli üretim ve aşırı kapasite sayesinde sadece Almanya'nın daha önce dominant olduğu sektörlerde pazar paylarını kapmakla kalmıyor, ayrıca birçok gelecek sektöründe fiyatları ve standartları belirler hale gelmiş durumda. Bir taraftan sübvanse edilen ucuz Çin ürünleri, serbest piyasa koşullarında Avrupalı üreticiler için adil olmayan bir rekabet baskısı oluştururken, diğer tarafta gelecek sektörlerin Ar-Ge'si şimdiden Çin hakimiyetine geçmiş durumda.
Serbest ticaret yerini stratejik rekabete, korumacılığa ve devlet odaklı sanayi politikalarına bırakmış durumda. ABD askeri gücünü ekonomik çıkarları için kullanırken, Çin serbest ticareti savunuyor gibi görünse de piyasayı ucuz mallarla dolduruyor. Türkiye'nin 2025'te Çin'e dış ticaret açığı 46 milyar doları aşarken bunun Türkiye GSYIH içindeki payı yaklaşık %4. Almanya'nın da Çin'den ithalatı 2025'te 170 milyar Euroya ve GSYIH'nin %3.8'ine ulaşırken, Almanya'nın Çin'e karşı dış ticaret açığı 90 milyar Euroya yani GSYIH'nin %2'sine ulaşmış durumda (Grafik).
Mesela Alman ekonomisinin belkemiği olan otomotiv sektörü, küresel talep düşüşü, Almanya'daki yüksek enerji, personel ve mevzuat maliyetleri yüzünden zorlanıyor. Ayrıca "Dizel Skandalı" (Volkswagen'e maliyeti 33 milyar Euroyu buldu), elektrikli araçlara geçişte geç kalınması ve yazılım odaklı araç teknolojisinin küçümsenmesi gibi yönetim hataları sektöre ağır darbe vurdu. Bu durum istihdam kayıplarına ve dolayısıyla sosyal güvenlik sistemlerinin finansman temeline de zarar veriyor.
Diğer taraftan ise Alman DAX endeksindeki büyük şirketleri küresel çapta önemli karlar elde etmeye devam ediyor. DAX şirketlerinin bu yıl 130 milyar Euro rekor kâr elde etmesi bekleniyor. Ancak bu karlar Almanya içinde değil, yurt dışında üretiliyor.
Buradaki temel sorun, küreselleşmenin bitmemiş olmasına rağmen Almanya'nın küresel üretim modelinin (Standort Deutschland) artık çökmüş olması. Bu da sanayisizleşmeyi getiriyor. Alman şirketler üretimlerini enerjinin ucuz, bürokrasinin az ve nitelikli iş gücünün bulunduğu ülkelere kaydırmaktalar. Almanya şirketlerin hukuki merkezi olarak kalırken, katma değer, üretim ve hatta Ar-Ge artık başka ülkelerde gerçekleşiyor. Ve burada da Çin yine öne çıkıyor.
Alman hükümeti çok geç de olsa bu krizin farkına vararak reform adımları atmaya başlasa da, asıl mesele sektörel çözümler ve Almanya'nın bir zamanlar domine ettiği eski sanayileri ne pahasına olursa olsun korumak olmamalı. Yapısal reformların amacı Joseph Schumpeter'in "yaratıcı yıkım" olarak adlandırdığı kavram doğrultusunda, yeni girişimlerin doğmasına ve şirketlerin yeniden Almanya'da yatırım yapmasına imkan sağlayacak koşulları yaratmak olmalı. Bunun için sadece yapısal reform yapmak da yetmiyor. Toplumun zihninde ve DNA'sında da birtakım formatların atılması gerekiyor. Yoksa buna yönelik bir ilerleme sağlanmadan yapılacak tüm reform çabaları da sonuç vermekte zorlanacaktır...
🇹🇷 2026 FIVB Voleybol Milletler Ligi’nde Brezilya’yı mağlup ederek kupayı ülkemize getiren #FileninSultanları bir kez daha göğsümüzü kabarttı. 🏆
Tarihe geçen bu büyük başarı için A Milli Kadın Voleybol Takımımızı ve teknik ekibimizi gönülden kutluyor, ay-yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandıran tüm sporcularımıza teşekkür ediyorum. 👏🏐
Vücuttaki paslanmaya çare bulundu
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu yazdı
Kan şekerimiz yükseldikçe glikoz molekülleri proteinlerimize yapışıyor, bilim insanları buna “glikasyon” diyor. Bu “şeker pası” cildi yaşlandırıyor, damarları sertleştiriyor, kalbi ve beyni bile etkiliyor. Laboratuvarda geliştirilen bir enzim, bu hasarı %52 ila %87 arasında azaltmayı başardı.
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ile İkinci 50 Oksijen’de.
https://t.co/eUustLEr45
Prof. Dr. Mehmet Mahir Atasoy, kortizolün vücut üzerindeki etkisini ve nefesle nasıl kontrol edilebileceğini anlattı:
"Kortizol hayati olan bir hormon. Ancak yüksek miktarda uzun süre kalırsa yıkıma neden oluyor.
Bir aslanla karşılaştığınızda veya biriyle kavga edeceğinizde kortizol pik yapar. Kanı kaslarınıza götürür, dikkatinizi keskinleştirir, enerji verir ve acıyı duyurmaz.
Ama size mobbing yapan bir patronunuz varsa iki yıl boyunca, onu gördüğünüz veya düşündüğünüz anda kortizol salgılarsınız. Toksik bir ilişkide de kortizol sürekli yüksek kalır.
Dört saniye nefes alıp altı saniyede verdiğinizde beyin diyor ki, 'Bu adam aslanla karşı karşıya olsa böyle nefes almaz. Nefesi kıçından çıkar.'
Böylece sistemi kırıyorsunuz."