Karadenizli olarak “Temel ve Dursun Fıkralarından” da rahatsızım. Kim anlatırsa “gereği” yapılmalı. Hele o şeytanla pazarlık yapan “Temel Fıkraları” yok mu en sakıncalı olanlar da onlar.
Eminim ki Kayserilileri pazarlıkçı ve cimri gösteren; Erzurumun soğuğuyla alay eden, Adana’nın sıcağıyla dalga geçen fıkralardan rahatsız olanlar da vardır. Eşitlik gereği, bu alana da müdahale şart.
İroniyi anlamak istemeyenler için: İfade Özgürlüğü en başta kaba söz, mizah ve rahatsız edici açıklamaları korur.
Trump, ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ı, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi olarak atadı. İlgisi olanlara, Tom Barrack’ın kim olduğunu ve neden bu görevlere getirildiğini anlamak için @ErginSedat1’ın geçmiş tarihli yazısını okumalarını tavsiye ederim.
https://t.co/0hyxQQ5PH4
Yaklaşık 30 yıldır avukatım ve 20 yıldır da hukuk hocasıyım. Türkiye'de avukatlık mesleğinin icrası yönünden bilmediğim, görmediğim, hiçbir şey, edinmediğim bir tecrübe yok.
Bütün görüp bildiklerimle ben kendi yolumda yürüdüysem ve yürüyorsam, yine tertemiz yürüyen pek çok başka meslektaşım gibi, bunu cehaletimden değil onurumu tercih etmem sebebiyle yapıyorum. Başka türlüsünü aklıma bile getirmeyeceğim için ısrarla ve inatla hukuka dayanarak yürüyorum.
Avukatlık yerine çantacılık yapan, hukukla değil irtibatla konuşan, müvekkil değil müşteri gören, hukuka bel bağlayan meslektaşına tepeden bakan, yanındaki genç hukukçulara hukuku ve avukatlık mesleğini değil hukuk sistemini dolanmayı öğreten, utanmaz avukatlar daima var oldu. Şimdi her zamankinden bile çok varlar. Açıktan para aldılar açıktan para verdiler, veriyorlar. Hiç olmamaları gereken yerlerde dolaştılar, dolaşıyorlar. Etki tacirliği yaptılar, yapıyorlar. Klikleştiler. Birbirlerini kolladılar, kolluyorlar. Temiz kalanı, hukuka yaslananı, kolay hedef zannettiler, zannediyorlar. Oysa dayanıklı olan biziz. Hakka, hakkaniyete, adalete odaklananlardır.
Gün olmasa, devran dönmese, umurumuzda bile olmaz bizim. Biz ısrarla, inatla, hukukun elini bırakmadan, kendi doğru bildiğimizi yaparız. Kendi yolunu böyle dosdoğru yürüyen tüm meslektaşlarıma selam olsun.
Bu tertemizlerin arasında elbette hakimlikten emekli ve savcılıktan emekli hukukçular da vardır. Onlara da selam olsun.
Her meyvenin çürüğü var. Onlar kendi kendilerine çürürken gittikçe daraltılan bir meyve kasasında onlara değmeden pırıl pırıl kalabilenlere, selam olsun.
birçok şey hızlıca değişebilirken İmamoğlu'na yaşatılan hukuksuzluk sürecinde televizyon programlarında atıp tutan yorumcuların/operasyon elemanlarının birkaç yıl sonraki pozisyonlarının ve söylemlerinin nasıl olacağını çok merak ediyorum.
Video linki: https://t.co/FdF1pzRpq2
Youtube'da gezinirken 10 yıl önce yayımlanmış bir video karşıma çıktı. CNN Türk'te -o zamanlar muhalif- Ergenekon ve Balyoz tartışılıyor.
Konuklar:
Ümit Özdağ- Cezaevinde
Tahir Elçi- Öldürüldü
İhsan Yılmaz - Firari/Bültenle aranıyor
Türkiye'de bırakın 10 yılı, 1 yılda bile+++
Korkunun ecele faydası yok!
Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin.
Haklılığımıza, cesaretimize, tevazumuza, güler yüzümüze yenileceksin!
Aziz Milletim;
Asla üzülmeyin, mahzun olmayın, umudunuzu yitirmeyin.
Demokrasimize yapılan bu darbeyi, bu kara lekeyi el birliğiyle söküp atacağız.
Bu süreci yöneten insanların, hem bu dünyada hem de ahirette yüce Yaradan huzurunda hesap vereceği günler yakındır.
86 milyon vatandaşımı sandığa koşmaya, demokrasi ve adalet mücadelesini tüm dünyaya duyurmaya davet ediyorum.
Dimdik ayaktayım, asla eğilmeyeceğim.
Her şey çok güzel olacak…
Israrla beni arayan basın mensuplarına: Sayın Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı haberiyle ilgili olarak kimseye verebilecek bir hukuki değerlendirmem yahut beyanım yok. Gözaltı sebebini bilmiyorum. Kendisi hakkında açık bulunan dosyalarla ilgili bir fikrim yok. Hiçbir konusunu bilmediğim dosyalarla ilgili olarak derinlikli ve içerikli hukuki analiz pozlarına giremem. Kaldı ki, çıplak gözün gördüğünü akılla bulandırmaya hizmet etmek de tabiatıma aykırı olur. Bu noktada mikroskop altında hukuki analiz mercekleri kullanmanın getireceği körlükle malul olmaktansa, konuya daha üst seviyeden genel akıl ve mantıkla bakabilen milyonlar arasında yer almayı tercih ederim.
23 senedir aynı iktidar tarafından yönetilen bir ülkede bulunan dünyanın en büyük şehirlerinden birinin milyonlar tarafından seçilmiş muhalif belediye başkanı olan kişinin Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıklamasından itibaren yaklaşık bir ay içerisinde üniversite diplomasının diploma veriliş tarihinden 35 yıl sonra üniversitesi tarafından iptal edildiğini ve ondan bir gün sonra, kendisinin yeri yurdu belliyken, ifadeye gitmekle ilgili bilinen bir mukavemeti yokken, ekibiyle beraber ve bunca polis eşliğinde gözaltına alındığını öğrenen her vatandaş ne düşünecekse, ben de onu düşünüyorum.
Aklını ve mantığını kullanabilen kimsenin bu işlemlerin hukuki perspektiften analizinin yürütülmesine muhtaç olacağını tahmin etmem. Sayın belediye başkanının dosyasında savunma görevi olan kişiler kimlerse onlar hariç olmak üzere, bu konuyu salt hukuki analiz enstrümanlarıyla tartışma konusunda iştahlı olanlar, genel akıl ve basit mantık kullanımının berraklığını tercih etmeyenlerdir. O kişilerin sahte münazara enstrümanına dönüşmek istemem.
Bugüne kadar yazdığım hiçbir yazıyı okumamış olsanız, bu yazdığımı okumanızı ve elden ele iletmenizi dilerim, rica ederim:
Türkiye'de ve dünyanın farklı yerlerinde hukuk uygulaması konusunda yaklaşık 30 yıllık tecrübesi olan bir hukukçu, bir uluslararası avukat ve 20 senedir hukuk hocalığı yapan bir profesör olarak, bu X hesabımdan yaklaşık 270.000 takipçiyle 10 seneyi aşkın zamandır sohbet ediyorum, düşüncelerimi paylaşıyorum.
Gayet ağır memleket meselelerini de, kompleks hukuki analizleri de, gayet hafif şakaları ve gündelik konuları da burada tartışıyoruz, paylaşıyoruz. Bazı günler diğerlerinden çok daha karanlık, üzücü ve alarm verici oluyor. Ama ben doğru bildiğimi daima lafımı eğip bükmeden size getiriyorum, tartışıyoruz. Zira aksi halde ben ben değilim.
Bugün size üzerinde konuşmak istediğim bir fotoğrafı getirdim. TÜSİAD'ın iki lideri iki vatansever iyi insanın, iki arkadaşımın, 13 Şubat tarihindeki Genel Kurul'da memleket meseleleri üzerinde kamuya açıkladıkları kaygılar sebebiyle polis nezaretinde ifadeye götürülürkenki fotoğrafları.
Bu fotoğrafı size getirmeden evvel, bu fotoğrafın onlar açısından rencide edici bir yönü olup olmadığını iyi düşündüm. Arkadaşlarımın hakkına giriyor olmayayım diye. Bunu düşünürken ikna oldum ki, gelinen adaletsizlik, hukuksuzluk ve ifade özgürlüğünün özüne tecavüz noktasında, kolunda polisle ifadeye gidiyor olma fotoğrafı artık kimi hallerde bir onur nişanesine dönüşmüştür.
"Adam sen de demedim", "memleketimin konularını dert ettim ve sen memleketi bize bırak diyenlere pabuç bırakmadım" diyen herkesin, ülkemiz tam da bu insanların gayretleri ile daha aydınlık, şeffaf ve hukukun üstün olduğu günlere kavuşana kadar, böyle fotoğrafları ve daha kötüleri olacaktır.
O insanları doğru anmayı ve onore etmeyi bilenler, nezdinde itibar aranmaya değer insanlardır. Bu fotoğrafa o insanların gözleri baktığında, beyinleri gönül gözüyle görür. Selam olsun, helal olsun, demeyi bilirler. Bu gayretteki insanlara aptal gözüyle bakanlar, Silivri soğuktur şakalarıyla tabanları yağlayanlar, güce yaranıp eklemlenmek ve hoş görünmek için o insanlara kabahat bulanlar, bu fotoğraftan utanç duymayı bilmeyenler, aksine bu fotoğraftan lezzet alanlar, zaten itibar kelimesinin anlamını bile bilemezler. Onları insan yerine koyma mücadelesiyle zaman kaybetmeye değmez.
15 senedir TÜSİAD (@TUSIAD) üyesiyim. 21 Ocak 2010 tarihinde, TÜSİAD Genel Kurulu'nda Ümit Boyner (@umitnazliboyner) Yönetim Kurulu Başkanı seçilince, onun davetiyle, TÜSİAD üyesi oldum.
15 yıldır devam eden üyeliğimde, TÜSİAD Yönetim Kurulu'nda yer aldım, Yolsuzlukla Mücadele Görev Gücü Başkanı olarak ve Rekabet Hukuku Çalışma Grubu Başkanı olarak senelerce emek verdim.
Bu TÜSİAD Genel Kurulu'nda söylenenlerle ilgili hukuki analiz yapmak dahi abes.
Türkiye'nin eskisi yenisi yok. Anlamlı olan ayırım o değil. Iyi insan ve kötü insan var. Hukuku üstün tutan insan ve hukuku kendi amacına uyduran insan var. Bir tek vatanımız ve onun bir tek yolculuğu var. O yolculukta git gide sindirilen bir toplum var. Ses çıkartan her kişi başına sayısı çarpanlı bir biçimde artarak büyüyen kaygılı sevenleri var.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan "siyaset yapmaya çok hevesliyseniz ya parti kurarsınız, ya da ağzınızdan çıkacak iki çift söze bakan muhalefet partilerinden birini seçersiniz" demiş. "Bu ülkede siyasetçiler içeri atılmıyor mu ki?" diye sormayanlar, "bir ülkenin gerçek sahipleri siyasetçiler mi toplum mu?" diye sormayanlar var. Politik ifade özgürlüğü çekirdeğinin dahi bugün Türkiye'de mevcut olmadığı fevkalade açıkken, hala "aslında sorun yok" rolü kesen korkaklar var.
Konuyu dolandırmanın alemi yok: Hukuksuzluk hüküm sürüyor. Hukuksuzluğa işaret edenler, ifade özgürlüğünü kullananlar, bizatihi kendisi hukuk garabeti olan mekanizmalarla gözaltına alınıyor. "Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak için gerçek dışı beyan verme" kavramının ta kendisi halk arasında endişe, korku ve panik yaratıyor. Bu fotoğraf da bunun enstrümanlarından biridir.
Excited to share my latest article on Crypto Asset Regulations in 2024 in Turkiye! 🇹🇷
If you’re interested in the legal landscape of cryptocurrencies, you can find my article on Turkish Law Blog:
👉 [https://t.co/NhZaNMeNEM]
#Crypto#Blockchain#Regulations#CryptoAssets