Yeter artık! Ey nefsim senin elinden çektiğim bunca zaman beni hep günahlara götürdün,dinlemiyorum artık seni ben Allah’a gidiyorum geliyorsan gel..
Seyda Muhammed Konyevi Hz.
"Mü'minlerden öyle yiğitler vardır ki Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar." (Ahzab, 23)
Asr-ı Saadet'in o mübarek ikliminde, Kur'an'ı ve İslam'ı öğretmek için yola çıkan on kutlu muallim... İhanetle kuşatılan bir yolculuk... Şehadetle tamamlanan bir sadakat destanı...
Hubeyb bin Adî radıyallahu anh'ın esaret günlerinde sergilediği emsalsiz ahlâkı, darağacının gölgesinde kıldığı iki rekât namazı, Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme ulaştırdığı son selamı ve canından aziz bildiği Peygamber sevgisi…
Hubeyb radıyallahu anh sadece tarhteki bir olayın kahramanı değil. Bize; sadakati, dik duruşu, mücadeleyi, aşkı, asaleti ve onuru öğretiyor.
"Ey Adem oğulları, şeytan anne babanızı çirkin yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak Cennet'ten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın." (Araf; 27)
Ayet-i kerime bize burada öğretiyor ki: Çıplaklık Cennet'ten uzaklaşmanın ilk alametidir. İnsanın hayası gidince, edep elbisesi soyulunca şeytanın tuzağına düşmüş olur. Yani çıplak kaldığın zaman artık sen bu halinle Cennet'te kalamazsın demektir.
Hazreti Adem aleyhisselam ile Havva annemiz Cennet'ten neden çıkarıldılar? Hem manevi olarak Allah'ın emrine karşı çıktıkları hem de zahiri olarak Cennet'te uygun bir halde kalamadıkları için. Çünkü o ağaç, onları soymaya vesile sebep olacak bir ağaçtı. Haram lokmaydı o, yasaktı. Her türlü haram insanı hayasızlığa sevk eder.
Demek ki sır şöyle:
Ortada bir tuzak var. Şeytanın vesvesesi, hilesi; tuzağın içinde haram lokma, haram lokmadan sonra çıplaklık, çıplaklıktan sonra Cennet'ten uzaklaşma vardır.
Bazılarımız tasavvufu seccadede arar. Bazılarımız zikrin lezzetinde arar. Gazze de ise tasavvuf, enkazların altında 'Hasbiyallahu ve ni'me'l-vekîl' demektir.
O'nun (celle celaluhu) vekil oluşunu her şeyden daha güzel görüyorlar. Enkazın altında, yaralı ve aç halleriyle Hasbiyallahu ve ni'me'l-vekîl huzurunu tadıyorlar.
Bugün Gazze ümmetin aynasıdır. Bunların hepsi bize söyleniyor. Tüm bu sözler, bu olaylar bize vaazdır, derstir. Bize hitaptır, uyarıdır. Orada ölen çocuklar ve direnen mücahidler bizim imanımızı ölçüyor. Öyleyse ümmet olarak hepimiz tek saf ve bir bütün olmalıyız.
11 Temmuz 1995’te Avrupa'nın göbeğinde, dünyanın gözleri önünde binlerce Boşnak katledildi. Aradan yıllar geçse de acısı dinmedi, vicdanlarda açtığı yara kapanmadı.
“Ne yaparsanız yapın ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”
Srebrenitsa’da yaşananları unutmuyor, hayatını kaybeden kardeşlerimizi rahmetle yâd ediyoruz. Adaletin, hakikatin ve insanlık onurunun yanında durmaya devam edeceğiz.
Bu dünyada yapmış olduğu hizmetleri, ilim ve irfan yolunda yetiştirdiği talebeleri, nasihatleri ve gönüllere dokunan güzel üslubuyla nice insan hayatına yön verdi, kalplerde iz bıraktı. Vefatının yıl dönümünde Şeyh Abdülbaki Hazretleri’ni rahmet ve dualarla anıyoruz.
Mesnevi'de özetle şöyle bir hikaye anlatılır:
Bir padişah kölesine bir nar verir. Köle narı keser büyük bir lezzetle ve iştahla yemeye başlar. Padişah onun bu iştahını görünce kendisinin de canı çeker ve bir tane de kendi ağzına atar ki ne görsün? Nar zehir gibi acıdır. Padişah şaşırır.
"Ey köle bu zehir gibi narı nasıl böyle tatlı tatlı yiyebildin?" der. Köle şöyle cevap verir: "Sultanım, ben sizin elinizden o kadar çok tatlı nimetler yedim ki sizin elinizden gelen bir acı nardan şikayet etmeye haya ettim."
Hepimizin Allah-u Zülcelal'e karşı durumu budur. Bir acıyla karşılaştığımız zaman, nefsimize ağır gelen bir durumla karşılaştığımız zaman Allah-u Zülcelal'in bize bunca muazzam nimetler, saadetler ve bu hayatı bize bedava bahşettiğini hatırlayalım ve öylece o acıya sabredelim.
Her acıdan sonra bir neşe, bir tatlılık vardır. Her zorluktan sonra kolaylığın geldiği gibi... Bu kesindir, bu Allah'ın kanunudur. Acılar ebedi değildir. Çünkü bu dünyanın kendisi ebedi değildir. Öyleyse neyle karşılaşırsak karşılaşalım, hangi acıyla karşılaşırsak karşılaşalım Allah-u Zülcelal'in nimetlerini o esnada unutmayalım. O acının da gelip geçici olduğunu unutmayalım.
Kendini seçilmiş kavim olarak gören lanetli yahudi kavmi, şekli insan olsa da; ruhu şeytandan farkı yoktur.
Ellerine imkan geçer geçmez vahşetlerini aleni yaparlar gizleyemezler.
Bazıları da vahşetlerine bir kılıf uydurarak veya masumları kötüleyerek ortaya çıkar.
Bunlardan her yerde var, uyanık olun. Uzaklara bakmayın...!
Yakınınızda hem de çok yakınınızda yaşıyorlar.
Size şimdi dokunmazlar, önce sizi birbirinize düşürerek gücünüzü zayıflatırlar. Sonra başınızı ezecek fırsatı kollarlar.
Aceleleri yok...
Ekmeğinizi yerler, size ekmek satarlar.
Sonra sizi bir ekmeğe muhtaç ederler.
Allah (c.c.) tüm insanlığı onların şerrinden muhafaza buyursun.