Tencereler bugün her zamankinden daha ağır bir yükle kaynıyor…. Artık mesele bütçe yönetimi olmaktan çıktı; bir neslin sağlıklı büyüme hakkı, piyasa koşullarının ve durdurulamayan zamların gölgesinde kalıyor. Porsiyonların küçülmesi, en temel protein kaynaklarının sofradan birer birer çekilmesi, bu toplumun yarınlarına dair en büyük alarm zillerini çalıyor.
Gıda fiyatlarındaki kontrolsüz yükseliş, evlere sinsi bir "gizli açlık" olarak girmiş durumda. Market rafları arasında yapılan her zorunlu tercih, çocukların gelişiminde telafisi mümkün olmayan yaralar açıyor. Bir çocuğun gelişim çağında ihtiyaç duyduğu kalsiyumu, proteini ve vitamini alamaması, doğrudan bodurluk riski ve zihinsel kapasite kaybı anlamına geliyor. Karbonhidratla mideyi doldurmak hayatta tutuyor belki ama büyümeyi ve sağlıklı bir zihin yapısını desteklemeye yetmiyor.
Beslenme maliyetlerindeki devasa artış, toplumun en savunmasız kesimlerini doğrudan bir sağlık krizine sürüklüyor. Etin, sütün, yumurtanın ve taze sebzenin birer lüks tüketim maddesine dönüşmesi, gelecekte karşımıza kronik hastalıklar ve gelişim geriliği olarak çıkacak. Bir çocuğun beslenmesindeki her eksik, onun sağlığından, enerjisinden ve yarınlarından çalınan bir parçadır.
Halkın sağlıklı gıdaya erişimini garanti altına almak, devletin en temel sorumluluklarından biridir. Mevcut piyasa düzeninin yarattığı bu tahribat, çocukların gelişim tablolarına kalıcı birer leke olarak kazınıyor. Geleceğimizi korumak, her şeyden önce çocuklarımızın tabağındaki o lokmanın kalitesini korumaktan geçer. Bu halkın sağlıklı beslenme hakkı, hiçbir maliyet hesabının ya da siyasi önceliğin altına itilemeyecek kadar kutsaldır!
#Gıda #İftar #Sahur #Mutfak #Beslenme #Bütçe #Piyasa #Market #Çocuk #Protein #Kalsiyum #Vitamin #Emekli #İşçi #Maaş #EmekliMaaşı #Gelecek
Rant projelerine gelince muslukları sonuna kadar açan, geçiş garantili ödemeler için kaynak bulmakta hiç zorlanmayan iktidarın; sıra emekli ikramiyesine gelince "bütçe disiplini" bahanesine sığınması tek bir gerçeği gösteriyor: Bu düzende ranta ayrılan pay, onurlu bir insan hayatından çok daha değerli görülüyor. Yıllarca prim ödemiş, bu ülkeye emek vermiş vatandaşın en doğal hakkını bütçe üzerinde bir "yük" olarak tanımlamak, devlet ciddiyetiyle hiçbir şekilde bağdaşmaz.
❗ Bayram ikramiyesi lütuf olarak görülemez! Bu ödeme emeklilerimizin yıllar içindeki emeğinin karşılığıdır.
❗ Enflasyonun bu seviyede olduğu bir ortamda ikramiyeleri zamsız bırakmak emekliyi enflasyona doğrudan ezdirmektir.
❗ Şimdi de "ihtiyaç sahibi emekli" kriterini masaya getiriyorlar. Devletin asıl görevi emeklileri sınıflandırmak yerine, tamamına insanca yaşayabileceği bir gelir sağlamaktır.
Bu iddia doğruysa amaç belli: Hak edilen zammın üzerini örtmek ve ikramiye hakkını bir "yardıma" dönüştürmek. Enflasyonla eriyen maaşıyla zaten hayatta kalma mücadelesi veren emekliyi bir de "ihtiyaç sahibi miyim?" sorgulamasına mahkum etmek bu toplumu sadece incitir. İnsan onurunu zedeleyen bu sınıflandırma, sosyal devlet anlayışıyla asla uyuşmuyor.
Halkın sofrasından, ikramiyesinden ve hakkından elinizi çekin. Emekli, bir yardımın objesi ya da bütçedeki bir sayıdan ibaret görülemez; bu ülkenin asli sahibidir. Sosyal adalet, sadece kağıt üzerinde kalan bir kavram olmamalı, vatandaşın cebinde ve mutfağında hissedilmelidir.
@tued_1970@EmadDernegi@EmekliDayanisma@HMBakanligi@csgbakanligi@EytEmeklilerFed
#Emekli #İkramiye #Prim #KademeliEmeklilik #Sigorta #Yardım #Bütçe #Mutfak #KademeHakkıŞart
#Enflasyon #Ekonomi #Bayram #SonDakika #İddia #Disiplin #5000KısmiyeYasacilesi