Ekrem İmamoğlu’nun X hesabını yönetenlere sizlere sesleniyorum:
Gelin, size 500 GB’ye yakın; 2018’e kadar uzanan yüzlerce Ekrem İmamoğlu videosunun bulunduğu arşivi verelim. İçerik üretin.
Sadece metin ve yapay zeka görsel paylaşmakla yetinmeyin. Ekrem Başkan’ın geçmişte söylediği birçok şey bugün birebir yaşanıyor.
O konuşmaları yeniden gündeme taşıyın, anlatın, hatırlatın.
Elinizde çok güçlü bir siyasi hafıza var. Bunu kullanın.
Bu yola, "Millete güveniyorum, millete. Milletten başka güvenecek kim var?" diyerek çıkan Genel Başkanım Özgür Özel'e güveniyorum.
Yine milletine güvenerek, Çerçeve Yasa'ya hayır diyeceğine inanıyorum. Bu ülkeyi bu hale getiren zihniyetin, gerçek bir barış getiremeyeceği aşikar. @eczozgurozel
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
Meclis kürsüsünde ettiğim Milletvekili yemininde;
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma" büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içmiştim.
Hayatım boyunca ödün vermediğim ve vermeyeceğim kişisel ilkelerim ve milletimizin bana verdiği temsil etme yetkisi doğrultusunda,
Pazartesi günü yapılacak olan çerçeve yasa oylamasında HAYIR oyu vereceğimi tüm kamuoyunun bilgisine sunarım 🇹🇷
Süreyya Öneş Derici
Yeni Parti Muğla Milletvekili
Senin Cumhurbaşkanı adayını içeriye atmışlar mı?
Belediye başkanlarını tutuklamışlar mı?
Partine kayyum atamışlar mı?
Bunların hepsi yapıldı mı? Yapıldı.
O zaman sana bunları yapanların getirdiği yasaya EVET değil, HAYIR diyeceksin!
Bu yasa Anayasaya aykırıdır.
Bu yasa üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş felsefesine aykırıdır.
Bu yasa 1923'ten bugüne laik hukuk önünde eşit haklara sahip tüm yurttaşları "Türk Milleti" potasında birleştiren ulus devletin genetiğine aykırıdır.
İstisna yasa olmaz. Tüm yasalar için geçerli olduğu gibi bu yasaya imza koyanlar da gerektiğinde millete hesap vermek zorundadır.
Tabana rağmen eski alışkanlıklarla siyaset yapılmaz; müzmin muhalifler olarak yola devam edilir. Ya bir yol bulacağız ya bir yol açacağız diyerek çıkılan yolculuk böyle gitmez.
Lafı evirip çevirmeye gerek yok.
Söz konusu yasa tasarısı, DEM oyları karşılığında terör hükümlülerine özgürlük yolunu açmayı hedefleyen apaçık bir pazarlık metnidir.
Mevzunun ne demokrasiyle, ne de barışla uzaktan yakından alakası yoktur.
Kaldı ki AKP – MHP – APO ittifakından çıkacak bir yasa tasarısının bu ülkeye, bu millete en ufak bir fayda sağlama ihtimali var mıdır?
Kendini muhalif olarak tanımlayan hangi vatandaş böyle bir öneriye “evet” diyebilir?
Hedefi iktidarı değiştirmek olan hangi siyasi parti, böyle bir sürecin parçası olmayı kabul edebilir?
Muhalif bir genç olarak, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'den beklediğim açıklama şudur:
“Onlarca belediye başkanı ve cumhurbaşkanı adayı hapse atılmış, partisi hukuksuzca elinden alınmış bir siyasi hareketin, tüm bunların sorumlusu olan iktidarın herhangi bir pazarlığına ortak olması mümkün değildir.
Bu ülkeye demokrasi gelecekse onu da biz getiririz; barış sağlanacaksa onu da biz tesis ederiz.”