Büyük Millet, Büyük Devlet, Büyük Adam nasıl olunur biliyor musunuz?
Gerçekten Büyükseniz olunur.
Atatürk'ün Yaveri Salih Bozok, sonsuz destekledikleri Yunanların bozguna uğramasının ardından hala kendi tebalarına ayrıcalık isteyen İngilizlerin, O Büyük Adam'ın çelik iradesinin karşısında nasıl ezildiklerini ve tası tarağı toplayıp arkalarına bakmadan kaçarak gittiklerini anlatıyor.
----------
'Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu. Zengin bir sofra hazırlandığı halde, ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı. Ertesi sabah, erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik. Vali, İngiliz konsolosuyla konuşuyordu. Biz gelince, ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu. Paşa, Vali’ye sordu:
-Konu nedir?
Vali anlattı:
-Sayın Konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve Ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim
Mustafa Kemâl Paşa, Konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu. Buna rağmen kendisine Vali’yi muhatap aldı:
-Ee, peki daha ne istiyormuş.
Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi:
-Tebamız için Hükümetinizden yazılı teminat istiyorum.
Mustafa Kemâl Paşa:
-Ne yani, Yunanlılar zamanında siz, tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz?
Konsolos kasılarak:
-Evet, dedi. Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk.
-O halde buyurun tebanız ile birlikte Yunanistan’a gidin efendim.
Konsolos:
-Yani majestelerinin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?
Mustafa Kemâl Paşa:
-Siz kiminle. neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben, Millet Meclisinin Başkanı ve Türk Orduları Başkumandanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz? Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmelerini yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim!
Konsolos, Mustafa Kemâl Paşa’nın son sözü üzerine sapsarı kesildi ve tek kelime söylemeden kapıdan çıktı, gitti.
Mustafa Kemâl Paşa, adamın arkasından Vali’ye döndü:
-Bunlara yüz vermeyin Vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi. Küstahlık derecesine bakın, Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak! Savaş halinde değiliz sanki. Bana savaş mı açıyorsunuz, diye soruyor!
Birkaç saat sonra, İngiliz donanma kumandanı Hükümet konağının kapısından girerek, Mustafa Kemâl Paşa’nın odasına yöneldi. Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.
-Başkumandan Mustafa Kemâl Paşa ile görüşmek istiyorum.
Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı.
Amiral:
-Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızın rastlantıya borçlu olmadığınızı kanıtladınız. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum, diyerek övgüler yağdırmaya başladı.
Paşa, bıkkın bir sesle:
-Bunları geçin Amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin... dedi.
Amiral bu tavır karşısında bocalıyarak konuya girdi:
-İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız. Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir. Güvende midirler?
Paşa :
-Hiç kuşkunuz olmasın Amiral, tebanız ve azınlıklar Hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini güvende sayabilirler.
-Peki suç işleyenler?
Paşa:
-Suç işleyenler sayın Amiral, muhtemelen ülkenizde olduğu gibi adaletin huzuruna çıkarılır. Suçlu olanlar cezalarını çeker.
-Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar, şımarıklık yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığıyla yüz yüzedir. Ermenileri biliyorsunuz büyük bir toplumu göçe zorlandı ve önemli bölümü hayatlarını kaybetti. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılırsa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır.
Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemâl Paşa “dünyanın koparacağı gürültü” ile tehdit edilince amiralin sözünü kesti:
-Üstünlük pozunuzu derhal bir yana koyunuz. Tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile. Bunlar memleketin dahili işleri ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin.. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz.
Amiralin yüzü bembeyaz oldu.
-İngiliz Hükümetinin tebasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz.
Paşa:
-Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz tebanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum.
Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı:
-İngiltere’ye savaş mı açıyorsunuz?
Paşa:
Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık. Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz. Fakat, nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade etmem. Şu anda hukuken “barış antlaşması yapmamış iki devletiz. Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum.
Bir balmumu heykeline döndü Amiral. Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemâl Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek:
“Affedersiniz”,dedi. Yerlere kadar eğilerek geri geri gidip dışarı çıktı.
İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirmeye başladılar. Birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler.'
Salih Bozok
Bugün Cuma... Az sonra Cuma selâsı okunacak ve aralarında bakanı, müsteşarı, hâkimi, savcısı, polisi, siyasetçisi vb. olmak üzere pek çok bürokrat camilere koşturacak, namaz kılacak, dua edecek, tövbe dileyecek...
Bu vesileyle biz her zamanki rutin CUMA DUAMIZI edelim:
HER NE SEBEPLE, HER NE YOLLA ve HER KİM OLURSA OLSUN;
- Hukuku kendi çıkarı için eğip bükenlerin,
- Siyasetle mahkeme kuranların,
- Gerçek adaleti bilerek engelleyenlerin,
- Suçluyu suçsuz/suçsuzu suçlu yapanların
NAMAZLARI DA, TÖVBELERİ DE, DUALARI DA KABUL OLMASIN!
Ne bu Cuma ne başka zaman...
(Amin!)
Sn @mansuryavas06'ın basın toplantısını izliyorum.
Süper!
100 mitinge bedel.
Dedikleri hukuk temelli ve herkesin anlayacağı biçimde.
Mücadele böyle olur.
Basın toplantısında dürüstlüğün verdiği güçle hücum oynuyor.
Gökçeklerin sadece yolsuzluklarını değil, FETÖ'cülerin para kaynağı olduğunu açıkladı.
Daha önemlisi, bu konuşma aynı zamanda Gökçek'in dosyalarına bakan bazı yargı görevlileri hakkında da suç duyurusudur. (@HSKKurumsal)
(Gökçek FETÖ Araştırma Komisyonuna gelmedi ve yazılı cevap verdi.)
Ve son vuruşu yaptı:
"Gökçek ailesi yolsuzluklar ve FETÖ'den hapse girmedikçe adaletten söz edilemez."
@herkesicinCHP
"Melih Gökçek FETÖ'cülerle ilişkisini kamuoyuna çıkarak çeşitli defa 'Ben bunlarla çok haşır neşir oldum' diyor. Meclis üyeleri ve personellerinin birçoğu kaçak. Genel Sekreteri FETÖ'den dolayı kaçak.
Şikayet ediliyor ve 20 Ağustos'ta hakkında tahkikat başlıyor ama ona hiçbir şey yapmıyorlar. Herkes yargılanırken ona 2016'dan itibaren hiçbir şey yapmıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı bir buçuk ay sonra görevi bırakmasını istedi. Nazlandı ama Aralık ayında bırakmak durumunda kaldı. Beni şikayet etti, hakkımda araştırmalar yapıldı. 10 yıllık geçmişe yönelik telefon araştırılmaları yapılıyor, hiçbir şey bulunamıyor. İşin ilginç tarafı Gökçek'in hiçbir HTS kaydı sorgulanmıyor. 'Beni cinler kandırdı' diyerek kurtulmaya kalktı. FETÖ'den dolayı Gökçek ve ailesi yargılanmadan bu ülkede adaletten bahsedemezsiniz!"
KOMUTANINDAN ORKUN ÖZELLER’E DESTEK EYLEMİ
Emekli Albay Yaşar Yamaç, Orkun Özeller’in tutuklanmasına tepki olarak Didim Cumhuriyet Meydanı’nda eyleme başladı.
Pazar gününe kadar saat 16.00-18.00 arası oturma eylemi yapma kararı alan Yamaç’ın elinde, “Orkun Özeller şerefli bir Türk subayıdır, Orkun Albay yalnız değildir” yazısı bulunuyor.
@RTErdogan Erdoğan: Bu can bu bedende, bu fakir bu görevde olduğu sürece o teröristi (Rahip Brunson) alamazsınız.
Sonuç: Rahip Brunson serbest bırakıldı.
Editörlerimiz bu videoya atacak başlık bulamadığı için başlıksız yayınlıyoruz. Siz izlerken videonun içindeki herhangi bir cümleyi başlıkmış gibi hayal edin.
Muharrem İnce:
Geçmişte PKK’yı tanık, TSK’yı sanık yaptınız. Şimdi ise terörist elebaşı Abdullah Öcalan’ı Meclis’te konuşturmayı planlayıp, Orkun Özeller’i tutukluyorsunuz.
Bu ülkede kimsenin can, mal ve hukuk güvenliği kalmamıştır. Orkun Özeller gibi kahramanlar Türk milletine emanettir. Türk milletinin sinir uçlarıyla oynamayın. Yeter!
İleride bugünler anlatılırken şöyle yazacak;
Türk Ordusu’nun üniformasını 28 yıl taşımış, sınır içinde ve dışında çok sayıda operasyonlara katılmış, çatışmalara girmiş, emekli Albay Orkun Özeller çözüm sürecine gösterdiği tepkiden dolayı tutuklanırken mücadele ettiği örgüt Teröristbaşının posterleri ve terör örgütünün paçavralarıyla Diyarbakır’da yürüyüş yapıyordu.
#OrkunÖzellerYalnızDeğildir