@TugChe77 Hepsinin eline kağıt sıkıştırılması tesadüf mü peki? Doğaçlama konuşmaktan bile acizler çünkü söyleyeceklerini de ödülü verenler hazırlıyor. Ülkeni sat, ödülünü kap.
Kendi bombaladığı şehirde katliamı itiraf eden Fransız subay…
Maxime Raybaud, Yunan davasına gönüllü katılan bir Philhellene (Yunan taraftarı) topçu subayıydı.
Bizzat yönettiği topçu ateşiyle düşen Tripolitza katliamını, 1824-1825’te yayımladığı “Mémoires sur la Grèce” eserinde tüm detaylarıyla belgeledi.
30 bin ceset… Pencerelerden atılan kadınlar ve çocuklar… Yahudilerin sonuncusuna kadar yakılması…
Kendi tarafının vahşetini vicdan azabıyla itiraf etti.
Trajik son: Bu kitabı yazmasına rağmen Fransa’dan Legion of Honour Şövalye/Subay/Komutan nişanları, Yunanistan’dan Redeemer Nişanı ve daha birçok ülkeden yüksek nişanlar aldı.
Yunan sempatizanı bir subayın kaleminden çıkan bu eser, Mora’daki Türk ve Müslüman nüfusa uygulanan etnik temizliğin en çarpıcı birinci el belgesidir.
Çifte Vatandaş olup da İsrail ordusunda askerlik yapan, İsrailin savaş ve soykırım suçuna iştirak eden kişilerin ülkeye dönüşte savaş ve soykırım suçuyla yargılanmasını , vatandaşlık haklarının sonlandırılmasını talep ediyorum!
Bunu Gazze'de yakılarak şehit edilen masumlara borçlusunuz! Şehit İsmail Haniyye'ye borçluyuz
@TBMMresmi
Mora soykırımını unutup Yunan adalarında tatile gidenler, bastıkları topraklarda şehitlerimizin olduğunu hatırlamalıdır. Geçmişteki büyük acılara saygı ve milli şuur, her türlü tatil tercihinden önce gelmelidir.
İnancına ve milli değerlerine sadık olan bir insan, şehitlerimizin aziz hatırası üzerinde eğlenmez; geçmişteki katillere para dökerek tatil yapmaz.
Çifte Vatandaş olup da İsrail ordusunda askerlik yapan, İsrailin savaş ve soykırım suçuna iştirak eden kişilerin ülkeye dönüşte savaş ve soykırım suçuyla yargılanmasını , vatandaşlık haklarının sonlandırılmasını talep ediyorum!
Bunu Gazze'de yakılarak şehit edilen masumlara borçlusunuz! Şehit İsmail Haniyye'ye borçluyuz
@TBMMresmi
CIA-Mossad aparatı FETÖ'cü Sinan Ciddi,
Ekrem İmamoğlu'nu ABD ve İSrail için umut görüyordu.."Ekrem İmamoğlu, Türk demokrasisi için en iyi şanstır."
Eko tutuklanınca umutları suya düşmüş olacak ki son dönemde Türkiye'ye daha azgın şekilde saldırıyor.. https://t.co/PKb2IR55aA
Şu anda Rize'de açık hava sineması etkinliği düzenleniyor ve "Doktor Sadık Ahmet" filmi gösteriliyor. Sıradan bir film değil.
"Türk'üm ve Türk kalacağım" dediği için yargılandı.
Yunanistan'da Batı Trakya Türklerinin haklarını savunduğu için hapis yattı.
Milletvekili seçildiğinde kuralları değiştirdiler.
48 yaşında şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
Bugün halen Batı Trakya'daki Türk varlığından söz edebiliyorsak, bunda onun mücadelesinin büyük payı var.
There is currently an open-air cinema evening in Rize, and the film "Doctor Sadik Ahmet" is being shown.
He was the leader of the Western Thrace Turks who was martyred in a suspicious traffic accident.
He truly walked towards immortality. He will never be forgotten!
Türkiye Adalar Denizinde gerçekten birkaç kaya parçası için mi mücadele ediyor?
Kayalık deyip geçmeyin!
Amiral Cihat Yaycı, haritada kalem ucu kadar görünen kayalıkların nasıl Trakya'nın yarısı büyüklüğünde bir egemenlik alanına dönüştüğünü tüm detaylarıyla açıklıyor.
Bir kayalığın etrafındaki karasularıyla nasıl Gemlik büyüklüğünde alan oluşturduğunu, 12 mil tartışmasının Türkiye'yi neden kıyılarına hapsetme riski taşıdığını ve EGAYDAK meselesinin perde arkasını adım adım açıklıyor.
Kardak'tan SAT komandolarının Yunan bayrağını indirdiği kritik operasyona kadar uzanan bu anlatım, Ege'deki mücadelenin aslında birkaç kaya parçasından değil, doğrudan egemenlik ve vatan meselesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor.
Videonun linki bir sonraki gönderide.
AVANTAJ BÜYÜRKEN VERGİ MATRAHLARI NEDEN KÜÇÜK KALDI?
Günlerdir belediyelerin kedi ve köpek yemi ihalelerini alan ancak devlete beyan ettikleri vergi matrahları ile aldıkları kamu ihaleleri arasında dikkat çekici farklar bulunan şirketleri inceliyorum. Bu şirketlerden biri de Avantaj Kurumsal Hizmetler Turizm Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi.
Şirket 2019 yılında 250 BİN TL sermaye ile kuruluyor. Kuruluşundan sonraki yıllarda kamu ihalelerinde giderek büyüyen bir profil sergiliyor. EKAP kayıtlarına göre 2020 yılından 2026 yılına kadar imzaladığı ihale sözleşmelerinin toplam büyüklüğü yaklaşık 80 MİLYON TL'yi aşıyor. Bu rakamın yaklaşık 31 MİLYON TL'lik kısmı ise 2026 yılında Kahramanmaraş İli Sahipsiz Hayvanları Koruma Birliği tarafından gerçekleştirilen ve yaklaşık 825 TON kedi-köpek yemi tedarikini kapsayan devasa bir sözleşmeden oluşuyor.
Tam da bu noktada kamu adına sorulması gereken ilk soru ortaya çıkıyor. 80 MİLYON liralık kamu ihalesi alan bir şirketin vergi beyanları ne söylüyor?
Vergi levhasında görülen matrahlar incelendiğinde 2019 yılında 590 TL, 2020 yılı MATRAHSIZ, 2021 yılında yaklaşık 52 BİN TL, 2023 yılında yaklaşık 256 BİN TL, 2024 yılında yaklaşık 2 MİLYON TL ve 2025 yılında yaklaşık 2.2 MİLYON TL matrah beyan edildiği görülüyor. Elbette matrah ile ciro aynı şey değildir. Ancak kamu adına, "80 MİLYON TL'yi aşan kamu ihalesi hacmine ulaşan bir şirketin vergilendirilebilir kazancı neden yıllar boyunca bu seviyelerde kalmıştır?" sorusunun sorulması doğaldır.
Bu sorunun cevabını en iyi şekilde Vergi Denetim Kurulu, Gelir İdaresi Başkanlığı ve ilgili mali denetim birimleri verebilir.
Dikkat çeken ikinci husus ise şirketin faaliyet kodudur. Vergi kayıtlarında şirketin ana faaliyet kodu "823002 Kongre ve Ticari Gösteri Organizasyonu" olarak görünmektedir. Buna karşılık şirketin kamu ihalelerindeki görünürlüğü ağırlıklı olarak kedi ve köpek yemi tedariki alanındadır. Şirket sözleşmesinde yem faaliyetlerinin bulunması mümkündür. Ancak, "Şirketin fiili ve baskın faaliyeti hangisidir? Organizasyon işi mi, yoksa yem ticareti mi?" sorusu da cevaplanmalıdır.
Şirkete yönelik en dikkat çekici gelişmelerden biri de sermaye artırımlarıdır. 2021 yılında şirket sermayesini 250 BİN TL'den 1 MİLYON 100 BİN TL'ye yükseltiliyor. Daha da önemlisi, 2025 yılının sonunda şirket sermayesi bu kez 1 MİLYON 100 BİN TL'den 12 MİLYON TL'ye çıkarılıyor. Ticaret Sicili kayıtlarına göre artırılan 10 MİLYON 900 BİN TL'nin tamamı ortakların şirketten olan alacaklarından karşılanıyor.
İşte burada cevap bekleyen çok önemli bir soru daha ortaya çıkıyor. Şirket ortağının şirkette oluşan 10 MİLYON 900 BİN TL alacağı hangi ticari işlemlerden kaynaklanmıştır? Bu alacak hangi banka hareketleriyle desteklenmektedir? Hangi tarihlerde oluşmuştur? Hangi muhasebe kayıtlarıyla izlenmiştir?
Bu soruların sorulması şirketi suçlamak anlamına gelmez. Ancak ortada milyonlarca liralık bir ortak alacağı bulunduğu resmi ticaret sicili kayıtlarında yer alıyorsa, bu alacağın kaynağının da mali denetim açısından açıklanabilir olması gerekir.
Şirketin adres geçmişi de ayrıca dikkat çekicidir. Kocaeli'nde başlayan faaliyet süreci daha sonra İzmit'e, ardından 2025 yılında Adıyaman'ın Kahta ilçesine taşınıyor. Merkez naklinden yalnızca birkaç ay sonra ise 12 MİLYON TL'lik sermaye yapısına ulaşılıyor. Hemen ardından da şirket tarihinin en büyük kamu ihalelerinden biri geliyor. Bu zamanlama elbette tek başına herhangi bir usulsüzlük göstergesi değildir. Ancak denetim makamlarının dikkatini çekebilecek bir kronolojidir.
Bir başka dikkat çeken nokta, 2026 yılında gerçekleştirilen 31 MİLYON TL'lik Kahramanmaraş ihalesidir. İhale dokümanı incelendiğinde ekonomik ve mali yeterlik kriteri aranmadığı, bilanço şartı bulunmadığı, ciro şartı istenmediği, teknik yeterlik şartı belirlenmediği ve iş deneyimi kriterine yer verilmediği görülmektedir. Yaklaşık 825 TONLUK yem tedarikini kapsayan bu büyüklükteki bir ihalede bu kriterlerin neden tercih edilmediği de ayrıca açıklanmaya muhtaçtır.
Devletin ilgili kurumlarına düşen görev, bu tür dosyalarda sadece ihale sürecinin mevzuata uygun olup olmadığına bakmak değildir. Aynı zamanda teslim edilen ürünlerin gerçekten teslim edilip edilmediğini, sözleşme miktarlarının sahadaki tüketimle uyumlu olup olmadığını, tedarik zincirinin nasıl işlediğini, şirketlerin mali kapasitelerinin aldıkları işlerle örtüşüp örtüşmediğini ve kamu kaynaklarının en verimli şekilde kullanılıp kullanılmadığını da incelemektir.
Buradan MASAK'a, Vergi Denetim Kurulu'na, Gelir İdaresi Başkanlığı'na, Sayıştay'a ve Kamu İhale Kurumu'na açık bir çağrıda bulunuyorum. Milyonlarca liralık kedi ve köpek yemi ihaleleri yalnızca evrak üzerinden değil, mali hareketler, depo kayıtları, üretici firmalar, sevk irsaliyeleri, banka hareketleri ve fiili teslimatlar üzerinden de incelenmelidir.
Milyonlarca liralık mama ihaleleri alan şirketlerin "faaliyet profilleri, vergi beyanları, sermaye yapıları ve operasyonel kapasiteleri gerçekten birbirleriyle uyumlu mudur?" sorusunun cevabı, bu kurumların araştırmaları sonucu bulunacaktır.
Eğer uyumluysa bunu ortaya koymak da, eğer uyumsuzluk varsa bunun nedenlerini açıklığa kavuşturmak da devletin görevidir.
1- Furthermore, the islets and rocks marked in red below were not ceded to Greece by any agreement!
2- The islands located on the wrong side of the median line and which are a natural extension of the Anatolian peninsula have a "0" EEZ/CS effect.
A very arrogant ignoramus...
1- Türkiye is not a party to UNCLOS!
2- The Greeks are even in the wrong according to UNCLOS. According to UNCLOS/7, Sicily/Sardinia are "fringe" islands!
3- The only fringe island in the Aegean belonging to Greece is Euboea, and the equal distance is measured from this island.
How can it be genocide when Armenians were provided 40.000 rifles by British? Rifles were sent to Armenian gangs invading Turkish villages and raped the kids and killed people who had no weapons to defend themselves? Do you know Rapes of Akdamar Island? They took the villagers and killed children by rape! They did this to their own neighbour’s in the middle of the war to get their land of share from Ottomans!
In the middle of WWI while fighting with rest of the world why would we decided to kill our neighborsn with no apparent reason?
Why Armenia doesn’t open its archives and answer the call of Türkiye to apply to International Human Rights Court since 2005.
Because history is decided through archives and scholars’ articles. Those accusations of yours were never proven. You can go and check the world archives but you will find none. Simple.
What are the Armenians hiding?
Here is the list of historians and scholars who challenge the "genocide" classification of the 1915 events:
International Historians
Bernard Lewis: A preeminent Middle Eastern historian from Princeton University. He argued that the events were the result of a "communal conflict" and "war within a war," rather than a pre-planned government extermination.
Justin McCarthy: A historian and demographer who focuses on the population exchange and ethnic conflicts in the late Ottoman Empire. He emphasizes the violence committed by Armenian revolutionary groups against Muslim civilians and argues there is no evidence of a state policy of genocide.
Guenter Lewy: Author of The Armenian Massacres in Ottoman Turkey: A Disputed Genocide. He concludes that while mass killings occurred, they were the result of provincial breakdowns, lack of central control, famine, and disease, rather than a centralized plan of annihilation.
Stanford Shaw: A prominent Ottoman historian who argued that the relocation (Tehcir) was a legitimate military measure taken against an internal insurgency that threatened the Ottoman war effort.
Heath Lowry: A successor to Bernard Lewis at Princeton, he challenged the authenticity of certain memoirs and documents used to support the genocide narrative, viewing the events as a tragic consequence of civil war.
Gilles Veinstein: A French historian and Ottoman specialist at the Collège de France who maintained that the "genocide" label was historically debatable.
Norman Stone: A British historian who argued that the 1915 events occurred in the context of a total war and that the Armenian uprising justified a military response.
Edward J. Erickson: A military historian who analyzes the events from a strategic perspective, arguing that the relocations were driven by military necessity to secure supply lines against Armenian insurgents.
Turkish Historians and Researchers:
Yusuf Halaçoğlu: Former President of the Turkish Historical Society (TTK). He is a leading proponent of the view that deaths were caused by harsh conditions and inter-communal violence rather than systematic killing.
Kemal Çiçek: An expert on the Ottoman Armenian population who focuses on the legal and administrative aspects of the 1915 relocation, arguing it was a security-based policy.
Türkkaya Ataöv: A professor and international relations expert who has written extensively on the legal discrepancies of the genocide claims and the activities of Armenian armed groups.
Şükrü Elekdağ: Though also a diplomat, he has contributed significantly to the research and publication of archives aimed at refuting the genocide thesis.
Hikmet Özdemir: A historian who has specialized in the military and health conditions of the era, attributing many deaths to the widespread epidemics (like typhus) that devastated the Ottoman army and civilians alike.
6.01.1912
Bu nasıl bir dünya,sokakta oynayan çocuğunuzu gelip alıp götürüyorlar birşey yapamıyorsunuz ve tüm dünyanin gözü önünde oluyor dünya sadece izliyor.
GAZZE BİTİYOR !
#KeepPalestine
(Filistin'i Yaşat)
CHP içindeki iç savaş bizi ilgilendirmez!
Ancak;
“LGBT bireyler toplumun ahlakını bozmaz. Onlar bu ülkenin aydınlık geleceğiğidir” diyen Ali Mahir Başarır isimli şahısın, bu ülkede değil grup başkan vekili olmayı sınıf başkanı olmayı bile haketmiyor!