Size yazmak için bahane üretiyor gibi olacak ama son tweetten sonra 2 kere daha tutuklandım. Bazen hücrede zimmetli çakmağı kaybedince ya da kütüphaneden aldığım kitaba bir şey olunca dışarıdaki refleksimle çok geriliyorum ama sonra “napacaklar bir daha hapse atamazlar ya” diye kendimi rahatlatıyordum. Atabiliyorlarmış.
Neyse, Moby Dick bitti. İddianame hazır.
Duruşma tarihi 28 Eylül.
Görüşmek üzere.
Öğretmenliğin ve öğretmenlerin değer gördüğü hiçbir ülkede öğretmenler önlük giymiyor. Böyle bir konu konuşulmuyor. Önlüğün öğretmenlere saygınlık kazandıracağına dair şeyler gündeme getirilmiyor. Bu ülkelerde eğitimin sorunları konuşuluyor. Bunlar çözülmeye çalışılıyor. Uluslararası sınavlarda yukarılara nasıl çıkılabileceği tartışılıyor. Eğitimde fırsat eşitliğini nasıl sağlayabiliriz konusu dert ediliyor. Öğrencilere sunulan ücretsiz ya da uygun fiyatlı yemeklerin niteliği konuşuluyor. Öğretmenlerle ilgili ise tükenmişlik sendromları, yapay zekaya adapte olma süreçleri gibi konular gündeme geliyor. Öğretmenliğin ve öğretmenlerin değer gördüğü ülkelerde durum böyle.
Öğretmen Önlüğü Standartları Kılavuzu hazırlanıp illere yazı gönderilmiş.
Eğitimde yaşadığımız sorunlar devasa boyuta ulaşmışken ana gündem öğretmenlere zorunlu önlük konusu oldu.
113 ülkede olan ücretsiz okul yemeği hakkının verilen sözlere rağmen ülkemizde hayata geçmemesi, okullarda temizlik, güvenlik sorunu, eğitime yeterli bütçe ayrılmaması, eğitimde artan eşitsizlik, her kademede artan sayısı bir buçuk milyona ulaşan okul terkleri, yeterli öğretmen ataması yapılmaması, kamuda, özelde esnek, geçici, güvencesiz çalışma koşulları, kariyer basamakları üzerinden eşit işe eşit ücret, eşit haklar ilkesinin ortadan kalkması, deprem bölgesinde öğretmenlerin, öğrencilerin yaşadığı sorunlar, köy okulları kapatılan çocukların taşımalı eğitimle okula erişim hakkı da sınırlandırıldığı için üç yüz bin çocuğun okulu bırakmak zorunda kalması, dünyada tek örneği olmayan Akademi ve öğretmenlerin Akademilerde yaşadığı zorluklar…
Sayfalara sığmayacak sorunlar yaşarken önlük meselesi ana gündemimiz.
Öğretmenler eğitim emekçisidir. Her emekçinin, her yurttaşın mesleğini yaparken kıyafetini seçme hakkının “yüzde 75 polyester, boy, yaka ebatları” ayrıntısına kadar belirlenmesi kılık kıyafet özgürlüğüne aykırıdır. Dünyanın her yerinde öğretmenlerin mesleğini yaparken giyeceği kıyafete karar vermesi tüm öğretmenlerin en temel hakkıdır.
Genelgeler yürütülecek iş ve işlemlerin düzenlenmesini, koordine edilmesini sağlayan metinlerdir. Genelgeler yasa ve yönetmeliklerin yerini alamaz. Hukuki dayanağı olmayan düzenlemelerin yaptırımı da olamaz.
dötümüzü açmak da bi seçenek elbet birileri saçlarını kapatırken. nasıl olsa saçımızı kapatmadık diye dötümüz açıkmış muamelesi yapılıyor bari hepimiz açıp gidelim bu sıcaklarda
@posttmodern Kot pantolon ve tişörtü bile sakıncalı bulacak kadar hayatın gerçekliğinden kopuk bir anlayışla eğitimde kalite yakalanamaz. Gerçekten tişört ve kot pantolon giyen bir öğretmen eğitimi aksatıyor mu, yoksa asıl mesele her alanda bireyselliği kısıtlama arzusu mu?
@posttmodern Bu işler yavaş yavaş olur, önce belli tip giysiler yasaklanır, sonra baskın ideolojiye göre giyilen kıyafetlerin giyilmesi gerektiği düşünülür, son katrede giyilecekler dikte edilir, itiraz eden bölücü, devlet/din düşmanı vs. yaftasını yer!
@posttmodern Türbanla okula girmeyi yasaklamakla, kot pantolon ile okula girmeyi yasaklamak arasında düşünsel anlamda hiçbir fark yoktur. İkiside tehlikeli, siyaset temelli ideolojik bir yasaktır..
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan:
"Geçtiğimiz günlerde revire gittim, doktor şikayetlerimi sordu.
Doktorumuz beyefendi biri, şikayetlerimi sabırla dinledikten sonra stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu.
Şok oldum. Hemen hemen yaşıtım bir doktor olduğu için şakalaşmak amacıyla mı soruyor diye tereddüt ettim ve hemen cevap vermedim.
'İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!' dedim. Stresle mücadelede iyiyiz.
Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil.
Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor.
Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum.
Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum."
(Cumhuriyet)
Kırmızı Kedi, ilk günden beri cumhuriyeti, demokrasiyi savundu. Birçok kitabımız Türkiye'de konuşuldu, tartışıldı, gündemi belirledi. Hukuksuzluğa karşı hep mücadele ettik. Ekrem İmamoğlu'nun yazdığı "Millet Şahidimdir" 2000. kitabımızdı. Matbaada el konuldu, yasaklandı. Bu hukuksuz ve zorlu süreçte yanımızda olan herkese teşekkür ediyoruz. Bu teşekkür sadece yanımızda oldukları için değil, esas olarak hukukun ve cumhuriyetin yanında oldukları için. Émile Zola'nın dediği gibi, "Gerçek yürüyor, onu hiçbir şey durduramaz"...