@samiltayyar27 Tera'nın patronu olarak adı geçen Erdin Özel in ayrıcalığı nedir de bu kadar gümbürtü koparken ifade verip evine dönüyor? Hani ucu kime dokunursa dokunsundu ???
@erbakanfatih Sn başkanım
Tera portföy de milyarlarca para dolandırıldı insanlar
Erdin özel yönetim kurulu başkanı ama hala gözaltına alınmadı
Bu adamın servetine el koyulması ve tutuklanması lazım
Erdin özel Tera portföy yönetim kurulu başkanı niçin hala tutuklanmadı
İnsanların tüm birikimlerini fonlarda çaldılar ama hala serbest dolaşıyorlar
Adalet istiyoruz derhal yargılansın
Tüm malına el koysunlar @abakingurlek@adalet_bakanlik@istanbulCBS
@abakingurlek Erdin özel neden tutuklanmadı sayın bakan
Kendisi Tera portföy yönetim kurulu başkanı hala gözaltına alınmadı
Milletin ocağı yanıyor paraları battı
Adalet istiyoruz @abakingurlek@adalet_bakanlik@istanbulCBS
@ugurdundarTV Uğur bey Tera portföy yönetim kurulu başkanı Erdin Özel hala tutuklanmadı
Milletin parasını güvenip teslim ettiği fonun başındaki bu adam hala serbest lütfen sesimizi duyurun
Derhal tutuklansın Tera yöneticileri
Fon Krizi: Zararı Vatandaşa Yüklemeden Güveni Yeniden Kurmak
Türkiye’de yaşanan fon krizi 131 fon, yaklaşık 353 bin yatırımcı, 891 milyar TL’lik(18,3 milyar dolar) portföy büyüklüğünü kapsıyor. Şüphesiz bu fon krizinin maliyeti yalnız fonun batması değildir.
Birinci ve en doğrudan zarar, fon yatırımcısının zararıdır. Yatırım fonlarında piyasa fiyatındaki düşüş normalde yatırımcının riskidir; Yatırımcı Tazmin Merkezi de piyasa fiyat hareketlerinden doğan zararları tazmin etmez.
İkinci zarar zorunlu satış zararıdır. Bir hisse teorik olarak 100 TL değerinde olsa bile fon acilen nakit yaratmak zorundaysa ve yeterli alıcı yoksa 80’e, 70’e satabilir. Bu, normal piyasa zararı üzerine bir de likidite iskontosu bindirir.
Üçüncü zarar teminat zincirinde ortaya çıkabilir:
Fon satışı → hisse düşüşü → teminat erimesi → ek teminat çağrısı → yeni satış → daha fazla düşüş.
Bu mekanizma fon dışındaki yatırımcıları, aracı kurumları ve kredili pozisyonları da etkileyebilir.
Dördüncü zarar finansal kuruluşlara geçebilir. Fon veya yatırımcı kredili pozisyonlarını karşılayamazsa zarar aracı kuruma, bankaya veya diğer alacaklılara taşınabilir.
Beşinci ve daha geniş zarar ise piyasa güvenidir. Sağlıklı şirketlerin hisseleri de satış baskısı altında kalabilir; yabancı yatırımcı risk primi yükseltebilir; şirketlerin sermaye maliyeti artabilir. Bu zararın ölçülmesi zordur ama ekonomi açısından bazen doğrudan fon zararından daha kalıcıdır.
Elbette SPK’nın ifadesiyle sistemik riski oluşturanlardan hesap sorulmalı.
Ancak asıl mesele şudur:
Bu kadar riskli yapı nasıl bu kadar büyüdü, neden zamanında durdurulmadı ve şimdi faturayı kim ödeyecek?
Merkez Bankası döviz satıyor.
Likidite desteği veriliyor.
Varlık Fonu’nun borsada alım yaptığı bildiriliyor.
Bankalar tasfiye sürecine sokuluyor.
Bunlar olağan piyasa şartları değildir.
Yatırımcı risk aldıysa sonucunu taşır.
Fon yöneticisi yanlış yaptıysa hesabını verir.
Manipülasyon varsa sorumlusu bedelini öder.
Ama kazanç özel, zarar kamusal hale gelmemelidir.
Merkez Bankası rezervi de, kamu bankalarının sermayesi de, Varlık Fonu’nun varlıkları da sahipsiz para değildir.
Milletin ortak kaynağıdır.
Elbette sorunun başka fonlara, aracı kurumlara ve bankacılık sistemine bulaşmasını önlemek önemlidir. Bunun millete ağır bir maliyeti olur.
Ancak kamu kurumlarının piyasa destek operasyonları da açık, sınırlı, geçici ve denetlenebilir olmalıdır.
Çünkü piyasa güveni fiyatları yapay biçimde tutmakla değil, adil fiyat oluşumunu ve kurala dayalı denetimi sağlamakla kurulur.
Kamu otoriteleri, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, bankalar, saklama kuruluşları ve diğer piyasa yapıcıları da paniği büyütecek davranışlardan, söylentiyi besleyen açıklamalardan ve kontrolsüz işlemlerden kaçınmalıdır.
Sorunlu alan açık biçimde sınırlandırılmalı, sağlam kurumlarla sorunlu yapılar birbirinden net biçimde ayrılmalı; bilgi boşluğu bırakılmamalıdır.
Ama gerçekler de örtülmemelidir.
Fonların gerçek zararları şeffaf biçimde açıklanmalı; ilişkili taraf işlemleri ve çapraz sahiplikler ortaya çıkarılmalı; düşük likiditeli hisselerde yoğunlaşma ve kaldıraç sınırları sertleştirilmeli; fon değerlemeleri bağımsız denetime tabi tutulmalı; olağan dışı fiyat hareketleri için gerçek zamanlı gözetim kurulmalı ve manipülasyon yapanlara caydırıcı mali ve cezai yaptırım uygulanmalıdır.
Kamu kurumlarının piyasa destek operasyonları da açık, sınırlı ve denetlenebilir olmalıdır.
Fon krizini oluşmasını sağlayan süreç sorgulanmalıdır. Riskler görünmüş müdür? Uyarıcı mekanizmalar işlemiş midir? Tedbirler zamanında alınmış mıdır? Neden alınmamıştır?
2025'in son çeyreğinde görülen riske karşı kurum bazında işlem ve düzenleyici kural değişikliği neden 2026 Eylül'üne kadar yapılmamıştır?
Sonra da asıl soru şudur:
Fonların gerçek zararı ne kadar, bu zarar kime ait, kim ödeyecek, ne kadarı yatırımcıda ve sorumlu özel aktörlerde kalacak, ne kadarı Merkez Bankası, kamu bankaları veya diğer kamu kurumları üzerinden topluma aktarılacak ve aynı düzenin yeniden kurulmasını engelleyecek nasıl bir süreç ve hangi kurallar getirilecek?
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 81'inci Genel Kurulu’nda (#ErdoganTheVoiceOfJustice) konuştu:
"(Adaletin Sesi Erdoğan) Toplumsal barışı dinamitleyen bir diğer tehdit, sosyal medyada yaygınlaşan dezenformasyon faaliyetleridir.
Hakikati savunmak, bugün daha önce hiç olmadığı kadar önemli hale gelmiştir. Aynı tehlikeyle kontrolü giderek zorlaşan yapay zekâda önümüzde bulunuyor.
Yapay zekâ için uluslararası ortak bir hukuki çerçeve oluşturulmasının vakti çoktan gelmiştir.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Yapay Zekâ Sözleşmesi’nin hazırlanması ve yürürlüğe konulması için yürütülen çalışmalara hız verilmesi mühimdir."
Bu arada 15-25 Milyon Dolar para ÇOK DÜŞÜK rakamlar.
Asıl para bence:
Tera ve Pusula gibi şirketlerin fonlarını ilk kuran 10-15 kişi, ilk çıkış yapan 100-200 kişide.
Bu kişiler incelenip, suç tespit edilirse CLAWBACK yöntemi ile bu kişilerin haksız kazandığı paralar fonzedeler için kullanılabilir.
Tabii Hukuken mevzuat buna uygun mu ona hukukçular bakabilir. Ben finansal olarak söylüyorum:
#TurkeyWatch🇹🇷: Turkey's $18.3 billion fund scandal is a result of TURKEY'S RUNAWAY INFLATION. It lured retail investors into the stock market to seek an INFLATION REFUGE.
Fin. Min. Şimşek: "No systemic risk."
GET REAL.
TURKEY'S ENDEMIC INFLATION = ONE CRISIS AFTER ANOTHER.
#tera’daki bütün çalışanların hesap hareketleri tek tek incelenmeli
Özellikle yönetim kadrosunda olanların
#emretezmen muhtemelen paraları transfer etti. Bunlar da açığa çıkarılmalı
Bütün çalışan ve bağlantısı olanların servetine el konmalı
Esas olarak bu işte hukuken suçu olanların hepsi yargı aracılığıyla tespit edilip hak edilen cezalar verilmeli
Yoksa dostlar alışverişte görsün hareketleri ile kimse tatmin olmayacak
#bist #pusula #tly #tmv #fsu
Foncuların üzerine gidiliyor.
Tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyen kim olursa olsun HESAP VERMELİ.
Manipülasyonu 10 ay önceden bilen ŞİMŞEK de sorgulanmalı.
Gözü yaşlı,umutsuzca bekleyen 500 bin kişiye ADALETİ bekliyoruz.
Yetmez milyonlarca Küçük Yatırımcı BORSA İSTANBUL da battı.
🔴KARDEŞİM SEN KİMSİN?
BU SERVETİ NEREDEN BULDUN?
Bu millet kolay para kazanmıyor.
Tarladaki çiftçi güneşin altında çalışıyor,
işçi fabrikada ter döküyor, esnaf sabah erkenden kepenk açıyor.
İnsanlar 30-40 yıl çalışıyor, hâlâ bir ev sahibi olamıyor.
Çocuğunun okul parasını, evinin kirasını, mutfağının masrafını düşünüyor.
Sonra karşımıza daha 30-35 yaşında bazı şımarık tipler çıkıyor.
Altında milyonluk araba, kolunda servet değerinde saat, üzerinde dünyanın en pahalı markaları…
Havai/Dubai tatilleri,
yatlar, katlar, pahalı otomobiller,özel uçaklar…
Kardeşim, sen kimsin?
Bu serveti nereden buldun?
Ne ürettin?
Kaç kişiye iş verdin?
Hangi fabrikayı kurdun?
Hangi tarlayı sürdün?
Hangi ahırı süpürdün.
Bu yaşta bu servet nasıl yapıldı? Bu özel uçakların, Havai/Dubai tatillerinin, pahalı saatlerin, lüks hayatın parası nereden geldi?
Bir de millete tepeden bakıyorlar.
Sen kendini ne sanıyorsun? Ömrünü çalışarak geçirmiş, hâlâ bir ev alamamış vatandaştan daha mı akıllısın?
Tarladaki Mehmet amcadan, pazardaki Ayşe teyzeden, fabrikadaki işçiden daha mı zekisin?
Onlar namusuyla çalıştığı için mi bu hayatı yaşayamadı, yoksa sen paranın yolunu herkesten iyi bildiğin için mi bir anda bu kadar zengin oldun?
Yok öyle yağma!
Bu millet zenginliğe düşman değil. Çalış, üret, helalinden kazan,Allah daha çok versin.
Ama milletin üç kuruşunu reklam, algı, iletişim kanalları üzerinden, uçuk vaatlerle toplayıp sonra o parayla saltanat kuruyorsan, paraları hokus/pokus ediyorsan
iş değişir.
Devlet sana bunun hesabını sorar/sormalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanım, milletin size olan güveni de tam burada önem kazanıyor.
Garibanın, fakirin, fukaranın beklentisi çok açık:
Kimsenin gözünün yaşına bakılmadan, suç işleyen varsa hesabı sorulsun.
Haksız kazanç varsa ortaya çıkarılsın. Milletin parası nereye gitmişse kuruşuna kadar araştırılsın.
Bu millet hâlâ devletine güveniyor, adalete güvenmek istiyor.
Kendini dokunulmaz sananlara da birilerinin “Sen kim oluyorsun?” demesini bekliyor.
Sayın Cumhurbaşkanım, garibanın hakkını yedirmeyin. Kendini milletten büyük gören bu şımarıklara devletin de hukukun da var olduğunu gösterin.
Çünkü yat biter, kat biter, özel uçak biter, şatafat biter…
AMA GARİBANIN HAKKI KİMSENİN YANINA KÂR KALMAZ/KALMAMALI!