ŞİŞLİ ERMENİ MEZARLIĞINDA
(fotograflar kendi çekimimdir.)
Istanbul'da Ermeni Cemaatine ait 16 mezarlık var. Alan ve defin sayısı bakımından en büyüğü Şişli Ermeni Mezarlığıdır.
Şişli Ermeni Mezarlığı, iç duvar ve ters yöndeki iki kapı ile ikiye ayrılır. Bir kapıdan Gregoryanların, diger kapıdan Katoliklerin mezarlığına girilir. Ortak yönleri ise yatanların aynı milletten oluşu.
Bugün önünden geçerken kapı açıktı. Izin alıp içeri girdim ve taş sanatı bakımından ilginç gelen objeleri fotografladım.
Mıgırdiç Margosyan, Markar Eseyan, TDK başkanlığı da yapan dilci Agop Dilaçar, tiyatrocu Anta Toros... tesadüfen rastladıklarım.
Ya, uğruna Bedri Rahmi'nin şiir yazdığı Talasli bahtsız kız Mary Gerekmezyan? O da başka bir sefere.
ESKİ CAMİ ya da ULU CAMİ (EDIRNE)
(Fotograflar kendi çekimimdir)
Edirne merkezde bulunan üç anıtsal mabetten biridir. Şehirde "Tarih Üçlüsü" adı verilen üç mabet vardır ki, Eski Cami bunlardan biridir. Diger ikisi ise Üç Şerefeli Cami ve Selimiye'dir.
Eski Caminin inşa süreci 11 yıl sürmüştür. 1403 yılında Yıldırım'ın oğlu Suleyman Çelebi'nin başlattığı inşaat, 1414 yılında I. Mehmet Zamanında tamamlanabilmiştir. Bunun sebebi, fetret devri, denilen büyümekte olan Osmanlı Devletinin geçirdiği sarsıntıdır.
Bu estetik ve görkemli yapının mimarı ise Konyalı Hacı Alaettin'dir. Mimarın kalfaları da vardır.
Camiin kubbe sistemi çoklu kubbe sistemidir. Çoklu kubbe sistemi öncül Bursa ve Konya camilerinde de görülür. Yaklaşık kare biçimindeki planın çatısı 9 eşit kubbecikle örtülmüştür. Kubbe ağırlıkları sütünlarla harim zeminine indirilmiştir.
Eski Camiin iki minaresi vardır ki, yapı ile oransaldır. Her iki minare de tek şerefelidir. Minareler kıble yönü esas alınırsa harim gerisine kondurulmuştur.
Edirne Eski Cami'nin en bilinen özelliği iç duvarlardaki devasa büyüklükteki hat yazılarıdır. Hat yazılarının büyüklüğü iç mekanda oransız gözükmemekte aksine görselliği desteklemektedir.
Mihrabın sağ tarafında duvara karılmış Hacerülesved parçası camiin kutsiyetini arttırmıştır. Caminin içi gezildiğinde en kalabalık yerin burası olduğu farkedilir. Hacerülesved parçacıkları Kadırga'daki Sokollu Camiinde de vardır.
Fotografçı Ara Güler ilk kez 1956 yılında, 28 yaşındayken şehre gelmiş ve Eski Camii fotograflamıştır. Bu ilk gezide, Son Cemaat Yerindeki "Allah" hattı önündeki kadınları fotograflaması onun en ikonik fotofraflarından olmuştur. Bu karenin uluslararası tanınırlığı yüksektir.
Daha sonraki yıllarda Ara Güler, iki kez daha fotograflama için şehre gelmiştir.
ŞİŞLİ'DE BİR GAYRİMÜSLİM MEZARLİĞİ KİTABESİ
Şişli ile Mecidiyeköy arasında dört kapılı bir mezarlık var. Dikdörtgen şemalı. Herkes gayrimüslim mezarlığı diye geneller ama orada dört kesimin kabristanı var. Mezarlıklar iç duvarlarla ve dış duvardan giriş kapısıyla ayrılır.
Ayrıntısına girmeyeyim, kapılardan birinin alınlığında Latin harfleriyle ITALYAN MUSEVİ MEZARLIĞİ yazıyor. Ve devamında kod biçiminde rakamlar.
Bu alınlığı çevreleyen taştan kemerin ortasında ise eski harflerle (Arap alfabesi) iki satır yazı var. Hep geçerken dikkatimi çekti. Okumaya çalıştım. Ya zorlandım, ya işim vardı, yoğunlaşamadım. Otuz senelik Şişlili olarak bugün çözdüm, bahtiyarım:
Müşâhedü'l-emvâti fi'l-me'âdi tezkiretu'l-ahyâ'i li'l-imâdi.
Kad sâhabe'l-icfâde nezâhetün li-hâlisi'z-zühhâd.
1. satır: "Ölülerin ahiretteki hallerini seyretmek, hayatta olanlar için bir ibret ve öğüttür."
2. Satır: "Çaba ve gayret, samimi zahitler için saf bir temizlikle eşleşmiştir."
TRABZON'DA SIRADAN BIR HİKAYE
Görsel Trabzon'dan. Trabzon'un merkezinde Sotkha muhitinde Hagia John kilisesi ve mektebi
Kilise, 1306 yılında Trabzon Rum Devleti zamanında inşa edilmiş. Rumların şehirden zorunlu çekilmesinden sonra bir süre cami olarak kullanılmış. Sonra depo, şimdilerde ise çok amaçlı salon
Ya sol yandaki bina, o da okul. Rum mektebi. 1856 yılında kilisenin yanına inşa edilmiş neoklasik yapı
Son Rum çocukları da bırakıp gidince devlet okul olarak faaliyetini sürdürmüş.
Adı da Ülkü Ilkokulu
EDIRNE ESKI CAMI MEDHALİ
Iki hafta önce dört günlüğüne Edirne'deydim.
Ara Güler'in izinde yürüyüp Eski Camiye gittim. Güler'in durduğu yerde durdum. Uzun düşündüm ve fotografladım.
Ama bir şey aslı gibi olmuyor. Ama mutlu pazarınız, yaşamınız olsun.
TRABZON
Şehirlere insanlar gelir, şehirlrrden insanlar gider. Bazı filmler böyle başlar. Hele film biterkenki gidişler. Düpedüz yitiştir de.
Ulusoy ve Kamberoğlu Trabzon'un iki seyahat firması. Bugün yaşı geçkin olanlar nasıl unutur bu iki adı
1939 YILINDA OBJEKTIFE BÖYLE BAKTI
1944 yılında babası Abdulmecit ölünce Dürrişehvar babasını Istwnbul'a nakledebilmek için her şeyi yaptı. Inönü'ye uzun mektuplar yazdı. Red yanıtını aldı. Naaş bir camide, soğuk bir odada yıllarca bekledi. Bir umut, Ankara'dan olumlu haber bekledi.
Berar'da eşi Newwab Azam Şah bekleyen naaşın defni için Istanbul türbelerine benzer bu yapıyı yaptı. Dürrişehvar da alternatif olarak onay vermişti.
Ancak dört yıl bekleyen naaş 1948 yılında Medine'ye defnedildi. Hindistan'daki bu türbe de kala kaldı. Ne kimse defnedildi, ne bakanı oldu
HINDISTAN'DA ZOR YILLAR
Dürrişehvar bu evliliği istemiyordu. Bunu mavi bakışlarıyla babasına belli etmeye çalıştı. Babası ise mavi geri bakışlarına sessiz ısrarı ekledi. Kızı içinden zoraki peki, dedi.
Bazı seramonilerden sonra eşi Newwab Azam Şah'ın koluna girerek Berar idari şehri Haydarabad'a gitti.
Berar sarayına iki erkek çocuk verdi. Ancak mutsuzdu ve hüznü yüzündeydi.
1940'ların başında babasının sağlığı kötüleşince San Remo'ya döndü. Ölene kadar babasıyla ilgilendi. Daha da dönmedi ve Nawwab Şah'la ayrıldılar. Iki oğlu Berar sarayında kaldı
ISTANBUL'DAN FRANSA'YA ORADAN HİNDİSTAN'A
Sürgündeki mahsun, mahzun ve mahmur prenses Dürrişehvar San Remo'da büyüdü. Babasına hep destek oldu. Daha on dokuzundaydı. O zamanlar için evlilik yaşıydı.
Hindistan'da o zaman çok sayıda devletçik, idari yapılar vardı. Ticaret Ingilizlerin elindeydi. Bu sebeple her yerin idari işlerine de karışıyorlardı. Yani yerel yöneticiler Ingilizlere bağlıydı. Koca coğrafya sömürgeydi.
Hindistan'da Müslüman Berar Nazımı, 1931 yılında on dokuz yaşındaki bu deniz gözlü kızı babasından istedi
YATANI OLMAYAN TÜRBE
Bu türbe Hindistan'da. Kırsal bir alanda ve Ellora mağaralarına yakın. Yapı mimarisi yakın geldi, değil mi? Gelin hikayesine bakalım:
Son Osmanlı halifesi Abdulmecit Efendi (1922- 1924) iki yıl halifelik yaptı. 1924 yılında hilafet lağvedilince trenle Sirkeci'den Avrupa'ya gitti. Fransa'ya yerleşti ve 1944 yılında orada öldü.
Istanbul'dan çıkarken vakit geceydi. On iki yaşında kızı Dürrişehvar'ın elinden tutmuştu. Gecenin karanlığı ikisinin de mavi gözlerinden akan yaşı gizliyordu.
DRINA KÖPRÜSÜ
Drina bjr nehir adı. Bosna Hersek'te gâhi çağıldayarak gâhi durgun akar.
Drina bir köprü adı. Nehir endamınca Bosna Hersek'in Sırp Kantonu şehri Vişegrad'da nehir üzerine yapılmış. Banisi Sokollu, mimarı Sinan. Sokollu Mehmet (Baya) Paşa'nın doğduğu köy karşı yamaçta. Köyünden koparılıp enderuna alınırken annesinin feryat figan onu takip edip suyu geçemediği, Drina'da beline kadar ilerleyip naçar geri dönüp dövündüğü noktaya köprüyü yaptırır. Ivo Andriç öyle diyor.
Drina Köprüsü, bir roman adı. Vişegradlı Sırp Ivo Andriç yazdı. Nobelli Andriç'in başat eseridir. Yazar romanında köprünün yaşına denk bir zamanda dünü ve bugünü anlattı. Vişegrad insanlarını
ORHAN CAMİİ, ADAPAZARI
Kayıt adıyla Orhan Gazi Camii, halk arasındaki adı ile Orhan Camii.
Osmanlı Devletinin erken dönem, henüz beylik dönemi eserlerindendir. 1323- 1325 yıllarında inşa edilmiştir ki bu tarih kuruluşun ilk çeyrek yüz yılıdır.
Camii, bu tarihte yörenin fütuhatını sonrasında beyliğini yapan Konuralp inşa ettirmiş ve Orhan Gazi'nin adını vermiştir.
1893 yılında Istanbul'da da büyük yıkıma yol açan ve Istanbulluların "Kıyamet-i Süğra, Küçük Kıyamet" dediği deprem Adapazarı'ndaki bu en eski camii tahrip etmiştir.
O yıl şehirde kaymakam olarak görev yapan Nüzhet Paşa, devrin mimari anlayışına uygun yeniden inşa ettirmiştir. 1967 Mudurnu, 1999 yılındaki Gölcük depreminde de cami ciddi zarar görmüş ancak kısa sürede onarılmıştır.
Dikdörtgen planlı Orhan Camiinin duvarları kesme taş ve tuğladan örülmüştür. Kubbesiz çatı kırma tekniğiyle kapatılmıştır ve içten ahşaptır. Dıştan ise kiremittir. Tek minareli ve tek şerefelidir. Minare kıble yönüne bakarken teâmülen sağ geriye kondurulmuştur.
KADRAJIMDAN EDIRNE SWETİ YORGİ KİLİSESİ
VE EDIRNE BULGARLARININ 20.YY SEYRİ
Edirne 20. yy başında bir çok ırkı, dili, dini hatta mezhebi barındırıyordu. Bunlardan biri de Hristiyan Bulgarlardı. Sadece Edirne şehir merkezinde mi, hayır. Cemaat Trakya'nın hemen her yerine azar serpilmişlerdi. Sonra Istanbul ve Bursa'da varlardı. Tarihî kadim nüfus işte. (Kadim kelimesini eski ama devamı olmayan anlamında kullandım.)
Trakya'nın o günkü nüfusunun % 10'u diyelim. Edirne şehir merkezinde ise 9200 kişilik kalabalık bir Bulgar cemaati vardı ki 85 000 kişilik şehrin %12'sine tekabul ediyordu.
Günümüzde o binlerden, yüzlerden bahsetmek artık mümkün değil. Gittiler, yoklar. Oysa Kıyık, Yıldırım ve Kirişhane semtlerinde çoğunluktaydılar. Terekede Kıyık'ta harap olmaktan zar zor kurtarılmış ve günümüzde faal Sweti Yorgi var bir de Meriç'e doğru Sweti Eleni ve Konstantin kiliseleri...
Sweti Eleni ve Konstantin göreceli yakın tarihte restorasyon gördü. Yılın bir iki günü Bulgaristan ve Istanbul'dan gelenlerle sembolik olarak toplanılıyor, ibadet ediliyor. Ama fotografladığım Sweti Yorgi öyle değil. 9200 kişiden kalan son aile Çıkırık ailesinin gayretiyle soluk almaya çalıştı. Baba Filip Çıkırık hem kalan cemaat hem zorunlu papazdı. Ölünce oğlu 1961 doğumlu Aleksandr Çıkırık aynı görevi sürdürdü. Toplam cemaat ise iki kardeş ve aileleleriydi.
Papaz Aleksandr da babası gibi şehirde çok sevildi. Vali, belediye başkanı sürekli yakınlık ve ilgi gösteriyordu. Sevginin sebebi biraz da kadim nüfusun son fertleri olmanın algılardaki hüznüydü.
Aleksandr Çıkırık, 2023 yılında kalp krizinden ölünce kalabalık bir Edirneli topluluk tarafından ömrünü adadığı Sweti Yorgi kilisesinin bahçesine defnedildi.
Günümüzde Bulgaristan'la soğuk savaş dönemindeki anlamsız gerilimler yok. Edirne şehir ticareti, çarşı çok canlı. Günübirlik şehirde bulunan Bulgaristanlılar yüzlerce hatta binlerce. Işte onların Edirne'de bulunma günü pazara denk geliyorsa bazıları Kıyık'taki Sweti Yorgi'ye doluşuyor.
Koro hâlinde yükselen gamlı ilahiler almaşık duvarlarında yankılanıp sokağa dökülüyor. Yinelemem gerekiyor, Edirne'de kadim tarih, şehrin ara, dar sokaklarındadır.