Bir gün elinde kahven ve yüzünde sessiz gülümsemeyle, kimsenin yarım, eksik sevgisine kendini muhtaç etmediğin için doğana uymayana uymadığın İçin seni sen yapan taraflarını kabul edemeyenleri hayatından uğurladığın için, kendine teşekkür edeceksin.
Geçen sene benim için kolay geçmedi çok şey oldu ama çoğunu anlatmadım yaşadıklarım beni daha dikkatli daha seçici yaptı kiminle yürüyeceğimi kiminle durmayacağımı öğrendim bazı insanlarla yollar kendiliğinden ayrıldı bazılarıyla ben mesafe koydum arkaya bakmadım çünkü bakınca ilerlenmiyor olanı kabul edip devam ettim yorulduğum zamanlar oldu ama bunu mesele haline getirmedim kendime acımadım kimseye de yük olmadım yapmam gereken neyse onu yaptım zamanla her şey yerine oturdu yeni yıla girerken tek isteğim daha net bir hayat gereksiz karmaşadan uzak az konuşulan çok yapılan istikrarlı ve sakin bir düzen 2026 benim için yeniden başlama yılı değil kaldığım yerden devam etme yılı daha sağlam adımlar daha az insan daha net bir yol…
Birinin geleceğini iliklerine kadar hissetmek en kötü ihtimaldir; çünkü ne dur diyebiliyorsun, ne git, ne de kal. Her şey senin seçimin sanıyorsun ama çoğu şey çoktan seni seçmiş oluyor.
Ülkede her gün bir acı daha düşüyor omuzlarımıza bir çocuğun ustasının elinde can vermesi bir insanın levye ile hunharca katledilmesi kız çocuklarının kadınların şiddete boyun eğmek zorunda bırakılması hayvanların sessiz çığlıklarının kimsenin vicdanına dokunmaması bir yandan da vatanı korumak için canını veren şehitlerimizin toprağa düşmesi her biri içimize ayrı bir ateş bırakıyor bütün bunlar olurken biz sadece izleyen bir kalabalığa dönüşüyoruz kimse duymuyor kimse görmüyor kimse hissetmiyor sanki acıya alışmak zorundaymışız gibi sanki susmak bir çözüm olacakmış gibi oysa her gün biraz daha eksiliyoruz insanlığımızdan bir ülkenin karanlığı bir anda çökmüyor her gün küçük bir adalet eksikliği her gün göz yumulan bir şiddet her gün üzeri kapatılan bir feryat ve böyle böyle büyüyor karanlık biz ise umudu ararken gözlerimiz kararıyor yavaşça şiddetin ve acının normalleştiği bu topraklarda en çok masumlar ve vatan uğruna can veren yiğitlerimiz ölüyor biz sustukça sıra hep bir sonrakine geliyor ülke ağır bir yükün altında eziliyor insanlık tükeniyor vicdan susuyor geriye sadece karanlık ve yüzleşilmemiş acılar kalıyor.
Genç yaşta omuzlarına yüklenen borçların altında ezilen bir nesiliz biz hayallerimiz vardı umutlarımız vardı ama geçim derdi hepsini susturdu her gün biraz daha battık her gün biraz daha yalnızlaştık kimse duymadı içimizdeki çığlığı biriktirdik biriktirdik en sonunda dayanamadık hayat dediler ama yaşamak bu olmamalıydı mücadele etmek güzeldir dediler ama biz savaştık kaybettik değil paramızı değil inancımızı kaybettik biz bu kadar genç yaşta bitmemeliydik umutlarımız tükenmemeliydi birileri duysun artık birileri görsün gençler sustukça kayboluyor bu sessizliğin içinde çırpınırken kimse el uzatmıyor biz sadece biraz nefes almak istedik biraz yaşamak istedik ama sistem izin vermedi bize yüklenen borç değil sadece bu düzenin adaletsizliği bizi tüketti kaybolan her genç bir feryattır bu ülkenin vicdanında yankılanması gereken.
Gençliğin sesi yine yükseliyor Atatürk’süz bir müfredat düşünülemez çünkü bu toprakların temeli bağımsızlık ve özgürlükle atıldı bugün gözaltına alınan gençler aslında yarının umudu onlar susmuyorlar çünkü haklılar onların cesareti geleceğe bırakılacak en büyük mirastır bir milletin geleceğini yok saymak o milleti köksüz bırakmaktır gençler köklerine sahip çıkıyor onlar vazgeçmiyorlar çünkü bilirler ki umudu olan bir halkı kimse yenemez Atatürk bu ülkenin pusulasıdır pusulasız bir yol olmaz gençler karanlıkta yürümek istemiyor onların yürüyüşü aslında aydınlığa doğrudur…
Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. Farklı boyutlarda elbet. Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil.
Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor... Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en... Ne en?
İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını... Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? Birer çay içilebilir belki..
Ali Lidar