Bir karede holdinge koşan devlet… bir karede tutuklanan sendikacı…
Bazen iki kare fotoğrafa bakmak bile anlatır her şeyi. Anlamıyorsan hâlâ; onlar anlatamadığı için değil,bakıp görmediğin,işitip duymadığın için olmalı!Dokunurken bile hissetmediğin için https://t.co/O64pBt7d0l
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Bir iyi haber, bir kötü haberim var.
İyi haber: Tahliye oldum.
Kötü haber: Tutuklandım.
Ben de sizin okuduğunuz hızda öğrendim bu iki haberi. Bu sefer, Daltonlar hakkındaki şakadan, “suçu ve suçluyu övmek” suçundan tutuklandım.
Cezaevinde sıradan bir 58. gündü. Bir elimde Cici Bebe, diğer elimde İhsan Oktay. Konstantiniye’nin dehlizlerinde dolaşıyordum. “SEGBİS’in var” dediler. Bayram değil, seyran değil; bu neyin SEGBİS’i düşüncesiyle koridora çıktık. Hücre-SEGBİS arasındaki bir dakikalık koridor yolculuğunda özgürmüşüm, bilmiyordum. Bilsem hafiften dans ederdim.
Avukatlarıma haber verilmediğini, normalde salona gelmem gerektiğini ama acele bir durum olduğunu bildirdiler. Suçlamaya konu metni okudular. “Çocukları dövmemeliyiz.” demişim de “Neden çocukları dövmek gerektiğini düşünüyorsun?” diye sorulmuş gibi hissettim. Hayattan, Türkçemizden ve altı üstü komediden söz ettim. Tekrar tutuklanmama karar verdiler. Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun.
90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi.
Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de.
Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim.
Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın.
Komedyen Deniz Göktaş hakkında tutukluluğuna yapılan itiraz sonrası tahliye kararı verildi. Tahliye kararı sonrası SEGBİS ile İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan Göktaş, tahliye olamadan “suçu ve suçluyu övme” suçlamasıyla yeniden tutuklandı. İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği, “kaçma, delilleri karartma şüphesi” “gerekçeleriyle” tutuklama kararı verdi.
Grup Ekin’in solisti Metin Turan 32 yıl sonra tahliye edildi.
🔺 ODTÜ İktisat bölümünü onur öğrencisi olarak bitiren Turan, 1990'lı yıllarda, sol siyasi faaliyetler nedeniyle cezaevine girdi.
🔺 Cezaevinde kaldığı yıllarda iki gözünde ileri düzeyde görme kaybı oluşan Turan hakkında Adli Tıp Kurumu “cezaevinde kalamaz” raporu vermişti.
🔺 Turan, 27 yaşında girdiği cezaevinden 59 yaşında tahliye edildi.
https://t.co/Prne7AnQMG
Selçuk Kozağaçlı Akın Gürlek'e diyor ki;
''Burada bulunmasaydım, sizleri anlatsalardı asla inanmazdım.Sizleri yargıç olarak kabul etmiyorum. Sadece sizi değil, temsil ettiğiniz her şeyi reddediyorum; temsil ettiğiniz ahlaksızlığı, zoru; temsil ettiğiniz her şeyi reddediyorum.''
1/ Kumpas nedir, nasıl kurulur biliyor musunuz? Gazeteciliğini bir silah gibi kullanıp gerçeği ortaya çıkarmak yerine bir insanın hayatını karartmanın aracına dönüştürülür. Gelin size güzel bir örnek üzerinden açıklayayım++
Kamuoyuna,
Bugün muhabirimiz Ebru Çelik’in imzasıyla yayımladığımız “Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı” başlıklı haberimizin sonuna kadar arkasındayız. Muhabirimizin katılımcı gözlemle yaptığı haber, somut bilgilere dayanmaktadır ve bütünüyle gerçektir.
Haberimizin ardından istinaftan çıkan “mutlak butlan” kararıyla CHP’nin başına getirilen yönetimin gazetemize yönelik kullandığı ifadeler kabul edilemezdir. BirGün, basının yüz akı kurumlarından biridir ve halka hiçbir zaman yalan söylememiştir. Patronsuz bir gazete olarak 22 yıldır bağımsız şekilde ayakta kalabilmesinin yegâne nedeni de yarattığı sarsılmaz güvendir.
BirGün’ü hedef alan iftiralarla ilgili yargı yoluna başvuracağımızı kamuoyuna duyururuz. Hak etmedikleri koltuklarda oturanlar alın teriyle, emekle ve fedakârlıkla büyütülen değerlere dil uzatamazlar.
Yıllardır olduğu gibi bu pervasız saldırılar karşısında dik durmaya devam edecek ve taşıdığımız sorumluluk gereği Türkiye’nin aydınlık yarınları için gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Sevgi ve dayanışmayla…
BirGün
Not: Muhabirimiz Ebru Çelik, CHP etkinliğinde figüranlara dağıtılan 950 TL’yi almamıştır. BirGün çalışanları hakkı olmayana göz dikmez.
Kılıçdaroğlu’nun rozet töreninde skandal: Yüzlerce figüran parayla törene taşındı
Kılıçdaroğlu bugün İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Törene farklı cast ajanslarından yüzlerce figüran 950 lira karşılığında taşındı. Figüranlar arasında işsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler; İranlı, Mısırlı göçmenlerin yanı sıra İmamoğlu’nu destekleyen kişiler de yer aldı
https://t.co/3CRTxfb6vc
Ezginin Günlüğü grubunun Mart-Nisan 1983'te verdiği çıkış konserlerinin bilet satışı için 11 Mart 1983'te İstanbul belediyesinden aldığım izin belgesi.
Grubu 1981 güzünde beş kişi kurmuştuk: Öncümüz olan Emin İgüs, Vedat Verter, Şebnem Başar (şimdi Şebnem Ünal), Tugay Başar ve ben.
Önceleri bir adımız yoktu. Gruba bir ad koymayı kararlaştırınca da her kafadan bir ses çıkmaya başlamıştı. 1982 başında, sanıyorum bir Şubat ayında, Nişantaşı-Maçka'da şimdi artık olmayan Taşlık adlı çay bahçesinde oturuyorduk. Öncülüğümüzü yapan sevgili Emin İgüs'ün önerisiyle grubun adını "Ezginin Günlüğü" koyduk. Ezgilerle hayatın günlüğünü tutmak, yaşadıklarımıza müzikle bir not düşmek, anlamında.
İlk konserimizden önce hem Sıkıyönetim Komutanlığı'ndan genel konser izni, hem de İstanbul Belediyesi'nden bilet ve afiş izni almamız gerekiyordu. Galiba grubun yaşça en küçüğü olduğum için, Selimiye'deki Sıkıyönetim Komutanlığı'ndan konser izni alma işi de, İstanbul Belediyesi'nden bilet satmak ve afiş asmak için izin alma işi de bana düşmüştü.
İkisi de, kelimenin tam anlamıyla enteresan süreçlerdi. Belediye'de yaşlıca, kitabın yazdığından asla ayrılmayan bir memur bakıyordu izin işlerine. O zamanlar etrafta kuş uçmadığı için, memurumuz da tipini de pek beğenmediği benim gibi bir tıfılın konser talebine evet demek konusunda isteksizdi. Hele, konserde şiir de okuyacağımızı söyleyince, şöyle bir başını kaldırdı, "o zaman, bu konser değil, müzikal tiyatro olur!" dedi. Nitekim izni "müzikal tiyatro" olarak verdi, bilet tarifesini de tiyatro tarifesi olarak belirledi.
Sıkıyönetim Komutanlığı'nda kültür ve sanat işlerine bakan bir deniz yüzbaşısı ile şarkı sözlerinin tek tek üzerinden geçmiştik; elinde bir kırmızı kalemle sakıncalı bulduğu sözlerin üzerini çizmişti. Biz tabii konserde eksiksiz söylemiştik bütün şarkıları, ama bir yandan da endişe ediyorduk konser sırasında veya sonrasında bir problemle karşılaşır mıyız diye. Bir şey olmadı.
İlk konserimizi 28 Mart 1983'te, İstanbul Zincirlikuyu'da, rahmetli Levent Kırca'nın artık yerinde olmayan Hodri Meydan Kültür Merkezi'nde verdik.
Akın Gürlek siyaseti hiç bilmiyor, beceremeyecek de.
Haluk Levent Operasyonu sonrasında , hemen önceden planladığı bu hareketi yaptı.
Akp ilk günlerinde sahip olduğu kadroyu düşününce şu an nasıl bir çaresizlik içerisinde en somut örneği Gürlek.
Şehir Plancısı Mücella Yapıcı:
"Ahmet Necdet Sezer'in eşinin Moda'da bir evi vardı. Bahçelerinde 1 metrelik plan değişikliği gerekiyordu.
Cumhurbaşkanı eşi, kendi geldi, kapıda bekledi ve plan onaylanmadı. Böyle bir kamu ahlakı vardı."
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.