Adler neden bu kadar geri planda kalmıştır?
Özetle: Freud bize sığınacak bir "mazeret" verir, Jung bize inanacak bir "masal" verir; Adler ise bize yapmamız gereken bir "ödev" verir.
Ve insanlar tarih boyunca mazeretleri ve masalları, ödevlere tercih etmişlerdir.
Ayrıntı için:🧵
✍️Milli Eğitim Akademileri konusunda en çok merak ettiğim şey şu: Eğitim Fakültelerinde görev yapan hocalar ve bu fakültelerin dekanları ne düşünüyor?
✍️Garip bir sessizlik hakim. Sanki hiçbir şey olmamış gibi dersler anlatılmaya, makaleler yazılmaya devam ediliyor. Oysa ortada; yıllardır verdikleri emeği, yetiştirdikleri öğretmeni ve ürettikleri akademik birikimi yok sayan bir karar var. Bu koşullarda gerçek düşünceleri nedir?
✍️Bugün bir öğrenci neden Eğitim Fakültesini tercih etsin? Bu soruya verdikleri açık ve ikna edici bir cevap var mı?
✍️Derslere giren hocalar, karşılarındaki gençlere “akademi gerekli” mi diyor, yoksa susarak bu belirsizliği öğrencilerin omuzlarına mı bırakıyor? Daha önemlisi, onlara nasıl bir gelecek perspektifi sunuyorlar?
✍️Sessizlik bazen onay, bazen çaresizlik, bazen de bekleyiştir. Ancak öğretmen yetiştiren kurumların suskunluğu, en çok öğretmen adaylarının geleceğine mal oluyor.
#AklımdaDeliSorular
YÖK WoS yerine Scopus kullanacağını açıkladıktan sonra burada ve her yerde tek bir gündem, bir sürü spekülasyon vardı. Ben de bir yazı yazdım. Sonra yazı çok uzun oldu ve üç yazıya dönüştü.
Buyurun buradan:
1. YÖK kararı ne söylüyor > https://t.co/H1fGQscoax
Akademi Giriş Sınavına müracaatta pedagojik formasyon kaldırıldı. Eğitim fakültesi mezunu ile fen-Edebiyat mezunu eşitlendi. 2 farklı yüzdelik dilimle girenler aynı kefeye konuldu. Eğitim fakülteleri ne zaman tepki verecek? Ne olmasını bekliyorsunuz? Bundan daha fazla ne olabilir
Akademi Giriş Sınavı (AGS) ile birlikte pedagojik formasyon şartı fiilen kaldırıldı. Eğitim fakültesi mezunları ile fen-edebiyat mezunları öğretmenliğe girişte eşitlendi. Böylece farklı yüzdelik dilimlerle üniversiteye giren, farklı zorluklardan geçen öğrenciler aynı noktada buluşturuldu.
Yıllarca eğitim fakültelerine girebilmek için yüksek puanlar alındı, pedagojik altyapı için emek verildi. Formasyon alabilmek adına şehir değiştiren, maddi ve manevi bedel ödeyen binlerce genç vardı. Bugün gelinen noktada bu emeklerin hiçbir karşılığı kalmadı.
Daha da düşündürücü olan, eğitim fakültelerinin bu süreçteki sessizliği. Eğitim fakültesi mezunu olmak öğretmenlikte bir fark yaratmıyorsa, bir öğrenci neden daha zor olan bu fakülteleri tercih etsin? Giriş yüzdelikleri arasındaki uçurum bu kadar belirginken, eğitim fakültelerinin tercih edilmemesi kaçınılmaz hale gelir.
Bu düzenleme ile pedagojik formasyonun yerini Milli Eğitim Akademisi aldı. Sonuç olarak eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiren temel kurum olmaktan çıkıyor, yerini AGS merkezli bir sisteme bırakıyor. Bu gidişat devam ederse, mesele sadece formasyonun kaldırılması değil; eğitim fakültelerinin işlevsizleşmesi olacaktır.
#oeğretmen #eğitim #formasyon
Akademisyenlerin karşısında okuyandan nefret eden, tüm akademisyenlerin yatarak yükseldiğini düşünen büyük bir kitle var. Üniversiteye adımını atmamış biri bile tüm hocaların slide okuduğunu iddia edebiliyor. Bu zihniyetle başa çıkmak çok zor.
Maddi ve manevi meslek itibarsızlaşıyor. Senede 3 sömestr gibi şekle tabi düzenlemeler yerine doktora programları azaltılmalı ve kalite arttırılmalıdır. Yoksa 10 yıl sonra bugünleri bile mumla ararız.
Buna karar verecek olan 18 yaşını geçmiş yetişkin bireylerin kendisidir.
KYK’larda zaten belirli süre gelmeyenlerin yurt ile ilişikleri kesilir. 23’den sonra izinsiz gelmeyenler de aranır ya da ilgililerce tutanak tutulur.
Yetişkin insanları ilkokul çocukları gibi velilerine şikayet etmenin ne gereği var. Bizler de derse gelmedi diye haber verelim o zaman.
Doğru bir karar.
Yaz okullarının öğrencileri dersten geçirmek dışında bir işlevi yok. Bir-iki aya sıkıştırılmış bir eğitimin kalite ve işlevselliğinden bahsetmek de çok zor.
Son yıllarda vakıf üniversitelerinin bunu bir gelir kapısı olarak görmesi, şu kadar kişi toplanırsa açarız,toplanmazsa o kadar kişinin parasını verirseniz açarız gibi yaklaşımlar yükseköğretimin imajına da zarar vermekte.
YÖK Başkanı Erol Özvar:
Yaz okulları yerine, yaz döneminin bir bölümünü de kapsayan ilave bir sömestr modelini değerlendiriyoruz.
Bir yıl içerisinde üç sömestr mantığıyla ilerlemeyi hedefliyoruz.
Mevcut durumda bir sömestr 14 hafta sürüyor. Biz bu süreyi biraz daha kısaltmayı amaçlıyoruz.
Bu modelde eğitim, eylülde başlayıp temmuzda sona erecek şekilde düzenlenecek.
2026–2027 öğretim dönemine yetiştirmeyi hedefliyoruz.